Direkt zum Inhalt
Submitted by Anonymous (nicht überprüft) on 30 January 2008

Kürt tarihinin yakın döneminde yaşanan önemli bazı siyasal olaylar, farklı zamanlarda yaşanmış olmalarına rağmen, iç ve dış boyutları bakımından, birbirlerinden farklılıklar göstermediklerini, Kürdistan'daki sömürge olgusunu değiştirmediklerine dair sonuçları, günümüzde Türkiye'nin, ABD, AB ve Bağdat hükümetlerinin destekleriyle, Kuzey ve Güney Kürdistan'da gerçekleştirdiği askeri saldırıların yapılış biçiminde görmekteyiz. Ortadoğu'da siyasal çıkarları olan devletler, sömürge Kürdistan meselesini bu siyasal çıkarlara ulaşmanın malzemesi olarak gördüklerinden, Türkiye, Irak ve İran yönetimlerinin, Kürt ulusuna yönelik 1925'ten sonra gerçekleştirdikleri soykırımlara, tehcirlere ve Kürtlerin ulus olarak inkar edilmelerine sessiz kaldıkları gibi, bahsi geçen devletleri, çıkarları gereği, askeri ve ekonomik yönlerden destekleyerek, diplomatik ilişkiler bağlamında, Kürt ulusunu “malzeme ve kurban“ olgusu içinde değerlendiriyorlardı. Yaklaşık yüzyıldır devam eden bu “malzeme ve kurban“ değerlendirmesi, günümüzde de ortadoğu'daki çıkar politiklarında daha güçlü bir şekilde kullanıldığını söylemek mümkündür. Örneğin; Türkiye'nin Kuzey ve Güney Kürdistan'da gerçekleştirdiği askeri seferler, terör saldırıları ve Kürtleri soykırım ile tehdit etme faaliyetleri, AB ve ABD tarafından olumlu karşılanmakta, ayrıca AB, Kürt katliamlarını gerçekleştiren Türkiye'yi, “demokratikleşen“ bir ülke olarak değerlendirmektedir.

Kürdistan siyasi tarihinde önemli roller oynayan bazı Kürt siyasetçileri ve diplomatları, yaklaşık yüzyıldır “malzeme ve kurban“ olgusunu ortadan kaldıramadıkları gibi, zaman zamanda siyasal çıkmaz ve çaresizliklerden dolayı, bu siyasal olgunun sınırları dahilinde hareket ettiklerini, daha önce yaşanmış bazı örneklerde görmek mümkündür. Örneğin; İngiltere ve Fransız hükümetlerinin 1919-1926 yılları arasında Güney ve kuzey Kürtlerine karşı geliştirdikleri siyasal ilişki tarzı ile Ankara ve Bağdat yönetimlerine verdikleri diplomatik, askeri ve ekonomik destekler, Kürtlerin devlet kurma umudunu ortadan kaldırmış, ayrıca nüfuz sahibi bazı Kürt kökenli siyasetçilerin yardımlarıyla, „malzeme ve kurban“ olma sürecine zemin hazırlamışlar idi. Bağımsız bir devlet kurma becerisini göstermeyen Kürtler, bu siyasal zemin üzerinde, ulus-devlet olma şansını da yitirerek, günümüze kadar bitmeyen askeri seferlerin ve zulümlerin hedefi haline gelmişler idi. Son zamanlarda Türkiye'nin, Kuzey ve Güney Kürdistan'a yönelik uçak filolarıyla gerçekleştirdiği askeri seferler, bu siyasal zeminin bir devamı olarak karşımıza çıkmaktadır.

1925-1950'ye kadar Kürdistan'da pek siyasal etki göstermeyen Türkiye yönetimi,1950'de A.Menderes, F.Köprülü ve C.Bayar ile Demokrat Parti dönemini başlatarak, bu politik çerçeve içinde Kürtleri siyasi olarak Ankara'ya bağlamayı denemiş idi. Sömürge Kürdistan'daki soykırımların hemen akabinde, Kürtler arasında nüfuz sahibi ağalar, beyler ve şeyhler üzerinden yürütülen bu siyasi denemenin, Türk yönetimi açısından başarılı olduğunu söylemek mümkündür. DP hükümeti bir yandan mebus anlamında nüfuz sahibi Kürtler ile siyasi ilişkiler geliştirirken,diğer taraftan Güney Kürdistan'daki gelişmelerden dolayı, Kürdistan'a takviye askeri güçler yolluyordu. Örneğin; Adnan Menderes, 1958'de Irak'taki olayları bahane ederek, Güney Kürdistan'a askeri saldırı yapma kararı alarak, Irak ve Suriye sınırındaki askeri birlikleri alarma geçirmişti. Fakat Rusya-ABD ilişkileri bağlamında bu saldırı mümkün olmamıştı. Buna karşılık Menderes hükümeti, ABD ile 5 Mart 1959'de işbirliği antlaşması imzalamıştı. Örneğin;antlaşmanın girişinde „saldırı ve dolaylı saldırı“ kavramlarına yer verilmiş, yani Türkiye'deki ve Irak'taki Kürtler arasında bir ayaklanma, bir karışıklık olursa,Türk Hükümetinin isteği üzerine ABD silahlı birlikler gönderebilecekti.

Aynı durum günümüzde Erdoğan hükümeti ile ABD arasında Kürtlere yönelik yapılan işbirliği faaliyetleri ile çok benzerlikler göstermektedir. Ayrıca Menderes iktidarından sonra, Erdoğan hükümeti de 1990'dan sonra Türkiye ile kopuş sürecine giren Kürtleri, Ankara'ya bağlama denemesini gerçekleştirerek, seçimlerde, Kürtlerin desteğini aldıktan sonra, Kürt kökenli mebusların destekleriyle, Kürtleri, Türk ırkçılığının düşmanı ilan ederek, Kürt savaşçılarına terörist muamelesi yaparak, Kuzey ve Güney Kürdistan'a askeri seferler düzenleyerek, Kürtleri katletmektedir. ABD ve AB'nin destekleriyle, Ankara yönetimi 16 -22 Aralık tarihlerinde,Güney Kürdistan'a yönelik gerçekleştirdigi askeri saldırıları,Türk Başbakanı şöyle değerlendirmektedir; “..Bu harekatın icra ve planlamasında görev alan başta Genelkurmay Başkanım olmak üzere Kuvvet Komutanlarımız ve kahraman pilotlarımızı,tüm Türk Silahlı Kuvvetlerimizin mensuplarını şahsım, hükümetim ve milletim adına tebrik ediyorum, kutluyorum...Ülkemizin, milletimizin birlik ve bütünlüğü, huzur ve selameti için verdiğimiz bu mücadele, içeride ve dışarıda aynı kararlılıkla devam edecektir“.Ankara meclisinde bulunan Kürt kökenli mebusların alkışlarıyla Erdoğan, Kürtlere yönelik gerçekleşitirilen askeri operasyonları, bir övünc kaynağı olarak değerlendirmekte ve Kürtleri katledenleri, kahraman olarak ilan etmektedir. Ayrıca katliam suçunu gizleme güdüsüyle, Güney Kürdistan'daki, Kürt siyasetçilerini aşağılyarak, ciddiye almadığını, Bağdat'daki Arap rejiminin muhatabı oldugunu dile getirmektedir.

Günümüzde Kürt ulusu adına Ankara ve Bağdat sömürge meclislerinde Mebus, Cumhurbaşkanı veya Dışişleri bakanı mertebesine rağbet etme olgusu, bir yönüyle, Kürtleri yeniden 1920'lerdeki milli ve siyasi hataların tekrarı içine almaktadır. Kürtlerin bu siyasal tavrı,Türk, Arap ve Fars yönetimlerine, Kürtleri soykırım etme zemini sunduğu gibi, uluslararası diplomaside, siyasal çıkarlara „malzeme ve kurban“ olmayı da beraberinde getirmektedir.

Kürt siyasetçileri ve diplomatları „Türkiye'nin 1946'dan beri ABD tarafından ekonomik ve askeri yardımlarla desteklendiğini“analiz edememekte, bu siyasi durumu pek ciddiye almamaktadırlar. Ortaya çıkan bazı siyasi verilerin sonuçlarina göre, AB ülkelerinin ve ABD'nin,yaklaşık yüzyıldır Kürdistan'da uyguladıkları „Kürtleri başka rejimler altında yaşatmaya alıştırma“ politikasının devam ettirilmesinden yana oldukları yönündedir. Örneğin; Kürt kökenli siyasetçileri Bağdat'da Cumhurbaşkanı, Dışişleri bakanı ve Mebus olarak ödülendirerek, bu alıştırma sürecini gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar.

Sonuç olarak, Bağdat,Waşington ve Brüksel (AB) yönetimlerinin destekleriyle,Türkiye Kuzey ve Güney Kürdistan'a askeri seferler düzenleyerek,Kürtleri katletmektedir.Bu siyasal sonucun ortaya çıkmasında, Ankara meclisinde bulunan Kürt kökenli mebusların, önemli oranda pay sahibi olduklarını söylemek mümkündür.

*Bu yazı Dema Nu Gazetesinin 27.12. 2007 sayısında yayınlanmıştır

Neuen Kommentar schreiben

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.