Malumun ilamı olan yukarıdaki sözler TC Başbakanı Erdoğan'a ait.
Allah, önünü arkasını düşünmeden konuşmayı adet haline getiren ve böyle yapmakla çok iyi eden Erdoğan'ı, bir kez daha söyletti.
TC Başbakanı, aynı kelimeleri olmasa da aynı anlama gelen şeyleri Almanya'da yaptığı bir konuşmada dile getirdi.
Almanya'da yaşayan ve azımsanmayacak bir oranda bu ülke vatandaşı olan Türklerden, asimilasyona karşı çıkmalarını isteyen Erdoğan, asimilasyonun bir insanlık suçu olduğunu söylüyor.
Ve TC Başbakanı, bu söylemiyle kuruluşundan itibaren TC devletinin insanlık suçu işlediğini ve işlemeye devam ettiğini, istemeden de olsa itiraf ediyor..
Oysa, Kürdistan yurtsever hareketi, demokrat ve barışsever Türk örgütleri, yıllarca bu gerçeği dile getirdiler; dile getirdikleri için de baskı ve takibe uğradılar, hapishanelerde ve mahkeme kapılarında süründüler..
Hayır, gerçeği dile getirdiği için Erdoğan'ın da baskı görmesini, mahkeme kapılarında perişan olmasını istemiyorum; amacım, Türkiye'de gelenek haline gelen çifte standartta vurgu yapmaktı..
Gün ışığına çıkartılıp yayınlanan belgeler ve yapılan araştırmalar, Türk devletinin ta başından itibaren Kürtlerin asimilasyonu için her yola başvurduğunu gösteriyor.
Örneğin Şeyh Said önderliğindeki 1925 Kürt Direnişi'nden sonra hazırlanan Şark Islahat Planı'nın başta gelen amaçlarından birisi, Kürtlerin asimilasyonu idi.
Biliyoruz ki, Şark Islahat Planı, hazırlandığı günden itibaren Türk devletinin Kürtlere yönelik politikaların temel taşlarından birisi oldu.
Tüm hükümetlerin, başta eğitim olmak üzere kültür ve sosyal alanlara ilişkin programlarının yönlendiricisi Şart Islahat Planıydı.
Kürt sorununa ilişkin olarak hazırlanan öteki tüm gizli raporlar, ya Şark Islahat Planı'nın çevresinde dolaştılar ya da onun kopyası olmaktan öteye gidemediler.
Son günlerde basına iki rapor daha yansıdı.
Bunlardan birisi, Atatürk'ün emriyle Kuzey Kürdistan'ı gezen İsmet İnönü'nün hazırladığı rapordu.
Ötekisi ise Ecevit'in arşivinde bulundu.
Hani, şu 27 Mayıs Darbesi ile iktidara el koyan Cemal Gürsel ve silah arkadaşlarının (“İnkılap Hükümeti“ demek daha doğru mu olur yoksa?), “Bölgenin, kendilerini Kürt sananlar lehindeki nüfus strüktürünü Türk lehine çevirmek“ için, "bölgenin nüfus strüktürünü değiştirme ve asimilasyon bakımından" yapılabilecekleri tespit etmek amacıyla Devlet Planlama Teşkilatı'na (DPT) hazırlattığı ve Kurmay Albay Haşim Tosun imzasıyla, uygulanması amacıyla hükümete sunulduğu için “Tosun Paşa Raporu“ olarak da bilinen rapordan bahsediyorum.Bu konuda bilinen en son plan ise Abdullah Öcalan'ın yakalanmasından sonra hazırlandı ve “Doğu ve Güneydoğu Eylem Planı (DGEP)“ adını taşıyor.
DGEP'de yer alan bir madde şöyle: “Eğitimde onarım: Yatılı bölge okullarının güçlendirilmesi, kadınlara okuma-yazma öğretilmesi, TRT'nin eğitici ve öğretici yayınlarının artırılması.“
“Kadınların öğretilecek okuma-yazmanın Türkçe olacağını, bilmem söylemeye gerek var mı?
Kuzey Kürdistan'da, kız çocuklarına yönelik “Baba Beni Okula Gönder“ kampanyasının aynı döneme rastlaması da tesadüf olmasa gerek..
Şart Islahat Planı'nın temel alınarak hazırlanan tüm planların temel amaçlarından birisi, TC Başbakanı Erdoğan'ın, “insanlık suçu“ olarak nitelediği asimilasyondu.
Yatılı Bölge Okulları'nın açılması, Kürtçe konuşmanın yasaklanması, konuşanlardan ceza alınması, Kürtçe köy, şehir, dağ vadi isimlerinin değiştirilmesi, Kürt kültürü ve yayıncılığı üzerindeki baskılar ve benzerleri, söz konusu planların hayata geçirilmesi içindi.
Ve bu politika bugün de devam ediyor.
Bugün, Kürtçe çıkan gazete ve dergi ve kitapların başına gelenler, hepimizin malumu.
Kürt dili ve kültürünün korunması, gelişip serpilmesi için kurulan legal kurum ve kuruluşların önüne çıkartılan engeller de..
AB Uyum Paketleri uyarınca çıkartılan yasalara dayanarak Kürtçe eğitim isteyen üniversite öğrencilerinin başına gelenler, pişmiş tavuğun başına gelmedi.
AB prensipleri çerçevesinde “Çok dilli belediyecilik“ yapmak isteyen ve bu amaçla belediye hizmetlerinde Kürtçe'yi de kullanan Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirtaş'ın İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınması ve Türk yargı sisteminin de uygulamayı onaylaması, demokrasi, sivil toplum, insan hakları, hukukun üstünlüğü, halkın iradesine saygı gibi çağdaş değerlere uymaz ama, Şart Islahat Planı'nın bir parçası olduğuna kuşku yok.
“Kürt sorununda açılım yapma“ söylemleri eşliğinde Diyarbakır'ı ziyaret eden, “Kürtçe eğitim“ talebini, “bekara karı boşamak kolaydır. Kürtlere bu hakkı verirsek Lazlar, Çerkezler, Gürcü ve ötekiler de isterler“ diyerek reddeden Erdoğan'ın bu tavrı da söz konusu plan ve projeler gereğidir.
Ayrıca Erdoğan'ın da resmi ideoloji bağımlısı olduğunu ortaya koymaktadır.
O'nun, insanlık suçu olarak nitelendirdiği asimilasyon politikalarını hayata geçirdiğini göstermektedir.
Kürtlerin asimilasyonunu mubah görev ve evlilerin boşanma zorluklarından bahseden Erdoğan, Almanya Başbakanı Merkel ile yaptığı toplantıda, Türk diliyle eğitim yapan lise ve üniversitelerin açılmasını öneriyor.
TC Başbakanı'nın bu önerisi Almanya'da değişik tepkilere neden oldu.
Hükümet kanadından gelen mesajlar, onların bu öneriye sıcak bakmadığını gösteriyor.
Oysa bu düpedüz çifte standarttır.
Çünkü bu ülkede bir milyonu aşkın Türk yaşıyor.
Almanya'da İtalyan Üniversiteleri, İngilizce eğitim veren üniversiteler ile Fransızca eğitimin yapıldığı liseler bulunuyor.
Ayrıca Türkçe dersleri veriliyor; bazı eyaletlerde Türkçe yabancı dil olarak kabul ediliyor.
Bu durumda Türkçe eğitim yapan lise ve üniversitelerin kurulmasının ne gibi sakıncaları olur ki?.
Ama çifte standarttı gelenek haline getiren Türk yöneticilerin, bu çifte standarttan rahatsız olmaya hakları yok.
Aksine sevinmeleri lazım.
Ya Merkel “Ülkemizde, Kürtler, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyol ve Portekizliler de yaşıyor. Ya onlar da kendi dilleriyle üniversite ve lise isterlerse ne yaparız, onlara da mı vereceğiz“ diye sorsaydı!..
Allah korusun, ya Merkel “Türkçe eğitim yapılan lise ve üniversitelerin kurulması talebi kadar, Kürtçe eğitim yapılanların kurulması talebi de meşrudur“ deseydi..
“Türk Devleti İnsanlık Suçu İşliyor“ / Dengê Kurdistan Akt: