BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
a.ibrahim · 13.08.2006 · 1 görüntülenme
I KİŞİ Dalgındım, bilmedim, taştan duvarlara çarparak durdum. Çocuk düşlerimde elma şekeri, ısırdım en kırmızı yerinden gurbete kaldım. II KİŞİ Talan günlüklerine yazılan adım. Bir istasyonu öbürüne ihbar eden trenler. Düşlerimde mavi kurşun yarası anneme kaldım.III KİŞİKurumuş nehirlerde susan muamma. Dümensiz şarkılara akarken ömrüm, bir kuduzun dişlerinde kanarken hayat, okyanuslar ortasında rüzgarsız kaldım.III DE ÇOĞUL KİŞİDalgınlığımıza geldi. Kınında kanayan paslı bıçaktı gençliğimiz. Bıçak bizdik, kın tenimiz. Bir sabah kesilmiş yaralarımızla uyandık. Oysa korkularımızdan öğrenmiştik kör uçlu kalemlerle yazı yazmayı.*Gözlerinde uyku taşıyan bir çocuktum okul yolunda. Öğretmenlerimiz.., içinde, bizim olmadığımız hayat bilgisi öğretiyorlardı. Bu her sabah böyleydi. Biz uykusuzduk, onlar bir çeşit müfredatı hayat sanıyorlardı. Durmadan okuyordum. Öğretmenlerimizin böyle kitapları yoktu. Bize öğrettikleri harflere basarak geçiyordum. Oysa onlar öğrettikleri harfler için köle olmamı bekliyorlardı. Ben ise her akşam okul dönüşünde balkon çiçeklerimiz için, bir de kederi hiç susmayan anneme sessiz imgeler taşıyordum. Bir tek ben biliyordum çiçeklerin gizli gizli büyüdüğünü, bir de annemin yavaş yavaş yaşlandığını. Kaderi değişsin diye adaklar adadığı ziyaretleri yoktu ama ona öğretilen harfler için kutsal kitaplara inanıyordu. Annemden, babamdan, öğretmenlerimden, saklayarak kendimi gizli gizli büyüdüm. Abim iki yana örülmüş saçlarının arasında uzun bir nehir geçer derdi ya, sonraları o da bırakıp gitti. Bir sabah penceremden geçmişime uyandım. Sırtında apoletleri bütün yenilmişlerin. bir gülün göğsünde geçerken zaman, tapınaklarında ağlayan kadınlar gördüm. Sonra dedim ki onlara; bilinen ilk savaşımızın gizli tutanaklarıyız biz. Papirüslerdeki yanık izi beklide bundan. Tigrisin yeminli sularına eğilip, tütsüler yaktık .gizliydik, yasaktık ve bu yüzden annelerimizden sakladık. Korku krallığıymış tutsaklığımızın. Kınsız kılıcın zarafetiyiz dedik ve düştük yollara. Rehberimiz bir şahin avcısıydı. Çocuklarını gösterdi bize İhsan Nuri’nin kırk yıllık uzaklıkta. Şahin ve rüzgar dilinde hikayeler anlatarak. Şahin düşerse tuzağa, parçalar bedenini, kanatları rüzgarsızsa şahinin ölüm özgürlüğün göklerdeki adıdır diye anlatmıştı hikayesini. Dinledik rehberimizi. Hikayesini hikayemiz bilerek ve yeniden düştük yollara. Saygıyla yürüdük Ağrı-yı geçerken ve eksik etmedik selamımızı İhsan Nuriye Bizden önceden geçildi buralardan dedi ihtiyar. Öfkesini sevgi diye kuşanmış dağlılardı onlar.. Kör gecelerde analarının gözleriyle ağlayan. Yazıtlardan levhalardan geçerek gitmişler bir vakit. Ararata’a yürürken , çığa düşmüş bir yarına gömülmüşüler. Uzak tarihlerin başlangıcıyız dedim rehberimizde. Unutulan geçmiş zaman hikayeleri için geldik. Bilinen bütün savaşların gizli tutanaklarıyız dedim.. ** Küle dönen kar beyazı bir bela. Geriye dönen yoktur. Yıkıldı köprüleri geçitlerimizin, kızılca kıyamette yanmak tadında. Çetindi gidişimiz. Kimi kardeşlerimizi bırakıp Ararat’ın koynunda yürüdük uzun bir zaman.Kuşluk vakti geçerken Ararat’ı menzile giremeyenler için dualar ettik. Boşuna değildi ihtiyarın söyledikleri. “baharda ölüm bile güzeldir” bahara düştük. Dağın kalbinde bir ülke bulduk ve öptük toprağını kaç bin yıllık ermişlerin.”acılardan sonra mağrur ve yitik bir külliyeye benzer gurbetimizin gide gide sonuna geldik. Biz üç güzel kardeştik ve ölüm en gencimizdi bizim….” O susuz ülkelere geç kalmış tayfalardık. İyileşmeyi yaralarımızdan öğrendik. Simyası kararmış bir şehirden geçerken küheylan yeleli atların sırtında terli bir akşamdık. Biz aslında dağın kendisiydik. a.ibrahim
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.