BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Rojhat · 25.12.2006 · 2 görüntülenme
Yüzbinlerin Kaçışı, Saddam ve Türk İtifakıKızılderili soykırımı ile görevli, daha sonra büyük reis “Oturan Boğa”nın yönettiği “Yaralıdiz” savaşında, öldürülen General Amstrong Costner, “ey iyi Kızılderili, ölü Kızılderili’dir” diyordu. Bu uğursuz, uğursuz olduğu kadar vahşi olan bu söz , daha sonra kimileri tarafından Kürtler için kullanılır oldu. “İyi Kürt” yaratmak için bölgesel ittifaklar, ayrı ayrı ikili anlaşmalarla, zulüm ateşleri yağdırıldı, soykırımlar yapıldı. Ama, imkansızlık “imkanlı” kılınamadı. Aranan “iyi Kürt” ortamı ile “huzur”u bulunamadı. Saddam’ın Irak’ı, “iyi aile çocuğu Kürt’ünü elde etmek” için 16 Mart 1988’de Halepçe şehrine zehir yağdırıyor, Ağustos ayı ortalarında da Irak orduları, dönemin Genelkurmay Başkanı General Nazar Abdülkerim Faysal’ın deyimiyle, “top yekun imha” taarruzuna geçiyor, resmi rakamlara göre 182 bin Kürt öldürülüyordu. Vicdanların evrensel tarihine, utanç olarak geçen bu soykırımın belgeleri, diktatör Saddam’ın yargılanması nedeniyle, ortalığa saçıldı. Mahkemenin savcısı Münkit el Farun, belgeleri açıklayıp, sıra Türk devletiyle işbirliğine gelince, “şu an, mikrofonu kapatıyoruz. Çünkü Irak-Türkiye ilişkileriyle ilgili” diyor, tarihi sansürlüyordu. Fakat, Fransız haber ajansı AFP, mahkemede üstü örtülen belgenin içeriğini dünyaya duyuruyordu. Belgeye göre General Faysal, 21 Ağustos 1988 tarihinde, 1 ve 5. kolordu komutanlarına, Kürtlerin top yekun imha emri veriyor, bunun için Türk ordusuyla işbirliği yapılmasını istiyordu. Plan, generalin emirnamesindeki gibi yürüyor, “topyekun yok etme” vuruşuyla birlikte, Kürtler köklerinden kopuyor, giyinmeye zaman bulamadan yalın ayak, bazıları pijamalı, yarı çıplak, güdülerinin çağrısına uyup Türk ve İran sınırlarına doğru kaçıyordu. Türk sınırına ulaşabilenler, sevineceklerine şaşarak kaldılar. Çünkü Türk ordusu sınır boyunca çit gibi dizilmişti. Gelene namlu doğrultuyor, “geri gidin” diyordu. Geride ise Saddam’ın ölüm birlikleri ayırım yapmadan kıra kıra, öldürdüklerini soya soya geliyordu. Daha sonra MİT müsteşarı olan dönemin Bağdat elçisi Köksal, bir gazetede yayımlanan demecinde, ortaya saçılan belgeleri yalanlamak için şöyle diyordu: “(Saddam) onları (Kürtleri) ortadan kaldırmak için korkunç bir plan yaptı. Buna göre Kürtler sınıra sürülecek, Türkiye de bunları geri püskürtecekti. Irak, Kürtleri imha edecekti. Saddam Türkiye’den sınırın sıkı tutmasını istedi. Ancak, biz bunu yapmadık.” Türk devleti, gerçekten sınırı “sıkı” tutmamış mıydı? Gazeteci Seyfettin Özgezer, olay yeri tanığıydı. “İnsanlığın öldüğü” günlerde Özgezer tanıklığı, eski MİT şefini doğrulamıyordu. “Saddam Hüseyin’ın orduları, kaçanları tanklar, toplar, uçak ve helikopterlerle takip ediyor, vuruyordu” diyordu, Seyfettin Özgezer. “Türk ordusu ise önde barikat kurmuş, gelen erkek, kadın, ihtiyar ve çocukları püskürtüyor, geriye itiyordu. Orada da katliam başlayınca, bazı gruplar, Türk askeri barikatını zorla yarıp içeriye girmeye başladılar.” Daha sonra bazı gruplar içeriye alındılar. Ama merkezi Londra’da bulunan “Kürt İnsan Hakları Kurumu”nun yönetim kurulu başkanı yazar Kerim Yıldız’ın, “Irak Kürtleri’ni konu alan kitabında, açıkladığına göre, “para karşılığında...” Kerim Yıldız, kitabında Britanya ve Birleşmiş Milletler belgelerine yanarak gerçeği aralıyordu. Irak’ın dağlarda, yol boylarında giriştiği soykırım, gizlenemeyip dünya medyasında yer alınca, Birleşmiş Milletler harekete geçmek zorunda kalıyor ve Türk devletinden “insani yardım eli uzatılması”nı istiyordu. Fakat Türk devleti, “benim Kürtlerim etkilenir ve ekonomim bozuk” deyince, “mali pazarlık” başlıyor, Birleşmiş Milletler mültecilerin bütün masraf ve giderlerini üstleniyor, kamp kirasını da ödüyordu. Gazeteci Seyfettin Özgezer anlatıyordu: “Kürtler, yardım için seferber oldular. Fakat, Türk devleti giden yardımları engelledi, el koydu. Cizre Belediye Başkanı Haşim Haşimi’nin ekmek yardımına bile izin vermediler. Daha sonra, etrafı dikenli tel örgülü, nöbetçili kamplara dolduruldular. Kamplar, adeta esir kampıydı. İnsanlarla temasları, çalışmaları yasak, kamptan çıkış izne tabiiydi.” Türk Dışişleri Bakanı Gül, Irak mahkemesinde dökülen belgeler için bulunduğu Malezyada ses veriyor ve diyordu: “10-15 sene kim korudu sizi? Saddam bize her türlü teklifi yaptı. Birlikte Kürtleri keselim, yok edelim önerisinde bulundu. Türkiye tereddütsüz reddetti.” Reddetti mi, bilemiyorum. General Faysal, başlangıçta “işlerin iyi gittiğini” söylüyordu. Bir süre önce ölen Bülent Ecevit de, “biz Saddam’la dayanışma ve yardımlaşma konusunda uyum halindeydik” diyordu. Gül, Kürtlere seslenerek, “on-onbeş sene kim korudu sizi?” diye babalanıyordu. Bu da “insaniyet” gösterisi de doğru değildi. Savaşta, Kürtlerin koruma kalkanına alınması karşılığı olarak da, Amerika’dan “yardımlar” aldı. Bugün, Kürtlerin tekrar eski kan, göz yaşı ve yangılar yaşaması için İran, Suriye ile ittifak yapan, Gülün bu “insani yardım” övünmesi orada, belgeler buradaydı... akahraman61@hotmail.com
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.