Nazım Hikmet, İnegöle ve Hatay....! Değişen Ne?
Rojhat Badikî
·
27.07.2010 · 2 görüntülenme
Rojhat BADİKİ
Tartışmasız, Nazım Hikmet bütün Türk aydın-Entellektüelleri içersinde büyük enternasyonel şairdir ve tartışılmaz bir tabudur. Nazım Hikmet’ ın gözleri önünde ve kendisininde tanığı olduğu dönemde Kürt halkının soykırımına sessiz kalmasının ötesinde Türk ırkçılarının ruhunu okşayan şiirsel methiyeler bile onun kutsallaşmasının önünde engel değildir. Nazım Hikmeti tartışmak, onu tartışma masasına yatırmak Türk-sol kesimlerinin tabusunu ve karizmalarını çizmekle eş anlamlıdır.
Nazım Hikmet’ in Irkçı-faşit sömürgeci diktatörlere yazdığı methiyeler ve Qenatê Kurdo’ nun bizzat şahidi olduğu olay, Nazim Hikmet’ in gerçek karekterini Kürt ve Kurdistan sorununa bakış açışını sergilerken, eleştirdiğinizde karşınızda kimi Kürt kesimlerini bulursunuz. Doğruları yerli yerine oturtmanıza rağmen ağır saldırılara maruz kalırsınız! Türk ve Kürt kardeşliğini sabote etmek ve sorunun çözümü önüne engeller çıkarmak çözümü sabote etmekle suçlanırız.
Dönemin iktidarı Kürt halkının önüne iki alternatif ya kölelik ya ölümü koyup Kürdistanı kan deryasına dönüştürürken, Nazim Hikmet ve yoldaşları bütün enerjilerini ile uluslararası alanda Kürtleri karalamak ve Kurdistan halkına yapılanları meşrulaştırmak için harcamaktaydılar. Kürtler kafile kafile Batiya sürgün edilirken binlercesi aç-susuzlu ve zulmden kırılırken, sürgün yerine ulaştırılanlarda tecrit cenderesi içersinde sıkıştırılmaktaydı. Değişmeyen hedef açık, amaç asimilasyon ve Kurdistan demografyasını değişirtirmek. Dün bu böyleydi Atatürk öncesi Osmanlılar döneminde, İran’ da Şah İsmail döneminde İslamin yayılışı sürecinde Xalifeler döneminde. Ayni senaryo binlerce kez tekrarlanarak günümüzde de hızını kesmeden çeşitli varyantlarla devam etmekte.
Aradan geçen on yıllar, onlarca sömürge halk kendi ülke sınırları içersinde özgür ve bağımsız devletlerini kurmaları, sömürgeci devletlerin özür ve tazminat ödemeye hazır olduklarını açıklamalarına rağmen, Kürt halkı ve Kurdistan’ ın statüsün hiç bir değişiklik olmamamıştır. Dünden bügüne değişen hiç bir şey, zülm ve sürgünün daha bilinçli ve sistemli bir şekle devam ettirilmektedir. Bir guruhla karşı karşıya olduğumuz, onlarla yaşamaya mahkum edilmek istenildiği ortadadır.
Türk metrepollerinde dönen oyunlar ortada, TSK-PKK’ nin karşılıklı paslaşmasıyla enkaza dönen ve sivil hükümetlerin ekonomik ambargoları ile Afrikaya çevirilen Kurdistan, kendi insanını besleyecek ekonomik imkanlardan yoksun 3. dünya yoksul ülkelerinin pozisyonuna getirilmiştir. Bu şartlar içersinde kendi köyünü, kazasını, şehrini ekonomik-politik krizden dolayı terk eden Kürt’ler, Bati Türk devletinin 2. bir oyunu ile başbaşa bırakılmaktadır. Türk metrepollerinde yaşayan Kürt’ ler üzerinde estirilen devlet-sivil terörün amacı batıda yaşayan Kürt’ lerle sınırlı olmamakta ayni zamanda Kurdistan’ da yaşayan Kürt’ lere de gözdağı vermeyi hedeflemektedir.
Bu noktada, Kürt etiketli tüm Kürt’lerin şapkalarını önlerine koyup iyi düşünmeleri gerekir. Nüfusu bir kaç on bini geçmeyen Kosova’ nin bağımsızlığı ettiği bir dönemde, Türkiyeliliği Kürt’ lere dayatmanın, kendi halkına, kendi topraklarında özgür yaşamlarını çok görmelerinin en küçük insani bir kriterle bağdaşır bir yanı var mı? Kendi topraklarında halkına köle, ikinci sınıf bir vatandaş olmayı empoze etmenin kişilikli onurlu insanların görevi mi?
Bu soruların ötesinde Nazım Hikmet’ ten bu yana gerçekten samimi bir şekilde, Türk devlet ve halkının Kürt halkına karşı işlediği suçlardan dolayı pişmanlık duyup özür dileyip Kürt’ lerinde bütün dünya hakları gibi kendi ata topraklarında diledikleri gibi özgür ve bağımsız yaşama hakları var ve bunun için ( Sayın İsmail Beşikçi hariç) bu mücadele eden var mı?
Ahmet Altan’lardan tutun Cengiz Çandar oradan oradan Orak Çalışlara kadar bütün kesimlerin dile getirdikleri Kasr-ı Şirin ve Lozan antlaşması ile 4 sömürgeci devlet arasında herşeyi paylaştırılan inkar ve yok edilmek istenilen Kurdistan’ ın konumunun var olan statükonun pekiştirilmesidır. Ne demek Türkiyelilik çatısı altın alt-kimlik, kültürel kimlik. Bu coğrafyanın en eski kadim halkına görülen reva paraçalanmışılığı onaylatmak ulusal ve devlet olma hakkından yoksun etnik bir azınlık olarak kendi topraklarında 2. sınıf vatandaş olmayı benimsetmek.
Türkiyeliliği, Kürt ulusal sorununu Misak-ı Milli sınırları içersinde çözmeyi temel perspektif alan Kürt parti ve aydınları Bunların doğru olmadığını, yalan olduğunu söyleyebilirler mi?
Batıya, Türk metrepollerine göç ettirilmek daha doğrusu kibar bir şekilde sürgün ettirelen Kürt’ lerin hakarete, baskilara maruz kalmadığı bir tek türk köy, ilçe şehri var mi? Kardeşliği savunan Türk aydınları nerede neden dürüst-namuslu bir şekilde pratik olarak yardımlaşma ve dayanışma içersinde değiller? Ve son sözüm sizlere, siz ki bu halkın sırtından palazlandınız, bu halkı Misak-ı Milli sınırları için peşkeş çekerek TC’ den ekonomik, siyasi-politik imtiyazlar alan Kürt Parti ve aydınları.....tarihi vebal altında kalmaktan kurutulamayacaksınız......!
İnegöl ve Hatay ne ilk nede son olacaktır....!