Siyaset

Yunan (Makedon)-Hint Etkileşimi

ULAÞ · 24.06.2009 · 2 görüntülenme

Gunumuzde Avrupa-merkezciligin bir sonucu olarak, eskil (Antik) Yunan dusuncesi, goklere cikarilirken, bu dusuncenin ozgun ve gokten zembille inmiscesine bagimsiz olarak gelistigi varsayiliyor. Oysa, eskil donemlerden baslayarak Yunan ve Hint dusuncesi etkilesim icindeydi. Helen’gil donemde (İO 323-İO 30), bugun siyasal nedenlerle Makedon degil Yunanli olarak gosterilen İskender’in (Yunanistan’daki ulus-devlet kurma surecinde, ozbeoz Makedon olan İskender, Yunanlilastirildi) Dogu’daki seferleri ve O’nun ardindan gelenlerin kurdugu devletler dolayisiyla İran ve Hindistan’la Grek dunyasi arasinda etkilesme donemi basladi. Ciplak sufiler (jimnosophist), Hindistan’in ciplak dusunurleridir. İskender, Hindistan Seferi’nde bu ciplak dusunurlerle karsilasmisti. Bugun Hindistan’da Cain dininin rahipleri hala ciplak yasamaktadir. Kimi eskil Yunan dusunurlerinin bu ciplak dusunurlerden etkilendigi biliniyor. Bunlardan biri, Pyrrho (İO 360-270). Pyrrho, İskender’in Hindistan Seferi’ne katilmis; Hindistan’da ciplak sufilerle ve İran’da ‘Magi’ olarak adlandirilan din insanlariyla tanismis; onlardan etkilenmis; Yunanistan’a donunce, bilinemezcilik ve kuskuculuk gorusunu benimsemis; yasam felsefesi olarak ‘ataraksia’yi onermisti (“hicbirsey bilinemeyecegine ve kesin dogrular olmadigina gore; insan, yasaminda sikintidan bagimsiz olup huzura ermeli” idi). Pyrrho’ya gore, olaylara anlam veren, bizim yargilarimizdir; yargilarimizi askiya alirsak daha mutlu oluruz. Bu, tumuyle Hint cilecilerinden alinmis bir gorustur. Kopeksi (sinik ya da kinik) dusunurlerin goruslerinde yogun bir Hint cileciligi etkisi bulmak olanaklidir: En unlusu Sinoplu Diogenes (İO 404 ya da 412-323) olan bu dusunurler, mutlulugu, Hint cilekeslerinin yaptigi gibi, mali mulku reddedip “insanlar ne der” dusuncesini hice sayarak sokakta kopekler gibi yasamakta goruyorlardi. Kopekler gibi ciplak ve ciplak ayakli yasiyor; kendine yetmeyi savunuyor; topluma, yalnizca dusuncede degil yasantilariyla da en sert elestirileri yoneltiyorlardi. Diogenes, bilindigi gibi, bir fici icinde yasamasi, gunduzleri fenerle insan aramasi, İskender’e “golge etme baska ihsan istemez(m)” deyisi, ilk kez ‘kozmopolit’ (dunya yurttasi) sozunu kullanmasi, olusunun kent sinirlari disinda yabanil hayvanlara verilmesini istemesi, yerlesik degerleri sorgulamasiyla vb. taniniyor. Kimilerine gore İsa da, daha sonra, kopeksi dusunurlerden esinlenecekti. Ayni bicimde, bu gorusler, cagdas gorececiligin buyukanasidir. Ancak, bu Hint-Yunan iliskisi tek yonlu degil. Yunan dusuncesi, Hint dusuncesi ustunde buyuk bir etkiye sahip olmasa da, İskender’in askerlerinin torunlari, Budacilik’a buyuk bir katki yaptilar: Bugunku Buda yonutlarinin (heykel) cikisinin Yunanli Budacilar dolayisiyla gerceklestigi dusunuluyor. Buda oldukten sonra uzun sure yonutlari yapilmadi cunku Buda, bedenine tapilmasini istememisti. Oysa, yaklasik iki yuzyil sonra, Kuzey Hindistan’da bircok Yunanli, Budaci olmus; Yunanistan’da varolan yonut sanatini Budacilik’a uygulamislardi. Bu, dinden bir sapma olarak gorulse de, Budacilik’in yayilmasina yoksanamaz bir katkisi oldu: Yonutlarla Buda dini, gorsel bir guc kazandi. Buda’yi uyurken, dusunurken vb. gosteren yonutlar, insanlarin bedensiz bir Buda yerine insan bir Buda’ya daha fazla yakinlik duymalarini sagladi. Ayrica, Budacilik’taki kimi goksel varliklar da, Yunan putataparligindan gecme. Yine ayni bicimde, Yunan Budacilari’nin Hindistan’daki Budacilik’la (‘Kuzey Boluntusu’ ya da ‘Mahayana’ olarak adlandiriliyor) Guneydogu Asya’daki Budacilik (‘Guney Boluntusu’ ya da ‘Theraveda’ olarak adlandiriliyor) arasindaki ayrimlarin kaynagi oldugu dusunuluyor. Ornegin, Buda, tanrinin varligini reddetmisken, Kuzey Budaciligi’nda Buda, tanri ilan edilmistir. Yunan putataparliginda insan-tanrilar ve tanri-insanlar yaygin oldugundan, Yunan Budacilari’nin Buda’yi tanrilastirdigi dusunuluyor. Dolayisiyla, Yunan etkisi yasamamis Guney Budaciligi, Budacilik’in ilk cikis bicimine daha yakin. Ancak, Budacilik, kuskusuz, bir Yunan dini degil; cunku Budacilik, zaten Yunanlilar’in Hindistan’a gelisinden once cikmis bir din. İskender’in seferleri, yalnizca Buda yonutlarini dogurmadi; Kafiristan da one surulen bir kalit: Kafiristan, Afganistan’in guneydogusundaki 100,000-300,000 nufuslu Nuristan’in eski adi. Bolge, 1896’da zorla Muhammedci yapilirken, ‘İslam’in nurunun ulastigi yer’ anlaminda ‘Nuristan’ adini aldi. 1896 oncesi Kafiristanlilar, coktanriciliga, samanciliga ve canciliga (animizm) bagliydi. Kimilerine gore Kafiristanlilar, İskender’in Hindistan Seferi’nde geri donmeyen askerlerinin torunlari. Sonra ulus-devletler icat oldu, mertlik bozuldu; dunyanin dort bir yaninda, toplumlar, tarihte ‘ulus’lari kendi baslarina gelismismis gibi yapti, kendi attiklari yalana inandi. Etiyopya kokenli kahve icin, “Turk kahvesidir”, “Yunan kahvesidir” diye kavga eder oldu... Eskil Yunan (Makedon)-Hint etkisi ise, bize bu sonradan yazilmis tarihlerin yanlisini gosteriyor... ----------------------------- Yunan (Makedon)-Hint Etkileşimi Günümüzde Avrupa-merkezciliğin bir sonucu olarak, eskil (Antik) Yunan düşüncesi, göklere çıkarılırken, bu düşüncenin özgün ve gökten zembille inmişçesine bağımsız olarak geliştiği varsayılıyor. Oysa, eskil dönemlerden başlayarak Yunan ve Hint düşüncesi etkileşim içindeydi. Helen’gil dönemde (İÖ 323-İÖ 30), bugün siyasal nedenlerle Makedon değil Yunanlı olarak gösterilen İskender’in (Yunanistan’daki ulus-devlet kurma sürecinde, özbeöz Makedon olan İskender, Yunanlılaştırıldı) Doğu’daki seferleri ve O’nun ardından gelenlerin kurduğu devletler dolayısıyla İran ve Hindistan’la Grek dünyası arasında etkileşme dönemi başladı. Çıplak sufiler (jimnosophist), Hindistan’ın çıplak düşünürleridir. İskender, Hindistan Seferi’nde bu çıplak düşünürlerle karşılaşmıştı. Bugün Hindistan’da Cain dininin rahipleri hala çıplak yaşamaktadır. Kimi eskil Yunan düşünürlerinin bu çıplak düşünürlerden etkilendiği biliniyor. Bunlardan biri, Pyrrho (İÖ 360-270). Pyrrho, İskender’in Hindistan Seferi’ne katılmış; Hindistan’da çıplak sufilerle ve İran’da ‘Magi’ olarak adlandırılan din insanlarıyla tanışmış; onlardan etkilenmiş; Yunanistan’a dönünce, bilinemezcilik ve kuşkuculuk görüşünü benimsemiş; yaşam felsefesi olarak ‘ataraksia’yı önermişti (“hiçbirşey bilinemeyeceğine ve kesin doğrular olmadığına göre; insan, yaşamında sıkıntıdan bağımsız olup huzura ermeli” idi). Pyrrho’ya göre, olaylara anlam veren, bizim yargılarımızdır; yargılarımızı askıya alırsak daha mutlu oluruz. Bu, tümüyle Hint çileçilerinden alınmış bir görüştür. Köpeksi (sinik ya da kinik) düşünürlerin görüşlerinde yoğun bir Hint çileciliği etkisi bulmak olanaklıdır: En ünlüsü Sinoplu Diogenes (İÖ 404 ya da 412-323) olan bu düşünürler, mutluluğu, Hint çilekeşlerinin yaptığı gibi, malı mülkü reddedip “insanlar ne der” düşüncesini hiçe sayarak sokakta köpekler gibi yaşamakta görüyorlardı. Köpekler gibi çıplak ve çıplak ayaklı yaşıyor; kendine yetmeyi savunuyor; topluma, yalnızca düşüncede değil yaşantılarıyla da en sert eleştirileri yöneltiyorlardı. Diogenes, bilindiği gibi, bir fıçı içinde yaşaması, gündüzleri fenerle insan araması, İskender’e “gölge etme başka ihsan istemez(m)” deyişi, ilk kez ‘kozmopolit’ (dünya yurttaşı) sözünü kullanması, ölüsünün kent sınırları dışında yabanıl hayvanlara verilmesini istemesi, yerleşik değerleri sorgulamasıyla vb. tanınıyor. Kimilerine göre İsa da, daha sonra, köpeksi düşünürlerden esinlenecekti. Aynı biçimde, bu görüşler, çağdaş görececiliğin büyükanasıdır. Ancak, bu Hint-Yunan ilişkisi tek yönlü değil. Yunan düşüncesi, Hint düşüncesi üstünde büyük bir etkiye sahip olmasa da, İskender’in askerlerinin torunları, Budacılık’a büyük bir katkı yaptılar: Bugünkü Buda yonutlarının (heykel) çıkışının Yunanlı Budacılar dolayısıyla gerçekleştiği düşünülüyor. Buda öldükten sonra uzun süre yonutları yapılmadı çünkü Buda, bedenine tapılmasını istememişti. Oysa, yaklaşık iki yüzyıl sonra, Kuzey Hindistan’da birçok Yunanlı, Budacı olmuş; Yunanistan’da varolan yonut sanatını Budacılık’a uygulamışlardı. Bu, dinden bir sapma olarak görülse de, Budacılık’ın yayılmasına yoksanamaz bir katkısı oldu: Yonutlarla Buda dini, görsel bir güç kazandı. Buda’yı uyurken, düşünürken vb. gösteren yonutlar, insanların bedensiz bir Buda yerine insan bir Buda’ya daha fazla yakınlık duymalarını sağladı. Ayrıca, Budacılık’taki kimi göksel varlıklar da, Yunan putataparlığından geçme. Yine aynı biçimde, Yunan Budacıları’nın Hindistan’daki Budacılık’la (‘Kuzey Bölüntüsü’ ya da ‘Mahayana’ olarak adlandırılıyor) Güneydoğu Asya’daki Budacılık (‘Güney Bölüntüsü’ ya da ‘Theraveda’ olarak adlandırılıyor) arasındaki ayrımların kaynağı olduğu düşünülüyor. Örneğin, Buda, tanrının varlığını reddetmişken, Kuzey Budacılığı’nda Buda, tanrı ilan edilmiştir. Yunan putataparlığında insan-tanrılar ve tanrı-insanlar yaygın olduğundan, Yunan Budacıları’nın Buda’yı tanrılaştırdığı düşünülüyor. Dolayısıyla, Yunan etkisi yaşamamış Güney Budacılığı, Budacılık’ın ilk çıkış biçimine daha yakın. Ancak, Budacılık, kuşkusuz, bir Yunan dini değil; çünkü Budacılık, zaten Yunanlılar’ın Hindistan’a gelişinden önce çıkmış bir din. İskender’in seferleri, yalnızca Buda yonutlarını doğurmadı; Kafiristan da öne sürülen bir kalıt: Kafiristan, Afganistan’ın güneydoğusundaki 100,000-300,000 nüfuslu Nuristan’ın eski adı. Bölge, 1896’da zorla Muhammedci yapılırken, ‘İslam’ın nurunun ulaştığı yer’ anlamında ‘Nuristan’ adını aldı. 1896 öncesi Kafiristanlılar, çoktanrıcılığa, şamancılığa ve cancılığa (animizm) bağlıydı. Kimilerine göre Kafiristanlılar, İskender’in Hindistan Seferi’nde geri dönmeyen askerlerinin torunları. Sonra ulus-devletler icat oldu, mertlik bozuldu; dünyanın dört bir yanında, toplumlar, tarihte ‘ulus’ları kendi başlarına gelişmişmiş gibi yaptı, kendi attıkları yalana inandı. Etiyopya kökenli kahve için, “Türk kahvesidir”, “Yunan kahvesidir” diye kavga eder oldu... Eskil Yunan (Makedon)-Hint etkisi ise, bize bu sonradan yazılmış tarihlerin yanlışını gösteriyor... --

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.