Skip to main content
Submitted by Anonymous (not verified) on 15 February 2008

Michael Rubin'in the Middle East Forum'da yayınlanan yazısının (raporunun) başlığı söyle: Is Iraqi Kürdistan a Good Ally? (Irak Kürdistan'ı iyi müttefik mi?).
Rapor yayınlandıktan bir hafta sonra tecümesi Kürdce Hawlati gazetesinden yayınlandı. Tercümesi yayınlanıncaya kadar gıkı çıkmayan Kürd liderler (Barzani ve Talabani) birden hidayete varıp yasaların var olduğunu hatırladılar. Hawlati gazetesi ve Rubin'e karşı dava açtılar.

Rubin makalesinden yeni bir şey söylemiyor; dahası söyledikleri şeyler Kürdlerin bilmediği şeyler değildi.

--------------------------------------------------------------------------------

--------------------------------------------------------------------------------

Michael Rubin Haklı!
Metin TiMOCiN/Nasname Yazari-Kanada

[email protected]

Michael Rubin'in the Middle East Forum'da yayınlanan yazısının (raporunun) başlığı söyle: Is Iraqi Kürdistan a Good Ally? (Irak Kürdistan'ı iyi müttefik mi?).

Rapor yayınlandıktan bir hafta sonra tecümesi Kürdce Hawlati gazetesinden yayınlandı. Tercümesi yayınlanıncaya kadar gıkı çıkmayan Kürd liderler (Barzani ve Talabani) birden hidayete varıp yasaların var olduğunu hatırladılar. Hawlati gazetesi ve Rubin'e karşı dava açtılar.

Rubin makalesinden yeni bir şey söylemiyor; dahası söyledikleri şeyler Kürdlerin bilmediği şeyler değildi. Mesela Rubin, yolsuzluklar sonucu Barzani'nin iki (2) milyar, Talabani'nin ise 500 milyon dolar kadar haksız kazanç elde ettiklerinden bahsediyor.

Kürd liderleri tanıyanlar, yönetim şekline bakanlar yolsuzlukların boyutunun Rubin'in söylediklerinin çok üzerinden olduğunu rahatlıkla söylerler.

Aklı başından olan herkes Kürd liderlerin Rubin'e zerar veremiyeceklerini bilirler. Burada hedef Hawlati gazetesidir. Çünkü bu gercek Kürdlerin yüzü akı olup, tarafsızca insanları bilgilendiren nadide gazetelerden birisi. Daha once de bu liderler Hawlati'yi susturmak için bir sürü oyun denediler.

Kürd halkı, Kürd liderlerin yolsuzluklarını sadece bir şekilde sineye cekebilirdi: Kerkük referandumun gerçekleşmesi ve Kerkük topraklarının haklı sahiplerine geri dönmesiydi. Ama Kürd ilelebet liderler bu konuda çok kötü sınıfta kaldılar.

Mesela Kerkük konusunda olanlar yeterince halka anlatılmıyor. Referandumun ertelenmesi parlamento kararı olmadan gerçekleştiği için, referandumun olmasını mümkün kılan Anayasanın 140. inci maddesi hükümsüz kalıyor. Bu konuda inisiyatif tamamen Birleşmiş Milletlerin kontrolüne geçiyor. Ki Kürd yönetiminin Birleşmiş Milletler bünyesinde hiç bir yasal hükmü yok. Bu durumda Kerkük'un nihayı karar mercii olan bu kurumda pek söylüyeceği bir şeyi de olmaz. Bu konuda karar güçleri 22 Arap ülkesi ve Türkiye olacak. Zaten Türkiye'nin istekleri de bu yöndeydi.

Tekrar başa dönersek: Rubin'in sorusuna cevabı verelim. Hayır böyle liderlikler ile Irak Kürdistanı iyi bir müttefik olamaz. Bunun çok nedenleri var ama ben iki nedenden bahs ederek Rubin'in İngiliz'ce yazısıni aşağıda veriyorum. Kararı okuyucu versin.

Birinci neden, bilindiği gibi Ameikan güçleri İran'in Erbil'deki temsilciliğinde "görev" yapan İran'lı "diplamatları" tutuklamıştı. Bunu öğrenen Barzani heybetli bir şekilde Avustralya TV'ye (Mart 6, 2007) çıkarak Amerika'lıları aptallıkla (an idiotic action by the Americans) itham ediyordu. Bu mudur iyi müttefik olmak? Bu mudur diplomasinin dilini bilmek? Akıllı lider "dönünce olaya bakariz, şu anda elinde nedenleri ile ilgili bir bilginin olmadığını" söylüyemiyor. Ki rivayetlere göre bu olayı Rubin televizyonda izliyormus. Bu olaydan sonra Rubin'in Irak Kürd liderlere karşı tavrı değişiyor.

İkinci olay; Kerkük ziyareti sırasında Barzani'nin, Condi Rice ile görüşmeyi red etmesi. Şimdiye kadar kendilerini bütün belalardan koruyan, yada koruyabilcek tek müttefiğine karşı böyle diplomatik olmayan davranışlar...

Yani Rubin haklı olarak yukarıda zikrettiğim soruyu soruyor.

Ha bu arada Barzani, "Rubin bunu kanıtlasın, yarısını ona vereyim paranın" demis. Şimdiye kadar Kürdlerin liderlerinin yanlış yaptıklarını kanıtlaycak bir babayiğit çıktı mı ki?

Subat 13, 2008

****

Anonymous (not verified)

Fri, 02/15/2008 - 21:53

Michael Rubin denen unsur, Kürd yurtseverlerince bilinmeyen biri değildir. Kürd karşıtı bir politıka izlemeyi kendine vazife bilyor. Mesele bu olunca onun, Güney Kürd önderliği hakkında ne dediği değil, niye dediğidir. , Bu unsurun Kürdlere karşı mücadele etmeyi kendine iş edinmesi mercek altına alındığında niye dediği de kendiliğinden anlaşılır. Anlaşılması gereken bu unsurun Kürd milletine karşı Türk lobiciliğini üslendiğidir. Makale, mülakat ve en son raporu okunduğunda bunu görmemek saflık olur. Karşılıksız değildir. Bunun bir fiatı var, o da; bu unsurun Türk Genelkurmayı tarafından paraya boğdurulduğudur. Aldığının hakkını vermek için canla başla çalışıyor. Kürd-ABD ilişkilerini bozmak için adamın baş vurmadığı hiçbir yöntem kalmamıştır. Bu unsurun ihbarcı ve iftiracı rolu oynadığı ortadayken onu, Kürd kamuoyu nezdinde temize çıkarmaya çalışmak Kürd yurtseverlerin işi olmasa gerek...

نەناسراو (not verified)

Sat, 02/16/2008 - 02:21

Cevdet AKBAY/ Nasname Yazarı-Amerika [email protected] Arkadaşımız Metin Timoçin'nin yazısını ve Michael Rubin'in yazdığı uzun yazıyı kelimesi kelimesine okudum. Hatta konuyla ilgili olarak birkaç yazıya daha göz attım. Yapılan haksızlık hakkında birşeyler karalamadan duramadım. Aslında bu konu hakkında daha detaylı bir makale yazma niyetindeyim ama meşguliyetten dolayı ne zaman bitirebileceğimi kestiremediğim için konu tam soğumadan birşeyler yazayım, dedim. Evvela, yanlış anlaşılmasın, ben kimsenin, bu durumda Barzani'nın, avukatlığını yapmıyorum, yeri geldiğinde eleştirmesini de bilirim ama eleştirdiğimiz konuda bizi destekleyen verilere, delillere ihtiyacımız var. Artı, bizden birisine bir düşman vururken benim elim ona kalkmaz, kalkmamalıdır. Kendi meselemizi kendi aramızda halletmeliyiz. Düşmanın tokatıyla kardeşlerimizi dövemeyiz. Hele Rubin gibi saldırganların ipiyle değil kuyuya inmek, düz ovada bile yürümem. Michael Rubin, “Barzani yolsuzluk yaptı“ dedi diye ben aynı iddiayı desteklemem. İki durumdan dolayı. Hayır, Michael Rubin Haklı Değil, Sadece Saçmalıyor! Cevdet AKBAY/ Nasname Yazarı-Amerika [email protected] Arkadaşımız Metin Timoçin'nin yazısını ve Michael Rubin'in yazdığı uzun yazıyı kelimesi kelimesine okudum. Hatta konuyla ilgili olarak birkaç yazıya daha göz attım. Yapılan haksızlık hakkında birşeyler karalamadan duramadım. Aslında bu konu hakkında daha detaylı bir makale yazma niyetindeyim ama meşguliyetten dolayı ne zaman bitirebileceğimi kestiremediğim için konu tam soğumadan birşeyler yazayım, dedim. Daha önceki yazılarından da anlaşılacağı gibi Metin arkadaşımızın Güney Kürdistan yöneticileri hakkında farklı, daha doğrusu negatif bir bakış açısı var. Bunun değerlendirmesini yapmak için değil, sadece yaklaşımı ortaya koymak için yazıyorum bunu. Ben şahsen kişi ve olaylara toptan bir yaklaşımdan çok, tabir caizse, parekende bir yaklaşım sahibiyim. Yani mesela bir yazarın on yazısını okursam, o yazarı her bir yazıda yazdığı fikirlere göre değerlendiririm. “Şu şu yazısına katılıyorum ama şunlara katılmıyorum“ ama onu toptan silmem, atmam, veya toptan kabullenmem. Evvela, yanlış anlaşılmasın, ben kimsenin, bu durumda Barzani'nın, avukatlığını yapmıyorum, yeri geldiğinde eleştirmesini de bilirim ama eleştirdiğimiz konuda bizi destekleyen verilere, delillere ihtiyacımız var. Artı, bizden birisine bir düşman vururken benim elim ona kalkmaz, kalkmamalıdır. Kendi meselemizi kendi aramızda halletmeliyiz. Düşmanın tokatıyla kardeşlerimizi dövemeyiz. Hele Rubin gibi saldırganların ipiyle değil kuyuya inmek, düz ovada bile yürümem. Michael Rubin, “Barzani yolsuzluk yaptı“ dedi diye ben aynı iddiayı desteklemem. İki durumdan dolayı. Bir, Rubin somut bir delil getiremiyor, sadece iddialarla konuşuyor. Mesela, “Barzani'nin 2 milyar, Talabani'nin 400 milyon dolar parası var“ diyor. Suçlananlar iddiayı reddediyor. Rubin'de onu destekleyecek somut bir delil, mesela banka hesabı mı var? Hayır. Yani kaba bir tabirle işkembeden atıyor; çamur atıyor, “tutarsa ne ala, tutmazsa izi kalır“ hesabı. Rubin'in, Ahmed Çelebi'yi savunduğu bir yazısında “anonim istihbarat servislerinin iddialarına güvenemeyiz“ diyor mesela. Ama neredeyse bölge hakkında yazdığı hemen hemen her yazısında mutlaka sataştığı Barzani hakkında (Talabani hakkında da) çok temelsiz iddialarla geliyor. Daha önce de yazmıştım, mesela PKK'yi Barzani'nın yönettiğini iddia ediyor. Oysa bunu destekleyecek hiçbir somut bilgi olmadığı gibi Öcalan ile Barzani'yi tanıyanlar böyle komik bir iddiayı ortaya atamaz. Rubin bunları çok iyi biliyor ama gerçekleri saptırıyor, çünkü görevi o. İki, eleştiri yöneltenin kredibilitesine bakarım. Güvenirliliği tartışılır olan insanların iddialarını yankılatmak/desteklemek için kılı kırk yarmakta fayda vardır. Daha önce Nasname için yazdığım yazılarımda da belirttiğim gibi (http://www.nasname.com/index.php?module=article&view=816), Rubin, Kentbank'in içini boşaltan (daha yaygın bir tabirle “hortumlayan“) Mustafa Süzer'in adeta avukatlığını yapıyor (http://www.nationalreview.com/rubin/rubin200508020819.asp). Hem de birkaç yazısında (http://www.nationalreview.com/rubin/rubin200510031238.asp ve http://www.meforum.org/article/767). Süzer'in bankasına Ecevit döneminde el konduğu halde Erdoğan'a saldırmayı tercih ediyor Rubin. Çünkü Erdoğan'i, Türkiye'nin militaristleşmesi önünde büyük bir engel olarak görüyor ve dostu Süzer'i savunurken Erdoğan'a bindirmeyi de ihmal etmiyor. Şimdi sormazlar mı adama, “Barzani'yi yolsuzlukla suçluyorsun ama başka yolsuzluk yapanları, üstelik mahkeme ile tesbit edilmiş birini, destekliyorsun. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?!“ Banka hortumlayan Demirel'leri savunmayı da ihmal etmiyor Rubin. Aslında kendisi hakkında da hiç de hoş olmayan iddialar var. Mesela, para karşılığı İsrail için istihbarat topladığı falan söyleniyor. 2000-2001 yıllarında Süleymaniye, Selahaddin ve Duhok üniversitelerinde 9 ay civarında çalışmışlığı vardır. 2002 ile 2004 arasında Irak'taki Geçici Hükümet için politika danışmanı olarak çalışıyordu. Aynı zamanda Pentagon için de görev yapıyordu. Detayina daha sonra girerim. Rubin, 21 Mayıs 2004'te kaleme aldığı, “The growing gap = büyüyen ihtilaf“ başlıklı yazısında (http://www.nationalreview.com/rubin/rubin200405210849.asp), Ahmed Çelebi'nın evine yapılan baskını eleştiriyor. O zaman iktidarda olan Irak Geçici Koalisyon Otoritesi'nin başındaki L. Paul Bremer'i yerden yere vuruyor. Bremer, Neokonlar tarafından Irak'in başına geçirilmeye çalışılan, saman altından su yürüten Ahmed Çelebi'nin çevirdiği dümenin farkında olduğu için ondan hazetmiyordu. Nitekim, Çelebi'nin bir darbe hazırlığında olduğu duyumuna dayanarak 20 Mayıs 2004'te Çelebi'nın evine baskın yapıldı. Rubin'in yazısı ise bir gün sonra, yani 21 Mayis'ta çıkıyor, dikkat buyurunuz. Demek Neokonlar Çelebi'yi her an takip ediyorlar, sırtını sıvazlıyorlar, gerektiğinde, burada olduğu gibi, arkasına geçip onu savunuyorlar. Ahmet Çelebi çok karanlık bir şahsiyet. Ömrünün büyük bir kısmını İngiltere ve Amerika'da geçirmis. Amerika'da matematik alanında doktora yapmış, Beyrut'taki Amerikan Üniversitesi'nde bir süre profesörlük yapmış. Irak işgali için 1992'lerde hazırlanan planda önün da emeği olduğu söyleniyor. Pentagon'daki Neokonlarla yakın mesaisi var; özellikle Paul Wolfowitz ve Richard Perle ile. Jim Hoağland ile arası iyi olduğu için The Washington Post gazetesi, Ahmet Çelebi'yi Irak'in demokratikleşmesi için önemli bir figüre olarak sundu uzun bir süre. 1992'de Amerika'daki Neokonların yardımıyla kurulan Irak Ulusal Kongresi'nin başına geçti. Hedef, Güney Kürdistan'da Barzani ve Talabani'ye karşı öne çıkmak. Ama Neokonların bütün maddi ve manevi desteğine rağmen tutunamadı. Çelebi, zimmetine çok yüklü para geçirdiği suçundan Ürdün'da hapis cezasına çarptırılmış bir insandır (görüldüğü gibi, Rubin dürüst davranmıyor, Barzani'yi yolsuzlukla suçlarken, ki elinde somut bir delil yok, suçu mahkemece ispatlanan Çelebi'yi destekliyor!). Irak Savaşı için gerekli olan sözde istihbarat bilgilerini Ahmet Çelebi sağladı (bunu karşılığında 1 milyon dolar para aldığı söyleniyor). Daha sonra bütün bilgilerin yalan olduğu ortaya çıktı, malum; yani Rubin, yalanci birisini destekliyor. Çelebi, bildiğim kadarıyla Neokonlar tarafından, İkinci Irak savaşı başlamadan kısa bir süre önce de Güney Kürdistan'a yerleştirilir. Gelecek için hazırlık yapılıyor yani. Geleceğin Neokoncu liderini hazırlıyorlar. Savaş başladıktan sonra önemli pozisyonlara getiriliyor ama, yukarıda da söylediğim gibi, kirli planı ortaya çıktığı için diskalifiye ediliyor. Neokonlar, uzun bir süreden beri, “Çelebi'yi bütün Irak'ın başına geçiremedik, bari Kuzey Irak'ın başına geçirelim“ planı yapıyorlar. Neokonlar, Michael Rubin'i yalnız bu iş için tutmuşlar gibime geliyor. Görevi, Güney Kürdistan'da bir kaotik ortam oluşturup Barzani ve Talabani'yı (özellikle Barzani'yi) iktidardan indirip yerine Ahmet Çelebi'yi yerleştirmek. Hatırlarsaniz, bir ara, “Barzani İmrali'ya konmadan PKK bitmez“ diye zirvalamıştı bu arkadaş. Dikkat edilirse, uluslararası derin devlet'in bir parçası olan Neokonların Türkiye'deki uzantıları da (ulusalcılar vs), uzun bir süreden beri “Barzani indirilecek!“ iddiasını dillendirip duruyorlar. Askerleri Güney Kürdistan'a sokmak için çırpınmalarının bir sebebi de buydu. Yani bir taşla üç kuş katliamı yapacaklardı. Hem Türkiye'ye kafalarına göre bir militarist yönetim getireceklerdi, hem de Güney Kürdistan'i karıştırıp orada kafalarına göre bir sistem kuracaklardı. Ertuğrul Özkök ile Rubin'in (daha doğrusu Neokonların) arasındaki muhabbeti de daha önceki bir yazımda yazmıştım. Aralarındaki mesajlaşmalardan falan sözetmiştim. Özkok'un Güney Kürdistan'a karşı savaş çığırtkanlığı yapmasının altında bu kirli ilişki var. Kendi aralarında ülke işgal planları yapıp malları bölüştürmüşler anlaşılan. Güney Kürdistan'daki petrollerin işletilmesi işi sanıyorum Aydın Doğan'a düşmüş ki Özkök savaş çıkartmak için her yolu denemekten çekinmiyor. Son günlerde, Türkiye'yi istikrarsızlaştırmak için başörtüsü kozunu kullanıyor bu Neokon dostu “iş takipçisi“ sözde yazar. Bu kirli birlik hakkında yazılacak çok şey var, en kısa zamanda daha detaylı bir yazı yazmayı düşünüyorum. Şimdi bu kadarıyla iktifa edeyim. Ama şu da var, Neokonlar ve Türkiye'deki uzantıları hiçbir şeye muvaffak olamayacaklar. Planları hep kendi başlarına patlıyor, patlamaya devam edecektir. Kazdıkları kuyularda boğulup gidecekler. 15 Şubat 2008 YENİ ŞAFAK'TAN AYNI PARALELDE BİR YAZI Harp Akademileri'nde bir neo-faşist! ABD Enterprise Enstitüsü uzmanı, eski Pentagon görevlisi Michael Rubin, Rubin, Harp Akademileri Komutanlığı'nda düzenlenen “Güvenliğin Yeni Boyutları ve Uluslararası Örgütler“ başlıklı uluslararası sempozyumda, “Asimetrik Tehdit Kavramı ve Uluslar arası Güvenliğe Yansımaları“ konulu bir sunum yaptı. Rubin, konuşmasında Ortadoğu ve terörle ilgili birtakım değerlendirmelerde bulundu. Peki fikirlerine değer verilen Michael Rubin ve üyesi olduğu Neoconlar kimler? Yakından tanıyalım... Irak'ı bu hale getiren, Türkiye'yi bugünkü tehditlerle yüz yüze bırakan, neo-faşist çevrelerin önemli isimlerinden Michael Rubin Harp Akademileri'nde yeni stratejilerini anlattı. YENİ ŞAFAK İNTERNET- AA İBRAHİM KARAGÜL'ÜN YORUMU Harp Akademileri'nde bir neo-faşist! “Kürtler Türk ordusunu yener“, “Türkiye şeriata gidiyor“, “İslamcı cumhurbaşkanı mı gelecek“ diyerek Ak Parti'ye, Türkiye'ye savaş açan, iç savaş senaryoları yazan, provokatörlük ve darbe çağrıları yapan İsrail aşırı sağına mensup çevresiyle “İslam'la savaş“ yaygaralarına devam eden, ABD'deki neoconların yeni yetmelerinden Michael Rubin Harb Akademileri'nin davetlisi. Kim bu adamlar? Irak'ı bu hale getiren, yüz binlerce insanı öldüren, Türkiye'yi bugünkü tehditlerle yüz yüze bırakan, yeni Haçlı Savaşları'nı tetikleyen neo-faşist çevrelerin yeni yetmeleri. Büyükanıt'ın konuştuğu güvenlik toplantılarında o da konuşacak. Ağababaları yıllardır lobicilik adına Türkiye'nin milyonlarca dolarını yedi. Yemeye devam ediyorlar. Türkiye'yi ABD ve İsrail için hizaya sokmak en büyük görevleri. Asparagas, tahrik, senaryo, yalan konuşurlar, onları yazarlar. Ve Türkiye'de ciddiye alınırlar. MİCHAEL RUBİN'İN HARP AKADEMİLERİNDE KONUŞTU ABD Enterprise Enstitüsü uzmanı, eski Pentagon görevlisi Michael Rubin, Türkiye'nin 2006 Şubat'ında Hamas'ı davet ederek, uluslararası bir meşruiyet kazandırdığı eleştirisinde bulundu. Rubin, “Hamas ve PKK ikisi de terör grubudur. Hizbullah da öyledir. Greenpeace bile otobüslere bomba yerleştirse, amaçları ne kadar güzel olursa olsun terör örgütü olur“ dedi. Rubin, Harp Akademileri Komutanlığı'nda düzenlenen “Güvenliğin Yeni Boyutları ve Uluslararası Örgütler“ başlıklı uluslararası sempozyumda, “Asimetrik Tehdit Kavramı ve Uluslar arası Güvenliğe Yansımaları“ konulu bir sunum yaptı. Terörün tanımının olmadığını ifade eden Rubin, her yerde olduğu halde ne olduğu konusunda çok az mutabakat olduğunu belirtti. Asimetrik tehditteki asıl tartışmanın “zayıfın güçlüyü nasıl durdurabileceği“ noktasında kilitlendiğini vurgulayan Rubin, soğuk savaş döneminin ardından 1996'da ABD parlamentosunun Pentagon'a bir savunma stratejisi geliştirilmesi yönünde talimat verdiğini kaydetti. Asimetrik tehdidin, o zamanlar hassasiyetlerin kullanılması şeklinde ortaya çıktığını anlatan Rubin, SSCB'nin çökmesinden sonra Rusya'nın taktik nükleer silahlarından yararlanmaya yöneldiğini, kısıtlı ekonomik kaynaklarını balistik silahlar yerine taktik silahlar için ayırdığını anlattı. İki tür asimetrik stratejinin tartışıldığını ifade eden Rubin, bunlardan ilkinin teknoloji, ikincisinin terör olduğunu kaydetti. Artık dördüncü nesil savaşlardan bahsedildiğini, Kuveyt savaşının ardından teknolojinin yeni nesil savaşları temsil ettiğini dile getiren Rubin, teknolojiye vurgunun gittikçe arttığını söyledi. Çin ve Kuzey Kore doktrininde teknolojinin kilit bir rol oynadığını ifade eden Rubin, şöyle konuştu: “Terörizm bir taktiktir. Amerikalılar terörle topyekün macadele etmesi doğru değil. Terör bir yöntemdir, hedef değildir. Teknolojiyle arasında bir bağlantı var. Teröre sadece zayıfın stratejisi demek yanlıştır. Terör bir stratejidir. Devlet desteğinde, devletin gücü kadar güçlü ve zayıftır. Yunanistan, Türkiye'ye karşı faaliyet gösteren terör örgütlerine 1980-1990'lı yıllarda destek verdi. Burada amaç Türkiye'nin gücünü azaltmak ve aradaki gücü dengelemekti.“ “GREENPEACE OTOBÜSLERE BOMBA YERLEŞTİRSE...“ Rubin, terörizmin bazı destekleri bulunduğunu da belirterek, şöyle devam etti: “Belçika hükümetinin PKK'nın medya kolu Roj TV'ye verdiği destek, bu grubu olumlu hale getirmiş, onaylamıştır. Bu da dolayısıyla onlara cesaret veriyor. Irak, Mısır, Fransa'da aynı şekilde teröre destek veren televizyon kanalları var. Böylece uluslararası bir meşruiyet kazandırıyorsunuz. Türkiye, 2006 Şubatında Hamas'ı davet ederek, uluslararası bir meşruiyet kazandırdı. Böylece diğer terör örgütleriyle mücadelede zorlanıldı.“ Terörizmin taktiğinin sivilleri hedef almak olduğunu belirten Rubin, bu hareketlerin gayri meşru olduğunu kaydetti. Rubin, “Hamas ve PKK ikisi de terör grubudur. Hizbullah da öyledir. Greenpeace bile otobüslere bomba yerleştirse, amaçları ne kadar güzel olursa olsun terör örgütü olur“ dedi. Rubin, Batı'nın bazen teröristlere destek hareketlerinde bulunduğuna dikkati çekerek, eğer teröristler maksimum düzeyde haklar elde edeceğine inanırsa, gidip sivillerin üzerine ateş etmemek için üzerinde herhangi bir kısıtlama hissetmeyeceğini ifade etti. “ÖNLEYİCİ DİPLOMASİ“ “Asimetrik tehditle nasıl başa çıkılmalı?“ diye soran Rubin, bu konuda “önleyici diplomasinin“ önemine dikkati çekti. Bush'un diplomasisinin eleştirilebileceğini, ancak alternatifinin her zaman iyi bir çözüm olduğu anlamına da gelmeyeceğini söyledi. 2002'de önleyici doktrinin öne sürüldüğünü, ancak uluslararası organizasyonların problemlerin çözümünde yeterli olmadığını anlattı. Diplomatik yollar uygun şekilde uygulanmadığında asimetrik tehditleri çözemeyeceğini ifade eden Rubin, bunun özellikle terör eylemlerinde ortaya çıktığını kaydetti. Rubin, “Kürt lider Barzani, şiddeti kınıyor. Ancak, Ankara terör karşısında siyasi tavizler vermeli mi? Irak Kürt liderlerindeki asimetrik tehdit problemi terörü şiddetlendirecek mahiyettedir“ dedi. Rubin, buna, FKÖ Lideri Yaser Arafat'ın, 1996'da bir konferansta 'İsrail, Filistin taleplerini dinlesin. 30 bin askerimiz var' şeklindeki sözlerini örnek gösterdi. Avrupa'nın İran'a yönelik politikasının 10 yıl istikrarlı devam ettiğini, Muhammed Hatemi'yi kendisine uygun bir partner görmesiyle 2002-2005 yıllarında ticaret hacmini üç katına taşıdığını anlatan Rubin, Tahran'ın kazandığı bu parayı nükleer güç ve silahlanmaya harcadığını, problemin azalması yerine arttığını kaydetti. “GEREĞİ YAPILMAZSA...“ Rubin, Batı Avrupa demokrasileri gereğini yapmadığında Irak'taki gibi diğerlerinin yüreklendirilmiş olacağını söyledi. ABD'de gelecek yıl seçimlere gidileceği, birçok politikacının Irak'tan ABD askerlerinin çekilmesini savunduğunu belirten Rubin, “Ancak bundan sonrası Irak açısından naif kalacak. Bu, terör örgütlerine Batının terörü gördüğünde kaçacağı mesajını verecek. Diplomasi her zaman başvurulacak ilk çare olmalı. 100 olaydan 99'unda belki silaha müracaat gerekmeyecek, ancak bazen de tek işe yarar çare silah olacaktır“ diye konuştu. Asimetrik savaşta teröristlerin doğal bir üstünlüğe sahip olduğunu belirten Rubin, Batı demokrasilerinin asimetrik stratejiye uygun bir ortam sağladığını, çünkü teröristlerin kontrol ettikleri insanları yönlendirebildiklerini anlattı. Rubin, “Irak'ın kuzeyine gerçekleştirdiğim ziyarette, sıradan Kürtlerin, yerel halkın, Kandil dağında bulunan grupların kendi üzerlerinde silahlı baskı kurmasından rahatsız olduklarını dinledim“ dedi. Terör örgütlerini durdurmak için her zaman demokrasinin unsurlarının kullanılamayacağını ifade eden Rubin, asimetrik tehditlere karşı bunlardan haberdar olmak, bunları iyi anlamak gerektiğini kaydetti. 01.06.2007 02/15/2008 09:14 PM

Anonymous (not verified)

Fri, 02/15/2008 - 14:55

Sayın TİMOÇİN Nasname sitesinde Michael Rubin Haklı"! diye bir yazı yazarak ve raporun ingilizcesini yayınlayarak haklı olduğu söylüyor.. Sayın TİMOÇİN bu rapora dayanarak "Barzani'nin 2 milyar ve Talabani'nin 500 milyon doları varmış" diyor... Aslında raporda "Talabani'in 400 milyonu varken" sayin Timoçin kafaya koymuşya onların daha fazla paraya sahip olduğu... O kendince 100 milyonu ekliyor.. Sayin Timoçin'in haklı dediği Rubin bir kaç ay önce Türklere Barzaniyi kaçırıp İmraliye getirmelerini tasviye ediyordu.. Türk Genelkurmayi ile sıkı ilişkileri olduğunu herkes biliyor. O, Amerikadaki tüm Kürd dostlarını teşhir ve deşifre ediyor... Qubat Talabani'nin Kürdistan bağımsızlığı için yaptığı çalışmalardan rahatsız.. Kürdlerin Lobi çalışmalarını suç gibi gösteriyor.. Ayrıca Ortadoğu'da tek yolsuzluk yapan Kürdler mi? Niye Türkleri ve Türk Genelkurmayının yolsuzluklarını ve Arap Şeyhlerinin yolsuzluklarını irdelemiyor? Irak'ın durumu ve gelecğinin tartışıldığı bir ortamda ve Kürdlere yönelik bir sempatinin olduğu Amerika'da niye bu rapor? Sayin Timoçin raporu yanlış okuyor ve değerlendiriyor... Raporun hedefledği amacı görmüyor... Kürd kazanımları hakkında tek olumlu laf etmeyen bir raporu savunyor!!! Yazık biz bu kafa ile hep köle kalırız!!!

Sayin Yusuf, Insanlarimiz böyledir... Kendilerini yikmak icin kendilerine hakaret edenlerin kuyruguna takilirlar.... Biz kendimizden nefret ettigimizden dolayi bizden olmayan ve hatta bize düsman olanlara tapariz... Imrali'dekine iliskin Kürdün yaklasimina baksana... Kürde ve Kürd degerlerine saldiranlara tapmak bizim ulusal kisiligimiz.... Timocin'in yaptigi sadece hezaran baredir... Ona da hasizlik etmeyin... O da milyonlarin yaptiklarini yapar... Sömürge kisilik bu... Bu kisiligi kirmak gerekir.. O, zaman Timocinler, Mimocinler böyle yaklasimlara girmezler.. Selam H.E

Sayin Newroz.com yetkilileri: Nasname'de cikan "Michael Rubin Hakli" yazimdan dolayi oldukca tepki aldim. Insanlarin tepki gostermeleri oldukca dogal. Umudum odur ki, insanlarin diger konulara da boyle duyarli olmalaridir. Tepkilerin cogu yazinin basliginaydi gibime geliyor. Hatta basliktan dolayi kimi insanin ne denmek istendigini de anladigini sanmiyorum. Yazinin basligini "Yaw Su Rubin ne diyor" diye atsaydim insanlar ne derdi acaba merak ediyorum, ama yazinin noktasina dokunmadan. Rubin'i refarans gosteren ilk kisi degilim. Benden once Hawlati tamaminin Kurtce cevirisini verdi. Tercumesini Irak Kurdistaninda bir kac dergi ve gazetede yayinladi. Eger Rubin'i baslikta gostermek "dusmanlik'sa Hawlati benden once gelir. Yinede boyle bir tartisma baslatmanin sababi da, gunahi da benimdir. Birilerini kirdiysak af ola, ama "Dunya yinede donuyor". Saygilarimla. Metin Timocin

Add new comment

Plain text

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.