Siyaset

Voltaire, „soykırımı inkâr yasası“na oy verirdi.

Mikail Canpolat · 13.10.2006 · 2 görüntülenme

Son dönemlerde Fransa Parlementosunun Ermeni soykırımını inkâr edenleri cezalandırmak amacıyle bir yasa çıkarma girişimleri, hem Fransa’da ve hemde en çokta Türkiye’de geniş tartışmalara neden oldu..Fransızlar, gerçekleştirdikleri büyük devrimleriyle, aydınlama döneminin öncüleri olarak Ermeni soykırımını inkâr edenlere karşı takınılacak tavır konusunda çok hetorojen bir tutum sergilediler. Bazıları „düşünce özgürlüĝü“ adına böyle bir yasaya karşı çıkarken, diĝerleri „jenosidi inkâr“ etmenin düşünce özgürlüĝüyle hiç bir ilişkisi yok diye tavır aldılar... Bu arada ara tonlar da mevcuttu.Nede olsa J.J Rouseau’nun, Montesquie’nun, Voltaire’in, Zola’nın memleketi , French Theory’nin diyarı bir ülkede farklı düşüncelerin olması doĝal.400 çeşit peynir yapan bir halkın içinde farklı êgilimlerin ve kaygıların olması kadar doĝal bir şey yok.. Fransa’da var olan demokratik kazanımların oluşturulması ve savunulması hususunda devrimlere ve direnişlere giden bir halkın saflarında soru işaretleri ve tartışmaların olması doĝal.. Oylamaya katılan parlementerlerin Parlementonun aritmetik kompozisyonun dörte biri olması da bu gerçekliĝi gösteriyor.Fransa’da ortaya çıkan bu durum beni hiç şaşırtmadı...Ama beni şaşırtan ve hatta hayrette düşüren Türkiye ve Türkiye’deki tartışmalardı. „Tartışma“ diyorum ama, tartışmayla alakası yok. Türkiye, tüm siyaset adamlarıyla, gazeteci ve yazarıyla, iş adamı, yeni ve eski generalleriyle „düşünce özgürlüĝünün sınırsızlıĝı“ cephesinde yer alarak genel seferberlik ilan etti..Türkiye’de Fransa’ya karşı gösterilen tepki, tüm sınıfların ve ideojilerin üstündeydi... Türk toplumun tümü „ Fransa, nerede kaldı senin düşünce özgürlüĝün“, „Fransa düşünceyi prangaya yatırdı“ ve „tarih giyotine gitti“ gibi tutumlar geliştirirek „fikir özgürlüĝünü“ savunmaya başladı!!!!Ben Türk çevrelerinin bu günlerde yazdıkları yazıları, verdikleri beyanatları okuduĝum zaman, ne kendime, ne kulaklarıma ve ne de gözlerime inanabiliyordum.. Bir ara rüyada olduĝumu sanmaya başladım... Türk çevrelerinin bu kadar özgürlük, demokrasi, fikir özgürlüĝü ve insani deĝerlerden söz etmeleri insanın aklı alabilecek gibi deĝil.Voltaire, „barbar“ dediĝi Türklerin dünya halklarına ve hem de Fransa gibi aydınlanma döneminin beşiĝi olan bir ülkeyi soladıĝını ve „düşünce özgürlüĝü“ dersini verdiĝini görseydi ne söylerdi diye merak ediyorum..Her halde Voltaire, ölümünden sonra Türklerin Ermenileri, Kürdleri, Asurileri ve Yunanları soykırımdan geçirerek Anatolia’yi ve Kürdistanı halkların mezarlıĝı haline getirildiĝin görseydi, Rus Çaricesine „Türk barbarlarına karşı savaşta hizmetinizdenim dediyim zaman beni dinleselerdi bu felaketler insanlıĝın başına gelmezdi“ derdi.Yine bu son tartışmalar baĝlamında, „ söylediĝinize katılmıyorum, ama onu söyleme hakkınızı ölümüne savunacaĝım“ diyen Voltaire bir soru sorulmuş olsaydı, her halde „ben düşünceden söz etmiştim..... soykırımcıların, insanlık düşmanlarının yaptıkları mesru gösterme ve savunmasından söz etmemıştim“ derdi..Ben, bir Kürd olarak Türk devletinin hamurunu bildiĝimden dolayı, sahtekarlık yaptıklarını biliyordum.... Son yüzyıl içinde onların Kürdlere, Kürd diline, kültürüne ve insani deĝerlerine karşı nasıl alçakca davrandıklarını, nasıl kıyımlar yaptıklarını bildiĝimden dolayı, yine sahtekarlık ve iki yüzlülük yaptıklarını biliyordum. Ama onların bu kadar yalancı ve bugüne kadar söyledikleri ve yaptıklarının tam tersine şeyleri savunmlarını beklemiyordum.. Fransa Parlementosu daha önce bir çok dünya Parlementosu gibi, Türkleri suçlu bulmuş ve Ermeni soykırımı kararını çıkarmıştı... Fakat suçlular, kurbanlarının gözlerinin içine baka baka yaptıkları suçları ya haklı gerekçeler bularak savunmaya yada inkâr ediyorlardı..Bu durum ise Türklerin soykırımından kaçan kurbanların ikinci bir defa daha ölmeleri anlamına geliyordu..Işte bu noktada Fransız Parlementosu, soykırım suçlularının Fransa’da kendi suçlarını savunamayacaklarını, suçu savunmanın suç olduĝunu düşünerek bir karar aldı.Fransa, kendi Ermeni vatandaşlarını soykırımcılara karşı korumak için bu kanunu çıkardı. Soykırım suçlularının „düşünce özgürlüĝünü“ şemsiyesi altında kendi suçlarını savunmaları, cellatın yeniden kurbanlarını öldürme özgürlüĝüne kavuşmasıdır. Fransa Parlementosu, hangi gizli gerekçelerle olursa olsun, bu kararı alırken Türkiye devletine „sen Ermeni soykırımından dolayı suçlusun, suçun zaman aşımına uĝamamıştır“ demek istedi.Aslında bu karar, soykırımcılara, düşünce ve insan özgürlüĝünün düşmanlarına düşünce özgürlüĝü yok, kararıdır.Aslında Türk devleti işlediĝı suçtan dolayı cezalandırılmış olsaydı, Kuzey Kürdistan’da daha sonra yapılan Kürd kıyımları ve hatta yahudi soykırımı da olmayabilirdi.Fransız Parlementosu katillerin yeniden öldürme özgürlüĝüne sınır koydu... Keşke dünyanın diĝer ülkeleride Fransa gibi soykırımcı Türk develetine sınır koymuş olsalar...Böyle bir ortamda Türkiye katillerin, cellatların ve soykırımcıların uluslararası güçlerce resmen tanınan açık bir zindan olurdu... Türklerin işlediĝi suçları bir kerelikte olsa kabul edenlerde zindandan da çıkıp Orhan Pamuk gibi Nobel edebiyat ödülüne sahip olurlardı.

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.