Direkt zum Inhalt
Submitted by Hasan H. YILDIRIM on 6 October 2014

Dün Şengal, bugün Kobani.

Şengal'de Kürd trajedisi yaşandı, Kobani direniyor.

Halk ve Kürd silahlı güçleri ölümüne savaşıyor.

Genç bedenler ya düşmanın kurşunu, ya da düşmanın eline geçmemesi için son kurşunu beynine sıkıyor.

Böylesi bir kahramanlık yaratıyorlar Kürd genç erkek ve kızları. Dedeler ve nineler onlara eşlik ediyorlar. Evlatlarını yanlız bırakmıyorlar. Halk olarak seferberlik halini yaşıyorlar. Ya Ölüm Ya Kürdistan şiarıyla ölüm kalım savaşı veriyorlar.

Fakat gel gör ki sömürgecilerimizin taşeron savaş baronları bunu boşa çıkarmak için her yola baş vuruyorlar. Siyaseten tıkandıklarından da soluğu sömürgeclerimizin başkentlerinde alıyorlar.

Amaçları halkımızın bu can siperane duruşunu Kürd millet hanesine sadece kahramanlık destanı ile sınırlı kılmak hedefleniliyor. Hak alma boşa çıkarılmak istenirken yanı sıra bu kahramanlık destanıyla kendilerini yaşatmak istiyorlar. Fakat bu kez büyük yanılacaklar.

Kürd cıvanlarını savaşın en ön cephesine süren savaş baronları, kan ve can pahasına yaratılan mevzileri sömürgecilerimize teslim etmeyi yaşam bildiler. Şu anki süreçte genel de Güney-Batı Kürdistan'da ve özel de Kobani'de bunu yapmak istiyorlar.

Kürdlere bir hak kazandırmak gibi bir dertleri olmadığını söylem ve eylemleriyle ortaya koyuyorlar. Kürdlerin bir statü kazanmaması için ellerinden gelen her yola baş vuruyorlar.

Sömürgecilerimizin toprak ve siyasi birliğini koruma bekçiliğini yapıyorlar. Bu uğurda Kürd cıvanlarını vahşi, barbar düşmanın poligon sahası ediyorlar, öldürtüyorlar. Kürd halkını yerlerinden sürdürmenin çabasını veriyorlar.

Fakat eli öpülecek halkımızın gözbebeği Kürd Cıvanları can siparane savaşıyor. Hem halkı, hem bulundukları alanı koruyorlar.

Onlar her zaman savaştılar, savaşacaklar. Bundan kimsenin bir kuşkusu yok. Bağımsız bir Kürdistan için savaştıklarını biliyorlar. Ki Kürdistan'ın geleceğinin aydınlık olmasıda bu damarın sağlam olmasından kaynaklanıyor. Bağımsızlıkçı damar ile ihanet arasında açık ve örtülü bir şekil de Kobani özelinde bir savaş yaşanıyor.

İşin başında sömürgecilerimizin taşeron savaş baronları olduğu müddetçe Kürd milleti için siyasi mevzi olarak bir getirisi olmayacaktır. Fakat her şey onların planladığı gibi gitmiyor Kobani'de. Sömürgecilerle devreye koydukları plan halkımızın ve Ortadoğu'yu yeniden dizayen eden uluslararası güçlerin aşılmaz duvarına çarpıyor.

Kürd cıvanların can ve kan bedeli korudukları mevzileri, hakları savaş baronları kendi elleriyle düşmana teslim etmeye çalışıyorlar. Bugüne kadar teslim ettikleri gibi. Fakat bu kez hesapları Kobani'de bozulacaktır.

Tüm veriler buna işaret ediyor.

Fakat buna karşın sömürgecilerimizin taşeron savaş baronları halkımızın kazanımlarını sömürgecilerin hanesine yazmaları için ellerinden geleni yapmaktan kaçınmayacaklar. Bunun en bariz ispatı YPG Genel Karargah Komutanlığı'nın yaptığı şu açıklamadır.

"Şu çok iyi bilinmelidir ki, DAIŞ'ı Kobanê ovasında yenerek Rojava Kurdistanı ve Demokratik-Özgür Suriye'nin zaferini tam da Kobanê ovasında tüm cihana ilan edeceğiz."

Ne demek bu? Bunu nasıl okumak, anlamak gerek?

Yani Kürd cıvanları "Demokratik-Özgür Suriye'nin zaferi" için mi can veriyor?

Evet!

PKK/PYD başına çüreklenmiş savaş baronları açısından aynen öyle.

Şimdi anlaşılıyor mu PKK/PYD'nin üslendiği görev?

Bu görev, Kürd milli potansiyelini tasviyesinin yanı sıra sömürgecilerimizin toprak ve siyasi birliğini korumayı öngörüyor.

Sömürgeci işgalin devamını ve bunun ötesi halkın bulunduğu yerleşim alanını terk ederek mültecileşmesine, Kürdlerin dünyadan izole edilmesine çalışılıyor. Yaratılan kaos ortamında maddi ve manevi rant hedefleniliyor. HDP'li leş kargaların yollara düşmesinin sebebi budur.

PKK/PYD ve de bunlar gibi Abdullah Öcalan güdümündeki örgütlenmelerin varlık nedeni zaten bu değil midir?

Yoksa Gerilla savaştı, savaşıyorla iş bitmiyor. Fakat umut verici haberler geliyor. Bir yola Kürd silahlı milli güçleri Kobani'ye girdiler. Büyük bir silahlı güç mevzilerini aldı bile. Kobani'yi ne sömürgecilere, ne de taşaronlarına yedirmeyecekler. Ki uluslararası güçlerin planlaması da budur.

Qandil panik yaşıyor. Gerillada rahatsızlık hat safhada. Kaçan kaçana. Savaş baronlarını efendileriyle başbaşa bırakıyorlar. İhanet geçte olsa anlaşılıyor.

Selim Çürükkaya ile sık sık telefonlaşırız.

Geçmişi, günü ve geleceği tartışırız. Fikir alış-verişinde bulunuruz.

Bana derki: "Deza, PKK öyle bir sistem kurmuş ki sıradan adamın onu çözmesi mümkün değildir. Çünkü ne ararsan o var. Bir taraftan yaratıcılık, fedakarlık, kahramanlık ama diğer yandan ihanet ve tasfiyecilik vardır. Bu iki olguyu ayrıştırmak herkesin işi değildir.

PKK kadrosu çok yaratıcıdır. Dağın o yokluk koşullarında kendilerine bir uçak yapın denilse emin ol ne eder eder uçağı yaparlar. Yönetime teslim ederler.

Yönetim ne eder dersin? En seçme kahramanları içine doldururlar. Gidin şu hedefi vurun derler. Uçak havalanır. Eylemciler hedefi vuracaklarını sanır ama uçak hedefe varmadan yönetim daha önce uçağa yerleştirdiği patlayıcıyı uzaktan komanda ile patlatır."

Anlayana!

PKK çok iyi proje yapar. Uygular da, ama sonuç hüsranla bitter. Bağımsızlık bir projeydi. Geldiği yer sömürgecilerimizin toprak ve siyasi bütünlüğünü korumaya evrildi. Ki zaten bu başından beri böyle kotlanmıştı. Bilen biliyordu, bilmiyende bu projeye kan veriyordu. Bilmeyerek Kürd millet idealinin katledilmesinde ihanet değirmenine su taşıyordu. Ki bu kotlamanın amacı Kürdleri; Türk, Arap ve Farsiler içinde eritmekti. Kürdistanı Kürdlerden arındırmaktı.

Ulusal Meclis'te böylesi bir projeydi. Sonucu orta da.

Bunlar gibi yüzlerce proje sayılabilinir. Peki Kürdler için bir getirisi oldu mu? Ne gezer. Her projenin içi boşaltılarak Kürdlere bir silah olarak geri döndü. Düşmanlarımızın kar hanesine yazıldı. Yapılan bu projelerle iğdiş etmedikleri bir ilke ve kurum bırakılmadı.

"Rojeva Devrimi," "Kanton Sistemi" dedikleri de bu projelerden biridir. Amaç Güney-Batı Kürdistan'daki Kürd milli dinamiklerini yok etmektir. Kürdleri amaçsız bir savaşa sürüklemek, güçten düşürmek, yerlerinden edinmektir.

Oradaki Kürdleri oradan koparmak, yerlerine Arapları getirip yeşleştirek Kürdistan'ın denize ulaşmasını ortadan kaldırmaktır. Kürdlerin dünyaya açılmada Türk ve Arap kapısına mecbur bırakmaktır. Kobani'de olan biten budur.

Oradaki halk ve Gerilla Kobani'nin düşmemesi için ölümüne savaşıyor. Ortadoğu'yu yeniden düzenleyen uluslararası güçler destekliyor. Kobani ister korunsun, ister düşsün sömürgecilerimizin taşeron savaş baronlarının izlediği siyaset sürdükçe ve egemen oldukça Kobani siyasal olarak Kürdlere bir getiri getirmiyecektir. Elbette düşmesi halinde korkunç katliamlar, yıkım olacaktır ama düşmese bile Kürdlere siyasal bir statü sağlamada katkı sunmayacaktır.

Kendi değişleriyle "Demokratik-Özgür Suriye'nin zaferinin" bir parçası olacaktır. Her halükarda Kürdler, Suriye sömürgeci egemenliği altında kalacaktır. Ayrıca TC Devleti'nin işgal planına taşeronların peşkeş çektiğinide unutmamak gerekir. Kapıda bu bela da vardır.

Şimdi bu "Rojeva Devrimi," "Kanton Sistemi"nde ne anladık?

Anlayan beriye gelsin!

Fakat her şey sömürgecilerimiz ve taşaronları IŞID, PKK/PYD'nin hesap ve planmasından ibaret değildir. Kürd/Kürdistan'ın sahipleri vardır. Kürdistan'ın her alanında mücadele içindeler. Ki en şanslı dönemlerini yaşıyorlar. En büyük şansları Ortadoğu'yu yeniden dizayen etmeye çalışan uluslarası güçlerin bu kesimlere destek sunmasıdır. Bu da sömürgecilerimizin ve de taşeronlarının sonunun habercisidir.

Bu işin lamı cımı yok. Kürdistan'ın Güneyi, Güney-Batı ile birleşmesi ve bunun ötesi Akdenize ulaşması süreci yaşanıyor. IŞID, PKK/PYD belasıyla Kürdlerin dünyaya açılmasını engelemek olarak sahneye konulmak istenen sömürgecilerimizin planı da bu vesileyle kucaklarında patlıyor.

06 Ekim 2014

Neuen Kommentar schreiben

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.