ilk etapta imrali,
kürt sorunu
ve birazda devrimci cözümu üzerinde durmaya calisayim.
Kürt sorununun niteligi, kapsami ve devrimci çözüma iliskin
ele alacagimiz temel konu,
Kürt sorunu
bizim bir siyasal hareket olarak, yillardir tartisip degerlendirdigimiz bir konu. Bu sorunun tarihsel temeli,
toplumsal-siyasal anlami,
devrimci çözümü -tüm bunlar,
Kürt sorununa iliskin temel degerlendirmelere deginmeden gecemiyecegim.
Her ulusal sorun temelde bir siyasal sorundur !!
Kürt sorunu siyasal bir sorun degildir demek, asagi yukari Kürtler ezilen bir ulus degildir demekle ayni anlama gelir.
Gerçekte ise her ulusal sorun, temelde bir siyasal sorundur.
Azinliklar sorunu, azinlik milliyetler sorunu bu daha çok bir dil ve kültürel haklar sorunudur. Bunlar belli bir etnik kökenden gelen, kendine özgü kültürleri olan, ama bünyesinde bulunduklari ülke toplamina serpilmis bir azinlik nüfustur. Belli bir egemen ulusun bünyesine serpilmis bulunan ve baski altinda tutulan çesitli azinlik milliyetler sözkonusu oldugu zaman, sorun esas olarak dil ve kültürleri üzerindeki baskinin kalkmasidir.
Kendi dillerinin ve kültürlerinin özgürce kullanilmasi ve gelistirilmesi için gerekli demokratik kosullarin yaratilmasidir.
Ama sözkonusu olan ezilen bir ulus ise, bu durumda sorun tümüyle farklidir,
bu tümüyle bir siyasal sorundur.
Yapisi geregi ulus, tarihsel ve siyasal bir kategoridir.
Ve ulusal hak esitsizliginin bulundugu, uluslarin ezen ve ezilen konumda olduklari durumda ve yerde, esitsiz konumda tutulan ulusun özgürlük ve esitlik istemi tümüyle mesru bir siyasal istemdir.
Bu bir nesnel durumdur, öznel tercih sorunu degil.
Ezilen konumdaki uluslarin, dogal bir biçimde, esit olma, özgür olma, kendi kaderini tayin etme haklari vardir. Eger arzu ediyorlarsa ayrilma, ayri bir bagimsiz devlet olarak var olma haklari vardir. Kimse bu haklari yok sayamaz, herhangi bir ulusu bundan men edemez. Ezilen bir ulusun özgür kosullara ulastiginda bu hakki ayrilma dogrultusunda kullanip kullanmamasi ya da bunun ezen ve ezilen uluslarin emekçilerinin çikarina olup olmadigi, tümüyle ayri bir sorundur.
Ama bunlar ezilen ve baski altinda tutulan uluslarin nesnel demokratik haklaridir, öznel tanimlamalar ya da tercihlerle ortadan kaldirilamazlar.
Kürdistan olarak anilan, toprak bütünlügü olan bir tarihsel cografya var.
Bunun üzerinde kendine özgü bir dili ve kültürü olan bir etnik toplum tarihin eski zamanlarindan beri yasiyor.
Bu toplumun tarihten gelen kendine özgü bir manevi-kültürel sekillenmesi var. Modern dönemde bu toplum bir uluslasma süreci yasamis.
Ulusal varligini ve bunun ifadesi olan özgürlük istemini, egemen ulusal bünyeye karsi sayisiz isyan hareketiyle sik sik ayrica da ortaya koyup duyurmus. O zaman bu ulusun kendi kaderini özgürce, diledigince tayin etme hakki neden olmasin ki? Bu, bireylerin, partilerin, ya da egemen ve baskici konumdaki güçlerin keyfine, tercihine, ya da feragatine kalmis öznel bir sorun degil ki.
Her ulus gibi Kürt ulusunun da bu hakki vardir, bu onun için en mesru ve dogal haktir. Bu hakki ayrilma dogrultusunda kullanip kullanmamasi, Marksizm'in hep vurguladigi gibi, tümüyle ayri ve somut bir tarihi sorundur.
Bir hakki kullanmak demek, bu hakki birlikte yasamak dogrultusunda da kullanabilmek anlamina gelir. Uluslarin kendi kaderini tayin hakki, yalnizca özgür bir seçim hakkidir, her iki yönde de kullanilabilir. Ve bu özgürlük tanindigi ölçüde, halklarin özgürce birlikte yasama arzusunu ve tercihini güçlendirir yalnizca. Bastirildigi, zorla ortadan kaldirildigi ölçüde ise, uluslari böler, ulusal güvensizlik ve kopma, hatta kin ve husumet zemini haline gelir.
Ezilen ulus milliyetçiligini besleyerek, ayrilma arzusunu güçlendirir.
Düne kadar ezilen bir ulusun milliyetçisi olarak ulusal dava güden
Abdullah Öcalan'nin bugün tutup Imrali'da uluslarin kendi kaderini tayin hakki ilkesine iliskin olarak söyledikleri, tepeden tirnaga bir samimiyetsizlik örnegi ve ifadesidir. Kendisi cahil kabul edilemeyecegine göre, burada çok bilinçli, insafina sigindiklarina sirin görünmeyi amaçlayan kaba bir çarpitma var demektir.
Anem türk babam kürt misali
Imrali savunmasinda, ’70'lerdeki ideolojik ortamin agirligi altinda Marksizmin bu ilkesi bizi ayrilikçiliga götürdü, deniliyor. Bu tümüyle temelsiz bir iddiadir, tepeden tirnaga gerçegin çarpitilip tersyüz edilmesidir.
Marksizm, uluslarin kendi kaderlerini tayin hakkini, tam da ezen ulusla ezilen ulusun emekçilerinin sinifsal birligini, tam da uluslarin esitlige dayali özgür ve gönüllü birligini saglayabilmek amaci çerçevesinde savunur.
Ezilen ulusa güven vermek,
tarihten gelen güvensizligi gidermek,
böylece birlikte mücadele edip, birlikte kurtulusa ulasip, yeni toplumu birlikte insa etmeyi gerçeklestirebilmek için, bunu basarabilmek içindi.
Ama Abdullah Öcalan;
biz bu konuda ’70'li yillardaki agir ideolojik ortamin etkisinde kaldik, Marksizm'in tuzagina düstük, tuttuk uluslarin kendi kaderini tayin hakkini savunduk, bundan dolayi da ayrilikçi olduk, diyebiliyor bugün.
Burada sözkonusu olan bilgisizlik degil, düpedüz çarpitmadir, nedamet ruh hali içinde Marksizmi ve kürtleri kandirmak ve en kaba bir biçimde çarpitmaktir.
Dün milliyetçiler olarak çarpitiyorlardi,
bugün teslimiyetçiler olarak...
Çok daha kritik bir nokta var ki, ezilen ulus milliyetçisi olarak
Abdullah Öcalan gibileri, bunu hep özenle görmezlikten gelmislerdir.
benim dört parca olmus kürtlerin ulusal soruna iliskin programi, hiç de yalnizca ezilen ulusun kendi kaderini tayin hakkindan olusmaz.
Bunu tamamlayan, daha dogrusu, bununla ayrilmaz biçimde bagli olan bir öteki temel ilke ise; ayni devletin bünyesi içindeki tüm uluslardan isçilerin her açidan ve her düzeyde ortak örgütlenmesi ve birlikte mücadelesini savunmaktir. Bir baska ifadeyle, milliyet ayrimi gözetmeksizin isçi sinifinin birligi ve ortak örgütlenmesi konusunda tavizsiz olmaktir. Buradaki basari ölçüsündedir ki, ezen ve ezilen ulusun gelecekteki esitlige dayali özgür ve gönüllü birliginin de temelleri atilmis, böylece bu birlik güvenceye alinmis olur.
Dolayisiyla, bu meselelere, çözüm olanaklarina, ortaya çikacak durumlara, bugünkü statüko içerisinden degil, devrimin yaratacagi köklü dönüsümler içerisinden bakilir. Ama böyle bakabilmek için de devrimci olmak gerekir.
imrali:
Kalkip bir halkin bir gün bile ayri yasayamayacagini, ancak onun bunun “kuklasi“ ya da “malikhanesi“ olarak yasayabilecegini iddia etmek, Türk sovenizminin dilinden konusmaktir.
Türk sovenisleri de;
Kürtler tarihte hiçbir zaman devlet kuramamistir, hiçbir zaman da kuramaz demiyorlar mi? Ikinci Dünya Savasi karmasasinda bir Mahabat Kürt Cumhuriyeti kurmus, o da birkaç ay yasamistir; bu ulusun bir devlet kurma yetenegi kesin olarak yoktur, demiyorlar mi? Siz Türk burjuvazisinin 70 yillik tezini tekrarlamak zorunda misiniz?
Kürt yurtseverlerinin bu söylenenlere isyan etmesi gerekir,
ama bugün ciddi ciddi olup bitene
“Baskanin kapsamli çözümlemeleri“
denilebiliyor. Traji-komik olay da budur.
Misak-i Milli'nin yeni mücahitleri
Iste Imrali savunmasindan bir baska pasaj: “Kürtler'in en agirlikli bölümü, yüzde yetmislere varan kismi Türkiye'de oldugu gibi diger parçalar veya alanlardaki Kürtler ve birlikte yasadiklari için Türkmenler de Misak-i Milli geregi Türkiye'den sayilirlar.“ (Savunma, s.124)
Abdullah Öcalan,MEKTUPLARINDA
, PKK Baskanlik Konseyi'ne diyor ki; sizin Güney Kürdistan'daki varliginizi, Türk devleti, kendisine karsi bir tehlike olarak degil, tersine, kendisi için bir güvence ve imkan olarak algiliyabilmeli, buna uygun davranmalisiniz. Yani, nasil Barzani ve Talabani Amerikan'nin o bölgedeki varliginin güvencesi ise, PKK da oradaki Türk varliginin bir güvencesi, bir dayanagi olmali, buna uygun hareket etmeli, Türk devletine bu güveni vermeliymis.
Bilindigi gibi, Amerika, Güney Kürdistan'da kendine yakin olan kürtlerle ayri bir Kürt devleti yaratmak istiyor.
Öcalan Imrali döneminde bu konuda Türk devletine seslenerek, diyor ki;
siz Kürtlerin %70'inin yasadigi bu büyük parçada, dil ve kültürel tavizler temeli üzerinde bu meseleyi çözerseniz, o zaman orasi üzerinde hak iddia etme olanagini da daha güçlü bir biçimde elde edersiniz. Güney'de hizli gelismeler var,
ABD sizden bagimsiz olarak orada bir inisiyatif alani yaratiyor, orada ayri bir Kürt devleti hizla sekilleniyor; oysa Türkiye bizimle meseleyi çözerse, Amerikan inisiyatifinde ve denetiminde bir devlet kurulacagina, orayi Türkiye'nin nüfuzu altindaki bir bölge haline getirmek mümkün olur. Abdullah Öcalan'in dedigi bu.
Bu elbette genel planda yine de Amerika'nin çikarina olur.
Ama Amerika'nin dogrudan kendi denetimindeki bir Kürt devletiyle, Türkiye üzerinden o bölgede etkin olmasi, iki farkli durumdur.
Bu noktada Türk politikasiyla Amerikan politikasi arasinda her zaman belli çeliskiler oldu. ABD'nin oradaki girisimlerini Türk devleti her zaman belli kaygilarla, belli kuskularla, belli tepkilerle karsilamistir.
Abdullah Öcalan,
iste bu çelismenin bilinciyle
Türk devletine yaranmaya çalisiyor;
Türkiye'deki meseleyi bazi hak kirintilariyla çözün, böylece orayla ilgili dogrudan hak iddia etmeniz de kolaylasir,
zaten orasi “Misak-i Milli“nin bir parçasi, diyor.
Zamaninda Ingilizler oyunla koparip aldilar,
eger siz bizi taniyip bünyenize alirsaniz,
Güney Kürdistan'da da mesru bir varlik kazanirsiniz,
Çünkü biz orada variz, orada etkimiz var, prestijimiz var,
bu oldugu gibi sizin hanenize yazilir, sizin varliginizin bir parçasi olur, PKK'nin güçleri Türk güçlerinin bir parçasi haline gelir,
butun savunmasinda bunu net bir biçimde söylüyor; bu güç üzerine bütün emperyalistler hesap yapiyorlar, niye öyle olsun, Türkiye bu gücü bir an önce alip kendi gücüne katsin, diyor.
Guneye yapilan bu son kapsamli operasyonlarda bu teorinin bir parcasiydi diyebilirim.
silvan FARQINI