Siyaset

İyiniyet, Müzakere ve Barış

Rojhat Badikî · 17.02.2013 · 2 görüntülenme

İyiniyet, Müzakere ve Barış
Mit ve PKK lideri Abdullah Öcalan arasında yapıldığı söylenilen görüşmelere ilişkin bilgi almak için, BDP’ den 2. Heyetin İmarıya gitme hazırlıkları yapıyor. Türk hükümeti ve BDP sorumluları arasında kimin İmralıya gideceği-kimin gidemeyeceği tartışmaları tam bir mizansen. Kürt ( Kurdistan) sorunun çözümü ve barış görüşmelerine ilişkin uygulanacak yol-yönteme dair tartışmalara, bizim dışımızda, tarafsız yabancı aydın ve konun uzmanları olan insanların da katılması, olumlu bir gelişme.

Oslo sürecinden beri TC ile sürdürdürülen görüşmelerde izlenilen yol ve yöntemlerin yanlış olduğunu ileri sürülen talepler ile birlikte ele alında, dünyada bir ilk yaşanıldığı bunun bir komedi olduğunu israrla dile getirdik. Çok haksız suçlamalarla karşı karşıya kaldık. Barış istemiyen, kan-yıkım-gözyaşı üzerinde siyaset yapma ile itham edildik.

Sonsuz bir düşmalık, sonsuz bir savaş yoktur. Her düşmanlık ve savaşın sonlanacağı bir dönemin olacağı, bu dönemin savaşan güçlerin masaya oturarak soruna kaynaklık eden nedenlerin masaya yatırılarak, çözüm bulma arayışına girileceği de bir gerçekliktır. Hiç bir sorun çözümsüz değildır. Nihayetinde savaşta bir sanat, barista bir sanattır. Bilgi, Yetenek ve uzmanlığın esas olduğu barış görüşmeleri-barış antlaşmaların hile ve tuzaklarında dolu olduğunu unutmamak gerekir.

Bizim dışımızda konun uzmanlarının, Abdullah Öcalan’ la yapıldığı söylenilen görüşmelerin ahlakı olmadığı, esir ve dünya’dan kopuk olan birinin, bir ulus adına hareket edip tek başına karar veremiyeceğini açık bir şekilde belirtiyorlar. Abdullah Öcalan’ın neyi isteyip istemediğini bir yana, dört duvar arasında özgür olmayan birinin, uzmanlardan kurulu bir heyete karşı, bir ulus adına tek başına müzakere! Masasına oturması; yöntem olarak doğru değildır. İlk eve prensip olarakta meşruda olamaz.


Bu konuda Abdullah Öcalan’ı Mandela ile karşılaştıranlar büyük bir yanılgı içersindedirler. Birincisi Mandela yargılandığı mahkemeyi tanımamış, halkın tümünü temsil etmediğini, beyazları temsil ettiğini ve Beyazların kontrolunde Parlamentonun çıkardığı kanunlarla yargılandığını, bunun meşru olmadığını, mahkemeyi tanımadığını belirtmiştır. Öcalan ise tersi bir durumla mahkemeyi tanımanın ötesinde, sömürgeci yasalara saygılı olarak, sömürgeci devletin hizmetinde olduğunu açık bir şekilde deklare etmiştır.

Mandela’ nın diğer ikinci önemli özelliği ise ‘’ Mücadele benim hayatımdır. Hayatımın sonuna kadar siyahların bağımsızlığı için mücadele edeceğim’’ demesidır. Mandela, Beyaz-İktidarla yaptığı mücadelede, siyahların bağımsızlığını esas alıp onu katıksız-tavizsiz bir şekilde savunmuştur. PKK lideri Abdullah Öcalan ise TC’ nin meşruluğunu savunmanın yanında, Kurdistan halkının ulusal haklarını red ederek, Kurdistan halkının bağımsız ve devlet olma hakkını elinin tersi ile bir kenara itterek karşı çıkmıştır. Bundan dolayı, Abdullah Öcalan’ı Mandela ile karşılaştırmak mümkün olmadığı gibi, konum-duruş ve tutumu ile Kurdistan halkı adına sömürgeci Türk devleti ile ‘’ Baş Müzakereci’’ olması sıfatı meşru değildır. Baş müzakereci olma özelliğini yitirmiştır.

Teorik olarak, Temsil ve Demokrasınin kuralları gereği BDP ve Bağımsız uzman Kürt şahsiyetleri, TC’ nin barış görüşmeleri muhatabları olarak Kabul edilebilinir. TC ve BDP temsilcileri arasında yapılacak barış görüşmelerinde yaşanılacak tıkanıklıklara kim müdahil olacak. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi, tıkanıklığın aşilması için, kim kimler gözlemci statüsünde olacak. Sorun burada da bitmiyor. Mit ve İmralı arasında yapıldığı söylenilen ‘’ Barış Görüşmeleri’’ BDP ve bağımsız şahsiyetlerden oluşacak bir Kürt heyeti ile sürdürülse bile, ortada bir yanlışlık var.
Müzakere ve görüşme halkı doğru bir temelde bilgilendirilip açık yürütülmedır. Bazı kritik sorunlara çözüm bulunana kadar, görüş ve gelişmelerin tümü anlatılmayabilinir.

Görüşmelerde izlenilecek yol ve yöntemlerin yanında ‘’iyi niyet ve samimiyet’’ çok önemlidır. TC ve AKP hükümetinin şiddet-baskı ve tutuklama operasyonları bütün hızı ile devam etmektedir. Ortada iyi bir niyet olmadığı gibi TC’ nin ortya koyduğu bir kural ve dayattığı bir yol var. Bütün kurallar TC tarafından belirleniyor. Kimin ne yapacağı, nasıl hareket edeceği, nasıl konuşacağı, Cenazlerin nasıl kaldırılacağı, kimlerin görüşmeler de bulunacağı…vs ler. Bütün kural ve şartlar TC tarafından belirleniyorsa, görüşmelere ne gerek var. gözlemciler de olmayacağına gore…

Buna amin demek mümkün mü?

Abdullah Öcalan’ın Kurdistan halkı için bir yıkım olduğuna inanıyorum, bu konuda hiç bir kuşkum da yok. Daha önce yazdığım makaleler de, Abdullah Öcalan liderliğinde sürdürülen savaşın, Kurdistan’ı TC’ nin atış poligonu yaptığını, Kurdistan dinamik ve demografyasının dumura uğratıldığı, Kurdistan ulusal davasını uluslararası arenadan yanlızlaştırıp tecrit ettiğini belirtim. Bu günde ayni düşünceleri taşıyorum.

Buna rağmen barış istiyorum, Sürecin TC’ nin aleyhine Kurdistan halkının lehine olduğunun da bilincindeyim. TC’ nin dayattığı barış değil size tuhaf gelebilir ama Abdullah Öcalan önderliğindeki PKK’ nin silah bırakıp teslim olmasını da kabul etmiyor. İlginç ama, ne yazık ki realite bu!

Mit ve Öcalan’ın imzalayıp anlaşacağı bir protokol yada antlaşma( içeriğini önemsemiyorum) yeni bir dönemin müjdecisi olacaktır. Kurdistan halkı ve genç dinamiklerin filizlenmesi için soluklanma ve yeni bir sürece ihtiyaç vardır.

17.02. 2013
Rojhat Badikî





İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.