yerinde bir DTP-BDP Elestris / Hüseyin Turhallı

Aktarma-HeK- · 04.05.2010 · 1 görüntülenme

Hüseyin Turhallı

Tarih: 3 Mayıs 2010 Pazartesi

Türkiye kamuouyunda Anayasa değişiklikleri tartışılıyor. Kürt aydınları suskun, siyasetçileri şaşkın. Bu şaşkınlık, bu akıl tutulması neden? Var mı bunu bilen? Var, var da..... Sorun değişmeyen kafada, ezbere alışmış gözde.

12 Eylül vahşetinde Xalê Ehmo'nun Sur içindeki gomunda tepe gibi yığılmış inek pislikleri içine sakladığımız onlarca ve belki de yüzlerce kitap söylemişti bana.“İsyan etmekten korkanlar özgür düşünemez. Düşünmekten korkanlar da isyan edemez!“

Bilge kitaplarım, bilge kütüphanemiz, Xalê Ehmo'nun gomunda inek pislikleri içinde çürüyüp gitti.....!

Ezber Kafa

İdeolojik perspektiflerle olaylara bakan göz, kaçınılmaz olarak aklı ve maddi gerçeği yadsıma gibi ilizyonist bir duruma düşer. Bu yanılgılı bakışımı ısrarla sürdüren Kürt siyaseti, 2000'li yıllara gelindiğinde Türkiye toplumunun değişim istemini hem göremedi hem de bu değişimi toplum bilim kavramlarıyla açıklama yeteneğini gösteremedi. Söylem ve mantık diyalektiği köyden şehire inmiş 1970'li yılların gençlik mantığını aşamadı. Ezber kafalarıyla kaldılar.

AKP Kurucularının sınıfsal konumları, söylem biçimi, Kemalist statüko karşısındaki politik tutumları, Türkiye toplumunun değişim arzusuyla çakışınca, Türk siyasal yaşamında bir dönüm noktası oluştu. AKP iktidarı da bu dönüm noktasının hem mihenk taşı hem de hamili (taşıyıcısı) oldu.

Açılım ve değişim konularında sürekli gel-gitler yaşayan AKP Hükümeti'nin Kürt ve Kürdistan sorunu karşısında samimi olmadığını söylemek için bir çok nedenimiz var. Ancak statükocu rejimin delinmez-dokunulmaz zırhını oluşturan Adliye-Askeriye ve İlmiye'nin (Yasama-Ordu-Üniversiteler) hükümete karşı savaş açmaları, AKP'nin değişim arzusunda ciddi ve kararlı olduğunu görmek için yeterli bir veri. MHP ve CHP'yi de bu gerici kampa dahil etmek gerekiyor.

Hiç kuşkusuz MHP ve CHP'nin değişime karşı çıkmalarının haklı gerekçeleri ve özel menfaatleri vardır. Ancak 1982 Anayasası'nın bazı maddelerinin değiştirilerek iyileştirilmesi konusunda tavırsız kalan BTP'nin.....???

BDP'nin Çelişkisi

Güçlü bir siyasal geleneğe sahip olmayan Kürt legal siyaseti, HEP sürecinde “öz iradeye sahip olma“ sorununu tartışmaya başladı. DTP sürecine gelindiğinde büsbütün yenik düştü. Öyle ki bir karpuz dilimi için on binleri sokağa döken DTP, yüzlerce üyesi tutuklanırken kılını bile kıpırdatmadı. Bizi sokak ortasında kurşuna dizen Ergenekon katillerinin yargılanmasında suskun ve tutumsuz kaldı.

Bunlar yetmedi. İnsanlık suçunu işleyen 12 Eylül Cuntacıları'nın yargılanmasını sağlayacak olan Anayasa değişikliği tartışmalarının yapıldığı TBMM salonunu CHP ve MHP ile birlikte terk etme gibi hazin bir sonla buluştu. Öz iradeye sahip olamayan kişi ve kurumlar için bu durum kaçınılmazdır.

Olaylara bütünlüklü olarak bakıldığında sorunları tanıyabilir/tanımlayabiliriz. Buna karşılık sorunların çözümünde olaylar ayrıştırılarak ve tasnif edilerek çözülür. BDP'nin sorunları ayrıştıracak, tasnife tabi tutacak yetenekte bir gözü yoktur.

Şimdi Anayasa değişiklik paketini önümüze koyup birlikte okuyalım:

ı- Pakette Kürt ve Kürdistan sorununa ilişkin tek bir cümle yoktur.

ıı- Değişiklikler, statükocu Kemalist rejimin aşılmasında kurumsal bazı değişiklikleri içeriyor.

Paketi Kürt ve Kürdistan sorunuyla ilişkilendirerek ceketin düğmeleri neden yanlış yerden ilikleniyor? Demokratikleşme çabaları neden Kürtlerin aleyhine bir gelişme olarak görülüyor? Yapılmakta olan yeni bir Anayasa değil ki. Anayasa değişiklikleridir. Ne istenebilirdi

a- Seçim barajı yüzde 5'tir.

b- Her çocuk ilk öğrenimini Ana dilde yapar.

c- Kalkınmada öncelikli bölge Kuzey Kürdistan'dır. (İsterseniz buna Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri de diyebilirsiniz). Bu bölgelerin alt yapı sorunları için bütçenin %7'si buraya ayrılır.

Hepsi bu.

Şimdi DTP, “aramızda tartışıyoruz“ diyor. Neyi niçin tartışıyor? Böyle tartışmalar içerik doldurmaz, boşaltır!

Eylül Cuntası'nın Yargılanması

12 Eylül'ün zindan karanlığı çok yazıldı, çizildi. İçerisi aydınlandı ama dışarısı karanlık kaldı 12 Eylül'ün.

İnsanların insanlığından utandığı, ölmekten değil yaşamaktan acı çektiği, deli gömleği giydiği velhasıl çıldırdığı dönemdir 12 Eylül. Can ciğer dostlar birbirine selam vermekten, yolda karşılaşmaktan korkuyordu. Askerler, yoldan geçen çiftlerin eşlerine laf atmaktan, erkeklerin kadınların gurur ve iffetini kırmaktan haz topluyordu. Toplumun hücrelerine kadar sinmiş o dehşet korkusunun yanında bütün yüce değerlerin değeri bir hiçti. Gözyaşlarımız bile korkaktı. Yaş damlaları dışarıya akmaz, yüreğimize düşerdi. Sokaklar vay şivandı. Ve balıkçılar, Devgeçidi Barajı'ndan balık yerine işkenceyle öldürülmüş, gencecik cesetlerimizi çıkarıyordu.

Anayol kavşaklarına barikat kuran asker, üzerinde montu, ayaklarında botu olan insanları soyuyor, yalın ayak, sırtı çıplak halde buzların üstünde çamur içinde yürütüyordu.

“Kemalizm dışında başka hiçbir sapık ideolojiye yer yoktur!“ diye nutuk atan cuntacı generaller, insanlık suçunu işlemenin hazzını yaşıyordu.

12 Eylül Cuntası'nın bir karabasan gibi üzerimize çöktüğü yıl son sınıf öğrencisiydim. Matematik hocamız Ö. Faruk Ongan “Günaydın“ dedikten sonra yoklama ve sayı aldı. Kara tahtada fonksiyonlar üzerinde ders anlatmaya başladı. Kamyon çarpmış gibi ani ve şiddetli bir gürültüyle sınıf kapısının çengeli yerinden sökülerek öğretmen masasının üstüne düştü. Ellerinde Thomson ve G3 silahlarıyla içeri dalan polis ve asker, namluları üstümüze çevirerek “Ellerinizi başınızın üstüne koyun. Biri kıpırdarsa hepiniz ölüceksiniz!“ diye bağırınca gencecik bedenlerimiz titremeye başladı. İki metre boyunda bir sivil polis, yoklama kağıdına baktıktan sonra “Ulan aradıklarımızı neden yok yazmışsın?“ diyerek hocayı boğazından tutup duvara çarptı. Üstü başı dağılan hoca “Olmayanı nasıl var göstereyim“ diye inledi. Hıncını alamayan polis “Ulan bu x-y-z, fog, log nedir? Hangi örgütün şifresi“ diyerek hocayı tekrardan savurarak tahtaya çarptı.

Hayat donmuştu. Ellerimiz başımızın üstünde üzerimize çevrilen namluların ölüm kusmasını bekliyorduk.

Askerlerden biri yanıma geldi. “ Ulan hani kravatın?“ dedi. Gözlerimle ceketimin cebini işaret ettim. Elini cebime sokup kravatı çıkardı. Kravatı boynuma dolayıp şamarı suratıma indirdi.

Asker ve polis dışarı çıktıktan sonra ellerimi başımın üstünden indirdim. Kitap ve defterlerimi tuttuğum gibi pencereden aşağı attım. Hocamızın gözlerinden yaşlar akıyordu. “ Ne yapıyorsun Hüseyin?“ diyerek yanıma koştu. “ Okul bitti Hocam!“ dedim. Sözlerim hocaya hançer gibi saplandı. Kırılan gururunu ve kendini unuttu. “ Bak Hüseyin, bu yapılanlar bir politika. Okumamızı okumanızı istemiyorlar. Baksana etrafımızda duyarlı tek bir arkadaş kalmadı. Sen de gidersen hiç kimse kalmaz. Onların istediğini yapmış olursun. Kendini düşünmüyorsan arkadaşlarını, sana umut bağlamış insanları düşün!“ dedi.

’Küçüklükten beri bilim adamı olmayı hayal etmiştim. İçimdeki bilgeyi şimdi burada kurşuna dizdiler. Ruhumdan kanlar akıyor. Ne olacak bilmiyorum. Ama bu günlerin hesabı görülmezse boynu bükük gideceğim“ dedim.

Yüzü gözü şişmiş halde öğlen saatlerinde eve geldim. Dıngılhava'daki evimiz Sur'a yapışıktı. Mahallemizdeki Xalê Ehmo Surlar'ın sığınak bölümünü ahır yapmış inek besliyordu. Xalê Ehmo'nun süpürdüğü hayvan pisliği birike birike küçük bir tepe olmuştu. Biz de kitaplarımızı, kasetlerimizi naylon torbaların içine koyup bu gübrenin içine saklamıştık. Eve varır varmaz Xalê Ehmo'nun ahırına koştum. Kaset torbasını bulup eve getirdim ve Şıvan Perwer'in kasetini teybe koyup sesini sonuna kadar açtım. Şıvanperwer “ Ka Kurdistanam Ka?“ dedikçe mahalleli de üstümüze toplanıyordu.

Annem koşarak oda kapısına dayandı. “Oğlum kendine acımıyorsan bari bu çocuklara acı. Şimdi askerler gelecek, bütün mahalleyi dayaktan işkenceden geçirecek. Sesi kesmezsen gidip kendimi damdan atacağım“ deyip iki katlı evimizin merdivenlerini tırmanmaya başladı. Ben ve yengem birlikte arkasından koştuk.

Dur ana, sen kendini atma! Ben seni atacağım, deyip annemi korkuluk duvarının üstüne sürükledim. Yengem bir taraftan bana saldırıyor, bir taraftan da söyleniyordu. “Çıldırdın mı Hüseyin! Çıldırdın mı? Ananı nasıl damdan atarsın!“ diyordu.

Evet çıldırdım. Çıldırdım işte. Bırakın onu da atacağım, kendimi de, deyip boğulurcasına hıçkırıklarla bağırıyordum.

Anamı damdan atmadım. Bu vahşeti durdurmak için gidecek bir yer de yoktu. Çaresiz okula geri döndüm.

BDP ve DTP'liler!

Binlercemizi sokak ortasında kurşuna dizen Ergenekon çetelerinden hesap sorulmasına sessiz kaldınız.

Yüzlerce insanımız hapishanelere doldurulurken kılınızı kıpırdatmadınız.

İrademiz sizsiniz dedik, irademizi hapse tıkattınız.

1982 Anayasası'ndan çok daha geri 1921 Anayasası'nı istiyoruz diyecek kadar kör-cahil ve geri konumlara düştünüz.

12 Eylül Cuntası'nın yargılanmasını sağlayacak Anayasa değişikliklerine, “Gerekçelerimiz var“ diyerek destek vermediniz. CHP ve MHP ile birlikte parlamento salonunu terk ettiniz. Hangi gerekçe, insanlık suçunu işleyenlerden hesap sorulmasının önüne geçebilir?

Ve On yıldır sosyolojik hiçbir karşılığı olmayan boş söylemlerle bize deli gömleğini giydirdiniz.

12 Eylül'ün o kahredici suskunluğunu yırtmak için anamı ve kendimi damdan atacaktım. Unutmayın! Çıldırmak üzere olan milyonlar, suskunluklarını yırtmak için yarın Sizi de kendilerini de damdan atabilirler.....!

Hüseyin Turhallı
azina2004@hotmail.com

İlgili

Yorumlar (1)

Akt · 16 yıl önce

Ibrahim Küreken Son dönemlerde basına da yansımış BDP, HAK-PAR ve KADEP adlı Kürt partilerinin arasındaki görüşmelerin toplumda yanlış algılamalara yol açmaması için düşüncelerimi yazmak istiyorum. Görüşmeler daha DTP kapatılmadan HAK-PAR ın istemi doğrultusunda gerçekleşmişti. O zaman ki görüşme amacı Kürt partilerinin Kürtleri ilgilendiren konularda mümkün olduğu kadarıyla birlikte duruş sergilemek içindi.Örneğin anadille eğitim yapılması istemini ve benzerlerini birlikte seslendirmek ve gerekirse ve anlaşılırsa ortak duruş göstermekti.Ancak Anayasa Mahkemesinde devam eden DTP yi kapatma davasının gündemde olmasından dolayı bu istem BDP dönemine sarktı.Yine ilk görüşme isteği HAK-PAR dan geldi ve yeni yönetimi kutlama ziyaretinde bu istek yeniden dile getirildi. Aradan geçen bir zamandan sonra görüşme isteği daha farklı bir gerekçe ile bu sefer BDP den geldi.Adına bir zamandır seslendirdikleri “Çatı Partisi“ veya son şekliyle “Demokrasi Cephesi“ dedikleri genel bir birliktelikten hareketle çalışma içine girdikleri gözlemlenmiştir.Bu işle görevli BDP eş Başkan yardımcısı Tuncer Bakırhan, ANF den Sercan Kaya'ya verdiği 10 Nisan 2010 tarihli demecinde Kürt partilerinin adını zikretmeden şöyle demektedir: “Birincisi şu an siyasi etki alanımız dışında kalan Kürtlerin içinde bulunduğu dernek ve kurumlarla ilişkileneceğiz. İkinci ayağı Kürtlerin dışında kalan Türk, Arap, Çerkez, Asurilerle, kadınlar,Türk halkının emekçi yoksul çevreleriyle bir araya gelmek.Bir taraftan demokrasi güçleri ile buluşurken Kürtler adına siyaset yapan çevreleri de bu işe katma konusunda çok girişimimiz olmadı. Bu sefer sadece BDP değil BDP'nin dışında da Kürtler adına siyaset yaptığını söyleyen, örgütleyen çevreleri de bu bahsettiğim geniş demokrasi bileşenleri içerisine katmayı düşünüyoruz.“ Buradan anlıyoruz ki BDP'nin başlattığı görüşmeler Kürtlerin ihtiyacı olan diyalog veya işbirliği projesinden ziyade, bir zamandır “Çatı Partisi“ olarak adlandırılan Türkiyelilik projesinin bir adımıdır.Durum buyken bazı arkadaşların gereğinden fazla bir iyimserlikle olaya yaklaşması yanılgılara yol açabilecektir. Örneğin; Asosat televizyonunda 25 Nisan Pazar günkü Cemal arkadaşın sunduğu, Keya ve Dara arkadaşların dahil olduğu ve KADEP Genel Başkan yardımcısı Nizamettin arkadaşın telefonla katıldığı programda bu konu ile ilgili yansıtılan iyimserlik yukarıda Sayın Bakırhan'dan aktardığım düşünceyle örtüşmemektedir. Yanlış bilgilendirme önemli yanılgılara yol açacağından içine girdiğimiz bu kritik süreçte daha dikkatli açıklamalara ihtiyaç vardır. Çünkü DTP ve BDP geleneğinden gelen partilerin bu konuda sicili pek parlak değildir. Özellikle kendileri dışında kalan Kürt siyasi partilerin kritik dönemlere ve seçimlere arızalı girmesini sağlamak için seçimlerden bir zaman önce göstermelik bir toplantıyla diğer Kürt siyasi parti başkanları veya yöneticileri ile ayni fotoğraf karesine girip zaaflarından da yararlanarak karşı tarafı gevşetmekte ve bir zaman sonra da “hassasiyetlerimize dil uzatmışlardır“ diyerek sürecin kenarına iterek anlamsızlaştırılmışlardır. Son 25 yılın malum gelişmelerinden güç toplayan BDP ve öncülleri karşısında başarı gösteremeyen diğer Kürt partilerin yanaşmalık yaparak güçsüzlüğünü gidermesi mümkün değildir. Çaresizlik,kendine güvensizlik sonucu “Keynek mirê vato şekerim“ hoşnutluğuyla umutlara yönelmek üzücü sonuçlara mahkumiyeti geliştirir. Şimdi gelelim bu süreçte PKK ve BDP'nin izlemiş oldukları politikalara. Şunu söylemeliyim ki BDP'nin büyük çoğunluğu PKK li değildir. PKK'nin dayatmasından rahatsız olan bir çok insan vardır.Buna rağmen PKK politikası partiyi büyük oranda etkilemektedir. Dolayısıyla bunların izlemiş olduğu siyaseti birbirinden bağımsız değerlendirmek yanıltıcı olacaktır. AK Parti tarafından başlatılan ve Türkiye'de değişik Kürt çevrelerinin farklı yaklaştığı, fakat hiç kimseyi de tatmin etmeyen “açılım“ girişimi,Ergenekon davası ve daha sonra da değişmesi için AKP'nin gündeme soktuğu “Anayasa Paketi“ nin TBMM de tartışıldığı ve oylamaya sunulduğu tüm bu süreçlerde BDP'nin tavrını ele almak zorunludur.BDP'nin bu süreçte AKP'nin her olumlu girişimine karşı çıkması ve en son olarak da TBMM deki Anayasa değişimi konusunda bu iyileştirmelere karşı CHP ve MHP gibi Türk ırkçıları ile birlikte hareket etmelerinin nedenlerini sorgulamak lazımdır.2005 yılında Apo'nun yeniden savaş emrini verdiği dönemlerde bu kesimin etkin bir kişisiyle yaptığım sohbette savaşın nedeni ile ilgili olarak bana “devlet Kürt sorununu çözmeye karar vermiş ama bunu AKP iktidarından sonra yapmak istiyor“ diyerek hem halen detaylarını bilmediğimiz devletin ırkçı statükocuları ile yapıldığı ihtimal dahilinde olan bir işbirliğinin işaretini veriyor hem de sonraki süreçte AKP'ye karşı izlenecek politikanın da çerçevesini çizmiş oluyordu. Nitekim sonraki dönemlerde bu çizgisinden bir türlü vazgeçmedi. Devletin 90 yıldır izlemiş olduğu inkar ve imha politikasını yok sayıp Kürtlerin mağduriyetini AK Partiye bağlamak haksızlıktır, yanlıştır ve bu davranış gerçekleri gizlemeye amaçlıdır. AK Parti bu sürecin sadece bir devamıdır. Hatta tüm T.C. Devleti siyasi tarihi incelendiğinde denilebilir ki AK Parti Kürtleri en az inciten bir iktidardır. Bizleri tatmin etmese bile değişim isteyen tek Türk iktidar partisidir. BDP'nin gerek“açılım“ gerekse Anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesinde ileri sürdüğü istemlerin büyük bir kısmı bir çoğumuzun da arzu ve istemleridir. Anayasanın toptan değiştirilmesi ve Kürtlerin varlığının yasal güvenceye bağlanması, Anadille eğitim, bölgesel yönetim imkanının elde edilmesi, Siyasi Partiler yasasının değiştirilmesi, Kürtleri devre dışında tutmaya yönelik korunan seçim barajının düşürülmesi, hatta kaldırılması, bazı TMK da yapılacak iyileştirmeler ve tutuklanan çocukların ve parti yöneticilerinin serbest bırakılması gibi istemleri ve bunlar üzerinden iktidar partisine dayatmaları desteklenebilir istemlerdir. Ancak bunları iyileştirmelerin karşısına çıkarıp statükocu Türk ırkçısı kesimlerle birlikte AKP yi iktidardan eylemliklerle uzaklaştırılmasına ortak olmak ve sürece olumlu hiçbir yarar getirmeyecek provokatif eylemlerin hazırlayıcısını destekliyor olmak eleştirilmesi gereken ve hiçbir şekilde yanında durulmaması gereken davranışlardır. AK Partinin statükoya karşı yaptığı ve yapacağı hamleleri etkisiz kılmak için, Ergenekon tüArü yapılanmaların ve bazı yargı kurumlarının burunları sürtünmüş olmasına rağmen henüz gücünü koruyan ırkçı statükocu güçlerin önümüzdeki süreçte harekete geçeceği aşikardır. Anayasanın bazı maddelerinin düzenlenmesi sonrası yapılacak referandum öncesi Kürtleri ve Türkleri olumsuz etkileyecek olayların geliştirileceği beklenmelidir. Bölgede çatışmaların büyümesi için ön adım atılmıştır.On binlerce asker operasyon adı altında bölgeye gitmiştir. Bölgeden gelecek asker cenazelerinin Türk halkını “açılım“lara karşı çıkaracağının hesabı yapılmıştır. Ayni durum Kürt halkı içinde düşünülmektedir. Bunun yanında da hiç beklenmeyen bölgelerde de silahlı saldırılar yapılmaktadır. Provokasyon kokan bu eylemleri de ne hikmetse PKK üstlenmektedir. Hem Türk silahlı kuvvetleri hem de PKK, güçlerini bu çatışmalarla korumaktadırlar.TSK devlet içindeki güçlü yerini korumak için çatışmaya, gerginliğe ihtiyaç duymaktadır. Statükoya yönelik her hareket karşısında devletin eskimiş tüm kurumları güç birliği halinde her türlü yeniliğe karşı durmaktadırlar.Bunun için de ellerindeki her imkanı seferber etmekte ve büyük direnç göstermektedirler. Son birkaç yıldaki olaylara baktığımızda AK Parti iktidarını devirmek ve atılan adımları etkisiz kılmak için bunların hangi yollara baş vurdukları görülecektir. İyileştirmeler karşısında devletin içindeki büyük direnci kırmak ve bir sonraki iyileştirme adımlarını daha kolay atmaya hizmet etmek için yapılacak referandumda Kürtlerin olumlu yaklaşmasını engellemek ve referandumda olumsuz oy kullanmak için çatışmaların yoğunlaşacağı beklenmelidir.Bunun için de Kürtlerin kullanılacağı apaçık ortadadır. İyileştirmelere karşı olumsuz yaklaşımları benimsemeyen Kürt halk kesimlerinin, BDP dışındaki partilere kaymaması için kulağa hoş gelen söylemlerle kendince tedbir alınmaktadır.Bunlar karşısında dikkatli davranmak gerekir.Adına ister diyalog ister ittifak denilsin ortaya çıkmış yaklaşımı karşı propagandayı önlemek bakımından da tartışmadan reddetmek de planın aktörlerine hizmet edeceği gibi, sevindirik olup üzerine atılmak da büyük riskler taşımaktadır. Ne PKK ne de BDP kendi gücünden muhaliflerini yararlandıracak kadar saf değildir.Tam tersine var olanları bile ortadan kaldırma çabası hiçbir zaman eksik olmamıştır. Sonuç olarak: Üyesi bulunduğum HAK-PAR, hem “açılım“ la ilgili hem de olası referandumla ilgili tutumunu açıklamıştır. AK Partinin iyileştirme atılımlarını yetersiz bulmasına rağmen olumlamış ve desteklediğini açıklamıştır. Yayınladıkları “Açılım ve Kürt Sorunu İçin Federal Çözüm Önerisi“ adındaki bir broşürle kendi istem ve düşüncelerini de kamuoyuna deklere etmiştir. Çok büyük bir gereklilik olmadığı sürece bu düşüncesinden vazgeçmesi mümkün olamaz. Bu düşünceleri ve tutumunu koruyarak Kürtlerin gerektiğinde işbirliği yapması ve Kürt halkının yararına olacak her türlü girişimi desteklemeli ve gerekirse buna öncülük etmelidir.Anlamsız bölünmenin son bulması için gerekirse her türlü fedakarlığı göstermelidir.Ancak Türkiyelilik adıyla isimlendirilen Türkleştirme projelerine sunacağı katkı olmamalıdır. Bazı arkadaşların arayarak PKK veya BDP ile hiçbir suretle bir araya gelinemeyeceği uyarısı doğru bir tutum değildir. Şunu söylemek zorundayım ki PKK muhalifi olmakla düşmanı olmak ayni şey değildir. Ben kendimi muhalifi olarak görmekteyim.Düşmanlık siyaseti ortadan kaldırır. Zor olduğu bilinmesine rağmen PKK yi yanlışlarından arındırmak bir yerde Kürt yurtseverlerin görevidir. PKK hakkında söyleyeceğimiz çok eleştiri olabilir ama her zaman bize gülümsemesini beklediğimiz Türk devletinden daha uzak değildir.

Akt · 16 yıl önce

Türkiye 19 Nisan tarihinden beri Anayasa değişikliği ile ilgili tartışmalara kilitlenmiş durumda. 12 Eylül Anayasas'sı bundan önce de 16 defa değiştirildi ancak Türkiye hiç bir zaman bu değişikliğin gündeme taşıdığı tartışmayı yaşamadı. Elbette böyle olmasının nedenleri var. Daha önce yapılan değişiklikler 12 Eylül askeri vesayetine dişe dokunur bir etkide bulunamadı. Bu değişiklik paketi 12 Anayasası'nın hem ruhuna hem de biçimine temelden yönelen bir değişiklik teklifi olduğu için bu kadar tartışmaya ve dirence neden oldu. Siyasi Partiler hakkında, Anayasa Mahkemesi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HYSK)ö askeri yargı, ombudsman teşkilatı, grev ve toplu sözleşme ve sendika hakkı vb birçok önemli konuyu içeren paket, özellikle de Anayasa Mahkemesi hakkındaki değişiklik önerisi ile yasama yetkisini yeniden elde etmeyi öngören bir değişiklik olması nedeni ile askeri sivil bürakrasi oligarşisi ile onların sivil siyasi uzantılarının, yani Ergenekon teşkilatının yoğun direnci ile karşılaştı. Bu sivil siyasi uzantılarda olan CHP, MHP, tüm Türk milliyetçiliği ve “Türk elitlerinin demokrasisi“ sözcülerinin, bunların sağ veya sol maske takmalarına bakılmaksızın, bu direnç cephesinde yer almalarını hiç yadırgamadım. Yadırganacak bir durum da değil zaten. Ancak, T.C Devleti'nin kuruluşundan beri varlığı inkar edilen bir halkın, bir milletin hak ve özgürlükleri adına yola çıktığını iddia edenlerin tutumunu başından beri yadırgadım, bu tutumlarına inanmak istemedimö kendi kendimi kandırmak pahasına benim haklarımdan bahseden partinin bu paketin halk oylamasına, yani referanduma taşınmasına destek vereceğini bekledim! Yanıldım! Ve nihayet bugün bunların tutumu ile bu en önemli değişiklik paketi DELİNDİ! BDP'den bahsediyorum. Adında Barış ve Demokrasi kavramlarının bulunduğu ve Kürtlerin yani benim de haklarımı savunduğunu iddia eden bir partiden bahsediyorum. Esasında diğerlerinden bahsetmem gerekmiyor... Ama anlaşılması için bir izahat gerekiyor Onlar kendileri ve temsil ettiklerinin düşünceleri doğrultusunda davrandılar. Bütün üçkağıtçılıklarına rağmen! Oy vermedikleri teklife ilişkin onlarca değişiklik teklifi vererek yaptılar! Her değişiklik tekliflerinde “Türkiye gündeminde Anayasa değişikliği olmadığını“ tekrar ederek yaptılar! Usül üzerine her maddede onlarca önerge verip sonra da pişkin pişkin kürsüye çıkarak uzun çalışma süresinden yakınarak yaptılar! Bütün bunları IT, yani iletişim ve teknoloji çağında ben de canlı olarak izledim... Hafızamın tazeliği ile yazıyorum ve biliyorum ki MHP onurunu korumuş ve tavır almıştır ancak CHP ve BDP tavır alma yani bu değişikliklere HAYIR diyebilme onurunu bile ortaya koyamamışlardır. Şimdi BDP'ye gelelim. Yani beni, bir Kürt olarak benim hak ve özgürlüklerimi savunduğunu iddia eden partiye gelelim... Aralık 2009'da BDP önceli, DTP'nin 2007'den beri TBMM'de yasama performansı ile bir incelememi yayımlamıştım. O incelememde DTP ve dolaysıyla bugünkü BDP'nin Kürt hak ve özgürlükleri hakkında ancak “hiçbir“ kelimesi ile tasvir edilebilecek bir performas sergilediklerini tespit etmiştim. Şimdi, yani bu Anayasa değişikliği teklifi tartışmalarında ve özellikle de bugün, Siyasi Partilerin kapatılmasını zorlaştıran maddenin reddedilmesi ile bu tespit bir kez daha doğrulandı. BDP grubu, Ufuk Uras da dahil olmak üzere Ergenekoncuların istekleri doğrultusunda davrandılar. Tıpkı CHP gibi oylamalara katılmadılar ve siyasi partilerin kapatılmasını Cumhuriyet başsavcısının (Dün Vural Savaş'tı bugün Yalçınlaya'dır ve yarın yeni bir kemalist bulunacak) iki dudağı veya iki kulağı arasında kalmasına hizmet ettiler. BDP grubu Ergenekoncular ve onların avukatı Denız Baykal ile birlikte siyasal örgütlenme özgürlüğünün mevcut sınırlarda yani HEP'ten buyana daha doğrusu TIP'ten bu yana “bölücülük ve yıkıcılık“ nedeniyle kapalılabileceğine EVET dediler! BDP grubu Ergenekoncular ve onların avukatı Deniz Baykal ile birlikte ifade ve örgütlenme özgürlüğüne karşı durdu. BDP grubu mevcut Anayasa değişikliğinin delinmesi ile birlikte 12 Eylül cuntasına onay verdi. Sudan gerekçeler ile oylamalara katılmadılar. Ergenekon'un avukatı olan Deniz Baykal ile aynı tutum içinde oldular. Oy kullanmadılar! Oy kullanma cesareti bile gösteremediler!... Meclis tartışmalarındaki gerekçeleri bile birbirini tamamlıyordu. Ahmet Türk ile 6 arkadaşını CHP'den ihraç edenler ile birlikte davrandılar. Aşkları büyükmüş!... Bu Anayasa değişikliği teklifinin delinmesine hizmet eden BDP'yi, ortağı olan Ergenekon bile kurtaramayacaktır. Bütün konuşmaları ve tutumları sabittir... Kürt halkı ve demokrasinin kararlı ve ısrarlı mücadelecileri Ergenekoncular ile BDP nin ortaklığını unutmayacak!.. Kürt halkı ve demokrasi mücadelesi Ergenekoncular ve onların Kürt ittifakçılarının dirençlerini kıracaktır. Stockholm, 3 Mayıs 2010 Vildan Saim Tanrıkulu