Ana içeriğe atla


Bahoz Şavata
“Biz devlete güvenen Sayın Öcalan’a güvenerek çekiliyoruz”. Diyen KCK Başkanı M. Karayılan’ın aldıkları yeni kararla birlikte Kuzey Kürdistan’da hayatın her alanında siyasi ve fiziki bir geri çekilmenin başlanacağı belliydi.
En başta Kürdistan/Kürt hak ve özgürlüklerinde ileri haklarından vaz geçme şeklindeki bu tavır, BDP’nin “Anayasa Taslak Önerisi” ile gündeme resmen gelecekti. Açıkçası, başta önderleri A.Öcalan, BDP ve PKK-HPG kurum sözcüleri Kürdistan ve Kürtlüğe bir şekilde elveda dediler. Onlar artık Misak-ı milli’ciydi. Türkiyeci oldular.
Nitekim bu geri çekilmelere bölgesel, askeri, siyasi, konjonktürel, hukuki vs. kılıflar bulundu.
Bu çevrelere, “Neden böyle davranıyorsunuz?” diye sorduğumuzda, aldığımız cevap, bilinen PKK temel argümanı: “Taktiksel davranmak zorundayız, süreci kontrollü götürmeliyiz, realist olmak zorundayız, şu aşamada, bu koşullarda Kürdler için bu kadarını kotarabiliriz.” vs. şeklindeydi.
Şayet birilerinin dediği blöf değilse, kala kala “orta kuşak …..lara” kaldık.
Doğruluk önemli bir değerdir. Onurlu olmanın da gereğidir. Böylesi puslu havalarda politik kirlilikten kurtulmak için sürece dair konuşanların, tavır koyan kurumların kim veya hangi kurum olduğunu dikkate almak gerekir. Yani kimle konuşuyorsun, neyi konuşuyorsun, nerede bulunuyorsun vs. Dimitrof’un bilinen uyarısında olduğu gibi uyanık kalmayı elden bırakmamak gerekir.
PKK teorik olarak BBDK (Bağımsız Birleşik Demokratik Kürdistan) şiarını bırakalı on yıllar oluyor. Son siyasi savunularında “Kürtlere Özerklik” şeklinde tanımlanacak daha geri bir siyasi argümana çekilmişlerdi. Şimdi yeni anayasa çalışmalarında da görüleceği gibi Türkiyeliliği benimseyerek, temsil ettiği Kürt yığınların kendi kimliksel adını dahi zikredemiyorlar.
Bunun en açık kanıtı BDP’nin “Anayasa Taslak Önerisi”. Öyle ki bu anayasa taslak önerinde “halklar” diye geçen soyut kavramlar ile ifade ettikleri Kürtlüğün haklarını elde etmesini de Türklerin insafına bırakıyorlar. Elbette anayasaları oldukça soyut kavramlar ile yazmak daha kapsayıcı olur. Fakat bu çalışmada kapsayıcılıktan çok Kürt haklarını Türklerin insafına terk etmişler. PKK ve hempaları tıpkı savaştan mal kaçırma telaşına düşmüş, savaş kaçkınları gibi tavır içine girdiler.
Onların bu son tavrı, Kuzey Kürdistan politik konseptinde yeni bir dönemin başlangıcıdır. Biz yinede bu politik çevreye kan ve gönül vermiş ve bütün direnişlerde aktif yer almış çevreleri uyarmaya devam edelim.
****
Kürdistan/Kürt sorununu başkaları ile tartışmak, bu sorunda demokratik adımları geliştirmek için bazı reformlar ile yetinmek onun ülkesel ve etnik adlandırmasından vaz geçmek anlamına gelmez. Kürdistan/Kürt tanımları, Türkiye’nin demokratikleşmesi amacıyla demokratik bir anayasanın yapılması için bir pazarlık olarak görülemez. Çünkü bu haklar zaten gasp edilmiş, Kürtlerin meşru temel insani haklarıdır. Bu haklar bir toplumun hukuki demokratik siyasal düzenlemesinde İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde” yer alan temel insani grupsal haklara girer.
Evrensel olan temel hakları burada anımsatmakta yarar var:
Madde 1- Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.
Madde 2- Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir.”
İnsan hakları bildirgesinde yer alan temel haklar defacto/fiilen uygulamaya konur. Bu haklar günümüz dünyasında ne demokrasi sorunu yapılır nede tartışma konusu edilir. Bu nedenle modern bütün ülkelerde yöntem olarak Anayasalar, İnsan Hakları Evrensel maddelerinden, Yasalar Anayasadan, Tüzük ve Yönetmenlikler yasalardan gücünü alarak oluşturulur.
Türkiye Devleti Kürt vatandaşlarına ve onların yaşadığı Kürdistan Bölgesinde yaşayan halklara ve Kürtlere karşı asimilasyoncu, inkarcı, sömürgeci karakteri nedeniyle hiçbir zaman hukuki olarak demokratik bir anayasaya sahip olmamıştır. İnsan Hakları hukukuna uygun düşen halkların ve vatandaşların meşru, temel haklarının korunduğu anayasaları bu nedenle yapmamışlardır. Şimdiye kadar yapılmış olan Anayasaları (1876 Kanuni Esasi dahil) bu cinsten; darbe anayasasıdır ve hepsi sabıkalıdır.
Hal vaziyet bu iken, “Türkiye’de” ilk defa sivil yapıların temsilinde bir Anayasa yapmanın koşulları oluştu. Tabii yinede oldukça demokratik bir zeminde bu çalışmalar yürütülmüyor. TBMM’de grubu bulunan partilerin oluşturduğu Anayasa Komisyonu bu çalışmaları ele aldı. Kürtlerin temsilini elinde tutan BDP de bu komisyonda yer alıyor. Nitekim BDP de geçen ay yeni anayasa önerisini bu komisyona sundu.
Peki, BDP, “Yeni Anayasa Taslak Önerisi”nde neleri önermiş?
PKK’nın kontrolünde olan BDP, Anayasa Taslak Önerisinde tamda yeni siyasi meşrebine uygun olarak Kürdistan/Kürt haklarından feragat etmiş.
Nasıl feragat etmiş?

  1. BDP 'nin sunduğu Anayasa Taslak Önerisinin “Başlangıç” kısmının girişi “Biz Türkiye Halkı..” olarak başlar.

Bu ifade, başından TC’nin Kürdistan’daki klasik sömürgeci, asimilasyoncu, inkarcı rejimine hizmet ile hukuki kimliğine teslimiyet gösteren bir ifadedir. Çünkü “Türkiye Halkı” uzlaşma alanında kullanılan bir ifade olarak yanlıştır.
“Türkiye” adı ülke adı da olsa, bu ülkede yaşayan bütün halklara rağmen İttihatçı Kemalist zümrenin modern Türk milliyetçiliği anlayışı ile özenle seçilmiş; etnik vurgulu, belli bir etnik yapıya imtiyazlı olarak konmuş bir coğrafik addır.
“Türkiye” tanımı, bölge coğrafyasını tanımlayan açıklayıcı bir tanım da değildir. Çünkü bu coğrafyada onlarca halk iç içe yaşamaktadır. Bu adlandırma sadece Türklerin yurdu manasına gelebilecek etnik bir ifade gücüne sahiptir. Yanlıştır.
Halbuki bu tanım yerine ülke adı olarak hiçbir etnik yapıya vurgu yapmayan bir yer adı konabilirdi. Bu kelime yerine örneğin “Avrasya” coğrafik tanımı olabilir. Üstelik “Avrasya” tanımı herhangi bir etnik yapıya vurgu da yapmıyor ve “Türkiye” denilen yerde yaşayan halkların tarihsel öykülerine de uygun düşecek bir coğrafik tanımdır. Çünkü bu bölge ekseri tarih boyunca Avrupa ve Asya’dan bu coğrafyaya göç eden halkların iç içe yaşadığı bir toprak platosudur. İki platonun birleştiği bir coğrafyadır. “Avrasya” ismi, Avrupa ve Asya tanımlarının ön kök kelime heceleri yan yana getirilerek modern zamanda Rus dilbilimcilerince türetilmiştir. Günlük yaşamda da halk tarafından sıklıkla kullanılmaktadır. Hala zaman da geçmedi, yeni hazırlanan Geçiş Anayasası’nda da ortak ülke adı olarak önerilebilir.
Zaten Türklerin bu tanım önerisi karşısında kibirliliklerinin ve imtiyazlılıklarının ellerinden alınacağı endişesi ile oldukça tepki göstereceklerini sanıyorum. Fakat bölgede yaşayan diğer halkların haklarına sahip çıkmaları bakımından “Avrasya” adı, bu halkları aydınlatıcı ve geliştirici bir tanım olarak tartışma alanına sokar. Bu nedenle “Türkiye” adı tartışmaya açılmalıdır. Eğer Türkler eşit birliktelik arıyorlarsa onların imtiyazlı olmayan bir alana buyur edilmelerinde fayda vardır.

  1. BDP Anayasa Taslak Önerisinin

“Madde 1, 3. Fıkrasında “…Devletin toprak bütünlüğüne dokunulamaz." tanımı getirilmiştir. Bu tanımla diğer parçalardaki Kürtler ile tarihsel bağ koparıldığı gibi, Kuzey Kürdistan halkının kendi kaderini tayin etme hakkının önüne set dikilmiştir.

  1. BDP’nin Anayasa Taslak Önerisindeki diğer bir hatası devletin resmi diline dair yaklaşımıdır. Bu tespiti Anayasa Taslak Önerisinde şu şekilde yapmıştır:

"Madde 3 - (1) Devletin resmi dili, Türkçedir. Tüm vatandaşların resmi dili öğrenme görevi ve hakkı vardır. Türkiye halkının kullandığı diğer ana diller bölge meclislerinin kararıyla ikinci resmi dil olarak kullanılabilir." şeklindeki anayasa önerisinde dil adı belirtilmeden saklı konmuştur. (anti-Kürtçe allerjilere karşı)
Roman kardeşlerimiz kadar demek ki millet değiliz. Çünkü BDP’Lİ kardeşlerimiz, onlardan anayasa önerisinde bahsediyorlar. Onlara Pozitif Ayrımcılıkta bulunmuşlar. İyide etmişler. Benim derdim Roman kardeşlerimiz kadar Kürd, Arap, Boşnak, Çerkez, Arnavut, Ermeni, Gürcü, Laz vs. halk olan diğer halkların adlarından kaçınılması olayıdır. Bu halkların farkları bir yana Roman halkından geri kalan yanları ne? Heyhat, pes doğrusu..!

  1. 12 Eylül TC Anayasası’nın diğer vazgeçilmez ve değiştirilemez maddeleri de korunmuştur:

"Madde 2 - Devletin bayrağı, şekli yasada belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı "İstiklal Marşı"dır. Başkenti, Ankara'dır."
Bayrak bahsinde “Türk” etnik tanımından kaçınılmış. Fakat artık adı “Türk Bayrağı” olarak halk tarafından telafuz edilen bu bayrağı isimsiz olarak ortada kalamaz. Doğrusu; Ülkenin tüm halklarını temsil eden sembollere sahip olan yeni bir bayrağın kanunla düzenlenmesi olabilirdi. Her medeni ülkede olduğu gibi, her etnik yapıya ait bayraklarının olabileceği yaklaşımının bu anayasal maddede aksettirilmesi gerekliliği idi. Fakat Türklerin o ırkçı alerjilerinden çekinildiği bu anayasal maddenin yazımında görülüyor. Demokratik bir düzen yine kurulmuş olmuyor aslında. Klasik ırkçı Türkcülüğe prim veren teslimiyetçilik devam ediyor.
Ülkenin milli marşı olarak “İstiklal Marşı’nın” kabulüne gelince, Bu marşın ikinci kıta, ikinci sıradaki cümlesinde:
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?” mısrasında resmen bir ırka övgü vardır. Bir ırk, kendi ile övünme hakkına sahiptir. Fakat ülke bir ırktan müteşekkil değildir. Kaldı ki bu mısra düşünsel olarak ayrımcıdır. Belli bir ırka hitap eder, günümüzde artık insanlar ırkı ile değil, eserleri ile onurlanırlar. Övgülerinde insanlığa hizmet baz olarak öne çıkar. Bu felsefe bir insanın felsefesi olamaz.
Devam edecek…

Yeni Yorum yaz

Düz metin

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.