BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Alixan Aras · 22.07.2005 · 2 görüntülenme
YA KENDİLERİNE TARAF OLUNACAK... YA DA SUSULACAK!
Uzun zamandır düşünüyordum sizlere bir şeyler yazmayı, lakin Ulusal Kurtuluş Mücadelemizin yaşadığı iç hukuksuzluğunun getirdiği tahribat doğal olarak beni de etkiledi; etkilememesi de mümkün değildir!
Uzun zaman oldu benim kişi olarak Rizgari Sürecinden ayrı kalmam ve doğal olarak nelerin olduğunu, nelerin yaşandığını tam anlamıyla öğrenemedim ve bu konuda çok çaba sarf ettim anlamak, öğrenmek ve sorgulamak için. Her defasında karşıma şu olgu çıktı: YA KENDİLERİNE TARAF OLUNACAK ... YA DA SUSULACAK !
Ben kişi olarak ne susulmasından yanayım nede gözü kapalı olarak birlerinden yana taraf olmayı benimserim. Ne yazık ki gelinen noktada bir çok şeyin dumura uğratıldığını, uzun yıllar yaratılmış değerlerin bir anda havaya uçurulduğunu, kişi hak ve özgürlüklerinin inkar edildiğini gördüm, bu beni çok derin ve ağır yaraladı.
Eleştirinin yerini hakaret, küfür, tehdit ve suçlama, karalama almıştır ve buna da hepimiz seyirci kaldık, kalmaya da devam ediyoruz. Dün birlikte olduğumuz, omuz omuza direndiğimiz, birbirimizi gözümüz gibi koruduğumuz o yaşanmış kutsal şeyleri bir çırpıda sildik. Oysa, birlikte olduğumuz kadar ayrılmamızda doğal değil mi?
Biz her şeyden önce karşımızdakinin demokratik hakkını savunmadığımız sürece özgür olamayız. Karşımızdakine duyduğumuz saygıyı ancak o zaman biz de kendimizde görmek durumundayız.
Yanlışların eleştirilmesi söz konusu değil mi? Pek biz doğrularımıza nasıl ulaşacağız, eleştirilerin önünü keserek mi, eleştirileri hakaret olarak algılayarak mı, nasıl?
Burjuva politerleri kadar bile değiliz! İktidar ve muhalefetin nasıl ve hangi hukuk çerçevesinde yürüdüğüne hepimiz şahidiz. Şiddeti yönetim biçimi gören iktidarların, devletlerin, parti ve örgütlerin kanıksadığı tek bir ilke vardır: ya kendilerine taraf olacaksın ... ya da susacaksın! Bu tür anlayış ve politik tavırlara karşı günümüzde pirim verilmiyor artık. İnsanlık farklı anlayışlara, farklı yaşayışlara vakıf olmaya zorluyor ve eviriliyor.
Henüz kendi iç hukukunu oluşturamamış yapıların, burjuva demokrasisini aşacak ve ondan daha ileri demokratik düzen kuracak ne birikim ve güce nede o kapasiteye ulaşmadığı noktada zoru devreye sokar.. baskıyı ideolojik biçimlerde sürdürür.. bunu yaparken toplumun en hassas duygularını politik veri olarak sunar ..
Karşı olmanın, farklı düşünmenin olduğu yerde yargının yolu açılır bize ve biz kendilerine taraf olmadığımız için ya da susmadığımız için, yanlışlara karşı olduğumuz için suçlanırız ve bu suçlanma toplumun en geri değer yargıları ile yapılır.
Suçun kendisi yerine yaratılan suçluyu yargılamaya çalışırız. Bu yargılamada mantık aranmaz. Olayın siyasi boyutu olmaz, iç hukuk yaratılmaz, demokratik normlar işlemez, onun yerine ya ideolojik yaptırım yada toplumun feodal değer yargıları harekete geçirilir. Ama, o bir taraftan da demokrasi, insan hakları vs. diye yaygara koparılır ve bu yaygara koparanlar nedense hep seyirci konumda olanlar olarak sürekli üç maymunları oynarlar . Bu oyuncuları iyi tanıyan iktidarlar biliyor ki bu oyuncular sonuçta birer oyuncudurlar kendi uygulamalarını zerre kadar etkilemez; etkilemediği için de iç rahatlığıyla hareket ederler.
İşte bizim en büyük hatamız ve günahımız burada ortaya çıkmaktadır! Bizler yapılan yanlışlara, haksız uygulama ve suçlamalara, sessiz kalarak şiddetin suç ortakları olmaktayız.
Rizgari hareketi gökten zembille inmedi, oluşumu da kolay olmadı. Çok ağır bedeller ödendi. Çok derin yaralar alındı. Kuzey Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelesinin en temel dinamiği olduğu kadar en ileri barikatıydı. Kürd ulusunun ulusal varlığını bilince çıkarmak için çok amansız fırtınalar içinde dişle tırnakla direnerek yol alındı kimse bunu küçümseyemez ve küçümseme hakkına da sahip değildir ve bu süreç kapandı şimdi hem de çok ağır tahrip ve derin yaralarıyla. Yazık oldu, o dişle tırnakla yaratılan değerler bu gün param parça edildi, acı olan bu.
Burada suçlu kimdir? Tek tek kişiler mi? Ben buna inanmıyorum. O tek tek kişiler bu sürecin bitirilme noktasında araç olmaktan öte hiçbir işlevleri olmadı! Bu süreç çok farklı bir biçimde ve farklı araçlarla bitirildi. Bu süreç yazılacaktır evet yazılacaktır.. tarihte hiçbir şey, hiçbir olay, hiçbir olgu gömütlerde kalmamıştır. Belgeler, arşivler, raporlar ve tanıklar vardır.
Tek tek bireylerin arasındaki çatışmanın vardığı bu günkü nokta bu sürecin bittiğini gösterdi, şayet öyle olmasaydı, aksisi olmuş olsaydı sorunlar eleştiri ve öz eleştiri mekanizması içinde demokratik zeminde yapılırdı. Demek ki biten sürecin gürültüsünü yapıp tozu dumana katarak bir şeyleri kurtarmaya çalışıyoruz! Kurtulan ne olacak? Zedelenmiş onurumuz, tahrip olmuş kişiliğimiz, kirletilmiş değerlerimiz mi?
Yeniden yol alınması gerekiyor ve bu da bitmiş bir sürecin yeniden oluşturulma çabasıyla değil, hayır! Başka bir biçimde başka bir araçla bunu yapmalıyız diye düşünüyorum ve onun için de yeni platformlara ihtiyaç vardır .
Hayatın yeni gözelerine gitmek, yeni ırmaklara ulaşmak, derin ve sonsuz olan evrensele ulaşmak için en küçüğünden en büyüğüne kadar olan mücadelenin her türlü meşakatını mütevazice çekmeği düşünmeli, buna hazır olmalıyız.
Türk sömürgeci devleti Kürdü bitirme operasyonunu başarıyla sürdürmektedir, buna dikkat çekmek gerekiyor. Bunun için direnmek, bu direnmenin bilincini yaratacak insandan yapılara kadar bir mevzinin oluşumundan yana hareket etmek istiyorum. Bunun yolu ve yordamını tartışacağım ve bunu yaparken de eski yol arkadaşlarımın itibarlarını ben kendi şahsım adına onlara yad ediyorum. Biz bir süreci omuzladık, çok şey paylaştık, birbirimizden çok şey öğrendik ve ben en başta sevgili yoldaşım, aziz öğretmenim Orhan Kotanı saygıyla anıyorum.
Benim için Rizgari süreci bitmiştir, bitmediğini iddia edenlerle de yol arkadaşlığım olmayacaktır!
Metin ESEN
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.