BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Kenan Fani Doðan · 06.09.2006 · 2 görüntülenme
Türk tarafına mensup bir asteğmenin kürtlerin mecbur edildiği haksız ve eşitsiz savaşta yaşamını kaybetmesi üzerine annesinin önce anne olması dolayısıyla yükselttiği feveran vicdanı olmayan türk aydınlarının mal bulmuş mağribi misali istismarına malzeme edilmeye devam olunuyor. Önce şunu sormak gerekir, Bursalı asteğmen Hakkari'de ne arıyordu? Kuşkusuz ölümü de öldürme eylemini de samimi insanlığımızın ve insani hasletlerimizin gereği olarak olumlamıyor ve yüceltmiyoruz. Ancak, kürt milletinin fertlerinden esirgenen insanca yaşama koşullarına yüzyıllardır yükselttiği haklı itirazlarını kanla bastırmak dışında hiçbir yol denememiş olan devletin barbarlığına bugüne kadar sessiz kalmış Türkiye aydınlarının vicdan sözcüğünden ne'yi anlamakta olduklarını merak ediyoruz. Kürtlerin soykırımlarına, sürgünlerine seyirci kalıp, 'topraklarımızı parçalattırmayız' şovenizmine 'birlikte yaşamanın erdemi'ne dair ilhakçı niyetlerini ekleyerek bir milletin tarihten silinmesine yolgöstericilik edenlerin nasıl bir "vicdan"a sahip olduğunu kürtler çok iyi biliyorlar. "Kürt şiddetini türklerin şiddeti doğurmuştur" demek, gerçeğin bir kısmını ifade ediyor. Yarısı ifade olunan gerçek, gerçeği açıklamaktan her zaman uzaktır. İnsan nesli olarak kürtlerin kendi yaşamlarını kendilerinin düzenlemek istemini vazgeçilmez insani bir talep olarak dillendirmeleri tarih boyunca her zaman varoldu. Ve yine tarihin her döneminde kürtlerin insanca yaşama istekleri, kendilerini yönetme hakları emsali görülmemiş vahşet yöntemleriyle inkar edilmeye, bastırılmaya çalışıldı. Sonuçta kürtler özgür ve bağımsız olmanın haklı savunusunu esas alarak mücadelelerine devam etmektedirler. Kürdistan bağımsızlık hareketleri usaresini düşmanın şiddetinden değil, kendi tarihi özlemleri ve insan olmanın kullanılmasını zorunlu kıldığı haklarından almaktadır. İnsanlığa karşı suç işleme durumunda olan ise ırkçı-inkarcı devlet ile onun bağlaşıklarıdır. Geliniz, insanlık denen terazinin bir kefesine evlatlarını kaybetmiş olmakla kalmayıp bizzat kendileri katledilmiş, işkence görmüş, tecavüze uğramış kürt kadınlarının, kürt çocuklarının tarih boyu süregelen ızdıraplarını, diğer kefesine de haksız bir savaşta kaçınılmaz olan ölümlerin acılısı durumundaki türk annelerinin ızdıraplarını koyalım. Sonra, eğer insanlık denen endaze gerçekten ölçü kabul edilecekse, elimizi hakkaniyet ve insanlığın bileşimi olan vicdanımıza götürelim. Böylece, hem birilerince çoktan unutulmuş vicdan kavramı hatırlanmış olur hem de kürtlerin maruz kaldığı vahşet daha iyi anlaşılmış olur. Sözü, şairini bilmediğim mısralara bırakıyorum: Asaf'ın miktarın bilmez Süleyman olmayan Bilmez insan kadrini alemde insan olmayan. Zülfüne dil vermeyen bilmez gönül ahvalini Anlamaz hali perişanım perişan olmayan. İtiraz eylerse nadan bilziya kalmış olur Çünki bilmez kadri güftanım sühendan olmayan.
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.