Skip to main content
Submitted by Mehmet Müfit on 19 November 2014

KOBANÊ, TÜRK DEVLET POLİTİKASI VE DA’EŞ’İN SALDIRGANLIKTA DİRETMESİ?

Mehmet Müfit

«Savaş her şeyin babasidir» (Yunan filozofu Heraclite)

Kobanê direnişinin yol açtiği ulusal ve uluslararasi yeni gelişmelerin bir çok bakimdan değişik boyutlarda ve seviyelerde tartişilip değerlendirilmesi sürmektedir. Yarattiği siyasi gelişmeler ve milli bilincin Kürdistan’in her bir parçasinda yeni boyutlara siçramasinin fitilini ateşlemesi bakimindan bir ilki oluşturduğunu görmek oldukça önemlidir. Artik hiç bir şey Kürdistan’da eskisi gibi olmayacaktir.

Da’eş denen intikamci dinci faşist örgütün Güney Kürdistan’a saldirisiyla başlayan süreç Kobanê’de devam etmektedir. Esasinda söz konusu olan, ayni sürecin Kürdistan’in iki parçasinda değişik iki boyutta vuku bulmasindan başka bir gelişme olmadiğidir. Bu çatişmali süreç ayni zamanda, bölünmüş Kürt milletinin ve parçalanmiş Kürdistan’in değişik parçalarinin kaderinin kopmaz bir biçimde nasil birbirine bağli olduğunuda bir kere daha göstermiş olmasi bakimindanda önemlidir.

Ortaya çikan sonuçlar bakimindan Kobanê direnişi değerlendirildiği zaman en çok dikkati çeken boyut, Kürdistanî milli bilincin seviyesinde büyük bir yükselişin olduğudur. Bu gelişmeyi kolaylikla tespit etmek mümkündür. Kürdistan tarihinde hiç bir vakit bu seviyede ve bu yoğunlukta bir bilinç siçramasi yaşanmamişti. Kürt ve Kürdistan düşmani Türk devlet politikasina karşi günlerce süren gösterilerde Kuzeyli Kürtler Kobanê’yi sahiplenerek kendilerini kurşunlara feda etmekten geri durmamişlardir. Kürdistan’in her parçasinda ve dişaridaki diasporada dayanişma içine giren Kürtler, milli bir duruş sergileyerek bir tek millet olduklarini haykirmişlardir.

Kobanê direnişi, Kürdistan’da «siyasi romantizme» yeniden ruh kazandirdi

Uzun zamandan beri, iç çatişmalarin ve düşmanliklarin yurtsever saflarda sebep olduğu demoralizasyon ve psikolojik çöküntü, milli bilincin zayiflatilmasina yol açan «parçaci» siyasetin ve mantiğin partilere hakim olmasi sonucu «siyasi romantizm» silinme noktasina gelmişti. Kobanê direnişi, kitlelerde milli duygularin yeniden şahlanişina neden olarak silahli ulusal kurtuluş mücadelesine kitlesel gönüllü katilimin coşkulu yolunu açmiştir.

Kobanê direnişinin ilk gerçeği, Kürt milletinin yaşanan dramini bütün dünyaya bir daha hatirlatmiş olmasiysa, ikinci gerçek ise onun, siyasi romantizmi trajik mahiyetine karşin milli direnişin oldukça karmaşik bir hal almiş olan çelişkilerini aşarak yurtsever bir coşkuyu yaratmiş olmasidir. Hem direnişin ve hemde milli birlik şuurunun hafizalarda yer etmesinin önemli bir aşamasi olarak, Kürdistan’in özgürlük ve bağimsizliğini idealize etmiştir Kobanê direnişi.

Kobanê direnişi, ayni zamanda saflari ayriştirici katalizör rolünüde oynamiştir. Bir kaç on yillik süreden beri, Türk devletini düşman olmaktan çikaran ve Türk ordusuyla Kürtlerin ittifakini sürekli işleyen, Türkiye’cilik yapmayi meslek edinmiş devşirme kesimlerle daha net bir şekilde ayrişmayi sağlamasi bakimindan Kobanê direnişi son derece öğretici olmuştur.

Da’eş neden Kürdistan’a saldirdi?

Irak Baas partisinin ve intikamci eski ordu subaylarinin yönettiği bu kriminel faşist-dinci örgütün özellikle bütün cephelerden Kürdistan’a saldirmasi oldukça manidardir ve ortaya çikan sorularin cevaplandirilmasi gerekiyor. Suudi Arabistan ve Katar’in finanse ettiği, Türk devletinin de silahlandirip çok yönlü lojistik destek verdiği Da’eş kisa bir sürede son derece örgütlü bir duruma getirildi.

Ilk etapta Suriye’deki Esat rejimine karşi ortaya çiktiği iddia edilsede, esasinda Kürdistan’a saldirtilmak amaciyla özellikle Türk devleti tarafindan kullanilmiştir. Bu örgüte, bu güne kadar Türkiye’de korunup sinirsiz lojistik destek verildiğini artik herkes bilmektedir. Bütün dünya tarafindan sayisiz belgeleri ve kanitlariyla Türkiye teşhir edilerek zan altinda tutulmuştur.

Da’eş’in Kürdistan’a saldirilarinin bir çok nedeni vardir; birincisi, bu örgüt intikamci eski Baas subaylari tarafindan yönetilmekte ve gerici milliyetçi Arap ideolojisine ve tarihten gelen bir Kürt düsmanliğina sahiptir. O bakima Kürdistan’daki hiç bir kazanimi içine sindiremez. İkincisi, Türk devletiyle bir ittifak içinde bulunan Da’eş, Türklerin lojistik desteği karşiliğinda Kürdistan’a saldirma angajmanlarini yerine getirmektedir. Türklerin ve sunni Araplarin Kürdistan’i yikma konusundaki çikarlari çakişmiştir, kaldi ki bu ortak düşmanliklari bilindiği gibi tarihseldir. Üçüncüsü, petrol yataklarini ve ticaretini hegemonyasina alarak Türkiye üzerinden satiş yapmanin zemini olusturulmak istenmiştir. Çünkü Kürdistan bu planlari önünde en büyük engel olarak durmaktadir. Kürdistan’in varliği sunni Araplarin başarisizliği demektir.

Sunni Arap muhalefetini kanatlari altina alma politikasindan dolayi Türkiye, uluslararasi planda ciddi boyutlarda teşhir olmuştur. Hep dört ayaklari üzerine düşen Türkler, ikinci dünya savaşindan beri ilk defa Bati devletleriyle bu düzeyde bir çelişki ve çatişma yaşamaktadir. Batiyla nisbeten «uyum» içinde «işini» bu güne kadar yürütmüş olan Türk devleti, cihatçi sunni Arap muhalefetini desteklemekle baltayi ayağina vurmuştur. Kürdistan’a karşi yürüttüğü barbar politikalarinin dünyada yol actiği rahatsizliklardan her seferinde siyrilmasini beceren Türk devleti, iflah olmaz Kürt düşmanliğiyla bu sefer kafasini duvara vurmuştur.

Güney Kürdistan’daki kazanimlari ve bağimsizliga dogru yükselişi bir türlü içine sindiremeyen, hazmedemeyen Türk devleti, ince politikalarla Güney Kürdistan «hamiliğine» soyunarak Kürt liderlere güven verme taktiklerine girişip kurnazca pusuda bekledi. Türk devletinin Güney Kürdistan’la ilişkileri, sahte vaatler ve ekonomik ilişkilerin arkasina siğinarak «uyutma» amacini taşimiştir. Bu siyasetinde kismi başari elde etmiş olsada, güneyli Kürt liderleri ve ABD tarafindan görülen komplo boşa çikarildi. Esasinda, Da’eş’in saldirisiyla Türk devletinin, Güney Kürdistan’la içine girdiği pragmatik ekonomik ilişkilerin altindan sinsi yikici hesaplari olduğu ortaya çikti. Bu gelişme, bir çok saf Kürdün, Türklerin «Kürt meselesinde» değiştiğine ilişkin öne sürdükleri argumentlerin temelsiz olduğunu da gösterdi. Gelişmeler, Türk devletinin düşman olarak görülmesinin artik yanliş olduğunu «vaaz eden» ve Türk ordusuyla ittifaki savunan bir takim şaşirmiş devşirme unsurlarin içi boş lafazanliklarini yerle bir etmiştir. Düşmanin sadece yikmak ve yok etmek için politika yaptiğini Kürtler bir daha aci deneyle Da’eş olayiyla birlikte yaşayarak görmüş oldular. Türklere güvenmenin hatasini Güneyli liderler az kalmişti Hewler’in Da’eş tarafindan düşürülmesi gibi bir felaketle ödeyeceklerdi. Musul’da Irak ordusundan elde ettikleri son derece modern savaş malzemeleri ve Türklerin verdiği imkanlarla Da’eş’in Hewler’in üzerine yürümesini ABD engelledi.

Hewler ve Kerkük’ü düşüremeyen Da’eş, bu sefer güney-bati Kürdistan’a saldirtildi. Başindan beri ABD ve diğer bati devletleri, Türk devletinin planlarinin farkinda olduklarindan dolayi en uygun yolun Kürtlere yardim edilmesi gerektiği konusunda politika oluşturarak pratik askeri destek sunmuşlardir. Türk devletine rağmen bu yapilmaktadir. Hakim Türk politikasi sunni Araplar ve Da’eş üzerine, Bati koalisyon güçleri de Kürtler üzerine hesap yapmiştir. Türkiye’nin Bati devletleriyle olan ilişkilerinde ilk defa bu düzeyde bir kirilma yaşanmaktadir ki bu, tamamiyla Kürdistan ulusal kurtuluş hareketi lehine yeni tarihi firsatlarin ortaya çikişina yol açmiştir.

Başta ABD olmak üzere «koalisyon» güçlerinin, güney Kürdistan Federe Devletiyle geliştirdikleri siyasi ve askeri ilişkilere Türklerin düşmanca yaklaşimlari ve saldirganlaşmalari, esasinda Türk devletinin bölgedeki nufusunu ve etkisini kaybettiğinden dolayidir. Bu yeni gelişme ise, Ortadoğudaki güçler dengesindeki parametrelerin değiştiğini göstermektedir. Kürdistanî siyasi güçlerin buna göre yeni politikalarla yerlerini yeniden belirlemeleri gerekmektedir.

Da’eş’in israrla Kobanê’ye abanmasinin Türk devletinin güçler dengesindeki zayiflayan konumuyla ilintili olduğunu görmek gerekiyor. Da’eş’in saldirganliği esasinda Türk devletinin saldirganliğidir. Kobanê’nin düşmesi için bütün yollari deneyen Türk devleti Da’eş üzerinde hesaplar kurarak «Tampon Bölge» politikasini Koalisyon güçlerine dayatmaya yeltendi. Bu yüzden zaman kazanip Kobanê’nin düşmesinin koşullarini zorladi. Bu politikasi, ayni zamanda «Suriye Kürtlerinin» kazanimlarini ortadan kaldirmayi ve muhtemel otonom yada federatif siyasi yapilanmasini engellemeyi hedeflemiştir. Bu arada insanlik suçu işleyerek, Kürtlere karşi gerçek yüzünü gösterdi. Da’eş’e karşi mücalede eden Koalisyon güçlerine ve güney Kürdistan’in Kobanê’nin yardimina koşmasina zorluklar çikararak el altindan sunduğu desteklerle intikamci faşist Da’eş’i Kobanê’yi «düşürmeye» zorlamiştir Türk devleti. Sadece Kürtlerin değil, bütün dünyanin nefretini kazanan Türkler bu planlarinda başarisiz kalmişlardir. Kobanê direnişi ise Kürtlere ilişkin yoğun sempatinin oluşmasini sağlamiştir.

Da’eş özellikle iki sebapten dolayi Kobanê’nin düşmesini istemiştir; birincisi, Türklerle siyasi ve ekonomik ilişkilerinin devamini sağlamak ve dünyaya açilmanin en uygun stratejik noktasi olduğundan; ikincisi, Türk devletiyle yapmiş olduklari gizli antlaşmaya uygun hareket etmek zorunda olduğundan dolayi. Türklerin yoğun çok yönlü lojistik desteğine karşilik Kobanê’nin zap edilmesi şarti dayatilmiştir Da’eş’e. Olay budur.

Türk devleti iki ipte cambazlik yapmak istemiştir; bir yandan uluslararasi güçlerin baskilari sonucu mecbur edildiğinden dolayi gönülsüz bir şekilde Koalisyon güçleri arasinda yer almiştir ama öbür tarafta Da’eş’le ilişkilerini sürdürmekten geri kalmamiştir. Bu kurnazliği ona pahaliya mal olarak tecrit olmasina yol açmiştir.

«Suriye Kürtleri» ne yapmalidirlar? İmkanlar ve zorluklar

«Rojava» diye tabir edilen güney-bati Kürdistan’da ulusal kurtuluş hareketi yeni bir aşamaya ulaşmiştir. PKK’nin vesayeti altinda rahat hareket edemeyen «Binxet» Kürtleri ortaya çikan yeni imkanlarla ayaklarina kadar gelen firsati iyi değerlendirmek zorundadirlar. Biliyoruz ki, tarihi momentler her zaman ve sikça sunmaz kendini. Ulusal birliğin gerçekleşmesi için ortaya çikarilan 22 Ekim «Duhok Peymani», Güney Kürdistan’la ortak askeri icraat içine girilmesi ve Koalisyon güçlerinin doğrudan sunduklari askeri imkanlar büyük firsatlarin yakalanmasi ve değerlendirilmesi yolunu açmiştir.

Her şeyden önce şunun altinin çizilmesi gerekiyor; Kürdistan ve Ortadogu’da hiç bir şey artik eskisi gibi olmayacaktir. Değişen koşullari, güçler ilişkisinde ve siyasi dengelerde ortaya çikan değişiklikleri kavramak ve bilince çikarmak, oluşturulacak politikalarda ve icraatlarda hata yapmamak için son derece önemlidir. Ortadoğu oldukça özel bir durum yaşiyor. O halde buna denk düsecek özel politikalar ortaya koymak gerekiyor. Çünkü bu özel durum Kürdistan ulusal kurtuluş hareketine olağanüstü olanaklar ve imkanlar sunmaktadir.

Kürtlerin Da’eş’e karşi bir çok cephede savaş vermeleri Kürdistan ulusal kurtuluş hareketine ve mücadelesine yeni bir meşruiyet kazandirmiştir. Bu onlari, uluslararasi ve bölgesel planda prestijini yükseltme yanisira istikrarin ve güvenin faktörü haline getirmiştir. Uluslararasi güçlerin çikarlariyla Kürtlerin çikarlari bu düzeyde ilk defa çakişiyor bu tarihi momentte. Bu taktirde, şu soru gündeme geliyor; «Suriye Kürtleri» hangi politikalarla bu tarihi momentten yararlanacaklardir? PYD, Sam rejimini desteklemesine karşin Kobanê direnişinde Basar el-Esad ve taraftarlari kilini bile kipirdatmadilar. O halde, bu kanli ve tecrit olmuş gruhla olan ilişkiler kesilip Koalisyon güçleriyle kurulan fiili işbirliğini kalici ilişkilere dönüştürmek için ciddi adimlar atilacak mi? «Rojava»yi, hem Da’eş-Türk devleti ittifakina karşi ve hemde Şam’daki gruha karşi güvenlik altina alacak ve koruyacak ilişkiler geliştirilecek mi? Bütün bunlar, «Suriye Kürtlerinin» PKK’nin vesayeti altinda olduklari müddetçe pratik olarak mümkün mü? Daha doğrusu, PKK’nin vesayeti altinda kalarak direnişi sürdürmek ve kurtuluşa ulaşmak olanakli midir? Bu sorulara cevap verilmesi gerekiyor.

Hepimiz biliyoruz ki, PKK’nin ilk firsatta «Rojava»yi Türk devletine yada Iran’a Esad kliğini ayakta tutabilmeyi sağlamak için satmamasi önünde hiç bir güvence yoktur. A. Öcalan ve Kandil için «Suriye Kürtleri» esasi oluşturmuyorlar. O bakima, PKK tarihi yeterince göstermiştir ki, onlara güvenmek ve inanmak sözkonu olamaz. Olasi bir başarisizliği yada hezimeti PDK’ye ve «Suriye Kürtlerine» yükleyeceklerdir. Bundan dolayi, güney-bati Kürdistan Kürtleri yaşadiklari zorluklar ve insanlik dramina rağmen mücadelenin ve başarinin bekasi için kendilerine PKK dişinda bir yol bulmak zorundadirlar. Ama burada şu sorunun sorulmasini yararli görmek gerekiyor; PKK’yi aşip kendilerini var etmek ve yaşatmak için yeni bir siyasetle yeni bir örgütlenmeye girişebilirler mi? Bu son derece zor ve sancili olacaktir, ama ulusal kurtuluş hareketini sürdürebilmek ve başariya ulaştirmak için de başka bir yol yoktur. Biliyoruz ki, silahli mücadele ve savaş ortamlari yeni kadrolarin oluşmasina, sağlamlaşmasina ve gelişmesine, yeni ufuklarin oluşmasina yol açar. «Rojava» Kürtleri, öncelikle kendileri için var olmalidirlar, başkalarinin siyasetlerinin basit uzantilari olmayi red etmelidirler. Bundan dolayi, «Suriye Kürtlerine» güvenmek dişinda bir başka seçenek yoktur.

«Duhok Peymani», güney-bati Kürtlerine yeni perspectifler, yeni olanaklar sağlamiştir demiştik yukarida. Başta Türk devleti olmak üzere, söven sol kesimler ve PKK bu birliğe karşidirlar. Hatta bazilari o kadar ileri gitti ki, bu ulusal antlaşmayi «Kobanê»nin düşmesi olarak lanse ettiler. Türkler her cepheden, sağdan, soldan Kürtlerin bu birliğine saldirdilar. Türk devletinin bütün pratik askeri, siyasi ve diplomatik engellemelerine rağmen Kobanê direndi ve düşmedi. Türkler bütün dünyaya teşhir olarak rezil oldular. Kobanê direnişi ayni zamanda, Türk devletinin ortadoğuda etkisini kaybetmesine ve tecrit olmasinin zemini oldu. Bu günlerde bilhassa, faşist-dinci Hamas Filistin’ine sözde sahip çikmasi bu tecriti kirmak istemesindendir.

Esas sorunumuza geri dönersek, «Duhok Peymani», PKK’nin ‘Suriye Kürdistan’inda yarattiği tek parti hakimiyetinden çoğulculuğa -çok partililiğe- geçişin ilk olumlu adimi olmasi bakimindan son derece önemlidir. «Kanton» diye tabir ettikleri «sistem» tek partililiğe dayanmaz. Bu ayri bir tartişmanin konusu olmakla birlikte, «Suriye Kürtlerinin» birliği Kobanê’nin düşmesini engelleyerek hem Türk devletinin Kürt düşmani planlarini engellemeyi başardi ve hemde PKK’ye rağmen kardeşlik atmosferi içinde yeni bir milli birlik ve beraberlik ruhuna içerik kazandirdi. Kürtlerin birbirlerine karşi besledikleri önyargilarin kirilmasina ve birlikte düşmana karşi ayni cephede askeri planda yer almalarina yol açti.

Sonuç ve dogru tavir

Hiç kuskusuz, bütün yurtsever kesimler Kobanê direnişi sahsinda güney-bati Kürdistan ve ulusal kurtuluş mücadelesini desteklemektedirler. Esas güç olan PYD’nin, PKK’nin vesayeti altinda olmasi bir çelişki oluşturmaktadir. Diğer yandan ise, bütün siyasi yurtsever kesimlerin terorize edilerek bastirilmalari söz konusudur. Tek siyasi hareketle ne ulusal birlik, ne özgürlük nede demokrasi mümkündür. Bunu hepimiz biliyoruz.

Bizim gibi ülkelerde, siyasi hareketlerin kendilerini yaratmalari ve yaşatmalari iki yöntemle mümkündür; birincisi, şiddete dayalidir; ikincisi, demokratik olana. PYD ve diğer siyasi yapilanmalar önünde, Kobanê direnişi ve akabinde ortaya çikan «Duhok Peymani» sonrasi süreçte iki yol kavşaği bulunmaktadir; ya şiddete dayali yöntem ki bu iç çatişmalar ve yikimlar yaratacaktir yada demokrasiye sarilarak ulusal kurtuluş hareketinin Kürdistan’in diğer parçalarinda yaşanmis ve oldukça büyük acilar çektirmiş olan kötü örnekleri yaşamak zorunda kalmadan bir bütün olarak ulusal kurtuluş davasini yaratma, kazanimlari korumak ve ileri götürme yöntemine baş vurma.

Kobanê olayi, çok yönlü ilişkilerde ve ortaya çikan ortamda yeni bir sayfanin açilmasini gerektiriyor. Bu firsat oldukça doğru ve iyi değerlendirilerek çok partili, çoğulcu demokratik bir ortama dönüştürülmelidir.

Bir başka önemli husus ise, «siyaset yapma yöntemi»ne ilişkin Kürtlerde son derece yanliş bir anlayişin mevcut olmasi sorunudur. Bu konuda, hakim olan yanlişin düzeltilmesine katki sunmasi amaciyla esassen siyaset sosyolojisi kapsaminda kapsamli araştirmalarin yapilmasina ve var olan yanlişin düzeltilmesine ihtiyaç vardir. Şimdilik kisaca şu ifade edilebilir; siyasette düşmani ikna etme yöntemi, ona yaranmaya çalişma tarzi her zaman boş bir çaba olarak kalmaktadir ve en kötü yöntemdir bu. İkinci ve doğru olan yöntem; düşmani en iyi tarzda tanimaya ve takip etmeye dayali birikimle onun attiği her adima, ortaya koyduğu her politikaya mukabil politikalarin oluşturulmasidir. Başarili olmak için başka bir seçenekte yoktur zaten.

18 Kasim 2014

Mehmet Müfit

Add new comment

Plain text

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.