BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
25.06.2011 · 2 görüntülenme
M.Kobal Aryalı 24/06/2011
YSK’nin Dicle Kararı !
YSK'nin Dicle kararı, hükümet ve MGK’nin olurundan sonra onaylanmştır. Kürtlere ve kürt meselesine tarihin hiç bir döneminde hukuk kriterleri baz alınarak bir yaklaşım ve çözüm yöntemi benimsenmemiştir. Türk devlet hükümeti AKP, inandırıcı olabilseydi, Özgürlük tutsaklarıyla, devletin darbeci ergenekon çetesini aynı kefeye koyarak lanse edecekti. Türk yöneticileri de biliyorlar ki, Kürtlere her türlü hukuksuzluğu, kötülüğü uygulamışlar. Dolayısıyla korkutarak tehdit edebilecekleri hiç bir şey bırakmamışlar.
Kürtler arası birliğin oluşmaması ve pro Kürt partilerin seçimlere girmemesi için devlet, bütün oyunları tezgahlamıştır. Kürt seçmen kitlesi birlik olma temelinde, her türlü baskı ve şiddete rağmen bağımsız adayları desteklemesi bir başarıdır. Seçim süreci boyunca Kürtlere kitlesel bir şiddet uygulanmıştır. Kürtlerin yerinde başka bir millet olsa, kendisine bu kadar zalim davranan TC devletine asker, vergi olmak üzere hiç bir hizmete bulunmazdı. Çünkü türk cumhuriyeti; Kürtlere baskı, asimilasyon, inkâr’ ve kötülükten başka bir şey vermemiştir.
Hatip Dicle’ye yapılan hukuksuzluk bu sömürgeci siyasetin bir halkasıdır. Konu Kürtler olunca Türk bürokratik siyaset sistemi, hükümeti, medya baronları ve toplumu güç birliğine gidiyor. Çok gerilere gitmeye gerek yok. Cumhuriyet'ten günümüze kadar, uluslar arası insan hakları evrensel beyanamesine uygun bir hukuk normu ile Kürtlerin temel, insani haklarına karşı bir yaklaşım duyarlılığı, davranışı olmamıştır. Bütün bu uzun tarih boyunca bir defalığına’da olsa kürtlere hukuk çerçevesinde yaklaşılmamıştır. Zaten olsaydı olanları konuşuyor olacaktık.
Görüldüğü gibi kürtler halen türk işgal kuşatmasında en temel ulusal haklarını elde etmek için direniyor ve nasıl kurtulacaklarını tartışıyorlar. Özellikle Kemalist Cumhuriyetle birlikte türk “hukuk” sistemi, Kürt milleti üzerinde bir giyotin makinesi gibi çalıştırıldı. Bu işgalci sistemin YSK’sı, yargısı, ordusu, emniyet teşkilati, özel görevli timleri, Kürtlerle ilgili olağan üstü yetkilerle donatılmışlar. Seksen yedi yıllık türk devletin bütün imkânlarını kullanarak iktidar olan AKP ve başbakan Erdoğan, seçim konuşması boyunca kürtleri hedef haline getirmesi ve milyonların oylarıyla seçilen vekilleri, vekillik haklarından men edilme provokasyonunu, hukuk kılıfına uydurma girişimi ırkçılık çılgınlığın ürünüdür.
AKP hükümeti, Hatip Dicle’ye yapılan hukuksuzlağa itiraz etme fırsatı bırakmadan, alel acele fukara bir kadın adayını hemen yerine şutlaması, duygu tuccarlığın yanında Kürtleri birbirine düşürme, bölme ve yönetme zihniyetidir. DEP Milletvekillerini enselerinden tutarak savaş esirleri gibi yaka paça işkenceye çekmek, haps etmek nasıl bir hukuksuzlukla hasır altı edildiyse ,TC’nin “hukuk” yasasına uygun milletvekili seçilen Mehmet Sincar, nasıl kurşunlanarak öldürüldüyse.! BDP’nin seçilmiş belediye başkanları, yerel yöneticileri ve yüzlerce kürt siyasetçileri, nasıl savaş esirleri gibi birbirlerine kelepçeleyerek yıllardır suçlama, yargılama hukuksuzluğuna tabii tutulduysa, Hatip Dicle’ye de ayni sömürgeci hukuksuzluk uygulanmıştır.
80 bin insanın iradesi, oyu bu kadar rahat bir biçimde hiçe sayılması olağan üstü hal yasasından farksızdır ve ağır bir hakarettir. Bu ahlaksızlık, hiç bir yasa ve hukuk prensibiyle açıklanamaz. Türk cumuriyet gelenegi ve tarih sosyolojisinin mayası ırkçılık ve talanla tuturulmuş. Çatısı dönme ve dalkavuklardan oluşturulmuş. Elde edemediklerini, devşiremediklerini elimine eden anti demokratik diktatör bir sistem halini almıştır. Başını güvdesinin üstünde tasıyan insanlara tahammül edilmemiştir. TC yöneticileri çevrelerini rahat kulanabilecekleri tipolijilerle örmüşler. Hatip Dicle’ye isteklerini kabul ettiremedikleri için, elimine etme yöntemini uygulamışlar. Kürtler, bu şantaj ve kuşatma yöntemine karşı halkı harekete geçirmek ve her türlü mücadele araçlarıyla toplu savunma hakkını kullanmalıdır.
Bu güne kadar kürtlerle ilgili alınan bütün kararlar, devletin zirvesinin vizesiyla alınmıştır. Böylesi hassas bir ortam ve konuda,YSK’nin yalnız başına alacağı sıradan bir karar değildir. Bu bağlamda bağımsız vekillerin parlamento’ya katılmama kararı son derece demokratik ve isabetli olmuştur. Kürt milleti, seçilmiş meşru temsilcilerine sahip çıkacaktır. Tabii Öcalan’ın megaloman paranoyasıyla müdahale edilmezse... Kürt vekiller tc savunucularıyla bir hukuk tartışmasına girmemelidir. Bütün dünya biliyor ki, türk cumhuriyeti hukuksuzluk üzerinde inşa edilmiş ve sürdürülmüştür. Dolayısıyla türk yöneticilerin hukuk kavramlarından söz etmelerinin hiç bir inandırıcılığı ve mantıklı izahatı bulunmamaktadır.
Bu siyasi terbiyesizliğe, hukuk kılıfı giydirmek, insanları koyun sürüsüne saymaktır. Kürt vekillerin avukatları bu olayı uluslar arası mahkemelere derhal taşımalı ve TC’nin kürt millet iradesini hiçe sayma planına engel olmaları istenmelidir. Kürt milletinin ulusal, demokratik haklarına kavuşmaları için yardım talep edilmelidir.
TC yöneticileri, taş atan çocukları dayaktan geçirmenin, haps etmenin hukunu, ve Mardin’de yüze yakın türk subayın tecavüz ettiği kızın, faili «meçhul» sanıklarla sonuçlanması’nı, ve Küçücük Ceylan’ı top mermisiyle öldüren türk jandarma karakolunu ve benzer onlarca olayı hangi hukukla karartma yoluna gitmişse, Hatip Dicle’darbesini’de ayni sömürgeci “hukuk”la karartacaktır. Güç kimdeyse haklı odur işgalci mantığı, türk adalet sistemin temelidir. Ama türk işgaline karşı ağır bedeller ödeyen Kürdistan ulusal kurtuluş davasının takipçileri haklıdır, meşrudur ve kazanacaktır.
Sen Kürdistan topraklarını işgal edeceksin, işgalcilik yaşamın boyunca kürtlerin boynuna bineceksin,asimilasyon, inkâr ve zulumle yöneteceksin, sayısız katliamları gerçekleştireceksin, legal çalışanları iskenceden geçireceksin, haps edeceksin, illegal çalışanları terörist, bölücü diye insanlık dışı yöntemlerle öldüreceksin ve devlet olma gücünü, diplomasını bütün imkan ve olanaklarını, Kürtlerin temel insani haklarına kavuşmaması için kullanacaksın, ondan sonra’da kalkıp Kürt vekil Hatip Dicle’ye hukuk uygulandı, uygulanmadı, biçiminde hukuk maskaralığını yapacaksın.!
Kürtler-e hukuksuzluğun hukukunu uygulayan, Türk cumhuriyetin Cemaatçi, Kemalist yöneticileri; artık sadece gülünç olmuyorsunuz, korkunç olmuşsunuz. Aynı ırkçı ideolojiyi tabanınıza pompalıyorsunuz. Kürdistan Bağımsızlığın Ayak seslerini duyunca, altınızı kirletiyorsunuz. Çünkü katilsiniz, yüz yıldır kürtlerin ensesine çökmüşsünüz. Nasıl yaşayacağımıza siz karar vermişsiniz. Eğer halen bir değere inancınız varsa, vicdan, edep, ahlak ölçüleriniz kalmışsa kanlı elerinizi yakamızdan çekin. Bizi rahat bırakın. Zindanlarınız Kürtlerle, devrimcilerle doldurulmuş. Dünya ülkeleri kürt sürgünleriyle dolup taşımıştır. Halen Kürtlere kabadayılık yapıyorsunuz. Kürtler; kendi kaderini tayin edemez, öz yönetimlerini oluşturamaz biçiminde tehdit salvolarında bulunmanız suçluluğunuzun itirafı olmuştur.
Şövenizmin, dönekliğin, dalkavukluğun dibe vurduğu ırkçı siyasetin aralıksız sürdürüldüğü bu kirli ortamda Kürt siyasetçilerin bütün olanlara rağmen türkiye toplumunu insanlaştırma gayretleri ve devrimci, demokratları birliğe çağırma mücadelesi hiç şüphesiz değerlidir, ama asıl mesele Kürdistan Ulusal Kurtuluş programına çağırma ve sömürgecilere ait herşeyi halka açık ve net bir dille anlatma, gösterme meselesidir. PKK, BDP ve yan örgütleri bu tarihi sorumluluğun muhatabıdır ve rolünü Kürdistan Ulusal statüsünü temel alarak prensipli davranmalıdır.
Dünya’da hiç bir Millet Ulusal kaderini tayın hakkından vaz geçmemiştir. Hiç bir Ulus başka bir ulusun boyunduruğu altında ilelebet yaşamak istememiştir. Her Millet devletleşme ve siyasal toplumsal, kültürel haklarıyla birlikte ulusal bayrağı altında yaşamayı esas almıştır. Bütün ulusların psikolojisi budur. Yetim bir çocuğu çocukluk haklarından men etmek, bastırmak o çocuk üzerinde nasıl bir tahribat yaratıyorsa ve öz güven kırımı yapıyorsa, Kürt ulusu veya işgal altında olan herhangi bir ulus içinde durum farklı değildir.
Medkobal@hotmail.fr
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.