Skip to main content
Submitted by Anonymous (not verified) on 17 July 2008

PKK'yı yöneten Türkler kim?

PKK'yı yöneten Türkler kim?

HABER: Zehra Bekar
Emniyet İstihbarat Eski Dairesi eski Başkanı Bülent Orakoğlu ve TBMM Susurluk Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış, Gündem Ankara'nın konuğu oldu. Kanal a Genel Yayın Yönetmeni Alper Tan'ın sorularını cevaplandıran Orakoğlu ve Elkatmış önemli
açıklamalarda bulundu.

Daha yayınlanmadan, kamuoyunda geniş yankı bulan “İhanet Çemberi /PKK'yı yöneten Türkler“ kitabı hakkında ilk kez medyaya açıklamalarda bulunan Orakoğlu, Tan'ın sorularını cevaplandırdı.

Önemli başlıklarla açılımı yapılan program Alper Tan'ın ilk sözü Mehmet Elkatmış'a vermesiyle başladı.

TBMM Susurluk Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış, Alper Tan'ın, “Susurluk komisyonunda karşınıza ne çıktı ne buldunuz?“ sorusunu şu cevabı verdi:

“Susurluk bir süreçtir. Kokuşmuşluğun, bozuk düzenin bir devamıdır. Devam ediyor bu. Kısa süre içerisinde bunun sona erdirilmesi mümkün değil. Yapısal değişiklikler, zaman gerekiyor. Biz 3 ay çalıştık. Fotoğraf çektik. Türkiye başörtüsünden dolayı mı mahvolmuş. Ama hep bu tartışılıyor. Aslında kimse karşı değil. Bir olay kamuoyunun gündemine geldiğine başka bir olay gündeme getiriliyor bazı şeylerin üzerini örtmek için. Günümüzde de olduğu gibi. Türkiye'nin gündemi başörtüsü. Neden böyle yapılıyor. Derin güçler, Devletin mafyası, Ergenekon ortaya çıkarken aslında bunlar örtülmeye çalışılıyor. Ben böyle bir eylem hissediyorum.“

Elkatmış, “Susurluk araştırma komisyonu çalışması sırasındada benzer şeyler oldu mu?“ sorusunu ise “Sn. Demirel'in bir mektubu var. Susurluk olayı çıkınca Ana Muhalefet Partisi Lideri Mesut Yılmaz, Demirel de Cumhurbaşkanı. Sn. Demirel'e gidiyor. Mesut Yılmaz, Demirel'e ’ülkede bir takım çeteler mafyalar cirit atıyor, bunlar 100-120 kişidir bunlar devlet elinde çalışan katillerdir' diyor. Demirel de o zamanki Başbakan Necmettin Erbakan'a mektup yazıyor. Mektupta, ’Şöyle bir durum söz konusu bana Mesut Yılmaz böyle dedi. Bu gibi şeyler ortaya çıkmış gerekeninin yapılmasını isterim' diyor. Mesut Yılmaz, Demirel'e diyor ki; ’bunların ortaya çıkması halinde devletin zarar göreceğinden de endişe ederim. Bir çete mafya var. Ülke tehlike içinde bunlar devletin emrinde çalışan katillerdir. Ama bunlar ortaya çıkarsa devletin zarar göreceğinden endişeliyim. Araştırılmazsa da demokrasinin işleyebileceğinden de endişe ederim' diyor.

Bir takım insanlar komisyona gelmedi. Teoman Koman gelmedi. Çağırdık ama gelmedi. Hatta uygun olmayan bir cevap verdi. Diyor ki; ’ben size bilgi vermem. Ben MİT Müsteşarı olarak sadece başbakana, cumhurbaşkanına ve genelkurmay başkanına karşı sorumluyum, size karşı değilim çağırmanız bir güç gösterisidir.' Bir tehdit söz konusu. Gelmedi, bilgi de vermedi.

PKK'Yİ YÖNETEN TÜRKLER!
Alper Tan, Bülent Orakoğlu'nun, “PKK'yı Yöneten Türkler“ kitabına atıfta bulunarak, iddialarını açıklamasını istedi. Orakoğlu şöyle cevaplandırdı:
“Biz 3 kitap yazdık. 3'ü de birbiriyle bağlantılı. Tarihe ışık tutmak için. Bu kitaba itiraz edenler olacaktır. Bu ülkede bir Abdullah Öcalan komisyonu kursunlar. Belge ve bilgi güvenliği sağlasınlar çok önemli bilgi akışı olacaktır. Böylece çoğu şey önlenmiş olacaktır. Türkiye hiç umulmamış şekilde stratejleri, taktikleri önlemiş olacaktır.“

Tan, “Başta Amerika bir tarafta NATO bir takım örgütler sağcı solcu çok çeşitli örgütler kendi ideolojileri için çalışıyor ya da çarpışıyor gibi gözükerek aslında esasta böyle naylon bir ideolojiyle NATO ve Amerika çizgisine hizmet eden bir faaliyet içerisindeler. Bu çeşitli ülkelerde de deşifre olmuş. Buradan yola çıkıldığında PKK'nın da bir Amerikan örgütü olduğu ortaya çıkıyor. Siz daha da ileri giderek PKK'yı yöneten Türk'lerden söz ediyorsunuz bunu biraz açalım.“ Dedikten sonra “Kimdir, bu Türkler?“ sorusunu cevaplandırmasını istedi. Orakoğlu'nun cevabı şöyle oldu:

’MAHKEMEDE BANA HAİNLERİ AÇIKLATMADILAR'
“28 Şubat sürecinde yargı önüne çıkarıldığımda mahkeme heyetine ’ben bu vatana ihanet etmedim' dedim. ’Ama ihanet edenler hakkında bilgi sahibiyim' dedim ama açıklatmadılar. Ben bu kitapları bunun için yazdım. NATO'nun yapısını iyi bilmemiz lazım. NATO'nun sivil kanadı var askeri kanadı var. Sivil kanadı Avrupa'dan seçiliyor. Askeri kanadın kontrgerilla yapılarını üreten müttefik kuvvetler komutanlığı baş karargahı bölümü var bir gizli koordinasyon komitesi var. Bunlar resmi kuruluşlar. Bunlar kontrgerilla faaliyetleri kurdular. Kendisini fazla belli etmeden 18 ülkede kontrgerilla faaliyetleri var. Bunlar NATO ülkeleri arasında faaliyet gösteriyor. Burada en bariz örnek İtalya. Türkiye'de 1960 ihtilalinden sonra bu tür yapılanma, Ergenekon meydana getiriliyor. Bu tür yapılanmalarda hep milliyetçi görüşte insanlar tarafından yapıldığı düşünüldü.“

PKK, 1986 YILINDA ERGENEKON'LA İRTİBATLANDI
“PKK terör örgütünün kuruluşunda çok büyük şüpheler var. Terör terminolojisine farklı olarak bu örgüt üniversite seviyesindedir. Abdullah Öcalan 1866 yılından başlayarak Ergenekon örgütüyle irtibatları var. Abdullah Öcalan 1994 yılından başlayarak kitaplar yazıyor. Bu örgütün kuruluşunda finansı sağlayan kişi var Pilot Necati. Hava yüzbaşısı. Pilot Necati İlyas Aydın gerçek ismi. Mahir Çayan'ı da finanse eden kişi. Baki Tuğ söylüyor. İddia, 1 Mayıs olaylarında Sular İdaresi'nden ateş edenler kişilerin arasında olduğu söyleniyor İlyas Aydın'ın. Baki Tuğ'un ifadesine göre bu şahsın öldüğü iddia ediliyor İsrail gizli servisi MOSSAD'ın bir bölümünde görev yaptığı hala yaşadığı söyleniyor. Bir uçak kazasında öldüğü söyleniyor. Bu şahsa bir mezar yapılmış. Öcalan diyor ki kitabında Pilot Necati İlyas, Harp Dairesi'ne bağlı bir kontrgerilladır. Kürt devletini de Türk devletine bağlı olarak kurduracağız.“
“PKK'nın arşivini bulalım. Öcalan istediği kadar kendini yöneten güçleri saklamaya çalışsın. O zamanlar Ergenekon ismi bilinmiyor. İtalya'daki yapılan operasyonlar sırasında ortaya çıktı ondan önce örgütlenmeler vardı. İstihbaratla çalışmış bir kişi olarak bu arşivi bulalım açıklayalım. Ben Emniyet İstihbarat Daire Başkanı olduğum dönemde, Hanefi Avcı'nın tutuklanmasına sebep olan, biz ordu içerisinde bu Öcalan grubuyla ilişki kuran bir takım kişileri tespit ettik . Hanifi Avcı'nın ve benim içeri atılmamın sebebi budur. Bu konuşmaları tespit ettik ve arşivlerde duruyor.“

KİM BU PROFESÖR?
Tan, Orakoğlu'nun kitabındaki, “Sadık Avundukluoğlu televizyonlara gazetelere konuşuyor bir profesör tarafından aranıyor ve bundan sonra konuşma seni öldürürler kim öldürür sorusuna bildiğin çevreler diyor“ ifadelerini hatırlatarak, “kimdir bu profesör? Hangi şehirde?“ diye sordu. Orakoğlu'nun cevabı ise şöyleydi:
“Abdullah Öcalan hep korunup kollandığı gözüküyor. Abdullah Öcalan 149. maddeye göre yargılanmalıydı. Öbür madde 149 yine aynı ceza silahlı örgüt kurma ama uyuşturucu kaçakçılığı yaparak. Uyuşturucu kaçakçılığı yapan bir lideri ayrılıkçı bir örgütün lideri gibi veya Türkiye'nin içerisinde Türk Kürt çatışması yaratmak PKK'nın amacı budur. Türkiye'de iç savaş çıkartmak. 149'u koysaydınız bu örgütün finans kaynakları yüzde 50'nin üzerinde tamamen uyuşturucu kaçakçılığıdır. Bunu koymuyorsunuz, sanki çok ideolojik amaçlarla yani Türkiye'de böyle bir iç dinamiklerin bütün Türkiye'de yaşayan Kürt vatandaşların büyük bir kısmının böyle bir düşünceyi istediği gibi göstererek bir lider yaratıyorsunuz. Burada biz isimler üzerinde değiliz. Silahlı örgüt kurarak Türkiye'de iç isyan yaratmak ve organize bir şekilde uyuşturucu kaçakçılığı yapmak 149. madde. 125. madde ise tamamen Türkiye devleti anayasal kurumlarını yok etmek amacıyla silahlı bir örgüt kurmaktır. Çok büyük fark vardır arada. Türkiye büyük bir kuşatılmışlık içindedir.“

PKK BİR PROJE İLE KURDURULDU
PKK ile ilgili bir proje konmuştur. Öcalan'a PKK'nın kurdurulması, Suriye'ye geçirilmesi, Öcalan'ın görevi bittikten sonra enterne edilerek Talabani ve Barzani'nin ortaya çıkarılması bir projedir. Öcalan'ın enterne edilmesi belki de erken olmuştur.

BAŞBAKANIN OPERASYONDAN HABERİ YOKTU
“Milli olarak başlayan bir operasyondur. Demirel'in Meclis'in açılışında yaptığı konuşmadan15 gün önce Atilla Ateş paşa sınırda konuşmuştur. Demirel'in konuşmasından bir gün önce MGK toplanmış ancak bu konu gündeme gelmemiştir. Demirel'in Suriye ile ilgili konuşmasından, Başbakan Bülent Ecevit'in haberi yoktur yani safdışıdır. Bu konuşmayı Meclis'te öğrenmiştir. Öcalan'la bir takım askerler irtibata geçerken, ciddi vahim iddialar var, Öcalan zaten bunu yakalandıktan sonra söyledi. (Öcalan'la bazı askerler arasında) birleşik federe bir devletin kurulması konuşuluyor. Bir yandan “Bu kanı durduralım“ diye başbakanlarımız, siyasetçilerimiz konuşuyor bir yandan da sanki birtakım adamlar alttan devreye giriyor. Bu görüşmeler, Rahmetli Özal'dan beri başladı. Sonra devam etti. Bu görüşmelerde Talabani'nin olduğunu görüyoruz. Dikkat ederseniz, Kuzey'e Irak'a girdiktin sonra, Talabani'nin kendi gazetesinde arabulucuk konusu yeniden gündeme getirildi. Türkiye, milyarlarca dolarını terörle mücadeleye ayırırken bunlar yaşanıyor. Türkiye bu terör hareketiyle içine kapatılmıştır. Bu çok büyük bir oyundur. Devletin içinde mücadeleler vardır.“

PKK İLE GÖRÜŞEN ASKERLERİ BİLİYORUZ
“PKK ile bu görüşmeler Türkiye Cumhuriyeti'nin kurumsal idaresinin dışındadır. Öcalan'la yapılan görüşmeleri söylüyorum. ’İhanet çemberi' dememizin sebebi budur. Bunların hepsini yeri, zamanı ve kimlerin görüştüğü bellidir. Emniyet istihbaratının kayıtlarında bunlar mevcuttur.“

e- MUHTIRA'DA TSK'NIN KURUMSAL İRADESİ GERÇEKLEŞMEDİ
“27 Nisan bildirisinde, Genelkurmay'ın kurumsal iradesi tam gerçekleşmedi. Milletimiz, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni peygamber ocağı olarak ifade eder. TSK bizim gözbebeğimizdir. TSK ile milletin bağlarının güçlenmesi yani Millet- Devlet barışmasını istemeyen gruplar var. Biz PKK'yi aydınlatırken İşçi Partisi'ni de inceledik. Geçmişte, TSK içinde örütlenmekten dolayı Perinçek ceza aldı. TSK içinde Şafak grubu kurmuştu. Peygamber Ocağı'nda Hazreti Peygamber'in Kutlu Doğum kutlamaları nasıl bir tehdit haline getirilir. Biz bunu araştırıyoruz. Eğer 28 Şubat sürecinde başımızda Hilmi Özkök ve Büyükanıt Paşa olsaydı ne olurdu? Ergenekon tipi yapılanmalar şu andaki Genelkurmay Başkanı tarafından mahkemeye verilmişti. Türkiye'nin kaderi sadece komutanların insiyatifi içinde olmamalıdır.“
“Ergenekon tipi yapılanma bir gövdedir. Bunun dalları vardır. Susurlukta bir safra atma sözkonusudur. O dönemin komutanları Susurluk Komisyonu'na tam destek verselerdi, bugün bu olaylar yaşanmazdı.“

“İHANET ÇEMBERİ“ KİTABINDAN BAZI BÖLÜMLER:

PKK'DA ABD-İNGİLTERE-İSRAİL BAĞLANTISI

“ABDULLAH ÖCALAN, ABD GÜDÜMLÜ ERGENEKON ÖRGÜTÜNÜN BİR ÜYESİYDİ. İLK EĞİTİMİNİ BU ÖRGÜTÜN İÇİNDE ALMIŞTIR. ABD, İNGİLTERE VE İSRAİL DERİN DEVLETLERİ İLE BİZİM ERGENEKON'UN ORTAK KARARIYLA, TÜRKİYE'DEKİ AYRILIKÇI İÇ DİNAMİKLERİ KONTROL ETMEK AMACIYLA, ÖCALAN'A BİR TERÖR ÖRGÜTÜ KURMA GÖREVİ VERİLMİŞTİR.“

HİZBULLAH'IN DERİN BAĞLANTILARI

“BU YAPILANMA İÇİNDE BULUNAN BAZI KİŞİLERİN HİZBULLAH TERÖR ÖRGÜTÜ İÇİNDE AKTİF ROL OYNADIĞI BELİRLENDİ. BU İLİŞKİ, DİYARBAKIR EMNİYET MÜDÜRÜ GAFFAR OKKAN'A DÜZENLENEN SUİKASTİ BİR KEZ DAHA GÜNDEME GETİRİYOR. ÇÜNKÜ OKKAN SUİKASTİNİ İŞLEDİĞİ SÖYLENEN SANIKLARIN DOSYASINDA, SUİKASTİN SANIKLAR TARAFINDAN İŞLENMEDİĞİ YAZILI.“

KIVRIKOĞLU NEDEN HEDEFTEYDİ?

“GEÇMİŞTE, DÖNEMİN KARA KUVVETLERİ KOMUTANI HÜSEYİN KIVRIKOĞLU'NA SUİKAST DÜZENLEDİLER, GENELKURMAY BAŞKANI OLMASINI ENGELLEMEK İSTEDİLER, FAKAT KURŞUN BİR ALBAYA İSABET ETTİ. AYNI KİŞİLERİN BAŞBAKAN ERDOĞAN'LA BİRLİKTE TSK'NIN ÜST DÜZEY KOMUTANLARINDAN BİRKAÇINI HEDEF ALDIKLARI İSTİHBARATI GÜVENLİK BİRİMLERİNİ HAREKETE GEÇİRMİŞ DURUMDA...“

DEVLET-DERİN DEVLET ÇATIŞMASI

“ÜLKEMİZDE SON ZAMANLARDA İLGİNÇ BİR ÇATIŞMA YAŞANIYOR: TÜRKİYE'DE İLK KEZ ORTAYA ÇIKAN VE MİLLİ DEVLETİ TEMSİL EDEN GÜÇLER, YABANCI DEVLETLERİN DERİN YAPILARININ ELE GEÇİRDİĞİ ÇETELEŞMİŞ YAPILARLA MÜCADELE EDİYOR!“

ÖCALAN'I KİM EĞİTTİ?

“ABDULLAH ÖCALAN, NATO'NUN GİZLİ ORDULARININ TÜRKİYE'DEKİ KARŞILIĞI OLAN ERGENEKON'A ÜYEDİR. ÖCALAN'IN, İLK ASKERİ EĞİTİMİNİ ABD GÜDÜMLÜ ERGENEKON YETKİLİLERİNDEN ALMASI BİZE NEYİ ANLATIYOR?“

27 NİSAN-AYDINLIK GRUBU İLİŞKİSİ

“27 NİSAN'DA, GENELKURMAY'IN RESMİ İNTERNET SİTESİNDE YAYINLANAN E-MUHTIRA'DA, ORDUYA SIZMIŞ VE DEŞİFRE EDİLEMEMİŞ AYDINLIK GRUBU'NUN ETKİLERİNİN OLUP OLMADIĞI, TÜRK KAMUOYUNA AÇIKLANMASI GEREKEN ÖNEMLİ BİR HUSUSTUR.“

MUMCU VE BİTLİS 1 AY İÇİNDE ÖLDÜ

“UĞUR MUMCU İLE EŞREF BİTLİS'İN ÖLÜM TARİHLERİNE DİKKAT EDİNİZ: 24 OCAK 1993 TARİHİNDE MUMCU ÖLDÜRÜLMÜŞTÜR; 17 ŞUBAT'TA, YANİ 24 GÜN SONRA DA EŞREF PAŞA ŞAİBELİ BİR UÇAK KAZASIYLA HAYATINI KAYBETMİŞTİR. MUMCU, ÖLMEDEN BİRKAÇ GÜN ÖNCE, CUMHURBAŞKANI TURGUT ÖZAL'DAN, ÖZEL BİR KONUYU GÖRÜŞMEK İÇİN RANDEVU TALEP ETMİŞ, KONU HAKKINDA EŞREF BİTLİS'E DE TELEFONLA BİLGİ VERMİŞTİR. MUMCU, BU TELEFON GÖRÜŞMESİNDEN BİRKAÇ GÜN SONRA SUİKASTE UĞRAMIŞ, KONU HAKKINDA AÇIKLAMA YAPACAĞINI SÖYLEYEN BİTLİS PAŞA DA HEMEN ARKASINDAN HAYATINI KAYBETMİŞTİR. BAKINIZ, ÇOK ÖNEMLİ ŞEYLER AÇIKLIYORUM; TÜRKİYE OLARAK ŞİMDİ SÖYLEYECEKLERİMLE YÜZLEŞMEK ZORUNDAYIZ!“

AMERİKANCILAR APO'YU KORUDU MU?

“ORGENERAL İSMAİL HAKKI KARADAYI'NIN GENELKURMAY BAŞKANLIĞI VE ORGENERAL HÜSEYİN KIVRIKOĞLU'NUN KARA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI SIRASINDA; 1996 YILINDA SURİYE'Yİ APO'YU TESLİM ETMEYE İKNA ÇABASI SONUÇ VERMEK ÜZEREYKEN, TÜRK DEVLETİ İÇİNDEKİ AMERİKANCILARIN MÜDAHALESİYLE BU İŞ BAŞARILAMAMIŞTI.“

DAĞLICA'NIN ARKA PLANI

“BUGÜN TÜRKİYE'DE YAŞATILMAK İSTENEN İSTİKRARSIZLIK VE KAOS ORTAMININ, PKK TERÖR ÖRGÜTÜ KULLANILARAK DEVAM ETTİRİLDİĞİNİ GÖRÜYORUZ. BU SEFER, HÜKÜMET İLE BİRLİKTE GENELKURMAY'IN ÜST DÜZEY BAZI YÖNETİCİLERİ DE HEDEF TAHTASINDADIR.“

Kanal A Haber 17.07.2008

Anonymous (not verified)

Thu, 2008-07-17 03:08

M. Kemal yalnız bırakıldı Haftalardır sürdürdüğü M. Kemal - İngiltere, Atatürk - İnönü ilişkilerine bu haftada da değinen Öcalan, şu görüşleri dile getirdi: 'Bu oyunları anlamıyorlar. Bunları iyi anlamak için tarihi iyi bilmek gerekiyor. Ortadoğu sorununun çözümsüzlüğü 1920'lerde yapılan Kahire Konferansı'nda kararlaştırılmış; bu konferansta Ortadoğu'nun denetimi için sorunların çözümsüz bırakılması, ucu açık sorunlar olarak bırakılması kararlaştırılmıştı. Bu karar, bugün de devam etmektedir. Bu kararda İngilizler etkilidirler. Tarihte M. Kemal de İngilizler için bir engeldi. Sağ basının M. Kemal için İngiliz işbirlikçisi, İngiliz çizgisinde olduğu yönünde iddiaları var. Hatta M. Kemal'in Samsun'a çıkışında İngilizlerin etkisinin olduğunu iddia ediyorlardı. Bunlar tartışmalı görüşler. M. Kemal'in aslında yalnız bırakıldığını düşünüyorum. M. Kemal'in anılarında da geçiyor; İngilizlerin kendisine karşı yeni bir hükümet kuracaklarını haber aldığını söylüyor. İngilizler aslında İsmet İnönü'ye oynuyorlardı. M. Kemal, Kazım Karabekir'in idamına karar verdiğinde, generaller sivil kıyafetlerle gelerek bu kararı boşa çıkardılar. Napolyon da tarihte İngilizlere karşı olduğu için tasfiye edilmişti. İngiltere Kraliçesi Elisabeth'in hiçbir ziyareti boşuna değildir. İngiliz oyunlarıyla bağlantılıdır. 12 Mart darbesi döneminde Türkiye'yi ziyaret etmişti, bir de geçenlerde geldi. Bütün kritik süreçler öncesi ziyaretlerde bulunur.' Herkesin Kürt kartı var Öcalan, milliyetçilik, Kürt sorunu ile Ortadoğu ülkeleri arasındaki ilişki konusunda ise şöyle konuştu: 'Burada Türkiye'ye biçilen bir rol var. Bu rolü mal bulmuş mağribi misali üstlendiler. Yeni bir hegemonya var; Turkuaz milliyetçiliği diyorlar. Bu yapılan Türk milliyetçiliği de değil. Ben 40 milyon Kürdü kimseye karşı kışkırtmıyorum. Ama ben gerçek olanı, doğru olanı dile getiriyorum. Savcı da, hâkimler de benim bu söylediklerimi duymuyorlar mı? Aslında onlar da durumu biliyorlar. Buradaki yönetimin de onlarında hiçbir insiyatifi yok. Daha önce disiplin soruşturmaları sırasında KCK konusundaki düşüncelerimi aktardım. Aynen şunu söyledim: KCK sivil bir örgütlenmedir, 50 tane sivil kurum bir araya gelip bir temsiliyete kavuştuğu zaman, bu benim için KCK'dir; KCK sivil toplum örgütlenmesinin koordinasyonudur. KCK sistemini her yer için önermişim; Irak'ta, Suriye, İran'da önermişim. 30-40 milyon Kürdü burada yaptığım konuşmalarla kışkırttığım söyleniyor. Hayır, ben sadece gerçekleri söylüyorum, tespit yapıyorum. Suriye, Türkiye'ye karşı Kürtleri kullanmaya çalışıyor. Suriye, İsrail ile arasındaki sorunda Türkiye'yi en azından nötr pozisyonda tutmak için Kürtleri kullanıyor. Esad'ın bir Kürt kartı her zaman vardır, bunu görmezden gelemeyiz, bu bir gerçek. İran'ın, Türkiye ile ABD müttefik olduğu için doğal bir çelişkiden dolayı her zaman Kürtlerle uzlaşma imkânı vardır. PKK konusunda, Türkiye ile aynı safta görünmesine rağmen her zaman bir Kürt kartı vardır ve Kürtleri kullanmak ister. İran'ın asıl yapmak istediği, ABD ile Türkiye ittifakını bozmaktır.' Güneyde emirlik kurulacak Öcalan sözlerini şöyle sürdürdü: 'Irak; PKK kullanılarak orada bir Kürt devleti kuruldu. Mahir Kaynak da 'Bence PKK bahane, asıl meselenin PKK olduğuna inanmıyorum. Asıl olan karanlık derin devleti yaratma ve yaşatma çabasıdır' demişti. Bunu MİT Müsteşarı, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın Başkanı ayarında biri söylüyor. Yani burada Mahir Kaynak kendi devletini suçluyor. Bunu bana verilmeyen kitabında söylüyor. Bunu basından takip edebildiğim kadarıyla söylüyorum. Yani kendi kurumlarının üst düzey bir yetkilisinin kitabının bana verilmesinin ne sakıncası olabilir, onu da bilemiyorum. Güney'de Arap emirlikleri gibi bir emirlik kurmak için bizi buraya getirdiler. Bu oyun halen oynanıyor. Bütün bunları görmüyorlar mı? Kendileri bunları dile getirmeye cesaret edemiyorlar, biz dile getirdiğimizde de bizi suçluyorlar.' Öcalan, 'Mahir Kaynak 'Türkiye'nin boğazından elinizi çekin' diyor. 'Bunlar' dediği kim, açıklamıyor. Ben de soruyorum, 'Türkiye'nin boğazından elinizi çekin' dediğiniz güçler kim, Mahir? 'Açıklayamam' diyor ve sonra da 'Size masal anlatacağım' diyor. Bildiğimiz masal yani. Ve başlıyor bir sürü masal anlatmaya. Ben masaldan anlamıyorum. Mahir Kaynak'a kendi adıma sormak isterim, 'bunlar' dediğiniz kim? Aslında biliyor, açıklayamıyor. Açıklasa kendi devletinin menfaatine ama açıklayamıyor. Yalçın Küçük de gerçekleri biliyor ama o da açıklayamam, masal anlatacağım size diyor.' şeklinde konuştu. Neden Mustafa Kemal'den bahsediyorum 1999 tarihinde İmralı'ya getirildiğinde kendisiyle görüşen devlet görevlilerine ilişkin bilgi veren Öcalan, 'Beni buraya getirdiklerinde benimle görüşen yetkililere de söyledim. Siz ne düşünüyorsunuz, güvenceniz nedir diye sordum. Onlar da 'her şey size kalmış' dediler. Ben de kendilerine 'Ben demokratik siyaset, demokratik çözüm için elimden geleni yaparım; tek istediğim demokrasinin uygulanmasıdır ama öyle kandırmaca bir demokrasi değil, gerçek bir demokrasi, evrensel standartlarda uygulanan bir demokrasi. Önemli olan demokratik siyasetin önünün açılmasıdır. Kürt ve Türk halkının sürdürülebilir beraberliklerini sağlayacak hukuki zemin ve demokratik şartlar oluşmalıdır' demiştim.' diye konuştu. Öcalan, şöyle devam etti: 'Benim ikide bir M. Kemal'den bahsetmemin nedeni bundandır. M. Kemal sadece bir cumhuriyet kurmuştur. Cumhuriyeti kurarken de etrafını saran İttihatçı bir kadro, bir grup var, M. Kemal'e devletin ismini Türk Cumhuriyeti koyalım diye 50 defa gidiyorlar, söylüyorlar. M. Kemal bu tuzağı biliyor ve her defasında reddediyor. Namık Kemal Zeybek'in Radikal'de bir yazısını okudum. Diyor ki, 1935 yılında bir ekip İtalya'ya gidip Mussollini yasalarını inceliyor, Recep Peker bunların CHP'nin o zamanki programına alınması için M. Kemal'e öneride bulunuyor. M. Kemal'in çok yorgun olduğu için o gece uyuyacağını, bunları incelemeyeceğini düşünüyor. M. Kemal uyumuyor, sabaha kadar bunları inceliyor. Sabah gittiğinde M. Kemal'in hepsini okumuş olduğunu görüyor. Ve M. Kemal ona diyor ki, 'Çocuk, çocuk, bunlar ne yapıyorlar? Biz cumhuriyeti böyle kurmadık'. Recep Peker-İnönü ikilisi daha sonra bu programı CHP'nin tüzüğüne aldırıyorlar. M. Kemal sadece cumhuriyeti kurmuştur, hatta başta 'Biz bir padişahlık yönetiminin kurulmasına bile razıyız' der.' İstanbul Türkçesi halk Türkçesi değildir 'Şimdi yeni bir hegemonya, yeni bir Türkçülük anlayışı yaratılmaya çalışılıyor.' diyen Öcalan, şunları söyledi: 'Bu, 30 yıldır yerleştirilmeye çalışılıyor. Hürriyet gazetesinin milliyetçiliği, 'Türkiye Türklerindir' deyimi Türkler dışındaki bütün halkları, etnik unsurları yok sayan, hiçleştiren bir söylem, bir anlayıştır. Neo-İttihatçı terimini kullanmıştım daha önce. Bu kavramı ilk ben kullanmadım. Nihal Atsız belirtmişti. Nihal Atsız'ın bütün hayatı hapishanelerde geçmiş, Nazım Hikmet gibi. Nazım Hikmet sınıf, proletarya propagandasından, Nihal Atsız ise soyculuktan hapis yattılar. Nihal Atsız Türkçüdür ama Kürtleri inkâr etmiyor. Tamam, kendine göre bir Türkçülük anlayışı var, Kürtleri geri kalmış bir dağ halkı olarak tanımlıyor, kendine göre bir tanımı var. Ama kendisinin Türkçülüğü de sonradan yaratılan bu Türkçülük, Orta Asya Türkçülüğü değildir. Bu Turkuaz milliyetçiliği sahtedir, sonradan yaratılan yapay bir Türkçülük anlayışıdır. Bu anlayış ta 1925-26'dan beri var fakat son dönemlerde daha da geliştirilmeye çalışılıyor. Bir İstanbul Türkçesini öne çıkardılar, 'Türklerin ortak dili budur' dediler, 'bundan sonra herkes birbiriyle bu şekilde anlaşacak' dediler. Hayır, İstanbul Türkçesinin Anadolu kültürüyle, halkıyla bir alakası yok. Anadolu'nun zengin kültür kaynakları var. Bu Türkçenin Karacaoğlan'la, Yunus Emre'yle alakası yok. Bu durum aslında Türkçeyi zayıflatmaktır, onu kendi kökünden kurutmaktır.' Türkiye'yi teslim almışlar Tarihsel arka plandan günümüz Türkiye'sini analiz eden Öcalan, şu çarpıcı hususların altını çizdi: 'Meşrutiyet döneminde Hürriyet ve İtilaf Fırkası ve İttihat ve Terakki Fırkası var. 1908-2008, bugün de Hürriyet ve İtilaf'ın varyasyonu bir anlayış var. Bu anlayış sadece AKP ile sınırlı değil, bu anlayışı temsil eden başka gruplar da var. Bu anlayış geniş bir kesimi kapsıyor. Bir de İttihat ve Terakki anlayışı var bugün. Almanlar o zamanlar İttihat ve Terakki'yi destekliyordu, İngilizler ise Hürriyet ve İtilaf'ı destekliyordu. Alman-İttihat ve Terakki ittifakı Osmanlı'yı mahvetti. Almanlar bu geleneksel desteğini sürdürerek bugün hala CHP'yi destekliyor. Bugün de İngilizler Hürriyet ve İtilaf'ın anlayışını destekliyor. Yani bir taraftan İttihat ve Terakki zihniyeti, diğer taraftan Türk-İslam mı İslam-Türk mü bilemiyorum, bu her iki anlayışa da karşıyım. Çünkü her ikisinin de ipi pazarda başkalarının elinde, dışarıdan kontrol ediliyor. Türkiye'yi zaten teslim almışlar. Askeriyenin içinde, tümüyle buna teslim olduklarını düşünmüyorum, buna karşı olanlar var ama güç getiremiyorlar. Bu yeni hegemonyayı İngilizler geliştiriyor. Bu politikayı Talabani çok iyi biliyor. Başbakan Erdoğan'ı da Medeniyetler Sekreterliği'ne seçmişler. O, bu işi yapamaz, yapabilecek biri değil, aslında Başbakan Erdoğan basit bir görevlidir Türkiye kamuoyuna seslenme fırsatı verin Kürt sorununun çözümüne değinen Öcalan, kendisine Türkiye kamuoyuna seslenme fırsatı verilmesini isteyerek, şunları söyledi: 'Ben burada devlet yetkililerine sesleniyorum. Kürt sorunu demokrasiyle çözülebilir. Bizim istediğimiz Türklerin ve Kürtlerin sürdürülebilir demokratik birliktelikleridir. Bizim sınırlarla bir sorunumuz yok. Kürt sorunu demokratik değer ve ilkelerle anayasada yapılacak bir takım değişikliklerle çözülebilir. Hatta kendilerine söylemiştim; Bizim istediğimiz, demokratik bir siyasetin önünün açılmasıdır. Bu gerçekleşirse, Türkler ve Kürtler Ortadoğu'nun en gelişkin toplumları olurlar. Türklerin ve Kürtlerin kardeşliğinden bahsediliyor, sadece söylemelerine gerek yok, Kürtler ve Türkler zaten kardeştir ama bu kardeşlik ve birlikteliklerini demokratik stratejik bir noktaya getirebilirlerse, bu önemlidir. Yani ihtiyaç olan, aralarındaki ilişkilerin demokratizasyonu ve koordinasyonudur. İlişkilerin demokratikleşmesidir. Ben daha önce de ifade etmiştim; bana demokratik siyaset yapma fırsatı verilirse, ben bütün Türkiye halkına hitap edersem, halkım yüzde 90'ı beni desteklemezse, o zaman beni asabilirsiniz. Bana demokratik siyaset imkânı verilirse, bir bölücülük görürseniz, o zaman bana bölücü diyebilir, beni asabilirsiniz. Bizim isteğimiz, gerçek demokrasi ilkeleridir, demokratik birlikteliktir. Yine de demokratik bir adım gelişirse, halkların demokratik ilişkileri için önemli olur. Kemal Pir'in de isteği buydu, biliyorum, Türklerin içinde de gerçek demokrasi istemleri olan çok kimse var. Ama bunların hayata geçirilmesi önemlidir Eskiden beri tüm Kürtleri Irak Kürtlerine bağlamak gibi bir plan var. Bu plan üzerinden Kürtleri kontrol ediyorlar. Benim tasfiye edilme gerekçem de budur. Bunun temeli ta 1920'lerde Kahire Konferansı'nda atılmıştır. Bu konferansta çok usta bir şekilde Kürt sorununun Ortadoğu'da sürekli çözümsüz bırakılması konusunda anlaşmaya varılmıştır. Kerkük ve Musul'un Irak'a bağlanması, Kahire Konferansı'nda kararlaştırılmıştı. M. Kemal'in tüm politik çabalarına rağmen, Kürtler üzerinden Kerkük ve Musul Türkiye'den koparıldı. Bu plan halen de devam ediyor. ABD, İngiltere ve İsrail tüm bölge ülkelerini Kürtlerle hizaya getirmeye ve kontrol altına almaya çalışıyorlar. Irak'ta Saddam'ı Kürtler eliyle devirdiler. Şimdi de İran'a karşı Kürtleri kullanma hazırlığındalar. ABD, bir nevi K. Irak'ı üs olarak kullanmaktadır.' Yahudiler Kürtlerle Türkleri çatıştıracak Öcalan, Yahudi politikalarının Kürtlerle ilişkisini ise şu şekilde analiz etti: 'Günümüzde Kürtler de böyle bir tehlikeyle yüzyüzedirler. Çok dikkatli ve birlik olunmalıdır. Çok dikkatli ve birlik olunmazsa Kürtler kaybedebilir. K. Irak'ta da böyle bir tehlike var. ABD çekilirse bir Kürt katliamı gelişir; 24 saat içerisinde Araplar, Kürtleri silerler, ezerler. İran'da da böyle bir tehlike var. Türkiye'de de milliyetçilik tehlikesi var. Ben ABD ve İsrail'in Ortadoğu'daki politikalarına karşı durdum ve durmaya devam edeceğim. Türkiye'de de iki milliyetçilik çarpıştırılmak isteniyor. Çatı partisini önermemin nedeni budur. Demokratik güçler birleşseler, çok çalışsalar, her türlü katliamın önüne geçerler. Milliyetçiliğin önüne geçebilmek için yeni kurulacak çatı partisine önemli görevler düşüyor. Her kesimden kadroları içine katarak bu milliyetçiliği engelleyebilirler. Kürtlere ayrılık dayatılsa bile Kürtler bir arada yaşayacaktır. Kürt birlikteliğine ihtiyaç var. Kürtler bir araya gelip birlikte hareket ettiklerini bu dönemde göstermelidirler.' Tehlikelere karşı sol çatı kuralım Öcalan, tehlikelere karşı sol ittifak geliştirilmesi gerektiğini bir kez daha yineleyerek şöyle konuştu: 'Ben diyorum ki gelin bunun koşullarını tartışalım, şartlarını yeniden belirleyelim. Ben kendimi Mustafa Kemal ile kıyaslamak amacıyla söylemiyorum ama Mustafa Kemal'in 1900'lerde Cumhuriyette ısrarlı olduğu kadar ben de 2000'lerde Demokraside ısrarlıyım. Bu konuda iddialıyım. Bu çatı partisi her şehirde ortak propaganda, ortak çalışma, ortak toplantı yapabilir. Kent Meclisleri oluşturabilirler. Çatı partisi için diğer Kürt çevrelerle görüşmek gerekir. Geçen 8 yıllık süre iyi değerlendirilseydi, şimdi çok daha iyi bir konuma gelinmiş olurdu. Akademileri de bu amaçla önermiştim. Kadınlar için Demokratik Siyaset ve Kültür Akademisi önermiştim. Gençlik için, diğerleri için de önermiştim. Bütün bunların bir an önce hayata geçirilmesi gerekiyor. Akademilerde sürekli bir araya gelip tartışmalar yürütülmeli, hiçbir şey olmazsa bile zihinleri açılır. Siyasetçiler buralardan çıkar. Akademi eğitimi normal devlet okullarındaki eğitime benzemez. Açık Toplum denilen olay da budur. DTP'nin akademileri olabilmeli, diğer partilerin de var. DTP de sanırım bundan sonra oylarını artırır, daha iyi çalışır. Siyaset ciddi bir iştir. Bu işi yapabileceklerine inananlar yapsınlar. İnanmayan yapmasın, bu işe girmesin. Bu iş o kadar kolay değil. Çıkıp ben siyasetçiyim diyorlar, bazen anlamakta güçlük çekiyorum. Süreçler çok iyi kavranamıyor, Ortadoğu'da bu sorunlara karşı iyi açılımlar yapılamıyor, bu durum zihin köleliğinden kaynaklanıyor. Kökeni Sümer rahip devletine dayanır.' Öcalan, sözlerini şöyle tamamladı: 'Son dönemde İran ölüm-kalım savaşındadır, onun için çok tehlikelidir. Göç etmek zorunda kalanlar güvenli bölgelere yerleştirilebilir. BM müdahale edip güvenli bölgelerde yerleştirmeleri sağlanabilir. İran'da idamı bekleyen arkadaşımıza desteklerimi sunuyorum, selamlarımı iletiyorum. Cezaevlerindeki arkadaşlara, halkımıza selamlarımı iletiyorum.' İSTANBUL M. Kemal'i kuşatmışlardı Öcalan, bugün yaşanan tartışmaların tarihi arka planı bulunduğunu vurgulayarak şöyle devam etti: '16 Mayıs'ta Mustafa Kemal'in çıktığı yerden Kraliçe, İngiliz Savaş gemisiyle geliyor. Bunun anlamı, bakın biz bu kadar güçlüyüz, bu kadar gücümüz var, demek istiyorlar. Ben yakından takip ediyorum. Gazetelere baktım, birkaç gazeteci de bunu anlamış gibi. Bu hegemonik savaşın tarihi eskidir. Yahudilerin burada rolü çok büyüktür. Ben bunları dile getirirken anti-semitik değilim. Yahudilerin de Ortadoğu'da demokratik bir şekilde diğer halklar gibi yer almasından yanayım. İspanya Krallığı'nın yıkılması, Fransa Krallığı ile Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasında Yahudi politikaları etkili olmuştur. Bu biraz da Hıristiyanlık karşıtlığıdır. Mustafa Kemal bu ideolojiyi biraz kırmak istemiş ama güç getirememiştir. Benim Mustafa Kemal'i gündeme getirmemin nedeni budur. Mustafa Kemal bunları biliyor, tam anlamak, çözmek istiyor. Tarihi çok inceliyor, okuyor. Ben de tarih konusunda benzer süreçten geçtiğim için daha iyi anlıyorum. Ama Mustafa Kemal güç getiremedi, 1926'da onlarla anlaştı. Türkiye 1926'dan bu yana bu hegemonik güç tarafından kontrol ediliyor. Bu güce teslim olmuştur. Mustafa Kemal'in özgürlükçü olduğuna da inanıyorum, bağımsızlıkçı olduğuna da inanıyorum ve direndiğine de inanıyorum. O nedenle ısrarla Mustafa Kemal'e vurgu yapıyorum. Ama bırakmadılar, güç getiremedi, etrafını kuşattılar. İttihatçı kadro ile Mustafa Kemal'in etrafını sarmışlardı. Dr. Nazım, Cavit Bey onlar İngilizlerin adamıydı. Mustafa Kemal, onların bazılarını astı, onlar da bazılarını ama bir yerde durdu, yoksa her iki taraf da bitecekti, sonuçta uzlaştılar. Mustafa Kemal daha fazla ileri gidemedi, onlarla uzlaştı. İsmet İnönü onlar, İngiliz yanlısıydı. Mustafa Kemal'i Çankaya'ya hapsettiler. Ama Mustafa Kemal de kendi ideolojisini hakim kılmak için çok çaba sarf etti.' M. Kemal'in ideolojisi tasfiye oluyor 'Bugün Mustafa Kemal'in egemen kıldığı ideoloji tasfiye oluyor' diyen Öcalan, şu hususların altını çizdi: 'Türkiye 1926'dan bu yana dış güçlere bağlıdır. Sadece '60'larda Menderes, biraz Ruslara yaklaşmaya çalıştı, onu da astılar. Dış güçler, Türkiye'yle artık bu şekilde yürüyemeyeceğini biliyor. Ortadoğu'ya tam hakimiyetleri için Ilımlı İslam ile birleştirilen bir sistem tasarlamışlar, Ortadoğu için bunu gerekli görüyorlar. Türkiye'ye yeniden bir şekil veriyorlar. Nasıl sonuçlanacak bilemiyorum. Belki de bir müddet böyle devam eder. Çünkü İsrail, Türkiye'nin böyle çatışmalı kalmasını da istiyor olabilir. Kürtler, iyi çalışırlarsa bu durumu atlatabilir. Bu hegemonik çekişmelerde Kürtler taraf olmasınlar. Kürtler ne ulusalcılardan, ne de diğerlerine taraf olsunlar, çok dikkatli olsunlar, kendilerini korusunlar. Ancak bu şekilde bu kaosu atlatabilirler. Bu güçler Denizler için de, onları kullandıklarını söylüyorlar. Yani Denizleri nasıl kullandıklarını anlatıyorlar Çatı Partisi kurulsun Öcalan, Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu tehlikenin üzerinden gelinmesi için de şu öneriyi yaptı: 'Bunları boşuna dile getirmiyorum. Ben boşuna konuşmuyorum. Böyle bir tehlike gördüğüm için bunları dile getiriyorum. Bunun için Çatı Partisi'ni öneriyorum. Halklar birlikte hareket etmezse, dayanışmayı sağlamazlarsa, herkes kendi etnik ve diğer kimliklerini dayatırlarsa herkes kaybeder. Bağımsızlık birbirinden uzaklaşmak değildir. Çatı Partisi, demokratik birlik için önemlidir. Herkes kendi özgünlüklerini koruyarak biraraya gelebilirler. Kaldı ki herkesin buna ihtiyacı var. Toplumların birbirleriyle çatışmasını önlemek için, demokratikleşmek için bu gerekli ve önemlidir. Bu bizi kardeşleşmeye götürür. Demokratik bir toplum için sadece kardeş olmak da yetmez, halkların demokratik birliği, birlikteliği gerekir. Sol, en azından demokratikleşme ilkeleri çerçevesinde biraraya gelebilir, birliklerin sağlayabilir. Bunu başarırlarsa çok parçalı yapısından da kurtulur. Sosyalizm, Batı kökenli bir kelimedir. Anlamı toplumculuktur. Demokratik toplumculuk ilkeleri etrafında tüm güçlerini birleştirebilirler. Tüm demokrat kesimleri de içlerine alabilirler. Demokrat dindarları da içlerine alabilirler. Mazlum-Der de olabilir. Eğer buna inanmayanlar varsa, bunlar kuşkulu kişiliklerdir. Bu kişiler demokratik birlikteliği, barışa ilişkin ortak projeleri bozmak için ortaya birçok farklı yapı ve proje sunabilirler. Dikkatli olmak lazım.'

Anonymous (not verified)

Thu, 2008-07-17 02:48

Devlet krizi derinleşti Öcalan, değerlendirmelerine şöyle devam etti: 'Anayasa Mahkemesi kararıyla ilk kez Erdoğan'ın halktan aldığı ve yüzüne gözüne bulaştırdığı halk iradesiyle yargı yani devlet iradesi arasındaki çatışma gün yüzüne çıktı. Devlet içinde farklı odaklar var. Bu farklılıklar buraya gelen görevli ekiplerin, cezaevi personelinin davranışlarında da belli oluyor. Her bir ekip, ayrı bir odağa bağlı. Mahir Kaynak da devlet içerisinde farklı odakların olduğunu söylüyor. Bana verilmeyen kitabında da bunlardan bahsettiğini düşünüyorum. İki klik, iki hegemonik iktidar arasındaki çatışma devam ediyordur. ne diyor hazretleri,cezaevine giden yeni personelin tavirlari ergenekoncular iceri girdikten sonra öcalan karsi degimismis. gecen haftaki görüsmede söylüyor bunlari. akilsiz öcalan her aciklamasinda farkinda olmadan kendisi bir cok seyi itiraf ediyor ama akilsizlar anlamiyorki?

Add new comment

Plain text

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.