Skip to main content
Submitted by Hasan H. YILDIRIM on 22 December 2010

Hasan H. Yıldırım’ın yazısını yayınlıyoruz. „Öcalan’ın Baydemir için söylediklerine ne dediler?“ yazı dizisinin üçüncüsüne bu yazıyla devam ediyoruz.
Son dönemlerde Kürdistan ve Türkiye kamuoyunda tartışılan Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir ile Abdullah Öcalan arasındaki konu hakkında www. Kürdistan – aktuel.org sitesi için bir dosya hazırlıyoruz. Bunun ile ilgili sizinde görüşünüzü almak istiyoruz. Konu hakkında ne düşündüğünüzü bizim ile paylaşırsanız seviniriz.
Bilindiği gibi Osman Baydemir, HABER TÜRK Televizyonunda, katıldığı bir program da,
“silahlı mücadelenin miadını doldurduğunu” dile getirdi. Bundan daha önemli olarak da, “Öcalan mücadeleyi bıraksa da Kürt özgürlük mücadelesine sahip çıkacağını ve sürdüreceğini” ifade etti.
Bunun üzerine Abdullah Öcalan Baydemir’in görüşlerine Avukat görüşmesinde şöyle cevap verdi:
“Osman’ın önünde üç seçenek var: Bir, ya derhal istifa eder gider Diyarbakır’da o AKP’ye yakın STK’larda çalışır. İki, samimi bir özeleştiri verir, görevinde kalır. Üç, gider evinde oturur, işine gücüne bakar. Bunlar hiçbir şeyden de korkmuyorlar mı? Ben Diyarbakır gençlerini bilirim, onun ağzını yırtarlar, müsaade etmezler. Kandil’in bile üstesinden gelemediği bir konuda sen nasıl böyle olmalı dersin? Şarlatanlığın, soytarılığın gereği yok. Çıldırıyorum, söyleyecek söz bulamıyorum, kerizler mi? BDP’si de Ahmet’i (TÜRK) de Aysel’i (Tuğluk) de herkes kendi işini bırakıp silahlı güçleri konuşuyor.”
Daha sonra konu ile BDP Eş Başkanı Kışanak gazetecilere verdiği cevapta, ”Sayın Öcalan da hepimiz gibi bir insan. Düşüncelerini açıklamakta sonuna kadar hürdür. Beni de eleştirir, başkasını da eleştirir, sizi de eleştirir. Bunu niye yeniden kamuoyunun gündemine taşıyorsunuz. Ben bu partinin eş başkanı olarak buradayım. Sayın Büyükşehir Belediye Başkanımız da görevinin başındadır”, dedi.
Osman Baydemir ise uzun süren bir suskunluğun arkasından şunları söyledi:
“ Ne olduğunu açıkçası bilmiyoruz. (Bütün bu olup-bitenler açık olmasına rağmen halen bir şey bilmemesi çok ilginç). Bence sıkıntı yok. Bütün darlıkların sonucu ferahlık ve aydınlıktır. Bilmediğim bir konuda değerlendirme yapmam doğru değil. (Sayın Baydemir bütün bu fırtınalara rağmen halen konuyu anlammış) İki temel mesajım var. Birincisi, eleştir hakkı kutsaldır. Herkes beni eleştirme hakkına sahiptir. İkincisi, görüşler ve kanaatler bir gecede oluşmaz. Fikirler ve kanaatler bir gecede de değişmez. (Bu açıklamalardan Baydemir’in görüşlerinde ısrarlı olduğu ve olacağı görünüyor. Ama PKK’ ye uygun özeleştiri yapmışsa durumun hiç de öyle olmadığını). Benim ifade ettiğim her görüşe karşı, her fikre karşı, her temenniye karşı, her çağrıya karşı herkesin beni eleştirme hakkı vardır. En doğal hakkıdır. Mensubu olduğumuz siyaset kültüründe de eleştiri kaçınılmazdır. Eleştiri dostluktur, eleştir güç vermektir.”
Bütün bu olup bitenleri Legal – illegal siyaset ilişkisi, silahlı hareket – sivil hareket ilişkisi açısından, halk tarafından seçilen bir yönetici ile cezaevinde tutuklu olan bir örgüt lideri ilişkisi açısından ve en önemlisi de Kürdistan’ın geleceği, Kürt hareketinin demokratikleşmesi, meşrulaşması açısından nasıl okumak gerekir?

Seyidxan Kurij

Sevgili Seyidxan Kurij,


Normal bir zemin de sorduğunuz sorunun makul cevabı var. Fakat yaşanan anormal bir durum. Nedeni Apoculuğun nasıl değerlendirilmesinde yaşanan farklılık. Apoculuğa Kürd milli misyonu yükleyenler için yaşananlar sakat görülebilir. Ama mesele onların algıladığının çok çok ötesindedir.

Çünkü Apoculuk Türk egemenlik sistemi tarafından düşürülenlerin Kürd milli potansiyelini tavsiye etme serüvenidir. Durum bu olunca yaşananlar bana pek yabancı gelmiyor.

Kurşuna adres sorulmaz heval”, “Ajanlaşmış yapı ve bireylere karşı silahlı yönelim”in esas politika edindiği, uygulandığı, süreç içinde yaratığı korku imparatorluğu ile yaygın olarak kanıksandığı bir zemin de, son günlerde gerek Osman Baydemir ve gerekse Orhan Miroğlu'na yönelik tehditler aslında kimseye yabancı olmaması gerekir.
Bunu herkes biliyor. Fakat bilmek sorunu çözmüyor. Çünkü asıl sorun bugüne kadar Apocu kontra çetesinin işlediği cinayetlere karşı bir ölüm sessizliğinin yaşandığıdır.
Umalım bu son tehditler bu ölüm sessizliğinin yırtılmasına vesile olur.
Olur mu?

Peki ne olacak? Bunun önü nasıl alınacak?
Aslında zamanında bunun önü alınabilinirdi. Süreç te yaşanan olumsuzlukların tanıkları, mağdurları gereken tavrı koyabilselerdi, bunca tahrifat yaratılmazdı. Hatta bugün bile bunun gereği yapılırsa muhtemel olumsuzlukların önü alınabilir. Bunun için de eski Apocu siyasi ve askeri komiserlerin işittikleri, tanık ve mağdur oldukları olumsuzlukları kendilerini de katarak açıklamalarıyla mümkündür.

Bu sorun susarak veya zokayı yemeye rağmen yalakalaşarak çözülmez.
Sorun eşkıya kadar cesaretli konuşmamak ve davranmamaktır. A. Öcalan ve O. Baydemir arasındaki polemik bunun somut ifadesidir. Osman Baydemir'i savunacak halim yok. Düşürülmüşün teki olduğu açık. Sorun bu değil. Öcalan tarafından aşağılanarak ölümle tehdit edilmesine karşın o bunu normal bir eleştiriymiş gibi sunması mide bulandırıcıdır. Yalakalaşmanın dibe vuruşudur.

Hikmet Fidan alçakça katledildiğinde bunu alkışlayan O. Baydemir gün gelir aynı çete tarafından aşağılanacağını, tehdit edileceğini, hatta alçakça öldürülerek cenazesine bile sahip çıkılacağını bilmiyor muydu? Bal gibi biliyordu. Bugün Apocu korku imparatorluğun oltasına takılmış tüm zevat ta bunu bilir. Bilmelerine karşın işlenen iç infazlar karşısında sessiz kalırlar. Dün kaldıkları gibi. Dün on binlerce Kürd cıvanı iç infazlar yoluyla katledilirken sessiz kalmanın ötesinde “şunun ihaneti”, “bunun ihaneti” olarak savunmanın sonu budur.

Hatta biraz daha kendilerini yaşatmak ve konuşturmak için de, elleri patlarcasına alkışladılar. Bugün de alkışlıyorlar. Ama işin tuhaf yanı onlar ne kadar yalakalaşırsa yalakalaşsın Apocu çetenin hışmından kurtulamıyorlar. Apocu çete sistemi böyle işler.
Hatırlarsanız, Şemdin Sakık yakalanmadan ve yakalandıktan sonra bazı çevreler tarafından
“PKK'nin ikinci adamı” olarak lanse edildi.
Peki Şemdin ne söyledi?

Herkes yanılıyor. PKK’ de tek bir adam vardır. O da Abdullah Öcalan'dır. O birinci adamdır. Ondan sonrası, yani ikinci, üçüncü adam yoktur. Diğerlerinin hepsi sıfır adamlardır.”

Apocu kontra çete örgütlenmesini bundan daha iyi açıklayan bir ifade tarzı yoktur. Bu durum Türk egemenlik sistemi tarafından planlı-programlı olarak süreç içinde egemen kılındı. Apocu çetenin oltasına takılanlar bunu kanıksayarak kabullendi. Öyle bir süreç yaşandı ki, bu oltaya takılan herkes Abdullah Öcalan korku imparatorluğunun birer memuru haline geldi. Bir arkadaşın dediği gibi “tayinle gelen ve tekme ile giden”ler haline geldiler.

Şimdi bu koşullarda A. Öcalan O. Baydemir için bunu şunu söylemiş çok mu acayip? Bana acayip gelmiyor.

Osman Baydemir'ede acayip gelmiyor. Ne diyor O. Baydemir? “Mensubu olduğumuz siyaset kültüründe” bunlar normaldir diyor.

Baydemir istisna da değildir. Bu kültür Apocu çete kültürünün kendisidir. Apocu kontra çetesinin oltasına takılanlara yedirilmiş ve onlarda bunu kanıksamış. Bu siyaset kültürünün egemen olduğu zeminde insanlar aşağılanırda, tehdit te edilir, öldürülürde. Olan biten bu.

Bunca söylediklerimden sonra A. Öcalan-Osman Baydemir arasında yaşanan atışmaları legal-illegal, dışarı-içeri karşılaştırması temelinde bir tahlil yapmayı doğru bulmuyorum.
Aslında Kürd milletini toptan satışa çıkaran A. Öcalan ve onun memuru Osman Baydemir arasında yaşanan polemikle verilmek istenen mesaj önemli.

Bir taraftan efendilerine korkmanıza gerek yok, her şey kontrol altında derken, diğer yandan da memurlarına planını bozacak olanlara keseceği faturayı hatırlatmaktadır.
Bu zeminde Apocu kontra çetesinden özgürlük, demokrasi, ulusal birlik arayan çevrelere şaşar kalırım.

Hasan H. YILDIRIM

Add new comment

Plain text

CAPTCHA This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.