Siyaset

ZORUNLU BİR AÇIKLAMA

Faik Bulut · 01.05.2006 · 2 görüntülenme

Sayın site sorumlusu,Websitelerindeki yazı, tartışma, polemiklere katılma alışkanlığı edinmedim. Sizin sitenize de zorunlu bir açıklama yapmakla yetiniyorum. Aslında şimdiye kadar aleyhimde çıkan karalama, iftira ve yersiz töhmetlere cevap vermek adetim de yoktur. Zira zaman ve sabır, bu tür karalama ve yalanların deşifre edilmesinde en büyük etkendir. Çok kişi tanırım; hakkımda yanlış düşünmüş, arkamdan komplo çevirip dedikodu yapmış veya şahsıma hakaret etmeyi “politika” sanmıştır. Ancak bunların çoğu zamanla gerçeği kavramış ve gelip özür dilemişlerdir. Kürtlerarası birlik ve diyalog toplantılarından Diyarbakır ve İstanbul’dakine katıldım. Her iki toplantıda, “Kürtlerarası ortak akıl yaratmanın, birlikte çalışmanın, ortak çözümler üretmenin” çerçevesini çizmeye çalışan konuşmalar yaptım. Hiç kimse ama hiç kimse bu çerçeveye itiraz etmediği gibi, bana ifade edilenlere bakılırsa, çoğu da “bu perspektifin doğru olduğunu” söylemiştir. Hal böyleyken, sitenizde yayınlanan bir haberde “şahsımı” hedef alan karalama ve iftira dolu bir yazı yer almış; üstelik buna, Ahmet Önal’ın konuşması alet edilebilmiştir. Sözkonusu toplantıda, Ahmet Önal, bana atfen “Kürtlerin kıblesi Hewler’dir” deyince; salondaki birçok kişi hayret içinde “Yahu seni böyle bilmiyorduk; gerçekten böyle mi dedin?” diye sordu. Konuşma sırası bana gelince, öncelikle bu yanlış anlamayı düzeltmek istedim.Dedim ki, “Ahmet kardeşim beni iyi bilir. Biz, bu sohbeti Paris’te yapmıştık. O zaman demiştim ki, tekmil Kürtlerin gözü ve kulağı Hewler’dedir. Kürtler, Hewler’i kıblegah niyetine kutsuyor ve ziyaret ediyorlar. Bu, bir tespittir. Türkiye’de yetkililer bile, böyle bir tespiti yapabiliyorlar. Ancak, politik kişiliğe sahip bağımsız bir aydın olarak, ‘Benim kıblem Hewler’dir; Barzani’dir’ demem mümkün değildir. Zira böyle bir söz şahsımı ideolojik, politik ve örgütsel anlamda ilzam eder. Yani beni, KDP ve Barzani taraftarı yapar ki, böyle biri olmadığımı herkes bilir. Öte yandan, bizim gibi aydın ve siyasetçilerin Hewler, Amed ve Süleymaniye’yi tek yanlı kıble edinmemiz yanlış olur; bizi dar kalıplara, fraksiyonel çerçevelere sokar. Halbuki Kürt halkını ve onun çıkarını kıblegah edinirsek, hem dar örgütsel menfaatlerden kurtarırız, hem Kürt meselesine daha geniş perspektifle bakabiliriz hem de örgütsel bencilliği bir kenara bırakıp Kürtlerarası birlik ve ortak aklı yaratırız.”Sitenizdeki yazıda beni karalayan, “Apocu ve Kemalist” olmakla suçlayan haberdeki paragrafın özü esası budur. Haberinizde yanılıyorsunuz; “1980’lerden beri –cı veya –cu olmadım. Bu yüzden hemen her kişi, örgüt veya hareketle mesafeyi korudum. Kürt halkının çıkarını düşünen, gözetleyen bir çizgi izlemeye çalıştım. Kürtlerin çıkarlarını bir politik şahsiyete (diyelim ki Talabani, Barzani veya Öcalan) veya partiye (YNK, KDP, PKK) bağlamadım. Onların dar çerçevesinden Kürt sorununa bakmak istemedim. Tersine, bütün Kürt çevrelerinin katılabileceği, üzerinde ittifak edebileceği zemin arayışı içine girdim.Sitenizde beni “-cı veya –cu” olmakla suçlayanlar, bir zamanlar bilmem kiminle birlikte hareket ettiğimi kendilerine dayanak yapıyorlar. Şunu belirtmeliyim: O adı geçen şahısla niçin önceleri (30 yıl önce) hareket ettiğimi (ki o zamanlar Kürtlere ilişkin programı son derece dürüst ve doğruydu; aynı programı bugün savunup hayata geçiren herkesin yanında olurum.) ve niçin ondan ayrıldığımı düşünüceği yerde, eskiye atıf yaparak güya sabıka kaydımı ortaya koyuyor. Sitenizdeki haberin bu hatalı mantığıyla hareket edilse, Kürt önderlerinden ve politik şahsiyetlerinden her birine bir kulp takılabilir. Mesela Şex Mehmude Berzenci hem Lenin’e hem Kemalistlere mektup yazıp yardım istemiştir. Mele Mıstefa Barzani Demirel’e mektuplar yazmış; Sovyetler Birliği’ne sığınmış; İran Şahı ile ittifak yapmış, Cemal Abdülnasır’la dostluk kurmuştur. Mesut Barzani ile Celal Talabani, sırasıyla İran yönetimi (Şah ve Humeyni), Suriye Baas yönetimi ve hatta zalim Saddam ile işbirliği/ittifak yapmadılar mı? Abdülmelik Fırat, Şerafettin Elçi ve Haşim Haşimi Türkiye’deki hangi partilerden milletvekili oldular? Bunları suçlama ve kulp takma babından değil, tarihsel ve politik gelişmeler zemininde kimin nerelerde bulunduğunu belirleyip, süreci doğru okuyabilmek için belirtiyorum. Bizde siyasi tartışma ve eleştiriler, maalesef küfürname ve karalama olarak algılanıp dile getiriliyor. Halbuki tartışmanın mutlaka bir düzeyi, edebi olmalı; onu okuyanı ileri götürmeli, halkın çıkarına hizmet eden bir amaç taşımalıdırSitenizdeki haber böyle bir tartışma değildir: “Aman dikkat! Kürtlerarası birlik çalışmalarına Apocular ile Kemalistler hakim oluyor!” diye feryadı figan ediyor. Bu endişe, birlikten yana bir tutum olamaz. Aslında “hakim olacağım” düşüncesi veya “hakim olacaklar” gibi bir korku, birliği baştan sabote edici bir önyargı, bir davranıştır. Gördüğüm kadarıyla, toplantıdaki hiç kimse, böyle bir kanaate varmadı. Orada bulunmayan birinin yazdığı belli olan o haberden nasıl böyle bir sonuç çıkardınız, anlamak mümkün değil! Eğer gerçekten toplantıyı ele geçirme gibi bir niyetim olsaydı, haberinizde haksız yere şahsımı karaladığınız ana çerçevede yaptığım konuşmadan sonra, Diyarbakır’da seçilen Çalışma Meclisi içinde yer alırdım. Oysa komisyonlarda yer almam ısrarla önerildiği halde, bunu kabul etmedim. Ayrıca Ahmet Önal’ın konuşmasını çarpıtarak bana karşı kullanmak da temelsizdir. Zira toplantı katılımcılarının büyük bir kısmıyla, ama özellikle Ahmet Önal ve Fehim Işık’la, Kürt sorununa ilişkin faaliyet, öneri, proje, perspektif ve çözümlerde ortak düşünüyoruz. Aynı denecek kadar görüşbirliği içindeyiz. Birbirimize saygıda kusur etmiyoruz, eleştirilerimizi de dedikodu ve karalama babından değil, birbirimizin yüzüne karşı ve birbirimizi ilerletmek için dile getiriyoruz. Ben bu mültecilik işine hep şaşıp kalmışımdır. Ayağı ülke toprağına basmayanlar, halktan kopanların çoğu, maalesef, bir müddet sonra, başlangıçta samimiyetle sahiplendikleri davalarını, bu kez sanal biçimde savunuyorlar. Bu yüzden çözüme ilişkin önerilerden çok, bölünmeyi ve ayrışmayı teşvik eden bencil/fraksiyonel önerilerle ortaya çıkıyorlar. Yıllarca aradığı ve uğruna yanıp tutuştuğu Leyla aniden karşısına çıkınca, Mecnun “Git! Sen Leyla değilsin, asıl Leyla benim içimde!” demiştir. Mülteci zihniyeti taşıyanlar, 1992’de Kürt özerk bölgesi kurulduğunda, oraya Avrupa’dan gitmişler, Acı gerçeklik ve zorlukların karşısında romantizmin dayanma gücü ne ki! Bunların büyük bir bölümü, zahmetli hayat şartlarına dayanamayarak Avrupa’daki rahat yuvalarına dönmüşlerdi. Doğduğu ülkeden binlerce kilometre öteden ve herhangi bir tehlike olmadan “Kürdistan, Kürt halkı, Kürt devleti” diye bağırmak kolay da, pratikte bunu gerçekleştirmek zahmetlidir; karalama yerine fedakarlık gerektir.Mülteci kafası taşıyanlar, işin kolayına kaçmışlar; iki keskin slogan, kimseyi beğenmeyen kibirli tavırlar sergiliyor veya başkaları adına gerdeğe girme (mesela Barzani ile Talabani, KDP ile YNK adına ahkam ve racom kesme gibi) gösterisi yapıyorlar. Barzani ve Talabani Kürtler arasında çok revaçta, dünya çapında da itibarları var. Bunlar birer olgu. Bu gerçekliği istismar etmeye niyetlenmiş kimileri, bu işin düpedüz ticaretini yapıyor. Deyim yerindeyse “Barzanicilik, Talabanicilik, Apoculuk veya Kürtçülük alıp satıyor.” Siyaseti işportaya dökmüşler. Kimileri ise, aslında Kürt meselesi için parmağını kıpırdatmak istemiyor ancak sivri sloganlarla “keskin, uzlaşmaz Kürtçü” rolüne soyunuyor ki, kimse “Yahu, sen nerelerdesin? Hiç bir şey yapmıyorsun?” demesin. Bazı Kürt bezirganlarıysa , işin rantını yemeye bakıyorlar: Sanki Barzani ve Talabani’nin özel temsilcileriymiş gibi konuşuyor, hareket ediyor ve onun bunun hakkında hüküm verebiliyor, yargısız infaz yapabiliyorlar. Çünkü serbest piyasa kuralına göre buralarda çok yönlü rant var: Ekonomik, siyasi, toplumsal, kişisel ve örgütsel rantlardır bunlar. Barzani üzerinden “itibar” kazanıp “şöhret” olmak bile bir rant türüdür. Ayrıca kimin bu ranttan maddi bakımdan nasıl nemalandığı da bizim için meçhul değildir. Neyse, bu konuyu burada kesiyorum.Sitenizin yetkililerine hatırlatabileceğim son cümle; dindarlar arasında şöyle bir özdeyiş vardır: “Mensubiyetin mükellefiyetinin önüne geçerse, imanın boşlukta kalır.”Sayın Zeravan, sitenizden izlediğim kadarıyla bir yandan birlik yandaşı gibi görünüyorsanız da, aslında KDP paralelinde olduğunu sandığım bir katı çizgiyi izlermiş gibi yapıyor; bu kimliğinizi (mensubiyetini) ön plana çıkararak, Kürt sorununa ilişkin gerçek yükümlülüklerden (mükellefiyet) kaçıyorsunuz gibi geliyor bana. Eğer böyleyse, dolayısıyla imanınız (Kürt davasına olan inancı) da boşlukta kalmış oluyor! Halbuki Mesud Barzani böyle yapmıyor: Kürt meselesine katkısı olabilecek her Kürdü geniş yüreklilikle kucaklıyor; onları dinliyor, görüş alışverişinde bulunuyor. Alalım Mesut Barzani ile Leyla Zana görüşmesini. Barzani, Leyla Hamın için “şucudur, bucudur” demeden, kendisine kollarını açmıştı. Eğer iyi düşünürseniz, bu ziyaretten çıkarılacak yığınla ibret ve hikmet vardır.NOT: Bazı Kürt internet siteleri, maalesef reyting yapabilme uğruna, Kürtlerarası tartışmalarda dozu kaçırıp işi iftira, karalama ve küfürnameye vardıranların yazılarını yayınlıyorlar. Bakıyorlar ki siteleri bir durgunluk anı yaşıyor; olmayan veya küçük bir meseleyi, sanki dünyanın (veya Kürtlerin) en önemli sorunuymuş ön plana çıkarıyorlar. Bunlar yanlıştır. Gündemi saptırmadır. Sorunun özünü kaçırmadır. Kahve diliyle söylersek, “Kürtlerin Reha Muhtarcılığı”na soyunmaktır ki bizim gerçek derdimiz bu değildir.

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.