Siyaset

ZORUNLU

Abdullah Saydýn · 06.07.2006 · 1 görüntülenme

AİHM   Türkiye için  ‘Okullarında zorunlu din dersi okutuluyor’ diye  yeni bir dava açtı. Alevi mezhebinde olduğunu beyan eden şahsın kızına  öğretilmesini istemediği sunni mezhebin kural, kaide ve rutinleri aleyhine açılan bir dava…           Altı yüzyıl Osmanlının mektebinden medresesinden kaçmayı becerebilmiş  Alevi yaklaşık yüzyıldir  Kemalizme  yakalanmıştır.  Saltanatın  son yıllarında  açılan devşirme okullarında birçok gayrimüslimle birlikte ne kadar alevi nasıl devşirildi nerede isdihdam edildi konusunda net bilgilere sahip değiliz ancak  Yeniçerilerin Bektaşi olduklarını biliyoruz. Babai isyanları ile Osmanliya karşı sürekli başkaldırıda bulunan ‘Anadolu aleviliği’ karşısında zaman zaman kazan kaldırmaklada ünlü Bektaşi ocaği Yeniçerilik. Vakayi Hayriye ile bir gecede  sekizbin yeniçerinin İstanbul sokaklarında başı kesilerek idam edilmesi ile son bulurken   Marmara denizi  tarihinde beklide ilk  kez  kan gölüne Özellikle Padişah Yavuz Selimin Kürdistan  seferi;  İstanbuldan itibaren onbinlerce  alevinin katledilmesi   sonucunda, Safevi hükümdari  ile anlaşma  sağlanarak Osmanlı İmparatorluğunun doğu sınırları oluşturuluyorduğü bilinci aleviciliğin tarihinden bahsedilirken  söz konusu.                    Tarihten gelen haksızlıkları sineye çekemeyen aleviler  yüzyıllarca bir şey yapamanın acizliği içinde, sistem dışı, küskün ve suskun yaşamayı seçtiler. Camiye yakın olanlar korkunun ,  ekonomik çıkarların ve sosyal değişimlerin etkisiyle zaman içinde sunni yada Şafii mezhebını geçtıler. Kalanlar genellikle büyük yerleşım bölgelerınden uzak veya dağ köylerinde yerleşık  aşiretler; sazla- sözle,dilden dile, nesilden nesile, aktararak  kimliklerini korumaya çalıştılar. İttihatçi gelenekten gelme Kemalistler iktidari ele geçırme süreçlerinde genellikle Bektaşilerin  önde gelen unsurlarını kendilerine yakın buldular. Beklide iki kesiminde ortak yanları cami ile olan mesafeleridir.   Sofrasında alkolu eksik etmeyen M. Kemale en ideal  refakatçısı elbetteki  Osmanlı geleneğınden gelme cami cemaatinden birisi değildir; tabiki çoğunlukla Bektaşi kökenlidir. Yüzlerce yıl  kendini ifade edebilmenin hayali ile yaşayan Alevilerin  Kemalist dönemle birlikte karşılarında inançları zaptu rapt altına alınan sunni ve Şafii leri görmeleri taraf  olmalarına yetiyordu.  Kemalist diktatörlük din ve meshep baskısının adına  ‘laiklik’ diyordu.  Bir Kürd meshebi olan Şafiiliği Kürdlükle birlikte yok sayan Kemalist rejimin islami esaslar umurlarında olmamakla birlikte tabandan gelen istemleri popülist anlayişle dengelerken alevliliği karşıda  yine denge oluşturuyordu.            Başta  Kemalizme rucu etmekten başka hiçbir istemi olmayan aleviler köklerınden koparılarak uygarlaştırılma adı altında devlet kademelerinde yerleştiriliyor, okullarda okumaları için öncelikle teşvik ediliyordu. Diktatörlüğün bir parçası  olarak kullanılmakta iken Diktatörlüğün ne olduğunu bile çok sonraları sanırım  yine Avruplılardan öğreniyorlardı.           Bugün Kemalizm sarsılıyor, korunmaya muhtaç; yıkılmakta olan sistemler gibi  bir avuç fanatiğin tekelınde kime şefaat sayılacağı bilinmez.  Kürdler kaybedilmişken Aleviliğe yaklaşılsa sunileri uzaklaştırır, sunilere yaklaşılırsa Aleviler Devletten uzaklaşır. Hasili kelam bugün Kemalizm  iki ucu kirletılmiş değeneğe dönmüştür; Cami ile Cemevi arasında beynamaz kalan devlet  sistemi kemalizme  İmrali sakini bir formül bulurmu bilinmez.  Günümüzde halkın hiçbir kesiminin  Kemalizmi kurtaramaya mecalı yoktur;  bu ideolojinin kurtuluşu  Perçinçek  ile yeğen A.Öcalanın teorileri ve  TSK nın  gücü sayesinde olacaksa işi epeyce zor demektır.            Bana göre bugün AİHM ne şikayet edilen iktıdarın bir kanadı değil doğrudan Kemalist laisiszmdır. Avrupayi  seküler lıkle hiçbir alakası olmayan ve  okullar için yazılmış bu sayfası sistemın tümünü sarsacaktır. Yamalı bohçaya dönen alevilerın önemli bir kısmı tedirgin Kemalizmin ta Avrupalardan yargılanıp ellerınden alınması kendilerini İslam fundamentalistlerın karşısında yalnız bırakabilir endişesi  kafalarını kurcalamaktadır. Devletten nemalanan bir başka kesımın yarınlar endişesi kendilerini  huzursuz etmektedır. ‘Nerden çıktı bu dava’ diye homurdananlar çoğalmakta iken  Türkiyeli demokrat aydınlar ve Kürd muhalefetın boş oturacağına inanmak istemiyorum.           Söz  ZORUNLULUK  tan açılmışken  teşınması mecburi olan  nüfus cüzdanında istemediğiniz halde ‘türk-sünni-islam’  yazılıdır. Bu ülkede herkes zorunlu Türktür, yüzlerce yasayla belirlenmiş bu kural  okullarda gencecik çocuklarımıza zorla  dayatılmaktadır. Her sabah  özellikle 8 yıllık ilköğretım okullarında (8 yıl sürekli) Kürt çocuklarına  ‘TÜRKÜM ‘diye başlayan ‘ulusal ant’ ‘Ne mutlu Türküm Diyene’ diye sona erdırılırken Türk ırkçılığından ne varsa içine sıkıştırılır. Öyleki sokakta oyun oynayan Kürd çocukları  kendi şivelerınde tekrarladıklarına şahit olursunuz. Bu yalanı ve inkarı genç beyinlere empoze eden zihniyeti hangi İnsan Hakları mahkemesine götüreceğız? Yada götürebilecekmiyiz?             Sonuçta Türk okullarında  evrensel anlamda yada bilimsel şekliyle eğitim ve öğretım verilmiyor. Özellikle ilköğretımde başlamak kaydiyle ünüversite çıkışına kadar genç beyinler Türk Irkçılığı ile kirletiliyor.   Kafası bulanık  yetişenlerin  bilim ve toplum adına faydalı olamayacakları ortada iken  bu ucubelerden istediklerini askeri yada sivil alanlarda devleti temsil etmek üzere istıhdamı sağlanır,  geriye kalanlara sair işlerde hizmet ve itiat  düşer. br /> Alevi kız çocuğuna mecburi din dersi öğretmekle  molla çıkmayacağı bellidir. Ancak bu çıkış sekulerizm adına Kemalist sistemden bir çivi sökecekse zorla Müslümanlaştırılanların yanında zorla Türkleştırılmeye karşıda bir çıkışa dönüşmelidir. Yoksa Kürd kızlarının   Türk okullarında nasıl inkar edildiklerinin hesabını yapmadan bu bilinçli asimilasyon kampanyasına destek vermek için Türkiyeye gelen Unicef  temsilci zatın kampanyayı desteğıne seyirci kalacağız.  07.07.2006

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.