Ana içeriğe atla

Kerkükname(4)

TÜRK IRKÇILARININ "1000 YILLIK TÜRK YURDU" VE CENGİZ ÇANDAR'IN "TARİHİ TÜRK" ŞEHRI: KERKÜK Türk Devleti, Irak devletinin kuruluşundan, Saddam'ın başını çektigi kanlı Baas rejiminin 2003 Nisanında yıkılışına kadar, hep Irak rejimlerinin yanında oldu. Baas rejiminin Kürdlere karşı giriştiği soykırımlara her türlü desteği verdi. Kürdlere karşı yapılan kıyımların dünya kamuoyuna yansımaması için, Saddam'dan daha aktif çalışmalar yürüttü.Halebçe sonra Kuzey Kürdistan topraklarına geçmek zorunda kalan kimyasal silahların mağdurlarının dış dünya ile tüm bağlarını kopardı...Belçıka Üniversitesinde görevli, kimyasal ve biyolojik silahlar konusunda uzman olan Prof. Heindereckz ve ekibinin alana girmesini aylarca engelledi. Amaç sıcağı sıcağına var olan kimyasal gazların tespitini engellemekti. Saddam yönetimiyle Kürdleri "yok etme toplantıları"na kadar her türlü anti-Kürd faaliyetleri içinde oldular. Türkmenlerde Baas partisinin Kurbanları içinde yer alıyordu. Ama Türk devleti bu meseleyi hiç bir zaman sorun haline getirmedi. Irak devletiyle anti-Kürd ortaklığını her zaman sürdü... 1991'de Güney Kürdistan'ın özgürleşmesinin ardından, Kürdler seçimler yapıp, kendi Parlamentosu ve Hükümetini oluşturmaya giriştiği andan itibaren. Türk devleti Türkmenleri hatırlamaya başladı. Türklerin esas amacı hiç değişmedi. Bu sefer Saddam'ın denetiminden çıkan Kürdlere karşı Türkmen azınlığı ajanlaştırıp, yıkıcı faaliyetlerini sürdürmek istedi. Bu konuda kısmen başarılı da oldu.Türkmen Cephesi adı altında Ankara'da kontra bir oluşuma gitti. Bu konra grubun ilk işi, Güney Kürdistan seçimlerine, Parlamentoya ve Kürdistan Hükümetine karşı çıkmak oldu. Daha sonra, Kürdistan Hükümeti bu ajan örgütlenmesinin ele başlarının alana girmesini yasakladı. Türk devleti bir yandan, Jitem, Özel Tim ve Özel Harp Dairesine bağlı bir dizi karanlık güçler aracılığıyla Güney Kürdistan'da her türlü yıkıcı faaliyetleri sürdürürken, alanda askeri operasyonlarını sistemli hale getirirken; diğer yandan, Kızılay vb oluşumlar adı altında "legal" yıkıcı faaliyetlerini yürütüyorlardı. Kızılay, Kürdistan'da çok kötü yaşam koşulları içinde olan insanlara zorla Türkmenliği empoze etti. İnsanlar kendilerini Türkmen olarak yazdırarak, erzak alabiliyorlardı.. Bazı kaynaklara göre kendilerini Türkmen olarak yazdırmak zorunda kalanlar alabildiğine kabarık, bir milyona varıyordu.. Tabii ki, Türk Devleti bu isim listelerini çesitli diplomatik ilişkilerinde kullanmaya çalıştığı bilinmektedir. Türkler her tarafta yaygaralar koparmaya ve korkunç desinformasyon girişimlerini sürdürebiliyordu. O¬nlara göre Güney Kürdistan'da 4 milyon Türkmen yaşıyordu. O dönem hâlâ Kerkük ve Musul Saddam’ın denetimindeydi. Türkler, Duhok, Hewler ve Süleymaniye vilayetlerinde bir milyon Türkmenden söz ediyorlardı. Bu konuda Irak devletinin yaptığı nüfus sayımları vardı. Bu gerçekleri Türklerde biliyordu. 1957'de yapılan nüfus sayımında: Hewlêrde halkın % 89'u Kürd, %6,5'i Arap ve %2,5'i Türkmen, %1,8'i Suryani ve %0,13 diğer etnik gruplardan oluşuyordu. Suleymaniye'de ise halkın %98,6'sı Kürd, %1 Arap, %0,1 Türkmen,0,1 Suryani ve % 0,2 diğerler etnik yapılamalardan oluşuyor.. Yine 1977'de yapılan bir nüfus sayımı var.Hewlêr nüfusunun % 86 Kürd,% 10,4 Arap, %1,6 Türkmen, % 1,7 Suryani ve %0,22 diğerlerinden oluşuyor. Suleymaniye'de ise halkın % 94'ü Kürd, % 5,5'i Arap, %0,1 Türkmen, % 0,60 Suryani ve %,0,3 diğerleri diye not edilmiştir. Bu sayımları Irak rejimlerine karşı elde silah savaşan Kürdler yapmamıştır. Irak devletide Kürdleri az göstermek, dağıtmak, sürgün etmek ve kıyımdan geçirmeke olduğu bir ortamda, herhalde Kürdlere karşı adil davranmış olmaz. Terörle karşı karşıya kalan Kürdlerin belli kesimleri kendi gerçek ulusal kimliklerini söylemedikleri biliniyor. Kürd din adamları büyük oranda Arap olarak sayılmıştır. Türkmenler ise her zaman iktidarlarla iyi geçinmeye çalışmışlar ve Irak'ta hiç bir direnişe katılmamışlar. Hep devletçi olmuşlar. (TC'nin ajan örgütlenmesi Türkmen Cephesinin Kürdistan Hükümetine karşı tavrı hariç). Suya sabuna dokunmadıklarından dolayı daha rahat bir şekilde kendilerini ifade etmişlerdi. o¬nlara uygulanan baskı Kürdlerin yanında milyondan bir kalır.. Türklerin ileri sürdüğü, Hewlêr, Duhok ve Suleymaniye'de 100 binlerce Türkmen'in varlığı, tipik bir Türk yalanıdır. Eğer bu bölgede 100 bin Türkmen olsa, Türkmenler yaklaşık olarak nüfusun % 1'ini oluşturduklarına göre, bu 3 şehirde 10 milyon insanın ve bir milyon Türkmen yaşiyorsa, bu alanda 100 milyon insanın yaşaması gerekirdi. Eldeki rakamlar ortada 3 ve 4 milyon arasında insan bu 3 şehirde yaşıyor. Kerkük çevresine gelince, yine 1957 sayımında Kerkük nüfusunun % 48,5'ı Kürd, %28,2'sı Arap ve %21,2'sı Türkmen, %0, 5'ı Suryani ve %1,6'sı diğerleri diye Irak rejimince tespit edilmiştir. 1977'de yapılan sayım'da Kerkük nüfusunun % 37,6'ısı Kürd, %44,4'ü Arap, %16,3 Türkmen vs...olarak tespit edilmiştir. Türkmenler 1957'de Kürdistan nüfusunun % 3,7'sını, Irak nüfusunun %1,2'sını oluştururken; 1977'de ise Kürdistan nüfusunun %3,3'ünü ve Irak nüfusunun% 2,1'ini oluşturuyordu. Arapların bölgenin demografik yapılanmasını değiştirmeye çalıştığı bu iki sayım arasında geçen dönem içindeki Arap nüfusundaki artışındanda açıkça görülüyor. Burada esas olarak üzerinde durduğum nokta bu olmadığından geçiyorum. Bu nüfus sayımları doğru okunduğu zaman Türklerin tüm söylemleri yalandan başka bir şey değildir.Irak'ta 4 milyon Türkmenden söz ediyorlar. % 2'si 4 milyon olursa, o zaman Irak'ta 200 milyon insanın yaşaması gerekirdi. Herkes biliyorki 20 milyon cıvarında insan bu ülkede yaşıyor... Zaten Saddam’ın yıkılmasından sonra yapılan seçimler Türklerin tüm yalanlarını somut bir şekilde ortaya koydu.... Aylarca , parayla oy satın almalarına rağmen, belirli bazı anti-Kürd Arapların Türkmen Cephesine oy vermelerine rağmen, sonuçlar ortaya çıktı ve Türklere hadleri bildirildi.. Türkmen Cephesinin tüm Irak çapında aldıĝı 93408 oy cıvarındaydı.. Musul’dan Tekafer’e, Erbil’den Kerkük ve Mendeli’ye kadar „Türk Yurdu“ yada „Türkmeneli“ ülkesiydi.. Ama, sonuç olarak seçimler tüm bu söylenenlerin kuyruklu yalan olduĝunu ortaya çıkardı.Şimdi ise tüm çabalarını Kerkük ve çevresini Irak devletine baĝlamak için seferber etmişler.. Türkiye ve Güney Kürdistan’daki ajan örgütlemesi geçmişte „Türk yurdu“ dedikleri Kerkük’ü şimdi ise „Irak şehri“ diye lanse etmeye çalışıyorlar.. Tek amaçları ise Kerkük’e ilişkin anayasal süreci baltalamak ve Kerkük’ün bu yıl sonunda Kürdistan’a katılmasını engelemektir. Ayrıca 1947'de yapılan bir sayım var. O zaman da Kerkük'te Kürdlerin oranı % 53 cıvarındadır. Tüm Türk çevrelerinin anti-Kürd tutumları bilinmektedir. Haftalardır, tüm devlet güçleri, Genelkurmay Başkanından Başbakan’a, Cumhurbaşkanından muhalefet partilerine kadar ve mehmetçik basın ile elele vermiş ve Kürdlere karşı kin kusuyorlar... Türkler tüm kurum ve kuruluşlarıyla Kerkük şehrine ilişkin tam bir histeriye kapılmışlar..Biliyoruz ki, Türk devletinin tek amacı baĝımsız bir Kürdistan devletin ortaya çıkmasını engellemektir.. Kerkük gibi tarihi ve zengin bir Kürd şehrinin Kürdistan federal yapılanmasına katılmasıyla yaratacaĝı gelişmeler korkutuyor... Yoksa Kerkük’ün, Van’ın yada Diyarbekir’ın Kürd ve Kürdistan kimliĝini, Kürdlerin varlıĝını hâlâ inkâr edenlerle tartışmak anlamszdır.Bu alıştığımız söylemleri bir kenara bırakarak, Cengiz Çandar, geçenlerde Kerkük’e ilişkin kaleme aldıĝı „Kerkük Türküleri hep Türkçe Kürdlerin Türküleri nerede“, „Kerkük seni gördüm şad oldum“ adlı makalelerinde tam bir tarih çarpıtıcısı olarak karşımıza çıktı.. Geçen yılda Cengiz Çandar, yine aynı iddialarını "Türk Kimlik; Kürd çogunluk" makalesinde gündeme taşırmıştı.. Ama sayin Cengiz Çandar hiç kendini yenilemiyor. Geçen yılda ve bugünlerdede Kerkük’ün „Türklüĝü“ üzerine yazdıĝı makalelerin biricik kaynakları David Mc Dowall ve Hana Battu'dır.. Sayin yazar söz konusu kaynaklara dayanarak Kerkük ve Hewlêr'i "Tarihi Türk şehirleri" ilan ediyor... Daha sonra Kürdler bu şehirlede çogunlugu sağladı, diyerek olayı açıklamaya çalışıyor. Ona göre Şemseddin Sami'nin "Kamus ul Alem" de söylediği "Kerkük nüfusunu dörtte üçü Kürd, geriye kalan Arap, Türkmen vs" belirlemesi yanlış. Çünkü "o Kerkük'e hiç gitmemiş" diyor.Sözü Şemseddin Sami'ye bırakalım. Ş. Sami 1898 yılında yayınladığı "Kamûs ul-A'lem" adlı eserinde Kerkük'ten söz ederken " Kürdistan'ın Musul ilinde ve Musul'un 160 km.......uzaklıkta bulunur" diye tarif etmektedir. O, sadece Kerkük nüfus yapılanmasının esasının Kürd oluduğunu söylemekle yetinmiyor. Kerkük'ün bir Kürdistan şehri olduğunu söylüyor. Var sayalım o Kerkük'e gitmedi. O zaman sözü Kerkük'e giden birine bırakalım.Evliya Çelebi "Seyahatname"sinde Kürdistandan söz ederken, diyor ki: "Kürdistan; Erzurum, Wan, Diyarbekir, Cizire, Ciziri ibn Ömer, İmadiye, Musul, Şarezor (KERKÜK) ve Ardelan adlı 9 vilayetten oluşuyor". Sadece Evliya Çelebi değil, Katip Çelebi de "Cihanname" de , Şerefxan Bitlîsi ve yüzlerce Avrupalı, iranlı hatta Arap araştırmacı Kerkük'ün Kürdistani bir şehir olduğunu kabul ediyorlar. Türk ırkçılarının "1000 yıllık Türk yurdu" dedikleri ve Cengiz Çandar'ın "tarihi Türk şehri" dediği Kerkük ne zamandan beri Türk şehri oldu. Bu tezi ileri sürenler,Türkmenlerin alanda bulunmasını Harun Reşid'in bir Türkmen kadınla evlenmesi olayına bağlıyorlar... Böyle bir mantık doğru olmuş olsaydı, Selahadin den dolayı Kahire, Kudüs ve Şam, Canpolatlarının kızının Korkunç İvan'la evlenmesi olayından Moskova , Babil Kralının Med Kralının kızıyla evlenmesinden dolayı bugünkü Irak'ın tümü üzerine hak iddia ederdik... Böyle bir mantıksızlığı ancak Kürdlere ve Kürdıstan'a karşı düşmanlığın kronik bir hastalık haline geldiği Türk çevrelerinde rastlanabilir. Ak Koyunlular ve özellikle Osmanlılar döneminde işgalci olarak alana gelen, yolların güvenliği için bir hat üzerine yerleştirilen ve işgalcilerin yenilgilerinin ardında alanda kalan Türkmenler üzerine yapılan tüm bu spekülasyonların hiç mantıklı bir tarafı yoktur. Böyle bir mantık yürütüldüğü taktirde, Moğolların, Makedanyalıların da gelip bizim bu topraklarımız üzerine hak talep etmeleri gerekir. Çünkü, o¬nlarında artıkları alanda kaldı.. Kürdlerin tüm Ortadoğu üzerine "tarihsel hakları" olurdu. Haçlı seferleri ve Eyubu Devleti böyunca 10 binlerce Kürd Mısır vb.. ülkelere yerleşti ve kaldı.. Sormak lazım bu çevrelere, sizin bu topraklara ayak basmanızdan önce bu topraklar kimin vatanı yada sizin sevdiğiniz kavramla yurduydu? Tarihi belgeler ne diyor? Sizin elinizdeki ve herkesten gizlediğiniz tarihi belgelere hiç bakıyormusunuz? Bir kere Kerkük ve dönemin ismiyle ARAPXA, M.Ö 3000'li yıllarda Kürdlerin ataları olan Gutilerin başkenttiydi. Prof. Dr. Kemal Mazhar'ın Kerkük'le ilgili çalismasindan tarihi bilgi açısından geniş bir pasaj aktarmak istiyorum:"Kürdistan'da Hurilere ait bir çok eski yerleşim alanlarının eski isimleri, hala günümüze kadar korunmuş ve kullanılmaktadır. Örnegin; Dukan'a yakın olan Şimşar yerleşim alanı, Hurilerce Şuşra diye adlandırılmaktaydı. Bu yer ve daha başka Hurilerden kalma kalıntılar, bölge baraj suları altında kalmadan bulunmuştu. Hurilerle Arilar arasında, çok sıkı ilişkiler olduğunu burada vurgulamak gerekmektedır. Kuşkusuz Huriler başka halklarla karışmışlardı. Ariler, M.Ö 15. yy'dan 4. yy'a kadar Huriler içinde yönetici bir sınıf olarak vardılar. O dönem Huriler, " fiilen Kuzey Irak'ın sahipleriydiler".(14) Huriler ülkesinin bir diğer ismi de, "Mitaniler ülkesi"ydi. Mitaniler de Ariler için kullanılan bir ismi seçmişlerdi. Kerkük ile ismi bütünleşen ve çivi yazıtlarındada ispatlanan Zagros halklarından bir diğeri olan ve M.Ö 3000 yılarında "Şarezor ovasının güney bölgesine yerleşen"(15) Gutiler, Lulular, Huriler, Subartular gibi Kürd halkının oluşumunda önemli bir rol oynamıştır. Sonradan Gutiler,"Arapxa"(16) diye yeni bir isimle anılan Kerkük ve çevresini de kontrol altına aldılar. Önce Sümerler ve daha sonrada Akadlar küçük Zap, Dicle Nehri, Suleymaniye dağları ve Diyale nehri arasına yerleşen, "Arapxa"yi kendilerine başkent olarak seçen Gutileri resmen tanıdılar.(17) Sir Cidny Smith "M.Ö 1000 yıllına kadar Asur Tarihi" adlı kitabında bu gerçekliği teyit ediyor ve diyor ki: " Gutilerin vatanı Küçük Zap , Dicle adlı iki su, Suleymaniye dağları ve Diyale nehri arasındaki karesel alan olup, başkenti Arapxa, bugünkü Kerkük'ün bulunduğu alandır". Gutiler ülkesinde, asayiş ve güvenlik vardı, vatandaşları birlik ve bir kral tarafından M.Ö 3000 yılların ortalarında yönetiliyorlardı. Görülen odur ki Sümerler, Akadlar ve Asuriler, Gutilerle sürekli bir savaş içindeydiler. Bundan dolayı Gutiler "saldırıdan ziyade hep savunma"daydılar. Tarihi belgelerle de ispatlanmıştır ki Gutiler, büyük bir güç olan Akad İmparantorluğuna yönelik saldırılarda bulunmuşlar. Gutiler bir asır(M.Ö 3000 yılların sonuna doğru) boyunca "Babil" idare etmişler ve değerli olan bir çok şeyi Başkentleri olan Arapxa'ya taşımışlardı. Arapxa'nın ismi olduğu gibi kalıyor. En son olarak "Erefa" yada "E'rfe" olarak değiştirilmiş. Kerkük petrol kumpanyalarına bağlı işçilerin ikamet ettikleri mahale de "E'rfe" olarak tanınmaktadır". Daha sonra bu topraklar M.Ö 612 yılında Kürdlerin ataları olan Medlerin eline geçti.. Kürdler ve ataları hep Kerkük ve çevresinin yerleşik ve eski halkı olarak kaldılar. Bu hususta yüzlerce belge var.. Ayrıca bugün Kürdler tarafından „Germiyan“ olarak adlandırılan bu bölge Sasaniler dönemindede aynı isimle anılıyordu.. 6. Yüzyılda yaşıyan Ermeni tarihçi Moses De Xuren „Gemarkan“ olarak adlandıryor.. Bu hususta Reşid Yasemi, Baba Merdoxi . M. Emin Zeki ve Tofiq Wehbi’nin Kerkük üzerine yazdıklarına bakılabilinir. Elde bulunan tarihi verilere göre, Kürdler 5000 yıldan beri Kerkük ve çevresi olan bölgelerde yaşıyorlar.... Yani kısacası Kerkük 5000 yıldan beri Kürdün vatanıdır.... Bunlar belgeli ve sadece Kürdler söylemiyor... Türklerin eski tarihle ilişkileri yok. o¬nlar Kerkük'ü "bin yıllık Türk Yurdu" olarak lanse ediyorlar... Bunun için bir kaç Arap ve Avrupalı tarihçiye başvurmak yararlı olur. Coğrafyacı Qelqeşendî 1418'de yazdığına göre:" Iran ve Arap memleketi arasında Hemazan ve Şarezor dağlarında başlayarak Tekqura kadar olan bölge de Kürdler yaşamaktadır...... Kerxine(Kerkük), Duqaq'da Mirleri tarafından yönetilen Kürdler yaşamaktadır. "..(Akt.. Dr. K.M. Ahmed)Yine Kemal Mazhar’ın Qelqeşendî’ye dayandırarak verdiĝi bilgilere göre Yaquti’de: „Şarezor bölgesinin tüm halkı Kürdtür“ diyor...Yine 1961 yılında bir grup öĝretim görevlisi tarafından hazırlanan ve Mısır’da okullarda okutmak amacıyla basılan „Siyasi Coĝrafya“ adlı kitapda şöyle deniliyor: „Kürdler esas olarak Kuzeyden aşaĝılara doĝru geldiler. Kürdlerin başkentleri Arapxa olan eski bir devletleri vardı.. Arapxa bugünkü Kerkük şehridir“ (El doktoret dewlet Sadiq ve diĝerleri, El Coxrafiyet el siyaset ikinci baskı, Kahire 1961, sayda 428-Akt- Kerkukî Niwê sayı 5, sayfa 3)Daha fazla alıntıya bu yazıyı boğmamak için, İbni Haldun, M. Streck, Guy Le Stange daha bir çok tarihçi Kerkük'ün bir Kürd şehri olduğunu, Şarezor'un bir Kürdistan bölgesi olduğunu yazıyor. Çaldıran savaşından sonra, Kerkük, Musul ve Hewlêr Soran Beyliği'nin Miri olan Sinali'nin oğlu Seyid 'in denetimine giriyor.(bunun için Şerefname ve M. E. Zeki'nin Kürdistan Tarihi'ne bakmak yeterli olacak) Yine 1514 yıllında Sultan Selim'in İdrisi Bidlisi aracılığıyle Kürd Mirleriyle ilişkiye geçerken, "Akrad Hükümetleri"nin kurulmasını kabul ediyor. Ayrıca Osmanlı Sultanı "kimsenin Kürd beylerinin kalelerine, arazilerine dokunma hakkı olmadığını, beyliklerini kendi oğullarına ve torunlarına bırakabilecekleri vs...."(Kürd ve Kürdistan- Safrasian) garantisini veriyor.. Kerkük'te Kürd beylerinin denetimindeydi... Zaten Çaldıran savaşı sırasında Kerkük’te dahil olmak üzere Kürdistan’ın bir çok bölgesi Kürd Mirleri tarafından Sefevilerden alındı.. Osmanlı ordusu hiç bir şekilde alana girip savaşmadı.. Çaldıran savaşından sonrada bölgedeki yönetimi Kürd Mirlerine bıraktı..Islam Ansiklopedisi Kerkük’ün Kürdistani kimliĝine ilişkin olarak: “Bu bölgeninin gerçek yöneticileri Ardelan Kürd beyleriydi“(Akt. Prof. Dr. Azad Neqşibendi, Senteri Brayeti, Tojineweyi Zaninstekan, s.22)Encyclopedia Britannica Kerkük Maddesine bakıldıĝı zaman şöyle yazıyor: „Kerkük Zagros daĝ silsilesinin yakınlarına ve Irak Kürdistan Bölgesine düşüyor“... Aynı şey Norveç Ansiklopesi olan Norg Enecyklopedia için de geçerlidir.. Söz konusu ansiklopedi: „1970 sayımına göre nüfusu 207.900 kişidir ve Kürdistan için önemli bir ticaret merkezidir“ diyor.Bu konuda o kadar belge ve dokuman var ki, tek bir tanesi ne Cengiz Çandar'ın "Tarihi Türk Şehri" tezini ve ne de "Türk yurdu Kerkük" tezini doğruluyor..Sonuç olarak; Türkmenler ve Araplar Kürdistan‘ın yerlileri deĝil, sonradan talan ve işgal amaçlı bölgeye geldiler.. Türkmenler tarihsel olarak, Kürd, Keldani, Asuri, Yahudi ve Araplardan sonra Kürdistan’a geldiler.. Hem Osmanlılar ve hem de Irak devleti Kerkük’e yönelik korkunç yıkıcı oldular.. Iki devletde Kerkük’ün esas yerlileri olan Kürdleri sürgün ederek işe başladılar. Çünkü, tarih boyunca Kerkük Kürdü hep direndi, hep isyan etti.. Kerküklüler, hem M.Ö, hem M.S, hem islam ordularına, hem de Osmanlılara karşı direndiler...Biz Kürdler hep Irak devletinin Kürdlere ve özellikle Kerküklülere yönelik zoraki sürgünlerinden söz ediyoruz. Kerkük Kürdlerine yönelik ilk sürgünlerden biri Osmanlılar döneminde Hemewend ve Şêxbizînî aşiretlere yönelikti.. Bugün Haymanan ve çevresine yerleştirilen Kürdler.. Sayın Çandar meslektaşı Selahadin Duman ve Bedretin Dalan’la konuşsa biraz daha fazla bilgi alabilir..Yukarıda binlerce tarihi belgeden birkaç tanesini aktarmaya çalıştım.. Kerkük çoĝrafi ve ulusal olarak hem Kürd ve hem de Kürdistanidir.. Eĝer Sevres Antlaşması uygulanmış olsaydı, belki biz Kuzey Kürdistan’da bir kısım topraklarımızı kaybederdik, ama Kerkük ve Musul dahil geniş bir zeminde bir Kürd devleti ortaya çıkardı.. Kürdistan’nın her hangi bir şehrinde farklı etnik ve dinsel yapılar olur.. Ama bu durum o şehri Kürdistani bir şehri olmaktan çıkarmaz.. Bugün Istanbul’da 3 milyon cıvarında Kürd olduĝu söylenir.. Son dönemlerde Türkiye’de bu „Irk tartışması“ bazında düşünüldüĝü zaman belki Kürdler istanbul’un büyük etnik grubudur.. Türkler küçük bir azınlık kalır.. Ama bundan dolayı Kürdler Istanbul’u Kürdistan ilan etmiyor. Bugün Baĝdat’ta da bir milyon Kürd var.. Bugün „Türkmenistan’da 500000 Kürd var“ (Dr. Cemal Reşid). Yine Kürdler, böyle bir iddiada bulunmuyor..Ama, Türklerin nereyi işgal edersek orası bize aittir mantıĝı bu yıkıcı ortamı yaratıyor.. Bugün Berlin’in Kreuzberg mahalesinde yoĝun bir kitlesi var.. Eĝer yarın Türk devlet yetkililerinin gücü Almanya’ya yeterse Berlin’e dahi sahip çıkarlar. Atatürk, Musul Vilayetini Ingilizlere bıraktıĝı zaman „Misaki Milli „ sınırları üzerine yapılan tartışmada: “ Misaki Milli’nin sınırı güce baĝlıdır“ anlamında bir tavır takınıyor..Devam edecek…

Yeni Yorum yaz

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.

Düz metin

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.