Ana içeriğe atla

Tehlike çanları çalıyor.

Bağımsızlık ninisi söylenilirken, mevcut kazanımlar tehlike de.

İran bir taraftan, TC PKK vasıtasıyla bir taraftan, Suriye PYD vasıtasıyla bir taraftan, Irak merkezi hükümeti bir taraftan bastırıyor.

Güney kuşatma altında.

Salih Müslüm Bağdat'a ağırlandı.

Türk ordusu güneyde 23 karakol'da konumlanmış.

Türk Özel Kuvvet Timleri ve MİT Operasyonel Timleri güneyde cirit atıyor.

Kasım Süleymani'ye bağlı "İran Devrim Muhafızları Kudüs Kuvvetleri"nden oluşan Timler güneyin tüm yerleşim birimlerinin kilit noktalarında konumlanmış.

Irkçı, fanatik Heşpi Şebi Milisleri güney sınırına dayanmış.

Bu ve benzer sayısız gücün tehdidi altında güney.

Buna karşın güneyliler binbir parça.

Sayısını unuttuğumuz parti, örgüt, cemaat ve aşiret var.

Herbirinin silahlı gücü var.

Herbiri bir veya daha fazla sömürgeci ile al gülüm, ver gülüm hesabında.

Üzerinde anlaştıkları milli bir poitika yok.

Milli politika olmayınca milli birlikte oluşturulamıyor.

Dış düşmana karşı olmaktan öte birbirlerine diş biliyorlar.

Görünürde başkan, başbakan, hükümet, patlemento varsa da gerçek durum hiçte öyle değildir.

Ellerindeki silahlı güç oranın da mevcut parti ve örgütler bulundukları alana hakimiyet kurmuş, diğerlerine hayat hakkı tanımıyor.

Çok başlılık sürüp gidiyor.

Peşmerge bir türlü milli orduya dönüştürülemiyor.

Milli istihbarat ha keza.

İstenilen silah temin edilemiyor.

Ekonomik kriz kapıda.

İşte bu koşullarda İran güneye baskı yaparak güney üzerinde Suriye'ye girme isteğini dayatıyor.

PKK Şengal'de "Kadın Güvenlik Gücü" oluşturmaya çalışması ve Duran Kalkan'ın KDP ile ilişkilere son verdiğini açıklamasına bakılırsa bu girişimlerin TC bağımsız olmadığı açık. Anlaşılan olup-biten sömürgecilerin ortak bir operasyonu olarak karşımıza çıkıyor.

Güney ne yapar bilemem ama bu operasyon karşısında ABD ve müttefikleri ne der mercek altına alınması gerekir.

Eğer ABD ve müttefiklerin desteğini çekerse güneyin boğulacağı an meselesi.

Mevcut kazanımlara bakarak, Kürd millet zenginliklerini sömürgecilerimize peşkeş çekerek gerek KDP ve gerek YNK'li yetkililerin "artık bölgemizde savaş beklemiyorduk," peşpeşe gelen açıklamalarına bakılırsa güneylilerin kapıya dayanmış tehlikeyi göremediği anlaşılmaktadır.

Bugüne kadar işi Bağdat ile "para gönderdi, göndermedi" kapışması üzerine denklem kuran güney yönetimin "göndermesen ayrılırım ha," tehdidi blöf olarak düşman tarafından algılandığıda bilinmektedir.

Bağımsızlık meselesini ise düşman icazetine bağlamanın da pek ciddiye alınmadığı bilinmektedir.

Bu koşullarda bu gemi su almaya devam eder.

ABD ve müttefikler olmasaydı çoktan batardı zaten.

O halde geriye tek bir alternatif kalıyor.

Sömürgecilerden her alanda kopmak!

Bunun yolu tez elden milli bir siyaset.

Milli birlik.

Tek başlılık.

Şefaf yönetim.

Güneyli siyasal güçlerin bir türlü gerçekleştiremediği, daha doğrusu gerçekleştirmek istemediği de budur.

Gerçekleşmemesi halinde bu gemi batar.

Kurtulan da olmaz.

Benden söylemesi.

 

17 Haziran 2015

Yeni Yorum yaz

Düz metin

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.