Dogru babo biz aydin ilerici ve her turlu gelismelere acik olan ve pozitif dusunen insanlarimiz orta dogu cehaletini asmisiz
o anlamda bir güc olamiyoruz
orta doguda gecicide olsa bir guc olmanin temel kosulu melesef cehalet kavramidir.
Bizdeki cehalet
bilgisizliktenmi
kan davasindan mi
yoksa ülkemizin ve insanlarimizin dörde bölünmesindenmmi !
Cehalet olmasaydi kutsal degerler olmazdi.
kutsallik ancak cehaletle mümkündür. Inanci mümkün kilan da cehalettir, bilge insan süphecidir. Insanlarin cehalete yatkinligi bilgisizligin ötesinde bir "cehalet istemi"ne varir.
"Kutsallik istemi"
insani
"cehalet istemi"ne götürür; kendine kutsal alanlar yaratmak isteyen insan, gönüllü olarak cehaleti seçer; çünkü kutsal alanlar karanlik kalmalidir. Eskiden bazi kutsal sayilan degerlere kimse dil uzatamazdi, bugün bile cehalet istemi çok güçlüdür. O öyle çekici ve sinsidir ki, insanlarin en bilgeleri bile onun büyüsüne kapiliverir, açiklama vadeden felsefelerin ve dinlerin derinliklerinde yiter gider. Içleri gerçege ulasma istegi ile dolu nice üstün beynin sonu böyle oldu, gerçege ulasacaklarini sanarken cehalet batagina saplandilar, güçlerini ve istemlerini anlamsiz tartismalarda harcadilar. Oysa algisi açik olana gerçek apaçik ortada;
bilmenin yolu gözlem ve deneyden geçer.
Oturup düsünerek, kolay yoldan evrenin sirlarinin çözülebilecegine inanmak eskiden saflikti, bugün ise ahmakliktan baska bir sey degildir. Iki türlü insan vardir: gerçegi arayanlar ve aramayanlar. Insanlarin büyük çogunlugu gerçegi aramaz ve gerçege ihtiyaç duydugunda -çogu zaman bilinçsizce- baskalarinin formüllerini izler.
Arayanlar ise ikiye ayrilir:
gerçege deney ve gözlemle ulasacaklarini düsünen bilimciler ve gerçege metafizikle ulasacaklarina inanan felsefeciler ve din adamlari.
Bunlarin arasinda en kötüsü din adamlari ve peygamberlerdir. Gerçegi oturduklari agaç dibinde veya dolastiklari daglarda bulduklarini iddia ederler. Insanlara hep kan, aci ve düsmanlik getirdikleri halde kitlelerin bagirlarina bastigi da yine bunlar olmustur, çünkü sistemleri siradan insanin kutsallik ve aidiyet isteklerini karsilar.
Felsefeciler ise gerçegi düsünerek bulduklarina veya bulacaklarina inanirlar. Kutsal alanlara girmeye merakli olduklarindan zaman zaman toplumla ters düserler. Ancak metafizige saplanmis olmalari nedeniyle tarihin baslangicindan beri düsünmelerine karsin ürettikleri yararli bilgi yok denecek kadar azdir. Bilim için, kutsallik kavrami ve metafizik yoktur. Bu nedenle bilimci, anarsisttir; kural, kutsallik ve sinir tanimadan her seye analiz etmek, bilgi edinmek için saldirir. Gerçegin gerçek asigi, tarih boyunca onun pesinde sinir tanimadan en çok kosmus olandir o. Bilimsel metodolojinin gelismesi ile artik bilimcinin kisisel olarak gerçegi aramak istemesine de gerek kalmamistir, sistemin parçasi olmasi yeter. Insanlar, kutsal degerlerine tecavüz eden, tatli hayallerini yikip yerine kati gerçekligi getiren bilimden ve bilimciden hakli olarak nefret ederler. Bilimcilerin eskiden oldugu gibi bugün de kaziga baglanip yakilmamalarinin tek nedeni, sonunda hakli çikmalaridir. Tarihteki ilerlemelerin neredeyse tümü, onlarin eseridir. Günümüzün insani, gerçegin yararliligi ile kutsalligin çekiciligi arasinda sikisip kalmistir.
Acaba biz kürtler
bilimsel ulusal mucadelemizin yararligi ile kof cekiciligi arasinda nerdeyiz.
dediokodu
saskinlik
ayak kaydirma
taklit
kapitalist emellerin pesinde kosma
veya tam zittini gelistirme.
recete nedir?
ulusal bilinc ve ulusal duzeyde politikadir.
silvan FARQINI
silvan FARQINI!!!