Kürdistan Halkına Önce İbrahim Güçlü'yü ölümle tehdit eden, ardından da birçok kürd/kürdistanlı kişi ve kurumu tehdit ederek devam eden PKK/HPG'nın istikrarsız ve belirsiz siyaseti, PKK\'nın kürd ulusunu ehlileştirmede bir araç olduğunun bir kez daha açığa çıkmasıdır. Kürd ulusu, 1920'lerde emperyalist güçlerin bir cenahı tarafından oluşturulan politikanın gereği olarak dört devlet arasında paylaştırılmış uluslararası bir ezilen ulustur. Kürd ulusu bu parçalanmışlığı ve ezilen ulus statüsünü kabullenmeyerek o günden beri dört parçada da bir ulusal kurtuluş mücadelesi içindedir. 1984'ten beri Kürdistan\'ın kuzeyindeki gelişmelere damgasını vuran PKK'dır. PKK'nın çıkışından beri değişmeyen ve vazgeçilmeyen stratejisi Kürd ulusal hareketinin diğer tüm örgütlerinin tasfiyesini kendisine siyasi hedef seçmesidir. Bu stratejisinin dört parçada da uygulanması onun siyasi hedefidir. Kürdistan'ın diğer parçalarında bu hedefine ulaşamasa da Kürdistan'ın kuzeyinde başarmak asıl hedefidir. PKK çıkışından itibaren bu asıl hedefine ulaşmak için siyasal eylemlerini şu esaslar üzerinde sürdürmüştür: Öncü örgüt olduğu gerekçesiyle Kürdistan halkına bürokratik yöntemlerle buyruk verme hakkını kendisinde görür. Kürd ulusal kurtuluş mücadelesinin çıkarlarını, PKK'nın çıkarlarına tabi tutar. Kürd ulusal hareketin çıkarlarını değil, PKK'nın çıkarlarını esas aldığından Kürd ulusal hareketi içindeki diğer siyasi akımlarla ilişkilerinde ültimatomcu, şiddete dayalı vb. siyasal olmayan yöntemleri kullanmayı kendine siyasal yöntem seçmiştir. Kürdistan halkıyla bir bütün olarak ilişkide olan PKK değil, parti lideri olarak Abdullah Öcalan'dır. Bu ilişki de buyrukçu ve tekyönlüdür. Bu siyasi eylem stratejisinin Kürd ulusal kurtuluş mücadelesine değil, ezen-ulus devletlerine hizmet ettiği gün gibi açıktır. Hâlbuki Kürd ulusal kurtuluş mücadelesini hedefleyen bir örgüt, yukarıda belirtilen siyasi eylem stratejisine karşı mücadele eder ve bu eylem stratejini her alanda teşhir etmeyi kendine bir tarihsel görev bilir. Sorun olan Kürd ulusal hareketi içinde bu tarihsel görevi üstlenebilecek bir örgütlenmenin olmayışıdır. Çünkü bu görevi ancak Kürdistani ya da ulusal siyasetin yönlendirmesinde bir örgütlenme üstlenebilirdi. Ne var ki Kürd ulusal hareketi, ulusal siyasetin rehberliğinin yönlendirmesindeki bir partiden mahrumdur. Kürdistani bir siyaset yönlendirmesinde olan bir parti; Kürdistan halkına hükmetmeye kalkışmaz ve bürokratik yöntemle buyruk verme hakkını kendinde bulmaz. Kürdistani bir siyaset yönlendirmesinde olan bir parti; parti çıkarlarını Kürd ulusal kurtuluş mücadelesinin çıkarlarına tabi tutar. Kürdistani bir siyaset yönlendirmesinde olan bir parti; kürd ulusal hareketi içindeki diğer siyasi akımlarla ilişkilerinde örgüt ya da grup çıkarlarının gereği olarak iftira, komplo, ültimatomcu ve şiddet gibi siyasal olmayan yöntemlere karşı kararlı mücadele eder. Bu mücadeleyi de her mücadele gibi Kürd ulusal kurtuluş mücadelesinin bir siyasi aracına dönüştürür. Kürdistani bir siyasetin yönlendirmesinde olan bir partide; partinin merkezi ya da lideri değil, partinin kendisi Kürdistan halkıyla ilişkide olur. Bundandır ki Kürd ulusal hareketinin acil ihtiyacı Kürdistani bir siyasetin yönlendirmesindeki bir devrimci partinin oluşturulmasıdır. PKK'nın tarih sahnesine çıktığı dönemde Kuzey Kürdistan'da bağımsız birleşik Kürdistan siyasi eğilimi daha güçlüydü ve bu eğilimin siyasi örgütlenmesini sağlayacak bir siyasi potansiyel de vardı. PKK de bağımsız birleşik Kürdistan şiarı ile siyasi mücadele alanına katıldı. Ancak PKK\'nın çıkışında belirlediği bağımsız birleşik Kürdistan hedefi ile, geliştirdiği strateji, taktikler ve ittifaklar siyaseti aykırılık içindedir. Siyasi eylem stratejisi gereği olarak Kuzey Kürdistan'da tek örgütlü güç kalma hedefinden hareketle Kürd ulusunu, ezen-ulus toplumuna ve devletlerine karşı tanımlamasına, kıyaslamasına ve farklı çıkarlara sahip olan bir toplum oluşumuna karşı çıkmıştır. Ezilen Kürd ulusunun bir kesimini yine bir diğer Kürd kesimle tanımlamıştır. Bu tanımlama siyasal amaçlara göre değil, örgüt çıkarlarına göre yapılmıştır. Yani PKK ve kitlesinin yanında olmayan diğer tüm Kürdleri köle ruhlu ve işbirlikçi olarak tanımlamıştır. Ezen-ulus devletinden ziyade köle ruhlu ve işbirlikçi olduğunu iddia ettiği Kürdlerle ve Kürd örgütleriyle çatışmaya girmiştir. Bu siyasi eylemini meşrulaştırmak için Kürd ulusal hareketini PKK'nın tarihiyle başlatır. Bu siyasi anlayış Kürd ulusal sorununu Misak-i Milli yani Türkiye'nin içinde görmektir. Kürdistan'ın kuzeyini diğer parçalardan koparmaktır. Bundandır ki; PKK'nın çıkışından bugüne kadar siyaseti belirsiz ve istikrarsızdır. Bundan amaç, tek örgütlü güç kalmak, böylece Kürd ulusal hareketini ulusal siyasetten koparıp T.C. ile bir azınlık siyaseti zemininde anlaşmaktır. Bugün ise Kuzey Kürdistan'da bağımsızlık eğilimi 1970'lere göre daha zayıftır ve ağırlıklı siyasal eğilim azınlık ya da parçacı siyasetidir. Bugün de PKK, azınlık hak ve özgürlüklerini bireysel hak ve özgürlüklere dönüştürme mücadelesine girmiştir. İbrahim Güçlü'yü ölümle tehdit etmesi ve diğer kişi ve kurumlara düşmanca yaklaşımı de bu mücadelenin kızışmasından başka bir şey değildir. Elbette PKK'nın Kürd örgütlerine, gruplarına ve kadrolarına yönelik iftira, komplo, şiddet vb siyasi olmayan yöntemlere başvurmasında Kürd ulusal hareketinin çıkarı yoktur, tam aksine ezen-ulus devletin ya da devletlerin çıkarı vardır. Bununla birlikte kuzeyde egemen olan siyasi akımların başta PKK-DTP ile HAK-PAR, KADEP vb. aralarında nicel farklılıklar olmakla birlikte yüzü Kürdistan'a dönük değil, Türkiye'ye ve Türkiye'deki farklı siyasi akımlara dönüktür. Genel hatlarıyla belirtmek gerekirse PKK-DTP'nin yüzü Kemalistlere ve “laikçi“ kesimlere, HAK-PAR, KADEP vb.nin de AKP ve “liberal“ kesimlere dönüktür. Dolayısıyla Türkiye'deki siyasi iktidarı paylaşan grupların ve sermaye grupların arasındaki mücadeleyi Kürdistan'a taşımaktadırlar. Ne varki Güney Kürdistan\'ın federal devlet yapılanmasında yol alması ve Kerkük\'ün de bu federal yapıya dahil edilmesine yönelik gelişmelere karşı Kemalistler ve \'laikçi\' kesimler ile AKP iktidarı ve \'liberal\' kesimler, kendi aralarındaki çelişki ve çatışmaları bir kenara iterek birlikte hareket etmeye başlamışlardır. Yani Kürdlere karşı geleneksel inkarcı ve imhacı siyasete birlikte hareket etmektir. AKP ve destekçisi olan \'liberal\' aydınlar ile asker ve sivil bürokrasi ya da statükocu güçler arasında varolan ve bir kenara itilen çelişki ve çatışma da demokrasinin genişletilmesi değil, yalnızca burjuvazinin ekonomik ve siyasal özgürlük alanını genişletmekten ibarettir. \'Liberal\' aydın ve siyasetçilerin gerek \'laik\' kesimi ve gerekse \'İslami\' kesimine göre, Kürdlere sınırlı demokratik ve özgürlüklerin tanınması ancak Türkiye\'de demokrasinin genişlemesiyle mümkündür. Türkiye\'de demokrasinin genişlemesi de AB ile bütünleşme sağlandıktan sonra gerçekleşebilir. Kürdlerin demokratik talepleri de Türkiye\'nin AB ile bütünleşme sağlandıktan sonra gündeme gelebilir. Bu \'liberal\'ler; Kürdlerden, AB süreci tamamlanıncaya kadar mevcut konumlarına rıza göstermelerini istemektedirler. Ya da AB süreci tamamlanıncaya kadar, Kürdler de Kürdlerin temsilcisi olma hedefiyle kendi aralarındaki çelişki ve çatışmalarını derinleştirmesinin mücadelesini sürdürsünler. Bunun için PKK-DTP ile HAK-PAR, KADEP vb.nin arasındaki mücadelenin siyasi perspektifi, Türkiye'nin demokratikleşmesinin sınırları içinde Kürdlerin temsilcisi olmaktan ibarettir. Bu mücadelenin içeriği de Kürd ulusunun dikkatlerini, T.C.nin Ortadoğu savaşının kızışması sürecinde Kürdlere yönelik gizli soykırım planından uzaklaştırmakta ve Kürd ulusunun manipüle edilmesine hizmet etmektedir. Esasında çoktan beri soykırım uygulanmaktadır. Zor ve şiddetle dörtbinden fazla köyün boşaltılması, beşmilyondan fazla Kürdün coğrafyasından kovulması ve T.C.nin resmi, resmi olmayan bütün kurumlarınin Kürdleri asimileye tabi tutmaları zaten bir soykırımdır. Bunun için İbrahim Güçlü\'ye yapılan ölüm tehdidi de dâhil olmak üzere bütün gelişmeleri ve mücadeleleri, ulusal siyaset ve araçlarını oluşturmak yönünde yorumlayarak siyaset üretmek gerekmektedir. Bu hileli yönlendirmenin bir parçasına dönüşmemenin tek yolu, azınlık siyasetinin ve ulusal siyasetin arasındaki ideolojik, programsal, örgütsel ve siyasal ayrım çizgilerinin çekilmesinden geçer. Bu bir tarihsel görev olarak önümüzde durmaktadır. Amed'te patlayan bomba bildirisinde Kürdlere yönelik soykırım planı hakkında söylediklerimizi burada tekrar belirtmede fayda var. “Bu plan bizzat AKP iktidarının da içinde olduğu gizli ve merkezi devlet aygıtlarının kontrolü altında yapılandırılmıştır. Ve PKK'nın siyaseti de bu planın bir aletidir. Kürdler, uluslararası alanda meşru haklarını en iyi savunma koşullarına sahip olmalarına rağmen ulusal siyasetten yoksun oluşun getirdiği kıyım ile karşı karşıyadır. Bu program ancak ulusal siyaset perspektifinde toplumun kendi öz örgütlenme ve savunma araçlarının yaratılması ile tersine çevrilebilir. Bu program ancak, tüm Kürdistanlıların ortak duruşu ile yıkılabilir. Onun için Kürdistan'daki siyasi özne iddiasında olanların, ki biz de buna dâhiliz, olayı kınamaları değil, karşı konumlamaları ile bu program boşa çıkartabilir. Yoksa bizlerde bu soykırımın pasif rol oynayan oyuncuları olarak, günaha ortak olmaktan kurtulamayız. Ulusal siyaset izlemeyen parçacı ve azınlık siyaseti temsilcileri, bu yıkımdan payını alacaklardır, gerek güneydeki siyasi güçler, gerekse kuzeydeki siyasi güçler ortak bir Kürdistani siyaset etrafında kenetlenirse TC'nin bu vahşet programını, Kürdistan devriminin fırsatlarına dönüştürülebilir.“ Bugün dünya kapitalist ekonomisinin büyüme dönemi geride kalmış ve genel bir durgunluk eğilimi içine girmiştir. Nükleer silahlar da içinde olmak üzere silahlanma yarışı yeniden başlamıştır. ABD Ortadoğu'ya Rusya Orta Asya'ya yerleşmiş ve ABD emperyalizminin Büyük Ortadoğu projesi ile Rusya ve Çin emperyalizminin başını çektiği Şanghay ittifakının Büyük Avrasya projesi çelişki içindedir. Afrika ve Asya haritalarının yeniden çizilmesi emperyalist güçler tarafından çoktan beri gündem maddesi haline gelmiştir. Dünya, siyasi krizin ve ekonomik durgunluğun sürecini yaşamaktadır. Bu ekonomik ve siyasi koşullarda dünyanın yeniden nüfuz alanlarının paylaşım mücadelesi kızışarak sürmekte ve bir dünya savaşına doğru gitmektedir. Zaten Kürdistan coğrafyasında bu savaş başlamıştır bile. Dünya paylaşım savaşının hangi güçler arasında ve hangi biçimlere bürüneceğinden bağımsız olarak bu süreçte Kürd ulusu için en büyük ihanet tehlikesi azınlık siyaseti olacaktır. PKK/HPG sitesinde üst üste iki yazı ile tanınmayan bir kişi olan Aram Masis imzasıyla İbrahim Güçlü'nün ölümle tehdit edilmesi ve bazı kişi ve kurumlara yönelik düşmanca beyanlarından Kürd ulusal hareketinin hiçbir çıkarı yoktur, ancak Kuzey Kürdistan toplumunda siyasi güvensizliğin pekişmesine hizmet etmektedir. Kürd siyasi akımların ulusal siyaset zemini üzerinde siyasi ittifak oluşturmaları sürecin dayattığı bir siyasal görevdir. Ulusal siyaset zemini üzerinde siyasal ittifakın en önemli engeli de güvensizliktir. Güvensizliğin pekişmesinde Kürd ulusal hareketinin değil, T.C.nin çıkarı vardır. Kürdistan toplumunda siyasi güvensizliği oluşturan en önemli etkenlerden biri de siyasal olmayan mücadele yöntemidir. O nedenledir ki Kürd siyasi akımları arasında güvensizliği pekiştirmeyle yetinmeyip işi iftira ve şiddete yani siyasal olmayan mücadele yöntemine vardırmanın T.C.ye hizmetin tescilini ilan etmekten ibaret olduğu açıktır. Kürd ulusal kurtuluş mücadelesinin içinde olmanın ve taraftar olmanın başta gelen bir ölçütü de siyasal olmayan mücadele yöntemlerine karşı kararlı bir biçimde durmaktır. 30.01.2008 Amed Weşana Ray ([email protected])
Re: Ray Yayınevi'nin İbrahim Güçlü ile ilgili Açıklaması