Sayin Agirdiz
Tarih ve tarihj yazimi hakkindaki herhangi bir ozel egitime sahip degilim. Ancak bu "ilginc" yaklasimi da arka cebimden cikarmiyorum. Hurmuzgan ve Kapadokya Kurd Kralligi iddialarini sorgulayabilmek icin tarih metodolojisi hakkinda ozel bir egitme sahip olmak gerekmez. Ekonomi, siyaset, hukuk, sosyoloji, psikoloji, felsefe, fizik, kimya, biyoloji, vs yani tarih disindaki butun diger akademik alanlarda da benzer metodolojiler uygulandigi icin bu alanlardan herhangi birinde egitim sahibi olmak yeter. Tabii ki bu disiplinler arasinda kalin cizgiler mevcuttur. Misalen uzmanlik alani hukuk olan biri bir hukuk profesoru diyelim, mesele kimya, siyaset, psikoloji olunca "bu benim uzmanlik alanim disindadir der" ve cenesini kapatir, bilgiclik taslamaz ve buna hakki yoktur. Ancak metod hakkinda biraz bilgi sahibi oldugu icin butun akademik disiplinler icin balli bazi sorular gecerli oldugunun farkindadir. Kaynaklarin nedir? Delillerin nedir? Bunlarin guvenilirlikleri ne kadardir? Bu sonuclara nasil varmissin? Nasil bir "reasoning" icra etmissin? Ne kadar objecktif degerlendiriyorsun meseleyi? vs vs. Bunlar genel akademik kaidelerdir.
Tirkceyi bu forumlardan baska hic bir yerde kullanmamaya mumkun mertebe ozen gostermeye calisirim. Su son yirmi yilda bir duzineden fazla tirkce kitapta okumus degilim, Allaha sukur! Tirkce'nin ne kadar geri, kit, suni, ve anti-bilimsel oldugunu gorebilmek icin gercektende baska bir dilde yuksek egitim gormus olmak gerek. Misalen, Ingilizce de "scientific" ve "scholarly" kelimeleri birbirinden farkli konseptlere tekabul eder. Fizik ve kimya uzerinde arastirmalar "scientific research" olarak bilinir. Oysa tarih, edebiyat, hukuk gibi alanlardaki arastirmalar ise "scholarly research" olarak siniflandirilir. Oysa ingilizcedeki "scientific" ve "scholarly" kelimeleri yapmacik, uydurmaca tirkcede (demin seslisozluk.com a da baktim) "bilimsel" olarak bilinir. Yani tirkce dilinde hem fizik arastimalari, hem edebiyat arastirmalari ve sanirsam hem de ilahiyat arastirmalari akademik duzeyde icra edilince maalesef "bilimsel arastirmalar" olarak siniflandirilmaktadir. Yani Tirkcede kimyacisindan ilahiyatcisina kadar doktora sahibi olmus herkes kendisini bir tur bilim adami olarak gorur. Cikti mi simdi karsimiza bir konseptuel kargasa!!! Kurdlerde dahil Tirkce dilinde yazanlar arasinda birakin bir tirk universitesinden doktora sahibi olanlari -ki tirkiyede yuz tane universite var bir tanesi bile dunyanin ilk 500 universitesi arasinda degil-bir tirk universitesinde bir profun yuzunu dahi gormemis olanlarin kendi makalelerini "bilimsel" olarak algilama ve satma huyu vardir.
Tirkce ne felsefe dilidir, ne bilim dilidir ve ne de edebiyat dilidir. Bakmayin siz Orhan Pamuk'un Nobel odulu almasina. Christopher Hitchens'a gore 11 Eylul 2001 olaylarindan sonra Bati dunyasi kendisine bir "dragoman"(yani Ortadogulu tercuman) bulmak icin ilimli bir muslaman yazar arayisi icerisine girmisti ve Hitchens bunu Orhan Pamuk nobel odulu almadan iki yil once, Orhan Pamuk'un pek de orijinal/yetenekli bir yazar olmadigini iddia ettigi "Kar" romanini elestiren bir makalesinde soyluyordu. (Bu arada "elestiri" kelimesinin de tipki "bilimsel" kelimesi gibi tirkcede kargasa dolu anlamlara sahip oldugunu laf arasinda ekleyelim) Tabii ki bizim Kuzey Kurdistanli cemaat cok iyi tirkce -ve hatta oztirkce- konustugu icin KAR romanini okur ancak ingilizce bilmedigi icin Hitchens'in bir makalesini bile okuyamaz. Ayrica dunya edebiyatini (ve bilimini) sadece kit tirkceye yarim yamalak, allah bilir yalan yanlis ve daha da onemlisi YETERSIZ SAYIDA cevrilmis kitaplardan tanir.
Kanan Makiyaya geri gelelim. Makiya'nin esas uzmanlik alani mimarliktir (architecture). Ancak kendi ulkesinde yukslen fasist diktaroluge dayanamamis ve "Republic of Fear" (Korku Cumhuriyeti) isimli bir kitap yazmistir. Bu kitap basit siradan bir kitap degildir. "Scholarly" nitelige sahip, yani bir universite kutuphanesinde referans olarakta kullanilabilecek saglam bir metodolojiyle yazilmistir. Buna ragmen bazi siyaset veya tarih proflarinin bu kitaba bakip burun kivirdigini gorursem hic sasiracagimi sanmiyorum cunki Makiya kendi uzmanlik alani disinda olan bir konuya el atmistir, ve hatta belki de objecktif olarak algilanmayabilir. Akademik dunyanin hem devrimci ve hem de muhafazakar damarlari vardir ve bunlar kabariktir. Kanan Makiya eger kendisin ve kitabinin kredibilitesinin zarar gormesini istemiyorsa bazi kaideleri icra etmek zorundadir. Kitabinin ilk editioninda bir belgeye dayanarak Saddam yonetiminin sirf kadinlarin irzina gecmesi icin ozal olarak bazi polisleri maasa bagladigini iddia etti. Ancak Avrupaya iltica etmis Saddam'in eski bir polisi kitabi oluduktan sonra o belgenin yanlis degerlendirilmis oldugu ve Makiya'nin yanlis bir sonuca varmis oldugu ve tecavuzden tutuklanan bir kisiye ait olabilecegi konusunda kendisiyle yazismis. Dolayisiyla Makiya o belgeyi yeniden degerlendirmek zorunda kaldi ve kitabinin ikinci edition'in onsuzunde bu iddiasini geri cekti. Bu, Saddam'in polis karakollarinda kadinlarin kizlarin irzina gecilmedigi anlamina gelmiyor tabii ki. Saddam'in fasist rejimi, rejime muhalif dusup Irak'tan kacanlarin akrabalarinin tecevuzunu videoya kaydedip muhaliflere postaliyordu. Yani bu konuda zaten bol miktarda kanit var. Makiya'nin geri cekmek zorunda kaldigi iddia sirf kadinlarin irzina gecmek icin Baas rejiminin "maasli polis kontenjanlari" yarattigina dair iddiasi idi.
Son olarak Kurdistan'da islenen soykirimci, fasist insan haklari ihlallerine gelelim. Bir Kurd olarak Guney Kurdistandaki mucadele tarihini sizin ifade ettiklerinizden hic farkli gormuyorum. Ve benzer seyleri yillarca bir suru ingilizce forumda uzun uzadiya dile getirdim. Ancak neticede bunlar hep benim subjektif iddialarim olarak goruldu. Misalen Anfal bir kac insan haklari orgutu, bazi hukumetler ve bir kisim akademik cevreler disinda Kurdlere karsi bir genocide kampanyasi olarak gorulmemektedir. Bunun esas nedeni Saddam bu davadan yargilanip mahkum olmus degil. Eger SAddam Hussein Ali Hassan Al-Majid (Chemical Ali) gibi Andal davasindan yargilanip mahkum olmus olsaydi bile, hukukcular arasinda konsensus mahkemenin uluslararasi standartlara sahip olmadigi ve dolayisiylada mahkumuyetin mesru olmadigi yonunde olacakti. Bize gore Saddam sucluydu tabii ki yargilanmasina bile gerek kalmadan imha edilmeyi hak ediyordu belki. Ancak objektif standartlara gore bir kisi mahkemede suclu bulunmadigi surece masumdur.
Bir misal daha verelim. Bundan bes alti yil oncesine kadar Kurd nufusundan bahsederken ortalam 30 milyon nufusa sahibiz derdik. Bugunlerde ortaya sacilan rakamlar dikkatinizi cektiyse bunun ust siniri 50 milyonu bulmus neredeyse. CIA factbook'da nufus 15-25 milyon arasi gosteriliyordu hatirladigim kadariyla. Hangi rakam dogru acaba? Bu, hem bizim, hem dusmanlarimizin ve hem de "bagimsiz gozlemcilerin" Kurdlerin ne kadar buyuk/kucuk bir kitle olarak gordugune bagli herhalde. Cunki maalesef 21. yuzyilin basinda olmamiza ragmen hala Kurdleri Kurd olarak sayan bir nufus yoklamasina sahip degiliz. Kurd nufusu ve Kurdistan nufusu ayri seyler tabii ki bunu da unutmayalim. Kendi sayimizi ifade ederken bile dogru duzgun bir metodoloji yakalayabilmis degiliz.
Cok uzattim yine, af buyurun!
Selam ve hurmet
Shexmus Amed
Tarih, metod, tirkce, Pamuk, Makiya amatorce uzun uzadiya