Direkt zum Inhalt
Submitted by Kamuran Melikendi on 3 February 2011


29 Ocak'tan bu yana Güney Kürdistan'da alışılmışlığın dışında bir durum yaşanıyor.
Buna neden olan Nawşirwan Mustafa'nın başını çektiği Gorran Hareketinin 29 Ocak'ta yayınladığı beyannamedir.
Gorran'ın bu açıklamasına karşı Güney Kürdistan'da var olan tüm devlet kurumlarının yetkilileri tüm siyasal partiler ve kurumların temsilcileri bir araya gelerek Gorran'ın açıklamasına karşı ortak açıklamalarda bulundular.

Aslında Gorran Hareketinin açıklamalarında gündeme getirdiği bir çok sorun daha öncede hem Gorran çevresince ve hemde diğer bir çok siyasi parti tarafından gündeme getiriliyordu.
Kürdistan Başkanı'nın başkanlığında bir araya gelen 19 Kürdistanlı partinin yayınladığı açıklamada ülkede yaşanan ve çözülmesi gereken sorunların var olduğuna dikkat çekiliyor. Bu sorunların çözüm yolu olarak „yasal ve meşru“ kanallar gösteriliyor.
Gorran Hareketi diğer 19 partilerden farklı olarak var olan sorunların çözümü için halktan baskı kurmalarını istemesidir.

KDP ve YNK politbüroları Gorran'ın bu girişimini „darbe girişimi“ olarak değerlendirdiler.
29 Ocak'tan beri tam bir basın savaşı yaşanıyor. Güney Kürdistan'da basın ve yayın organlarının %90 ya KDP ve YNK'nin doğrudan denetiminde yada bu güçler tarafından finanse ediliyor.
Gorran'nın elinde bir iki televizyon kanalı ve bir haftalık gazete var. Birde bir kaç tane bağımsız yada yarı bağımsız haftalık gazeteler var.
Bu anlamda iktidar çevresinin sesi daha gür çıkıyor..
En sert ve sansürsüz ve kırıcı tartışmalarda İnternet Sayfalarında oluyor.
Bu tartışma ve polemiklerde „hain“, „satılmış“, „Kürd düşmaları tarafından finanse edilen“ ve „Kürd kazanımlarını yoketmek için Truva Atı“ adı altında yapılan suçlamalar bir kenara bırakılırsa var olan sorunlara ilişkin tartışmalar kötü olmaz.
Kürdlerin ciddi bir tartışma ve eleştiri kültürüne ihtiyacı var. Son bir kaç yıldan beri bu konuda bir hayli gelişmeler var. Fakat, yeterli değildir. Basın özgürlüğü, yürüyüş ve gösteri haklarına ilişkin bir dizi ciddi tartışmalar var.

Geçmişte böyle değildi. KDP ve YNK 1991 Raperin'den sonra iktidara geldikleri zaman „Fifty-Fifty“ devlet kurumları oluşturuldu. Bir dizi sorun yaşanıyor ve hiç bir devlet kurumu işlemiyordu.
Fakat basın ve yayın organlarında yaşanan krize ve sorumlularına yönelik tek bir eliştiri yazısı yoktu. Çünkü, basın ve yayın organları iktidar olan iki parti tarafından kontrol ediliyordu. Eğer KDP yayınlarında YNK'ye bir eleştiri çıksaydı, YNK „KDP'nin kendisine karşı düşmanlık yaptığını“ düşünürdü. Eğer YNK yayınlarında bir şey çıksaydı, KDP „düşmanlık“ olarak algılardı.
Yani eleştiri düşmanlık olarak algılanırdı..

1994 yılında „Kurdkuji“ savaşı başladığı zaman tüm kalemler kan kusuyordu.

Bugünde ülkemizin özgür parçasında ciddi problemler var.
Bu problemlerin bir kesimi Bağdat'daki merkezi hükümetledir.
Kerkük ve diğer işgal altındaki Kürdistan toprakları meselesi, Peşmerge sorunu, Kürdistan bütcesi, yeraltı zenginlikleri meselesi ve federal yapının sorunları gibi...
Bu konuların çözümüne ilişkin bir çoklarımızın farklı düşünceleri olabilir. Ama soruçta iki taraf var: Kürdistan Hükümeti ve Irak Merkezi Hükümeti. Bunlarıda hesap katmak gerekecek.

Ama, Kürdistan'ın iç sorunlarının çözümünden Kürdler sorumludur.

Eğer, bugün Güney Kürdistan'da gelirler adil paylaşılmıyorsa, yolsuzluklar varsa bunlardan dolayı Kürd düşmanlarınımı suçlayacağız?

Eğer bugün Kürdistan'da tek bir İstihbarat Teşkilatı ve tek bir Ulusal Peşmerge yoksa bundan dolayı düşmanlarımızı mı suçlayacağız?

Eğer bugün, partilerimizin politbüroları önce kendi aralarında anlaşıp sonra ortak tekstlerini parlamentoya götürüp onaylatıyorlarsa bundan dolayı düşmanlarımızımı suçlayacağız?

Hayir, bu olumsuzlukların sorumlusu Kürdlerin kendileridir ve Kürdler adına iktidar olan güçlerdir.

Bizim Özgür Kürdistan'da Zaxo'dan Mendeli'ye kadar tüm alanları kontrol edecek parti ve örgütlerden uzak bir Ulusal İstihbarat Teşkilatına, Ulusal Ordu'ya, Ulusal Polis Teşkilatına ve Ulusal Hükümete ihtiyacımız var.
Devlet'in sürekliliği şart.
Partiler ve hükümetler geçicidir.
Ama, devletin bazı kurumları süreklilik arzetmeliler.
Bu kurumlarda particilik olmaz. Bu kurumlar içinde hala particilik yapan, iç savaş ruhuyla yaşıyan kadroların yeri yok.

Bu kadrolar bu kurumlardan uzaklaştırılmalıdır.
Bunlar kendilerine yakın buldukları partilerden siyaset yapmalılar. Yada yeni partiler kurmalılar.

20 yıldan beri Kürdler kendi bölgelerini yönetiyorlar. 1991 Raperin'in esnasında 10 yaşında olan çocuklar şimdi 30 yaşlarındalar. Bir çokları farklı alanlarda eğitim gördü ve uzmanlaştılar. Bu kesim dağa çıkmadı, „Kurdkuji“ savaşlarınada katılmadı. Saddam rejimini de doğru dürüst tanımadılar.
Fakat, bu kesim bugün Güney Kürdistan'da tüm alanlarda çok aktifler.
Bu kesim eski Kürdistani kadrolardan bir hayli farlılar ve farklı değer yargıları var.
Eski Kürdistani kadronun „kutsal“ gördüğü bir çok şey bu çevrede mevcut değil. Onlarında kendilerine göre „Kutsal değerleri“ var.
Bu kuşak, farklılığını bu son tartışmalarda da ortaya koydu. Eski kadrolarda bu son tartışmalarda „eski cephanelerini“ boşaltmaya çalıştılar.

Ulusal Birleşik devlet kurumları oluşturulurken bu kesime büyük görevler düşüyor.

Sonuç olarak Güney Kürdistan'da partilere bağlı asayiş, istihbarat ve Peşmerge güçlerinin olması Kürd milletinin ulusal çıkarlarına hizmet etmiyor. Bu konuda acı tecrübeleri „Kurdkuji“ savaşından yaşadık. Başbakan yardımcısına, Parlamento Başkanı yardımcısına karşı silahlı savaşa girdi.
Partilere bağlı bu kuruluşların olması iç kavgadan başka hiç bir şeye hizmet etmezler.
Gorran'ın çıkışı radikal, YNK ve KDP' çevrelerinden gelen tepkiler çok abartılmış, diğer parçalardaki Kürdlerin iktidara eleştirisiz biat etmeleri yanlıştır.

Kürdler kendi içlerinde diyalog yollarını aramalılar ve var olan sorunları çözmeliler.

Kamuran Melikendi

Neuen Kommentar schreiben

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.