BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Alixan Aras · 08.04.2006 · 2 görüntülenme
Daha önceki yazılarımda bu sorulara cevap ya sorunun içindeydi veya düşünce sistematiğinin bir yerlerinde gizliydi. Şayet ön yargılı bir yaklaşım yoksa yukarıdaki soruya cevap vermek pek kolay görünmüyor. Soruya birlikte kolektif düşünce ile cevap bulacağımı sanıyorum. Katkılarınız aynı zamanda çözüm için adım olacağına da inanıyorum. Günümüzde o hale geldi ki artık PKK, HPG, DTP vb. kurumlardan bahsetmek yanlış olur. Zira hepsinin tek temsil yeri, tek siyaset üretim merkezi, tek karar yeri ve tek irade serokları A. Öcalan’dır.(Ne kadarda tek tek ten bahsettim değil mi? Kışla kapısına yazılan askeri slogan gibi. Tek devlet, tek dil, tek kültür, tek halk vs. vs.) Kendileri de bunu kabul ediyorlar; artı halkı ve geriye kalan zevata da siyasi iradelerinin seroklarına verilmesi için şart koşuyorlar. Bu durumda iradesiz kalan, yetkisi alınmış kurumu eski adıyla anmak ne kadar doğru olur. Her hangi bir kimsenin veya temsil olduğu kurum yerine Apocu dememiz yanlış değildir dolaysıyla hoşlarına da gidiyor. Bu sebeple benden Apocuların silahlı gücü, legal alanları vb. belirlemeler duyabilirsiniz ancak düzelinceye kadar PKK-HPG-DTP gibi isimleri kullanmayacağım. Bunların iyi bir Apocu olup olmadıkları veya ne kadarını yerine getirebildikleri sorusu ise tartışılır. Gelelim yukarıdaki soruya ; bana göre TC Devleti Apoculuğa fazla güvenmiyor. Eğer sürekli değişen teorik tezlerle ‘demokratik cumhuriyet’ veya ‘ konfederalizm’ gibi rejime dokunmadan üniter devlet içinde aranan çözümlere güvenebilseydi yada bu söylemlerin samimiliğine inanabilselerdi çok daha önceleri ‘buyur sende tezlerini savun’ nasıl olsa Kemalizm – üniter devlet bundan zarar görmez derlerdi. Biz şimdilik görünen ve söylenen şeyler üzerinde düşüncelerimizi ortaya koyuyoruz. Karanlık dehlizlerde hazırlanan senaryolar için şimdiye kadar bir çok şey söylenmiştir. Gerçek olan Öcalan’ın Genel Kurmayın elinde tatsak oluşudur. Halkın siyasi iradesi devletin elinde tutsaksa bugüne kadar başına birçok şeyin geldiğini düşünmek her halde yanlış olmaz. Kaldı ki TC devleti eserini bilmez mi? Sömürge Kürdistan halkının kendisine yar olamayacağını çoktan anlamıştır. Kimliksiz ve kişiliksizleştirdiklerinden Türk vatanperveri çıkmadı gayrı meşru işlerin tümü onların elinde. Kendi bünyesinde eritemedikleri ise birçok şekilde kendilerine karşı çıkmaya devam ediyorlar. 3 yaşındaki bebekten 80 indeki ihtiyara kadar her Kürt potansiyel suçludur, her potansiyel suçlu ise ölümü hak ediyor daha ne yapsın yani. Yüz verirse astarını isteyecek; biraz demokrasi görürse yavaş yavaş diğer hakları da talep ederek parçalanmaya yol açacak. Fatih kanunnamesiyle kardeşlerini boğup padişah olmaya hak kazanan 36 Osmanlı sultan’ının 14 tanesi zorla tahttan indirilmiş kalanlarda bunlardan ders alarak peşinen hizada otoriteye amade olmuşlardır. Yaklaşık 85 yıllık Kemalist TC döneminde 50 yıllık milli şefli, büyük şefli veya fiili cunta dönemini saymazsak kalan 35 yılda kalıcı olarak 10 ‘hükümet iktidara’ gelmişse 5 tanesi darbe ile indirilmiş, diğerleri de bunlardan ders almıştır. Bu ülkede uluslararası sermayenin bile kendi yasaları ile özgür olmadığını biraz önce öğrendiğim bir haberle açıklamakta fayda var. 07.04.2006 tarihli Milliyet ‘ İş adamı, Finansbankın sahibi Hüsnü Özyeğin Genel Kur. Bşk dan izin aldıktan sonra bankasını Yunanlılara satmaya karar verdi’ diyor, işte kapitalizmin Türkiye’deki halı. Son 25 yıldır hiçbir şeyin değişmediğini görmek isterseniz hala bakanlık koltuğunda oturmakta olan Abdulkadir Aksu ve Cemil Çiçek’i hatırlamanızda yarar görüyorum. Resmi daha net görebilmek için bazı şeyleri alt alta sıralayarak bakalım. Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk başbakan Tayipten Medya önünde randevu talep ediyorlar. Burada kimin neden talepçi olduğunu tartışmayacağım. Tayip Erdoğan’ın cevabı keskin ve kalın çizgilerle belirlenmiş olması geri dönüşü olmayan bir yol gibi görünüyor olması düşündürüyor. Açıkça ‘sen önce PKK yi terör örgütü olarak ilan et ondan sonra konuşalım’. Ertesi gün ‘silahları bırak masaya öyle gel’ demesi her ne kadar DTP yi kast ettiği söylendiyse de niyetinin asıl muhataba gönderme yaptığının açığa çıkmış olmasıydı. Bu yaklaşıma Apocuların cevabı Öcalan’ın tutsaklığı ile ilgili pazarlıkta kendini güvende hissetmemeleridir, yoksa neye razı olacağının politikalarını daha önce belirlemiştir. Aynı legal Apocular öcü gösterirken Sayın Osman Baydemir’in ağzından şu şekilde dile getiriyorlar : ‘Türk ve Kürt halkları bir arada yaşama imkanını kaybedebilir, şimdiye kadar hiç olmayan halklar arasında düşmanlıklar doğabilir. Bu nedenle iki tarafta siyasetini gözden geçirmek zorunda’. Burada Osman Baydemir hangi ‘hümaniter’ nedenlerle ortaya çıkmış; herhangi bir Afrika ülkesinin vatandaşıymış gibi ortaya konuşuyor? Ölen senin halkın, seni temsili için seçen kişiler. Öldüren, medyasından hitap ettiğin TC devletinin silahlı yetkilileri. 3-6-9-11-12 yaşlarında çocuk 70 lik dedeler ölürken 90 çocuk tutuklu. Yüzlerce yaralı ve yüzlerce tutuklu kışkırtılmış düşman muamelesiyle devletin elinde ne olacakları belirsiz iken karşı tarafın niyeti hala belli değil midir? Ayrıca Kürtler ve Türkler arasında kopuş yaşanıyorsa akli selim bir insanın bundan mutluluk duyması gerekmez mi? 35 yıldır bu kopuş için baş koymadık mı? Kürt halkının ayrı yaşama arzusu ancak beni mutlu eder; seni mutlu etmiyorsa eksikliğini kendinden ara. Milli aidiyet duygusu taşınmıyorsa yada dayatılan Türk milletinin aidiyeti kabul edilmişse elbette ki ayrılıklardan ve farklılıklardan üzülmek gerekir. Dostlukla alınamayan haklar için düşmanlıkla alınabilmesi uğruna sarfedilen çabalara ise hiç itirazım yok, zira hiç çaba sarf etmeyenler ya ölüdürler veyahut ta teslim olmuşlardır. Sêx Said’in idamından sonra adeta Kürdistanın Müstemleke oluşunun son mührü sayılan Diyarbekir’in fahri hemşeriliği 1926 da daha elleri kanda iken M.Kemal’e ikram edilmesinin yıldönümüne nasıl hangi sıfatla katıldı bilmiyorum; orada küsmece oynayan kız çocukları gibi Vali ile bakışmadan tokalaşmaları beni rahatsız etmiştir. Tüm siyasal temsilleri elinden alınmış Kürdistan halkının tek siyasi temsili sıfatı olmasa Osman Baydemir’in bu törene katılması belki bu kadar etkilemezdi. Bunların halktan kaçıp devlete sığındıklarını da görebiliyoruz. Örneğin DTP’nın Amed il başkanı Muhlis Altun medyaya verdiği demeçte ‘Eylemcilerin bir kısmının bizimle ilgisi yoktur’ demesinin ardından Elazığ Valisi Muammer Muşmal ‘Sadece bölücü başının yöneteceği çapta bir örgüt değil bu örgüt. Bugün maalesef ABD’nın çok ciddi şekilde destek vererek kullandığı bir örgüt durumunda. Belki teskerenin intikamı alınıyor, beklide İsrail’in bu bölgede çok rahat hareket edebilmesi amacıyla kullanılıyor. Bana göre hepsi’ diyor. (5.4.06 Milliyet). Şimdi gelelim ‘bu bir provokasyondur, yağmadır talandır’ veya ‘ekonomik tatminsizliğin kitle üzerindeki etkisinin yol kaçtığı kalkışmadır’ diyen siyasi Kürtlere . Taha Akyol bile Askersiz çözüm önererek konuyu ekonomik nedenlere bağlayanların yanlışı üzerinde durmaktadır. ‘ Pravakasyondur’ diye politika oluşturanlara tarihte bir hatırlatma ile cevap vermek istiyorum: Şêx Sait serhildanını desteklemek için yola koyulan Palolu zazalar Elazize girerler, öfkeli kalabalığın önü alınamaz kontrolden çıkmış heyecanlı kitle kentte tahribat yaratır bazı esnafların dükkanları da yağmalanmaktan nasibini alırlar. Olay asıl devlet otoritesine vurulmuş önemli bir darbedir. Burada yenilginin en önemli nedenlerinden bir tanesi başkaldırıyı görmeyip yağmacılığı görenlerin gafletidir. Sevabıyla günahıyla bizimdir deyip sonuçlarına katlanmayı becerebilselerdi yıllarca Paluluların vahşeti olarak karşılarına çıkmazdı. Bugünde ‘Kurşununa adres sorulmayan’ yüce devletinin kitle katliamlarını ikinci planda tutup ‘provokasyon’ ve ‘yağmacılar’la uğraşan Kürt aydınlarının baltayı ayaklarına vurduklarını görüyorum. Öncülükte kendini sorumlu tutmuyorsan eleştiride de hakkın olmaz. Apolu veya Aposuz kimi aydınların olayı tekrar gözden geçirip bu konuda gerekirse özeleştiri dahi vererek yeniden yazmalarının fayda getireceğini umuyorum. Unutmayalım vahşilerin elinde hala çocuklarımız vardır. Kurşuna karşı taş atmışlardır bu suçtan kurtulmaları gerekmektedir. Hala AB’nin resmi ağızları TC’nin birliğe alınıp alınmamasını tartışırken üzerlerine Kürt kanı sıçramaktadır. Kürdistan’ın Avrupa’daki diplomatik çalışmaları ne düzeydedir çok iyi bilmiyorum ancak Apoculara yakın bir iki kişinin çalışmaları istenilen sonucu veremiyor. Ayrıca basında çıkan haberlerde kimyasal silahlarla öldürülen 14 gerillanın istihbaratının ABD tarafından verildiği söylenmektedir. Böyle stratejik müttefikliğin olamayacağı diplomatik bir lisanla kendilerine anlatılmalıdır. Unutulmasın ABD’nin ve AB’nin Türklerin dostluğundan ziyade Kürtlerin dostluğuna ihtiyaçları vardır. ‘ TC acaba ne der?’ politikaları üzerinde gelecek inşa etmeye kalkışan Kürt aydınlarının verebilecekleri bir şey kalmamıştır. TC’yı eleştirirken ‘Türkiye geriye gider, Türkiye kaybeder, eski günlere geri döneriz’ gibi saçmalıklara artık bu halkın karnı tok. Türkiye bugüne kadar hep geri gitti ileri için şansını da yitirmiştir. Eski günlere geri döner değil daha da karanlığa gömülmeye mahkumdur. Bu kapılarda nema bekleyenlerin yeni nemalanma ihtimalleri de bitmek üzere iken Güneyde kendisine şans arayanları hep birlikte tanıyacağız. Gökyüzünden yere doğru hızla çarpmakta olan bir Apocunun iradesi zaten yoktur. Onun kurtuluşu ya Allaha veya o esnada edineceği bir paraşüte bağlıdır. Yeniden örgütlenmek için geç kalmadık. Harekete geçmesini bilenler için hiçbir zaman dilimi ne geçtir nede erkendir. 08.04.2006Beroj .com Akt: C.A
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.