Direkt zum Inhalt
Submitted by Anonymous (nicht überprüft) on 23 April 2008

[img]http://www.kurdistantv.net/rwdx/nucewene/2008/04/2061-HilmiAydogdu.jpg[…]

2008-04-22

"Kerkük'e yapılan bir saldırıyı Diyarbakır'a yapılmış kabul ederiz" sözleri nedeniyle 'Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek' suçundan hakkında dava açılan DTP Diyarbakır eski İl Başkanı Hilmi Aydoğdu'ya 1 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Zaman'ın haberine göre Diyarbakır 8. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya tutuksuz yargılanan Aydoğdu, katılmazken avukatları Muharrem Erbey, Sezgin Tanrıkulu ve Fethi Gümüş hazır bulundu.

Savunmayı yapan Av. Erbey, "Olay tarihi dikkate alındığında Kuzey Irak'a gerçekleştirilmesi düşünülen kara harekâtı sözkonusudur. Kuzey Irak'ta Kürt nüfusu yaşamaktadır. Müvekkilimde yaşanacak duygu kırılmasından bahsetmektedir. Düşüncelerini açıklamıştır. Kanunun ön gördüğü alenen tahrik ve yakın tehlike söz konusu olmadığı gibi bu sözden sonra herhangi bir olay ve ayaklanma gerçekleşmemiştir" dedi.

Benzer bir açıklama yapan Sabahattin Korkmaz hakkında Diyarbakır 6. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından beraat kararı verildiğini hatırlatan Erbey, Aydoğdu'nun beraatını talep etti.

Av. Sezgin Tanrıkulu ve Fethi Gümüş de müvekkillerinin suç unsuru oluşturan bir fiilinin bulunmadığını savunarak, beraatını istedi.
Mahkeme heyeti, TCK'nin 216/1 maddesi uyarınca "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek" suçunu işlediğine kanaat getirdiği DTP'li eski İl Başkanı Hilmi Aydoğdu'yu 1 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı.

Daha sonra indirim maddelerini uygulayan mahkeme, bu cezayı 1 yıl 3 aya indirirken, ömür boyu kamu hizmetlerinden men edilmesine karar verdi.

Aydoğdu'nun sınır ötesi operasyonlara karşı "Kerkük'e yapılan bir saldırıyı Diyarbakır'a yapılmış kabul ederiz" şeklindeki açıklaması basına yansıyınca 23 Şubat günü gözaltına alındıktan sonra tutuklanmıştı.

[url=http://www.kurdistantv.net/nivisek.asp?ser=130&cep=1&nnimre=7615]Kurdis… TV[/url]

[img]http://www.ntvmsnbc.com/news/284338.gif[/img] [b]23 Nisan'da DTP'lilere Bahçeli sahip çıktı[/b] Bahçeli 23 Nisan törenlerinde DTP'lilere yakın ilgi gösterip sahip çıkarken, Erdoğan ve Baykal birbirleriyle konuştular ama DTP'lilerle tokalaşmadılar. [i]NTV-MSNBC 23 Nisan 2008 Çarşamba[/i] ANKARA - 23 Nisan törenlerinin sürprizi, seçimden sonra TBMM'nin açılışında olduğu gibi, MHP lideri Devlet Bahçeli ile DTP'liler arasındaki yakınlaşma oldu. Başbakan ve Anamuhalefet liderinin elini sıkmadığı DTP'lilere yakın ilgi gösteren Bahçeli, Birinci Meclis'teki törende DTP'li Hasip Kaplan'ı yanına oturttu, TBMM'deki törende de DTP Grup Başkanı Ahmet Türk'e sahip çıktı. [url=http://www.ntvmsnbc.com/news/443836.asp]NTV - MSNBC[/url]

[b]BABACAN: ’'TALABANİ'NİN TÜRKİYE ZİYARETİ İKİLİ İLİŞKİLER AÇISINDAN BİR DÖNÜM NOKTASI OLDU''[/b] Irak - 22-Apr-08 PNA - Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan, sorunlardan ve terörizmden arınmış bir Irak görmek istediklerini belirterek, Türkiye'nin Irak'a her alanda yardım etmeye hazır olduğunu söyledi. Türk Dışişleri bakanı Babacan, Genişletilmiş Irak'a Komşu Ülkeler Dışişleri Bakanları toplantısında yaptığı konuşmada, Kuveyt'teki toplantının, Irak'ın hala zor dönemden geçmekte olduğu bir dönemde yapılan genişletilmiş formattaki üçüncü toplantı olduğunu kaydetti. Türkiye'de yayın yapan Zaman gazesinin geçtiği haberde, Türkiye'nin Irak'a komşu ülkeler sürecini başlatan ülke olduğunu anımsatan Babacan, uluslararası camianın toplantıya yüksek katılımdan dolayı duyduğu memnuniyeti ifade etti. Babacan, toplantının sadece Irak'taki zorlu sorunlara barışçıl çözümler bulunması yönündeki güçlü taahhütleri doğrulamadığını, aynı zamanda uluslararası toplumun Irak yetkilileri ve halkına ülkelerinin yeniden yapılanmasındaki zorlukların aşılmasında yardımcı olmak yönündeki güçlü iradesini de gösterdiğini kaydetti. Babacan, Türkiye'nin Irak'ın tüm çabalarına destek olma yönündeki kararlılığının "sağlam ve kalıcı" olduğunu söyledi. Komşu ülkeler sürecinin önemli bir görevi yerine getirdiğini ve bu bağlamda boşluğu doldurduğunu ifade eden Babacan, Orta Doğu'daki ülkelerin kendi sorunlarına sahip olmasının, olası çözümleri kendi aralarında tartışmasının ve barışçı ve siyasi yollarla komşularına yardım etmelerinin önemli olduğunu belirtti. Siyasi uzlaşının Irak'ta devam etmekte olan sorunlar için esas çözüm olduğunu kaydeden Babacan, uluslararası toplumun dikkatini siyasi uyum çabalarına vermesi gerektiğini söyledi. Babacan, toprak bütünlüğü ve ulusal birliği olan, sorunlara barışçıl siyasi çözüm getiren ve Irak'ı tehdit eden ve oradan kaynaklanan terörist faaliyetlerden arındırılmış, demokratik, çoğulcu, güçlü ve birleşik bir Irak'ı yaratmanın müktesebatın önemli unsurları olduğunu kaydetti. Babacan, Türkiye'nin Irak'a yönelik bu meşru önceliklerin güçlendirilmesi ve korunmasına büyük önem verdiğini ifade etti. Dışişleri Bakanı Babacan, bir süredir Irak'ın güvenlik durumuyla ilgili gelişen bir eğilim gözlemlediklerini belirterek, Irak halkının güvenlik ve istikrar sağlamadaki istekliliğinin bu umut veren sürecin arkasındaki esas neden olduğunu söyledi. Babacan, bu çerçevede Irak'ın komşularının Irak halkı ve hükümetinin çabalarına destek vermesi gerektiğinin altını çizdi. Basra'daki durumdan ciddi endişeler duyduklarını da dile getiren Babacan, Basra'da hukukun üstünlüğünün kaosa galip gelmesini görmek istediklerini söyledi. Irak hükümeti tarafından alınan önlemlere güvendiklerini belirten Babacan, asayişin yakında tekrar sağlanacağına olan inancını ifade etti. Babacan, sürdürülebilir güvenli ve istikrarlı bir ortama ulaşabilmek için, siyasi uzlaşının Irak'ta süren büyük sıkıntıdan çıkmanın tek yolu olduğunun anlaşılması gerektiğini belirtti. Dışişleri Bakanı Babacan, aksi takdirde, Irak'ın tüm kazanımlarını kaybedebileceğini ve Irak'ta demokratikleşme yolunda diğer önemli bir fırsatın da kaçırılabileceğini ifade ederek, "Bu bizim için önemli bir endişedir. Bu nedenle, Irak'taki tüm ilgili tarafları sükunet ve itidal ile hareket etmeye çağırıyoruz" dedi. "Türkiye, Irak konusundaki siyasetini çok boyutlu, birleşik bir bütün olarak görüyor. Bu bütün insani, sosyal, kültürel, ekonomik, askeri ve ticari boyutları içeriyor. Türkiye, Iraklı yetkilileri Irak'taki devlet yapısını yeniden inşa etme yolundaki çabaları konusunda desteklemektedir. Bu çerçevede, Iraklı yetkilileri, diplomatları, güvenlik personelini eğitmeyi ve öğrencilere de burs programları önerdik. Diğer yandan Türk hastanelerindeki Iraklı hastalara da tıbbi yardım ve tedavi sağlıyoruz." Ticaret, ekonomi ve enerjinin de Irak'la ikili ilişkilerdeki diğer unsurlar olduğunu vurgulayan Babacan, çeşitli zorlukları olan bir zemine karşın, Türkiye ve Irak arasındaki ticaret hacminin son üç yılda 3 milyar doların üzerinde olduğunu söyledi. Babacan, Irak'taki Türk yatırımlarının da 4 milyar doların üzerinde olduğunu belirterek, Türkiye'nin Irak'a giden sanayi ürünleri için temel bir ulaşım koridor olmayı sürdürdüğünü vurguladı. "2008'de Irak ile ilişkilerimizin bir artış göstermesini istiyoruz" diyen Babacan, bu isteğin en büyük işaretinin de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından, Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'ye yapılan davet olduğunu söyledi. Bu ziyaretin ikili ilişkiler açısından bir dönüm noktası olduğunu kaydeden Babacan, bu ziyaretten sonra PKK'nın ortak bir tehdit oluşturduğunun altının çizildiğini kaydetti. PKK'nin varlığının Türkiye-Irak ikili ilişkilerinin gündeminden çıkarılması konusundaki kararlılığı vurgulayan Babacan, Iraklı yetkililerle bu amaç doğrultusunda işbirliği yaptıklarını belirtti. Türkiye ve Irak arasındaki askeri işbirliğine de değinen Babacan, bu işbirliğinin Genelkurmay İkinci Başkanının Irak'a yaptığı ziyaret ve Irak Genelkurmay İkinci Başkanının bu hafta Türkiye'ye yaptığı ziyaretle ortaya konulduğunu söyledi. İki ülke arasında yüksek düzeyli siyasi ve teknik işbirliğinin de olduğunu kaydeden Babacan, Türkiye'nin Irak'a her alanda yardım etmeye ve Irak'la işbirliği yapmaya hazır olduğunu belirtti. Türkiye'nin Bağdat'ta Büyükelçiliği, Musul'da da Başkonsolosluğu bulunduğunu hatırlatan Babacan, yakın bir zamanda Basra'da bir konsolosluk açacaklarını kaydetti. Babacan konuşmasını, sorunlardan ve terörizmden arınmış bir Irak görmek istediklerini söyleyerek noktaladı. [url=http://peyamner.com/details.aspx?l=6&id=52615]Peyamner[/url]

23.4.2008 Federe Kürdistan Parlamentosu'ndaki 56 milletvekili, kapatılan DEP eski milletvekili Leyla Zana'ya 2 yıl hapis cezası verilmesini protesto etti. Kürt Parlamentosu'ndan 56 milletvekili Leyla Zana'ya Diyarbakır'da yaptığı konuşmadan dolayı 2 yıl hapis verilmesini protesto amacıyla bir bildiri hazırlayarak Parlamento başkanlığına sundu. Parlamenterler imzaladıkları bildiride, mahkeme kararına tepki gösterek Zana'nın Türkiye'de Kürt sorunun diyalog ve barış içinde çözümü yönündeki çalışmalara devam etmesi temennisinde bulundu. Diyarbakır'da geçen yıl düzenlenen Newroz kutlamalarında konuşan Leyla Zana, Kürtler'in 3 önderi olduğunu, bunların Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, Federe Kürdistan Başkanı Mesud Barzani ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olduğunu söylemişti. Diyarbakır 6'ncı Ağır Ceza Mahkemesi, Zana'nın örgüt propagandası yaptığı iddiasıyla 2 yıl hapis cezasına çarptırılmasına karar vermişti. [url=http://www.gundemonline.com/haber.asp?haberid=50653]Gündem Online[/url]

[img]http://www.gundemonline.com/resimler/abdullah_ocalan5.jpg[/img] [b]Öcalan: AKP yol ağzında, bir tercih yapmalı[/b] 18.4.2008 Öcalan, 'AKP, ya mevcut durumunu korumaya çalışacak, böylece CHP ve MHP gibi marjinalleşecek ya da demokratikleşecektir. Mevcut durumunu korursa ömrü beş ay veya bir yıldır. AKP, bir yol ağzındadır, bir tercih yapmak durumundadır' dedi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın avukatlarıyla yaptığı görüşmede önemli mesajlar verdiği öğrenildi. Edinilen bilgiye göre, sağlık durumuna değinen Öcalan, 'Sağlığım aynı, şikâyetlerim devam ediyor. Geniz akıntısından kaynaklı sesim kısılmış' dedi. Gazetelerin haftada yedi değil üç dört adet verildiğini anlatan Öcalan, 'Diğer günlerin gazetelerinin niye verilmediğini bilemiyorum, Bazı dergileri de alamıyorum. Birikim Dergisini sekiz yıldır alıyordum ama son dönemlerde vermiyorlar, keyfidir, bunlarda bir sakınca yok, yasal dergilerdir ama vermiyorlar. Taraf Gazetesini bugüne kadar sadece bir adet aldım, arada Şafak gazetesini aldım. Verdikleri gazetelerin Newrozla ilgili kısımlarını sansürleyip vermişlerdi, Newroz fotoğraflarını kesmişlerdi gazetelerden. Bunun mantığı şu; gazetedeki Newroz resimlerini görerek güya bununla moral bulacakmışım, bunu engelliyorlar. Benim moral değerlerim gazetede çıkan birkaç resme bağlı değil, daha derindir.' diye konuştu. [b]Beyazıt: Yezidin babası manasındadır[/b] Yahudilerin tarihsel arka planını değerlendiren Öcalan, şöyle devam etti: 'Demos, biliyorsunuz halk sevgisi demektir. Demos, Demokrasi, yeni savunmalarımda da işledim. Tarihte İbrani kabileleri vardır. Yahudiler de iki kola dayandıklarını söylüyorlar. Bir kolu Firavunların bulunduğu Mısır ki Musa buradan geliyor. Diğeri Nemrut'un bulunduğu bölge, İbrahim buradan geliyor. Yahudiler her iki kola da dayandıklarını söylüyorlar. Yahudilerin tarihteki rolünü de incelemek gerekiyor. İbrani kabilelerini de incelemek gerekiyor. Yahudi toplulukları tarihte çeşitli yerlere dağılmışlardır. Tarihte Yahudilerle ilgili iki büyük göç vardır. Bir tanesi 1391'deki göç, diğeri de 1492'deki Yahudilerin İspanya'dan göçüdür. 1492'de Yahudiler İspanya'dan çıkarılınca Bayezıt döneminde Osmanlı Devleti onları kabul ediyor. Niçin kabul ettiklerini de incelemek gerekiyor. Hafsa Sultan da Yahudi'dir, onlara müthiş yardım etmiştir. Aslında bu yardımı her iki tarafın ittifakı şeklinde anlamak lazım. Bayezıt ismi de -pek kimse dikkat etmiyor- Eba Yezit'ten -Yezit'in babası- geliyor.' [b]Yahudiler Osmanlı yönetiminde etkindi[/b] Öcalan, şöyle devam etti: 'Kanuni Sultan Süleyman'ı da bu kadar yüceltmelerinin nedeni 'Süleyman Peygamber'den dolayıdır. Kanuni, en büyük oğlunu, Şehzade Mustafa'yı, idam ettiriyor. Şehzade Mustafa, yetenekli, kudretli bir şehzade ve kendisinden sonra padişah olabilecek tek kişidir. Ama bir Polonya, Leh kökenli Hürrem Sultan, Mustafa kendi oğlu olmadığı için Mustafa'yı Kanuni'ye boğdurtuyor, bu yolla kendi oğlu Sarı Selim'i padişah yapmak istiyor. Hürrem'in Mustafa'yı boğdurtması büyük bir olaydır. Bu kadar etkilidir yönetimde. İktidar için babasına oğlunu öldürtüyor. Osmanlı'da şehzadelerin öldürülmesi Fatih'ten beri devam etmiş, birçok padişah kendi oğlunu boğdurtmuş, hatta bir padişah on yedi oğlunu boğdurtmuştur. Yahudiler 1650'lerde Yahudi topraklarıyla ilgili, Yahudilerin ana toprağı Hollanda-Amsterdam, İngiltere-Londra mı olsun, yoksa Anadolu toprakları mı olsun tartışmasını yapıyorlardı. Avrupa'da Osmanlı'da da yönetimde önemli etkili kademelerde görev alıyorlardı. Bu tarihten sonra da bir Türkçülük geliştirdiler, kendilerine göre bir Türkçülük anlayışı.' [b]Fransız milliyetçiliği katıdır[/b] Yakın çağ milliyetçiliğini de değerlendiren Öcalan, şu hususlara dikkat çekti: 'Burada paranın gücü de önemli. 16. yüzyıldan itibaren paranın gücü çok gelişmiş ve siyasetin ve askeri güç kadar olmuş hatta onlardan daha fazla bir etki de doğurmuştur. 16. Yüzyılda milliyetçilik inşası yaşanmıştır. Bu milliyetçilik inşasında Hollanda ve İngiliz milliyetçiliğinin rolü büyüktür. Önce Hollanda da ortaya çıkmış sonra İngiltere'de. İngiltere daracık bir adada sıkıştırılmış bir haldedir o zamanlar. Bu İngiliz milliyetçiliğine karşı Fransız milliyetçiliği gelişmiştir, Fransa, katı bir ulusçuluğu geliştirdi. Hollanda ve İngiliz milliyetçiliği güçlü fakat biraz daha esnek bir ulusçuluktur. Fransız milliyetçiliği-ulusçuluğu ise katı bir ulusçuluktur. Fransa'nın buna karşı çıkabilmesi için Napolyon bilinen o çıkışını yapmıştır. Bir de İngiliz milliyetçiliğine karşı Almanlar da katı bir ulusçuluğu geliştirdiler. 1804 yılında Almanlarla yapılan savaş var. Bu bir ulus-devlet savaşıdır. Almanlar ulusçuluğa daha çok sarıldılar, Hegel, ulus-devlet anlayışına tanrısal bir nitelik kazandırdı. Ulus-devlet Tanrı-devletinin modernitedeki ifadesidir.' [b]Hitler'i yahudiler doğurdu[/b] 'Yahudiler de bu milliyetçiliğin gelişmesinde çok önemli rol aldılar. Milliyetçiliklere yön verdiler. Halen de öyledir. Bu nedenle bazıları Yahudilerin dünyayı yönettiğini söylüyor, hayır bu doğru değil. Dünyayı kapitalizm yönetiyor fakat Yahudilerle harmanlayarak yönetiyor. Yahudiler de katı bir Siyonizm geliştirdiler. Bunu savunan Yahudiler çok. Amerika'da da Avengelistler var. Bunlar, Yahudilerle birlikte hareket ediyorlar. Yahudiler bu fikirlerini Almanlara da aşılayarak Hitler'i doğurdular. Hitler de o bilinen savaşlardan sonra iflas etti. Yarattıkları bu milliyetçilikler istedikleri sonuçları yaratmadı, kendilerine geri döndü. Siyonizm ilk olarak katı bir şekilde İsrail'de uygulanmak istendi ve muazzam bir savaş gelişti, halen devam ediyor. Orada başarılı olunamadı, tıkandı. Başka yerlerde de bu fikirlerini devam ettirdiler. Bu konulara yeni savunmamda daha detaylı olarak değindim. Ben yeni savunmamda biraz açmaya çalıştım bu sistemi. Savunma kitabı olduğundan biraz savunma bağlamında ele aldım, daha sonra yazacağım kitapta daha da açmaya çalışacağım.' [b]Akyol Atatürk'ü derinliğine anlamamış[/b] Öcalan, Türkiye'deki milliyetçilik konusunda ise şu çarpıcı hususlara dikkat çekti: 'Her bölgenin durumuna göre bir milliyetçilik geliştirdiler ve bu milliyetçiliklere hâkim oldular. Türkiye'de de milliyetçiliği geliştirenler Yahudilerdir. Leon Kahun, Hermann Vambery gibi Yahudiler, Türkçülüğün teorisyenleridir. Bu Türkçülük Ziya Gökalp ile birlikte devam etmiş, daha sonra Nihal Adsız, Türkeş, şimdi de Bahçeli ile devam ediyor. Mustafa Kemal bu tehlikeye karşı bir süre direndi ama daha sonra onlarla uzlaşmak zorunda kaldı. İsmet İnönü onlar Mustafa Kemal'i uzlaşması için zorladılar. Benim Mustafa Kemal'e ilişkin yaptığım değerlendirmeler geniş tartışılıyordur herhalde. Şimdi Erdoğan ile Baykal arasında bir Mustafa Kemal-İsmet İnönü tartışması var. Taha Akyol da 'Hangi Atatürk?' diyor. Doğrudur 'Hangi Atatürk?' Taha Akyol biraz anlamış ama derinlemesine değil. Mustafa Kemal onlarla uzlaştıktan sonra bilinen Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu gibi çalışmalara yöneldi, onlarla ilgili fikirlerini geliştirdi. Menderes de bu milliyetçiliği, sistemi biraz aşmak, yumuşatmak istedi, izin vermediler, biraz dışına çıkar gibi oldu, onu da hemen götürdüler. Bu öyle bir sistem ki bir başbakan, bir hükümet tek başına bunu aşmaya muktedir olamıyor.' [b]Yahudiler Kürt milliyetçiliğine el attı[/b] 'Yahudiler, Kürt milliyetçiliğine de el attılar' diyen Öcalan, şu çarpıcı analizlerde bulundu: 'Güney'de de benzer milliyetçiliği geliştirdiler. Kürt milliyetçiliğini de orada birleştirme ve kontrol etmeye çalıştılar, bizim haberimiz bile yok. Bütün Kürtleri oraya bağlayacaklar oradan da kontrol edecekler. Arap emirlikleri, Katar gibi bir yer yapmaya çalışacaklar Güney'i. Para, askeri-siyasi faktörlerden daha önemli sonuç doğurur. Bunu biliyorlar. Daha önce Londra'da, Amsterdam'da kurduğu şehirleri dört yüz beş yüz yıl sonra Suudi'de, Katar'da, şimdi de Güney'de kuruyorlar.' [b]İşsizliği 10 günde çözerim[/b] Türkiye'deki finans ve sermaye tekelleri hususundaki değerlendirmelerini bu hafta da sürdüren Öcalan, 'Türkiye'deki tekellerin, şirketlerin kar payı konusunda daha önce bazı rakamlar vermiştim. Tesadüfen Mehmet Şimşek de daha sonra açıklama yaptı. Şirketlerin beş kat kar yaptığını -tam 5.4- söyledi. Hemen hemen benim verdiğim rakamla aynı oran. Yani yüz milyar koyan beşyüz milyar kar elde etmiş. Bunu bir bakan söylüyor, muhtemelen doğrudur. Ben şirketler, tekeller konusundaki bilgilerimi daha da geliştirdim, netleştirdim, geliştirmeye devam ediyorum. Bunlar bu kadar kar ederken, halk açlığa ve işsizliğe mahkûm ediliyor. Bunlar bilinçli bir politikanın ürünüdür. Güneydoğu Anadolu Projesi dedikleri de böyledir. Kamyonlar devriliyor, içinde mevsimlik işçiler var, hepsi de bizim bölgenin insanları. Geçen yine bir kamyon devrilmiş dokuz işçi ölmüş, her yıl bu şekilde yüzlerce işçi ölüyor. Urfa'da işsizlik sorunu var diyorlar. Urfa toprakları on milyon insanı besler, bana fırsat verseler bu topraklarda on günde işsizlik sorununu çözerim.' şeklinde konuştu. [b]301'i ortadan kaldıramazlar[/b] Türkiye'de iki klik olduğu tespitini bir kez daha yineleyen Öcalan, şunları ifade etti: 'Bir tarafta katı ulusçuluğu temsil eden CHP ve MHP var, diğer tarafta AKP. MHP'nin milliyetçiliği, Tanrı-Devlet anlayışı gibi katı bir milliyetçiliktir. İlginçtir, AKP de Tanrı-Devlet diyor, bu noktada ikisi de aynı düşünüyor. Ulus-devlet zaten tanrısal kökenlidir. CHP ise Fransız mason locasına bağlıdır. Fransa'nın eski katı laiklik anlayışını benimsemiştir. Bu Türklük, daha doğrusu Türkçülük, yapay Türkçülüktür. Şimdi 301'deki Türkçülük üzerine tartışıyorlar. 301'i ortadan kaldıramazlar, değiştirmeye çalışıyorlar, değiştirseler de özünde bir şey değişmez. MHP ve CHP çok direniyor, kızıyor buna. Bunların Türkçülüğü, buradaki Türkçülük; Yunus Emre'nin Türklüğü değil, Mevlana'nın Türklüğü değil, Karacaoğlan'ın Türklüğü değil, Türkmenlerin Türklüğü değil, geliştirilmiş yapay bir Türkçülüktür.' [b]Hürriyet gazetesi türkçülüğü gelişti[/b] Türkiye'deki faşizan milliyetçi dalga konusunda her hafta çarpıcı açıklamalar yapan Öcalan, bu hafta da şu tarihi doğruları seslendirdi: 'Türkiye'de Hürriyet Gazetesi Türkçülüğünü geliştirdiler. Hürriyet her gün 'Türkiye Türklerindir' diyor. Barzani de 'Kürdistan Kürdistanlılarındır' diyor. PKK'yi de bitiremezler. Türkiye'ye insansız uçakları satıyorlar, her türlü yüksek teknik silah veriyorlar, PKK'ye saldırtıyorlar. PKK içinde kendilerini geliştirecek bir zemin, bir imkân sunuyorlar. Aslında Amerikanın bu tutumu her iki tarafa bir tehdittir. Bunu geliştirenler, Türkiye'ye karşı PKK'yi hazırda tutuyorlar. Tamamen bitirmiyorlar, PKK'yi bir tampon bölge olarak hazırda bekletiyorlar. İstediğimizi yaparsan PKK'yi bitirmene yardımcı oluruz, işte askeri malzeme veriyorlar, uçaklar falan, ama PKK'yi bitirmelerine de izin vermiyorlar. Türkiye'ye karşı ellerinde tutuyorlar. 'Tavşana kaç tazıya tut' politikasıdır bu. Daha önce de İngilizler 'iti ite kırdırma' politikası güdüyorlardı. KDP ve PKK de aslında birdir, birbirinden ayıramazsın. Ben bunu PKK'yi eleştirmek için söylemiyorum, onlara karşı olduğum için söylemiyorum, objektif durum budur. İran'a karşı da PJAK. İran'a bunun üzerinden müdahale etmek isteyebilirler. İran'ı ya teslim alacaklar ya da temizleyecekler.' Öcalan, 'Ankara'da da görüşmeler devam ediyor. İran-Türkiye ortak operasyon kararı çıkarmaya çalışıyorlar sanırım ama zor. Amerika'dan dolayı ortak operasyon olması çok zor, olursa büyük çelişki doğar, buna izin vermezler, vereceklerini sanmıyorum.' ifadelerine yer verdi. [b]AKP 5 ay veya bir yılda gidecek[/b] AKP hakkında açılan davaya değinen Öcalan, 'AKP'nin ömrü de beş ay veya bir yıldır. Artık fazla dayanamaz AKP. AKP, ya mevcut durumunu korumaya çalışacak, böylelikle CHP ve MHP gibi marjinal bir hale gelecek ya da demokratikleşecektir. AKP, beş yıldır kötü, çıkarcı politikalarıyla halkı idare etmeye çalıştı, dini de çıkarları için kullandı fakat AKP artık bu politikalarını devam ettiremez, ne ordu ne Amerika ne de halk buna izin verir. AKP, bir yol ağzındadır, bir tercih yapmak durumundadır.' şeklinde konuştu. [b]MİT orduyu ikna edebilecek mi?[/b] MİT Eski Müsteşarı Cevat Öneş'in açıklamalarına değinen Öcalan, Öneş'le ilgili şu değerlendirmeleri yaptı: 'Cevat Öneş'in bir cümlesi önemli. O cümle aslında orduya da bir mesajdır: Katı ulus devleti esnek hale getirmek gerekir diyor, yani esnek ulusçuluk diyor. Bu önemlidir, MİT'in raporu da böyle. Peki orduyu ikna edebilecekler mi? Devleti, Hükümeti ikna edebilecekler mi? Zor. Ordunun politikaları, Hükümetin politikaları, Amerika'nın Ortadoğu ile ilgili politikaları buna izin vermiyor. Amerika, şimdi ne yapacak? Türklerle Kürtleri çatıştıracaklar, İsrail-Filistin gibi olacak ama ne olursa olsun bu savaşta Kürtler kaybetmez, kazançlı çıkar. Kürtler artık bu saatten sonra kaybetmez. Kürtlerin örgütlü gücü var, imkanları var. Savaşı kaybeden taraf olmayacak. Türkiye mevcut durumunda ısrar ederse sonu Irak gibi olur ama ben Türk-Kürt çatışmasını istemiyorum. Savaşı isteyenler bütün bunlara rağmen neden gelip benimle konuşmuyorlar? Çünkü benimle konuşsalar yüzlerindeki maskeler düşecek. Ben bunlara 'maskesiz tanrılar' diyorum. Bunları daha da çatıştıracaklar. Botan'daki operasyonun sebebi de budur, orada bir tampon bölge oluşturacaklar. Bunu bilinçli yapıyorlar. Zaten bir savaş yaşanıyor. Türkiye bu savaşa girmiştir, bu savaştaki pozisyonunu almıştır. Bunu anlamak lazım. Hükümete de sesleniyorum; demokratik gelişme ve çözümler gelişirse halklar kazanır. Ben de demokratik çözüm için gerekli çabayı gösteririm, buna gücüm de var. Silahların bırakılmasından bahsediliyor. Çözüm geliştiğinde neden silahlar kalsın ki. Bizim istediğimiz Kürtlerin demokratik haklarını tanısınlar, güvenceye alsınlar. Bu çözüm gelişirse bir günde silah bıraktırılır.' [b]Alternatif Demoktarik Hareket geliştirilsin[/b] Öcalan, Türkiye'deki sorunların Alternatif Demokratik Hareket geliştirilerek çözüleceğini vurguladı, şöyle devam etti: 'Bütün bunlara karşı Türkiye'de Demokratik Cumhuriyet Kongresi etrafında barış için bir hareket geliştirilebilir. Anti-tekel, demokrasi ve barış ilkeleri etrafında bir hareket gelişebilir. Türkiye'deki aydınlar, sol çevreler, demokrat çevreler, Alternatif Demokratik Bir Hareket geliştirebilirler. Hükümet tarzı olmasa da Hükümete alternatif bir yapı gerçekleştirebilirler. Bu gelişirse, Türkiye'deki işsizlik azalır, maaş artar, barış gelişir, Türkiye'de zulüm durur. Ben bunların hepsi çözülür demiyorum ama demokratik güçler, yüzde onu aşıp yüzde yirmi oy alırsa zulmü beş kattan iki kata indirir. Bu hareket, programatik bir çerçeve belirlese ve ona göre de çalışırsa, Kürt sorunu, genelde de Türkiye'deki sorunların çözümünde mesafe alınır. Türkiye'de demokrasi de barış da gelişir. Söylediğimiz şudur, demokratik uzlaşı, barıştır. İyi çalışılırsa önemli yol kat edilebilir. Ben Demokratik Siyaset Akademisi'ni önermiştim. Bu konular orada da tartışılıp geliştirilebilir. Bu akademi kurulup çalışmalara başlanabilir. Bu önemli bir ihtiyaçtır.' [b]Kürdistan'da sınırları kaldıralım[/b] PKK'nin 70'li yıllarını da değerlendiren Öcalan, 'Ben otuz yıl önce de 1970'lerin ortalarında bu mücadeleyi geliştirmek istediğimde DDKO, KUK, Ala Rızgari gibi birçok engel çıkardılar karşımıza. Baktım ki bu örgütlerin hepsi bir şekilde bir yeri tutmuş, bunun gelişmesi için engel. Bu örgütlerin her biri bir yeri tutmuş, birisi Urfa-Bingöl hattının doğusuna geçemezsin diyordu, ben zorlayıp geçtim. Öteki bir taraftan Hakkari'yi tutmuş burayı geçemezsin, birisi sınırı geçemezsin, öteki burayı geçemezsin, şurayı geçemezsin diyordu. Ben de hayır, sınırlar kalkmalı her yere geçebilmeliyiz, gelişebilmeliyiz dedim, onları zorladım, sınırları aştım.' dedi. [b]Barış gelini Pipa'yı anıyorum[/b] Barış gelini Pippa'nın Türkiye'de katledilmesi utancına değinen Öcalan, şunları vurguladı: 'Benim daha önce kadın ve tecavüz kültürü konusunda söylediklerimi bu son olay, barış gelini Pippa olayı da sembolik olarak doğruladı. Beyaz gelinlik giymişti. Ben daha önce de söylemiştim; gelinlik değil kefen aslında. Bu sadece bir olaydır, her gün bunun iki katı olay yaşanıyor ve her gün iki kat tecavüz yaşanıyor. Bu vesileyle Pippa'yı da anıyorum.' Cezaevinden kendisine gönderilen mektuplar olduğunu anlatan Öcalan, 'Cezaevi'nden bana gelen mektuplar var. Bazı mektuplarda Önder, Kürt Önderi, gibi kelimeler geçtiği için vermiyorlar ya da sansürleyerek veriyorlar. Cezaevindekiler bazı konularda güzel mektuplar yazıyorlar, bazı konularda iyi yoğunlaşıyorlar. Cezaevlerinin böyle derinleşmesi güzel. Bu çalışmalarını devam ettirebilirler. Sanıyorum şimdi Uşak Cezaevi'nde kalan Türkan İpek, bana zaman zaman mektupları geliyor, Avrupa'da kalmıştı, oranın kültürünü de biliyor. Bu iki kültürü harmanlayarak bu barış gelini olayını romanlaştırabilir. [b]Sevgi içgüdüselliğe değil anlama dayanmalı[/b] Kendisine gönderilen mektuplarda sevgiye değinildiğini kaydeden Öcalan, sevgiye dair şu çarpıcı analizlerde bulundu: 'Bana gelen mektuplarda bana olan sevgilerinden söz ediyorlar. Öyle salt sevgiyi önemli bulmuyorum, bu geliştirmez. Ben küçüklüğümden beri de bu sevgi tarzına karşıydım. Bu sevgi tarzını kabul etmedim. Salt sevgi, anlamaya dayanmayan sevgi içgüdüseldir. Anne sevgisi de içgüdüye dayalıdır. Anne sevgisini önemli buluyorum ama sevgi sadece içgüdüye dayanmamalı. Hayvanlar da içgüdüye dayalı olarak birbirini seviyorlar. Bir kuş bile annelik güdüsüne sahiptir, yavrularını içgüdüsel olarak sever. Sevgi anlamaya dayanmalıdır, anlamaya dayalı olursa anlamlıdır. Ben de anlamlı sevgi diyorum. Beni anlıyorsanız, benim fikirlerimi anlıyorsanız bu benim için önemlidir. Beni sevmek benim fikirlerimi anlamaktan geçer. Beni anlıyorsanız, anlamaya çalışıyorsanız, kavrıyorsunuz bu çok anlamlı olur. Sevgi, anlamaya dayalı olmalıdır, anlama nedir? Bu da felsefeye girer. Felsefe nasıl yapılır, nasıl öğrenilir, bunun için de sosyolojiyi çok okumak gerekir, her şeyin de tarihini bilmek gerekir. Sosyolojiyi tarihi perspektiften, felsefeyi tarihi bir perspektiften okumak gerekir, her şeyi tarih penceresinden bilmek gerekir. Bugünü anlamak tarihi çok iyi bilmekten geçer. Yol arkadaşlığına, anlamaya dayalı sevgi anlamlıdır. Kadınlar bunu başarabilirlerse o zaman kadın olarak da, tanrıça olarak da, aşk öğesi olarak da insan olarak da sevilebilir. Anadolu'da Kıbela (Kibele), Mezopotamya'da İnanna, İştar, Star mitolojide Tanrıça kadınları temsil ediyor.' [b]Kadınlar kendilerine güvenmeli[/b] Öcalan, kadın olgusu konusunda ise şu görüşleri ifade etti: 'Ben kadın konusunu kavrıyorum, önceki kitaplarımda değindim, bu konuyu yine yazmaya devam edeceğim. Kadınların beni takip ettiklerini biliyorum. Kadınlar, kendilerine güvenmeliler, kendilerini yeterli görebilirler. Erkeklerden de çok şey ummamak gerekir. Kendini feodal kişilikten, ilişkilerden arındırmamış, kurtaramamış her kişiye, kişilere -bu ben olsam dahi- yaklaşmayın, bu kişilerden uzak durun. Bir erkek kendini bu feodal ilişkilerden, kişilikten arındırmışsa, anlamaya dayalı, yol arkadaşlığına dayalı kendini geliştirmişse o erkeği kabul edebilirsiniz, sevebilirsiniz. Bu sevgiye kimi Peygamber sevgisi, kimi Tanrı sevgisi diyor. Kadınlar barışın gelişmesinde rol alabilirler. Kayapınar'da kadınların açtığı bir Park var. O parktan yola çıkarak başlangıç yapabilirler. Kadınlar için Özgür Kadın Demokratik Siyaset Akademisi'ni kurabililer. Bu akademi üzerinden kadın bilincini geliştirerek çok sayıda kadını eğitmeliler. İlimcilik, dincilik, cinsiyetçilik ve milliyetçilik, bu dördünü de tehlikeli görüyorum, bunlardan uzak dursunlar. Cinsiyetçilik temelinde değil, özgürlük temelinde yapacakları çok şey var, hepsine selamlarımı sunuyorum, başarılar diliyorum. Bizim bir demokratik cumhuriyet projemiz var. Bu projenin gerçekleşmesi için kadın milletvekillerinin çalışmaları anlamlı olur.' [b]Tüm halkımızı selamlıyorum[/b] Öcalan sözlerini şöyle tamamladı: 'Suriye'deki, İran'daki, Irak'taki, Rusya'daki, Avrupa'daki halkımıza, kutlamalara katılan herkese selamlarımı iletiyorum. Kendi yerellerine özgün örgütlenmelerini geliştirebilirler. Avrupa bunu kısmen yapmış ama daha da geliştirip derinleştirmeliler. Kürtler her yerin özgünlüğüne göre örgütlenebilirler. Benim KCK sistemi ile ilgili görüşlerim daha önce açıklanmıştı, biliniyor. Karl Popper'ın 'Tarih Nedir' kitabını, Yahudi Tarihi ile ilgili birkaç kitap ve Dünya Sistemi kitabını okumayı düşünüyorum. Halkımızın moral motivasyonunun iyi olduğunu tahmin ediyorum. Tüm halkımızı selamlıyorum.' [i]16.04.2008 tarihli görüşme notudur[/i] [url=http://www.gundemonline.com/haber.asp?haberid=50427]Gündem Online[/url]

Neuen Kommentar schreiben

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.