Ana içeriğe atla
Submitted by Aso Zagrosi on 23 June 2010

Bundan   tam  84  yıl önce, 24   haziran  1926   günü,   Şukrî ve Nurî  Mirdêsî    Türk devletinin    kanlı   İstiklal  Mahkemesinin   sözde  kararıyla   idam  edildiler..

Sözde  karar  diyorum,  çünkü     o dönemler   Türk devleti    Kürdleri  millet  olarak  tarih  sahnesinde  kaldırmak  için,   Kürdlerin  güvenebileceği,   ön plana  çıkan,   Kürdleri  toparlayabilecek   ne  kadar    Kürd  şahsiyeti varsa,  şeyhler,      melalar, aşiret reisleri, ağalar,     Osman  Ordusundan  gelen  Kürd  subayları,        Kürd kökenli  aydın  ve  yazarlarının     hepsini  biçmeye  karar vermişti..Sadece  devlete  karşı  kafa  tutan   kesimler  değil,     Türk devletiyle  işbirliği yapan,  Kürd ayaklanmalarına    karşı  kayıtsız kalan ve  hatta  devlet  birlikte   ayaklanmalara  saldıran     otorite  ve  etkisi    olan   herkes  payını  aldı.

 

Mahkemeler  ise    sadece    bir   formaliteden  ibaretti...     Mahkemeler      bir  iki  celse ile      peş peşe   idam  kararları veriyordu...   Yani  kısacası      dünya  büyük  güçlerinin  desteğini  alan   Kemalist ve Turanistler  Kürdkıran    savaşını  başlamışlardı.   Cezalar     daha  önce   paketlenmiş,   mahkemelerin   görevi  ise  o  cezaları ilan etmekti.

 

Son  dönemlerde   Osman Sebri  üzerine bir     yazı serisini  hazırlarken  ister  istemez       Kahta ve  çevresinde   konuya  ilişkin   yazılan  yazılarıda    takip   ettim.

Bazı  tespitler  konusunda   şoke   oldum..

Kürd  milletinin   bir  asır boyunca   Türk devleti  tarafından    sistematik ve planlı  bir şekilde    hayatın  tüm  alanlarında    jenoside    uğradığı  gerçeğine  rağmen,    hala   21.yılda   insanlarımız    yaşanan bu  soykırımı  kavramıyor.

Kahtahaber   adlı  sitede   sayın Remzi  Çakın'ın  Osman  Sebri  üzerine   yazdığı  bir  yazıya     cevaben    sosyoloji  öğretmeni  ve aynı  zamanda  Bedir Paşa'nın  torunu  olduğunu  iddia  eden   Mehmet  Yıldırım   „Diyarbakır  İstiklal  Mahkemeleri    tutanaklarına  bakınız   Şükrü Ağa ve  Nuri  Ağa    Kürd faaliyetinden  dolayı  suçlanmış  değiller,  suçları    kendi halkına  zulüm yapmak  ve köy  yakmak,  1915   olaylarının  içinde  yer almaktır“  diyor..

Birahim Paşa'da  Rewşen  dergisinde   „Osman  Sebri“ üzerine  yazdığı  bir  yazıda  „Osman Sebri'nin amcalarının  Şeyh Said  ayaklanması ile  alakaları  yoktur.......Osman  Sebri'de   Binxete(Suriye  Kurdistanı)ye  geçmeden  önce      amcaları  gibi ağa ve  zalimdi“ diyor.(akt  A.Bali  Jiyana  Tekoşerê  Nemir    Osman Sebri)

Daha  başka    yazı ve yorumlardada   bu  tip  değerlendirmeleri   gördüm..   Burada  yer  darlığından  dolayı   sadece   örnek  olarak     bir  tanesini  aktardım.

 

Acaba   gerçektende    Türk devleti       Kürdlerin   ve  Ermenilerin  dostumuydu Şukrî ve Nurî  Mirdêsîleri   idam   götürürken.....?

 

Türk  Cumhuriyeti'nin   esas  kurucu  kadrosu   İttihat ve Terakki'den   gelen  ve Ermeni  soykırımının    uygulayıcısı  olan  kadrodur..(bu  konuda  daha  önce  bir  yazı  yazmıştım, bulursam   link  olarak  vereceğim)  Bu  kadronun   birilerini   „1915  olaylarına  katıldığından dolayı  idama  mahkum etmesi“  düşünülemez.

 

Kürdkıran savaşının  Kürdistan'ın   her  tarafında    sürdüğü bir  dönemde     Kürdleri  öldürmek  değil,  öldürmemek  suçtu...

 

İşin  gerçeğine   dönelim..

 

Türk  Devleti    niçin   Şukrî ve Nurî  Mirdêsîyi   idam etti?

 

Nuri ve özellikle   Şukrî  Mirdêsî  Kürd davasına,  Şeyh Said  ayaklanmasına     karşı   kayıtsız   biriymiydi?

 

Şukrî  Mirdêsî   idama   gitmeden  önce    neyi  vasiyet  etmişti?

 

Sorular   daha da  çoğaltılabilinir. 

 

Burada   Şukrî ve Nurî  Mirdêsîlerin   yaşamlarına   ve  secerelerine   girmeyeceğim.  Zaten  konuda  bu değil.

 

Elimden  geldiğince    okuyucuda  sıkmamak için    çeşitli anabaşlıklar  halinde    Şukri  Mirdêsî   hakkında  kısa  notlar  düşeceğim.

 

1)Mirdêsî  Aşireti   bölgenin   en  büyük   aşiretlerinden   biriydi.  20.yüzyılın başında  hala  gücünü  koruyabiliyordu. Aşiret'in  başında da  Şukri Mirdêsî  bulunuyordu.

 

2) 1919  yılında   Kahta'da   İngiliz Binbaşısı   Major  Noel'in gerçekleştirdiği bir  toplantı var.. Ekrem Cemil  Paşazade'nin  anılarında   sözünü ettiği bu  toplantıya,  Noel,  Malatya Belediye Başkanı     Arpacı   Mehemed Efendi,   Malatya Mutasarifı     Halil Rahmi  Bedirxan,   Elazığ  Valisi  Galip Bey,   Rişwan  aşiretinin   lideri  Haci Bedir ağa,  Celadet ve Kamuran Bedirxanlar,   Suleymaniye'li  Tapo ve daha  başkalarıda  hazır  bulunuyor.. Ekrem Cemilpaşazade'   Haci   Bekir Ağa ile birlikte gelen   3   ağadan   söz ediyor..   Büyük  ihtimal  ile  bunlardan  biri Şukri    Mirdêsîdir.    Bölgenin  kaderi ile ilgili   bir  toplantıya    onun katılmaması düşünülemez..  Bu  toplantı başarısızlık  sonuçlanıyor..(Bu toplantı ile  ilgili    Türkler dahil, bir  çok taraf  yazdı... Bunları bir  dosya  olarak  hazırlamak    kötü  olmaz...  Çünkü   bir  hayli  yalan ve yanlış  bilgi  ortada  dolaşıyor)

 

3)1924  yılında  Şukri  Mirdêsî'nin  istemi  üzerine  Narince  köyüne  12  km  mesafede  bulunan  Arxe  köyünde  yapılıyor..

Mirdêsîler    aşiret ve ülke  meselelerinde  çok  acil  sorunlarda   dar bir  kadro  bir araya gelip  görüş alış verişinde  bulunuyorlarmış..  Şukri'nin  gönderdiği bir  mesaja  bağlı  olarak   Osman Sebri ve amacası   oğlu  Necmedin   Narince'den,   Osman Sebri'nin  amcası   Nuri'de   Qeretet   köyünden  Arxe'ye  gidiyorlar. Toplantı başlıyor.

Şukri  Mirdêsî  hemen  konuya  giriyor:

 

„Şeyh Said  bir devrim  hareketini  başlatmış ve  Kürdistan'ın  bağımsızlığını   talep ediyor.  Eğer  bu girişim   başarısızlığa  uğrarsa , çok kan dökülecek ve ülke  harabeye  çevrilecek.  Biz  bu  girişim  karşısında   elimizi  kolumuzu  bağlayıp  oturamayız..  Sizin  düşünceniz  ne?  diye  soruyor..  Osman Sebri anılarında  „Şeyh  Said'in  devrime  kalkışması..... bağımsız Kürdistan“ gibi kavramların o dönem   kendisi için  yeni şeyler olduğunu  itiraf  ediyor..  Aşiret  meselelelerini anladığını, fakat   ülke  meselelerinden  uzak olduğunu  söylüyor.   Yine   Osman Sebri'nin anlatımlarına  göre   amcası  Nuri'nin    durumu     ondan  farklı değildi,  hatta  daha geriydi.  Bu  arada       Necmedin  devreye  giriyor ve son sözü  Şükri  Mirdêsî'ye  bırakıyor..

 

Şukri Mirdêsî:

 „  siz  her  şeyi benim    omuzuma  yıkıyorsunuz ve bende  size  düşüncelerimi açık bir  şekilde  söyleyeceğim.  Artık   Mustafa  Kemal'ın   kaleşliği  ve  aşırılığı   kaldırılamaz.   Her  şeyin  bir  sınırı var.  Onursuzluğunda  bir sınırı  olmalıdır.  Bilemiyorum  bu   devrim   ne  ölçüde  başarıya  ulaşacak.  Fakat,   bu  gelen  anı da    kaçırmamız gerek.   Eğer   Şeyh  Said'i  yenerlerse  Kürd  erkeğinin   hürmet ve  şerefi kalmaz.  Ben  Şeyh  Said'e  bir  mektup yazacağım ve  kendisine    onlar   Sivereği  aldıkları an   , bizde   ayaklanacağız, diyeceğim.  O zaman  bizim  için     Semsur(Adıyaman),  Malatya, Maraş ve  Antep'i  almak   zor  olmayacaktır“  diyor.

Aynı zamanda    Molla  Abdulrezak'a    bir  mektup  vererek  Şeyh Said'e  gönderiyor.

 

1925  Devrimi   Siverek  mıntıkasına  varmadan  Diyarbakır  önlerinde    yenilgi aldı. Mirdêsîlerde  ayaklanmadılar.

 

4)1925  Devrimi yenilgi aldıktan  sonra   Elazığ   İstiklal Mahkemesi,    Şükri Ağa'yı, Osman Sebri'yi  ve  480  milisi    mahkemeye  ifade  vermeye  çağırıyor.

 

Mirdesan  aşiretinin  ileri gelenleri bir toplantı  yapıyor   Şükri  Ağa ile   Osman  Sebri'nin  dayısı   Haci'yi   mahkemeye  gönderiyorlar.  Jandarmalar  Şükri  ile  Haci'yi  Malatya'ya  kadar    serbest  götürüyor, fakat  Malatya'dan  Elazığ'a   kelepçeli  götürüyorlar.

 

Elazığ   İstiklal Mahkemesi    Şükri'yi   idama  mahkum  etmek istiyor.  Fakat, İsmet  İnönü ve   Haci  Bedir  Bey'in  araya  girmesinden  dolayı    Şükri   15  yıl   hapis  alıyor.(konumuz olmadığından  dolayı   Haci Bedir Bey  üzerine  durmak   istemiyorum.  Osman Sebri ile akrabalığı var. Antep  savaşında   Fransızlara karşı  ciddi bir alıyor ve  uzun süre milletvekiliydi.  Mustafa Kemal ve İnönü ile    yakın ilişkileri vardı)

 

Osman Sebri'nin anlatımlarına  göre   amcası  Şükri,  Elazığ  cezaevinde    eski Dersim  Mebusu  Hasan Hayri ve daha başka    kadrolarla   bir araya geliyor ve   „Kutsal   Antlaşma“    yapıyorlar.  Bu antlaşmaya göre    cezaevinde  kim  sağ kurtulursa    Kürd   hareketini  örgütleyecek ve  Türkleri  Kürdistan'da      kovacak.

 

Şükri  Ağa  mahkum  olunduktan  sonra   Muğla     hapishanesine  gönderme  kararı çıkıyor.   Onu  Muğla'ya  götürmek   için   Diyarbekir, Urfa ve  Adana  yolunu  seçiyorlar.   Şükri    Osman Sebri'ye     şifreli bir  mesaj  gönderiyor ve  kaçırılmasını  istiyor.       Askerler   Şükri'yi      Urfa'ya  getirdikleri  zaman   Osman  Sebri      onu   kaçırıyor ve   Kahta'ya  götürüyor.

5)Bu arada     devlet  Kahta'yı  kuşatmak  askeri güçlerini   hazırlaya  dursun.

Mirdesi'lerin  ileri gelenleri   Şükri  Ağa'nın  başkanlığında       ayaklanmayı başlatmak  için toplanıyorlar.

Osman  Sebri      hareketi  hemen başlatmaktan yana..

Fakat,   Şükri  Ağa    bölgedeki aşiretleri  de harekete  katmaktan  yanaydı.

Çünkü  Şükri Ağa'ya  göre „ bizim  tüm dostlarımızı  yanımıza  almamız  lazım. Biz  aşiret liderlerini  çevremizde  toplayacağız.  Hepsi  hükümeten  rahatsızlar ve  bize  yardımcı  olacaklar“    diyor.

 

Yine  Osman  Sebri'nin  hareketi hemen  başlatma  ısrarına  karşı    amcası  Şükri  „Bizimle  birlikte  hareket etmeleri lazım.  Bu ülke hepimizin değil mi? Hepsi Mustafa Kemal'ın  iktidarından  rahatsızlar,  bizimle birlikte ayaklacaklar“  diyor.

Osman  Sebri'nin  verdiği bilgilere göre   çevre  aşiretlere  bir  mektup yazıyorlar  ve kendilerine        devrime  hazırlanmaları  isteniyor.  3  gün  içinde  tüm  mektupların  cevabı geliyor.  Hepsi     „yardımdan   kusur  edemeyeceklerini „  ifade  ediyorlardı.   Gewozi  Osman Paşa'nın  oğlu   Bedir Paşa'nın  kendisi   Şükri'ye  gidiyor ve hazır  olduğunu  söylüyor.

 

Osman Sebri'ye göre   her  geçen  gün  onların  aleyhine  işliyordu ve zemin  kayb ediyorlardı.

Sonuç  olarak  Şükri  Mirdesi'nin  başlatmak  istediği   harekete 

   aşiretler  destek vermeyince  başarısızlığa   uğruyor..  Mirdesi'lerin  çok  dar bir  kadrosu  bir ara  dağda  dolaşıyor, fakat  sonradan  teslim  oluyorlar..(Geniş  bilgi  için   Osman  Sebri ile ilgili   yazı  serisine bakınız)

 

6)16  Mirdesi      15  Haziran 1926  yılında   İstiklal  Mahkemesine   çıkıyorlar.   

Mahkeme Başkanı   Hacim    Mihyeddindir.  Yardımcılarından  biri  o  Awni ve diğeri  ise  Osman Sebri'nin  söylemiyle  „anasına  kavatlık yapan“  Kürd asılı Ali Saib  Beydi.

 

Mahkeme  katibi    iddianemeyi  okumaya başlıyor.

Osman  Sebri:    „iddianeme de    amcam  Şükri'nin  Elazığ   hapishanesinde    firar  meselesini  nasıl planladığını, benim  tarafımdan  nasıl kaçırıldığını,  arkadaşları  ağalar tarafından  nasıl  kandırıldığını ve özellikle   Osman Paşa'nın  oğlu Bedri Paşa'nın  nasıl  her  şeyi komutana  aktardığını,  amcamın   bölgede  var  olan  büyük  etkisinden  söz etti“  diyor.

 

Mahkeme  Başkanı     Şükri ağaya :  „Görüyorsun  Şükri Ağa!!!!  Sen Elazığ'da   mahkum olduktan sonra  şimdiye  kadar    neler  yapmışsın.. Her  şey raporda  uzun uzun anlatılıyor.  Sen  bunlardan  hiç bir  şeyi inkar edebilirmisin“  diye  soruyor.

 

Osman  Sebri     „her    şeyin  doğru olduğunu ve hepsini  Bedir Ağa'nın  anlatımlarına   dayandırmışlardı. Amcam   ona  ne  söylemişse  her  şeyi Türk  komutanına  anlatmıştı..  Yalnızca  Hasan Hayri'nin  ismini  unutmuştu.“  diyor..

 

Mahkeme  Başkanı'nın  sorusuna  karşılık  Şükri Ağa      kısa  bir  savunma  yapıyor   .  „Raporu  yazan   komutanın     komutan     hikaye  yazarı  olduğunu.....  Osman Paşa  ailesiyle  sorunları olduğunu,   Bedir Ağa'da  bunu  komutana   söylemiştir.  Sen   bu yapılan  şeyden bir terslik görmüyormusun“  diye   cevapliyor.

 

Daha sonra    Şükri Ağa'nın  bir  ayaklanmayi   örgütlemeye çalıştığı   yönünde   raporlar  okunuyor.

 

Bu arada   Mahkeme Başkanı   Osman  Sebri'ye    Amcasının  kaçırılması  konusunda  bir  soru soruyor.  Osman  Sebri  amcasını  zorla  kaçırdığını  söylüyor.

Fakat, mahkeme başkanı    Urfa'daki    kaçırma  olayına  ilişkin  detayları  biliyordu.

Çünkü  Osman Sebri   kaçırılma  olayını  detaylarına  kadar  örgütledikten sonra     Haci Bedir Ağa'nın   sarayında    onu bekliyor.  Şükri  ağanın  kendisi  saraya  geliyor.

 

Mahkeme Başkanı  „sen onun ayaklarını uzaktan zorla hareket  ettiriyordun“  diye  alay etmeye çalışıyor.

 

Ayrıca  Mahkeme Başkanı    Elazığ'daki  Hasan  Hayri ile birlikte devrimin temelini atma ve  Malatya'da  aşiretleri   isyana  çağırma    gibi sorularıda  gündeme  getiriyor ve sorular soruyor.

 

Cevaplardan  sonra    Savcı  idamlarını istiyor.Mahkeme Başkanı  Şükri Bey'e  son   sözünü soruyor.

 

Şükri Ağa:  „ Sureyya  beyin  söylediklerinin  hepsi   kanuna  aykırıdır. Ben onun  söylediklerinden   kanun  temsilcisinden ziyade,  kinli bir  düşman    görüyorum.  Ben  her ne kadar    kanun  okumamışsam da     Sureyya Bey   söylediklerinin    kanunla  ilişkisi yok.  Yeni  kanun tatbik edilmesine  14  gün hala var,   o bu  kanunu bizim üzerimize  tatbik ediyor  ve  ona  göre  ceza  istiyor.  Sureyya  Bey bana  düşmanlık yapıyor.   Söylem   düşmanlığa  yetmiyor“  diyor.

 

Mahkeme  Başkanı aciz oluyor ve Şükri Ağa'nın  konuşmasını   keserek            „ He  Şükrü Ağa!!  Sen  Mirdesi  dağlarında  değilsin!!!  Burası İstiklal Mahkemesi.   Gözlerini aç ve önünü iyi  gör!  Diyor.

 

Şükri  Ağa:  „Gözlerim açıktır. Fakat,  elim boş.  Hiç  bir şey  umrumda   değil,  ne  yaparsa  yapın“ diyor.

 

Mahkeme  heyeti  karar vermek!  Için   geri  çekiliyor.

 

Ve  karar:

 

 

Sonuçta  Mahkeme    Şükri ve Nuri ağalara  idam,  Osman Sebri'de  dahil  diğerlerin  her birine   6  yıl ceza   veriyor.

 

7)  Osman  Sebri  Şükri  Mirdesi  idam   edilmeden   kendisiyle  görüşüyor.  Şükri Mirdesi   kendisine :„Benim  intikamım ve  amacıma  gelince    benim oğlum Osman

davamı  sürdürecek olandır“  diyor.

 

Osman  Sebri: „Bele  ezbeni“  diyor.

Şükri  ağa    güler bir  yüzle  Osman'a   „Boşuna  sana  umudumu bağlamaıştım.  Ben  senin   ailenin  en zor  durumda olduğu anların adamı  olduğununa  inanıyordum.   Erkek ol!!   doğru ol!!  iyi  ol!!  Allah  her zaman senin  yanında  olacak.“

 

Şükri Ağa  biraz  nefes aldıktan sonra  Osman'a:

 

„Senin  önünde  iki  görev var:  birincisi, intikamımı almaktır.  İkincisi ise,    gitmek  istediğim  yolun  yolcusu  değildim,  o  yolda  gidemedim.  Senin  bu yolu  alman lazım.    İlk günden itibaren   ortaya  çıktı ki  senin  o  büyük ve şerefli  yolun adamısın.    Önceleri  seni  iyi  tanımamıştım, sonra  fark  ettim ki  Allah  bizim ailenin   çırasının  senin başının üzerine  yakmış. Eğer  sen  iyilikten ayrılmasan,  milletinin     umudu  olursun“  diyor.

 

Şükri Mirdesi'nin   intikamım   dediği  Bedir Paşa  meselesidir.

Dava  ise  Kürdistan  davasıdır.

 

Güney-Batı  Kürdlerinden  Zînê ve Amed    1984   yılında   Osman  Sebri ile  yaptıkları   bir   söyleşide   Osman Sebri:  „Amcam bana  dedi 'beni  kaçır!!  kaçırdım!!'  Ölmeden  öncede  bana 'Ömrünün  sonuna   kadar bu  yolu  terk etme dedi,  bende  terketmedim ve  onun  sözüne  bağlı kaldım“  diyor.

 

Osman  Sebri  1926  Haziran  ayının  sonlarına  doğru   amcası   Şükri'ye  verdiği   „Kürdistan Davasını   sürdürme sözünü“  ömrünün   sonuna  kadar  sürdürdü.

 

Şükri  ve  Nuri  Mirdêsî'nin     cenazeleri   Kahta'nın  Narince  köyüne  getirip  toprağa  veriliyor.  Şükri  Ağa  ile  birlikte  İdam  edilen   Nuri Ağa'nın  oğlu    Mehmed  Nuri  verdiği bir  söyleşide   bu  işi  Osman  Sebri'nin   örgütlediğini    söylüyor.  Bilindiği  gibi Osman Sebri'de  1926  haziranında    amcalarıyla birlikte  İstiklal Mahkamesinde  yargılanıyor  ve  altı  yıl  ceza alıyor.  Osman Sebri  1928  yılına kadar   Denizli Cezaevindedir. Acaba  Osman Sebri  cezaevinden  itibaren mi,   yoksa  1928  yılında  serbest bırakıldıktan  sonra  mı  yoksa   yurtdışına  çıktıktan sonra  mı    bu işi  örgütledi?

Birde   bölgedeki dostlar,    Şukri ve Nuri ağaların  mezarlarının  resimlerini  çekseler ve   resimlerini  bulup  yayınlasalar  iyi olur..

 

Kürdistan davası  için  ve  içinde    yaşamlarını  yitiren    tüm  şehidlerimize  bir  yüz ve  sima  vermek  ve  onları  hakettiklere yere   oturtmak  herkesin  görevidir.

Çünkü  onlar  bu  dava  için  öldüler.  

 

 24  Haziran  1926  yılında   tam 84  yıl  önce  Şukri   ve Nuri  Mirdêsîler   Kürdistan  şehidler  kervanına  katıldılar.

Bugün  olmasa  yarın    Kahta  halkı   Şukri  Mirdesi  gibi  evlatlarına  sahip  çıkacak,   isimlerini    Kahta'nın   en  işlek    yerlerine verceklerine  eminim...

 

Şukri ve Nuri  Heyder Mirdesi'leri   şehid  edilişlerinin   84  yılında    saygıyla   anıyorum..

 

Aso Zagrosi

 

Not:  Bu  yazının  hazırlanması  için   yazı  serisinden    geniş  aktarmalar  yaptım... Yakında     o  yazı serisini  devam edeceğim.

 

Yeni Yorum yaz

Düz metin

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.