BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Alixan Aras · 22.07.2005 · 2 görüntülenme
ABDNİN Iraka müdahalesinin ikinci yılı yaklaşırken Irakta ilk seçimler yapıldı. Kürt Birleşik listesi, Kürdistanın tüm bölgelerinde Kerkük dahil ezici bir üstünlükle seçimleri kazandı. Bu seçimler sırasında referandum hareketi daha önce toplamış olduğu 1.700.000 imzalı bağımsızlık talebini onaylayan bir sonuç elde edildi. Seçim sırasında Referandum hareketi 3 seçim sandığı dışında bir dördüncü sandık koyarak otonom Kürdistanın 3 eyaletinin dışında Musul, Kerkük ve Hanekin bölgelerinde Kürdistanlılardan bağımsızlık talebi konusunda oy vermelerini talep ettiler.
1.998.061 oydan 1.973.412 ü Kürdistanın bağımsızlığı için oy verdiler. Yani Güney Kürdistanda bağımsızlıktan yana olanlar %98.8 oranını geçmektedir. Eğer bir halkın hemen hemen tamamı bağımsızlıktan yana ise ve bunu ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını en güzel ifade eden yöntem olan referandumla dile getiriyorlarsa, demokrasiyi savunan her dürüst bireyin bu iradeye saygı göstermesi gerekir. Aksi takdirde temel insan haklarının ihlali söz konusudur.
Güney Kürdistanda devlet kurma fikrinin bu tür bir referanduma konu olması ABDnin müdahalesinin yarattığı özel koşulların sonucu olduğu doğrudur ancak bu devlet oluşumuna ABDnin ebelik etmesi nedeniyle karşı çıkmak tarihi yeterince bilmemekle ilintilidir. Zira bu gün bağımsızlığını kazanan devletlerin büyük çoğunluğu dünya savaşları ve / veya bölgesel savaşlar sonucu doğmuştur.
Belçika Örneği:18. yy sonlarında ve 19. yy başlarında Avrupanın üç büyük sömürgeci devleti arasındaki savaşlar ( İngiltere, Fransa ve Hollanda) ekonomik, sosyal ve politik anlamda sürekli bir blokaja neden olmaktaydı. Bu duruma son vermek amacıyla Brüksel dükü kral olarak atanarak Belçika krallığı kuruldu. Bu krallığın topraklarının bir kısmı Flaman (Hollanda) , bir kısmı Wallon (Fransa) ve küçük bir kısmı Germen (Alman) lardan oluşmaktaydı. Sonuçta büyük güçler arasında tampon bir bölge oluşturmak amacıyla bir devlet oluşturuldu. Bu devlet 1970lere gelindiğinde parçalanma noktasına gelmişti. Brükselin Avrupanın başkentlerinden birisi haline gelmesi ve krallığın federal bir düzenlemeye dönüşmesi sonucu Belçika devleti meşruti federal bir demokrasi olarak AB içindeki rolünü oynamaya devam etmektedir.
Brazilya ispanyol Portekiz savaşı sonunda doğan bir devlet iken, balkan devletlerinin çoğunluğu osmanlı Rus savaşının akabinde Osmanlının yenilgisi üzerine ortaya çıkmıştır. Eğer bu savaşlar olmasaydı balkan devletlerinin kurulabilmesi daha uzun bir süreye yayılabilirdi. Bu dönemde balkanlardaki tüm milliyetçi hareketler Avrupanın büyük güçleri ve Rusya tarafından desteklenmiştir.
Emperyalist paylaşım savaşı döneminin büyük imparatorlukları, Rus , Osmanlı, Macaristan- Avusturya ve Alman tarih imparatorluğunun tarih sahnesini terk etmeleriyle sonuçlanmıştır. Bu imparatorlukların yerlerine çoğu zaman halkların etnik dağılımına uygun olmayan devletler kurulmuştur. Bu devletlerin başlıcaları (Avrupada) Polonya, Çekoslavakya, Arnavutluk gibi. Orta-Doğuda Irak, Suudi Arabistanında 1. Dünya Savaşı akabinde kurulduğu görülecektir.
2.Dünya savaşı sonrasında, bağımsızlık hareketleri ve sömürgelerin devlet kurmaları büyük bir dinamizm kazanarak Asya ve Afrikada bir çok sayıda devlet kurulmasına yol açmıştır. Haklı yada haksız savaşlar olarak ayrılan savaşlarda, haklı savaşlar soucunda kurulan devletler ilerici ve demokrat çevrelerin açık desteğini almıştır. Fakat haksız savaşlar sonrasında kurulan devletlerinde kurulmasına karşı çıkılmamıştır.
20. yy başlarında sayısı 20 civarında olan bağımsız devlet sayısı 20.yy sonunda 200 ü bulmuştur.
En son SSCBnin dağılması ile Doğu Avrupa, Kafkasya ve orta Asyada 15e yakın devlet kuruldu. Ayrıca, Çekoslovakya barışcıl yollardan iki cumhuriyete ayrılırkan Yugoslavya 5 kanlı savaş sonucunda 6 devlete bölündü. Bosna, Kosova, Slovanya, Sırbistan, Karadağ, Makedonya, Hırvatistan. ABD müdahalesinin Bosnayı, Avrupa müdahalesinin Kosovayı doğurduğu unutulmamalı. Üstelik Kosovaya BM in kararı ile bir yönetici atanarak uluslararası arenada bir ilk gerçekleşmişti. Bu süreçte, Türkiyede bugün sağ veye sol yelpazeden , türk ve kürt çevrelerden Güney Kürdistanda devlet oluşumuna karşı çıkanlar bu devletlerin oluşumuna ya sessiz kalmakta veya desteklemekte idi.
Güney Kürdistandaki oluşuma karşı çıkan çevrelerin 3 tezi vardır.
Birinci iddia: bu devletin ABDnin desteğinde kurulduğu iddiasındır.
İkinci iddia: bu kurulan devletin ABDnin güdümünde kukla bir devlet olarak ikinci bir İsrail olacağı varsayımıdır.
Üçüncü iddia ise bölgede bir kürt- arap , kürt- türk savaşına neden olabileceğidir.
Bu iddiaları ele aldığımızda; Güney Kürdistanın yaklaşık yarısı 1991den beri Bağdatla bağı olmadan ayrı bir devlet konumunda otonom bir yönetime sahiptir. 2004un son aylarında Güney Kürdistanda toplanan 1.700.000 imzalı bağımsızlık talebi referandum hareketi tarafından BMe sunulmuştur. Bu bağımsızlık talebi 30 ocak 2005teki seçimlerde ezici bir çoğunlukla teyit edilmiştir. Yani ABD tarafından kurulan bir devlet söz konusu değildir. Tersine, 1806teki Baban isyanından bu yana kürt halkı 200 yıldır bağımsızlığı için mücadele vermektedir.
Dünyanın en uzun bağımsızlık savaşı veren kürtlerin devlet kurma konusunda kendi kaderlerini tayin hakkını ABDnin bölgedeki varlığına bağlamak bir yanlışlıktan çok sistematik, sinsi bir kürt düşmanlığından öte anlam taşımaz.
Kürdistanın ikinci bir İsrail olması ise olanaksızdır. İsrail çok özel koşullarda ve istisnai bir biçimde kurulmuş bir devlettir. Günümüzde ABDnin en büyük belirleyici lobisi yahudi lobisidir. Kürtlere gelince, ABDde bir kürt lobisinden bahsetmek için bile ihtiyatlı olmak gerekir. Dolayısıyla, ABDden Güney Kürdistana İsrail özelinde olduğu gibi yardım amaçlı bir girişim olmayacağı açıktır. ABD Kürdistana çıkarları oranında yardım edebilir.
Özellikle küreselleşmenin vardığı boyutlar göz önüne alındığında yeryüzünde hiç bir ülke ABD ile ilişkilerini kesme şansına sahip değildir. Önemli olan bu ilişkilerin karşılıklı çıkarlar doğrultusunda ve/veya minumum zarar üzerine kurulabilmesidir. Bunun için, Kürdistanda demokratik bir sistemin kurulmasını sağlamak ve iktidar üzerinde demokratik kontrol mekanizmaları oluşturmak gerekir. Bu anlamda referandum hareketi şimdiden doğrudan demokrasinin araçlarını oluşturmaya başlaması ve 30 ocak seçimlerinde bir refarandum yapılmasını sağlamaları umut verici bir gelişmedir.
Bölgede İsrail dışında Türkiye, Mısır, Kuveyt, Katar ve Ürdünün ABDye hiç bir sorun çıkarmadıklar tersine büyük biraderin gözüne girmek için yarıştıkları görülmekte. Ayrıca uzun yıllardır ABDden yıllık 1 milyar doları aşkın askeri yardım alan 3 ülkeden 2 si İsrail dışında Türkiye ve Mısırdır. Güney Kürdistanın ikinci bir İsrail olacağını iddia edenler, demokrasi ve özgürlük kaygılarından çok Türkiyenin çıkarlarını koruma kaygısı ile hareket etmektedir. Kaldı ki, Türkiyede olmayan ölçüde, demokratik ilerici bir hareket olan referandum hareketi şimdiden Güneyde demokratik uyanıklığın temellerini atmıştır. Bu farklılık kukla bir devlet oluşumuna karşı demokratik bir direnişin işaretini vermiştir.
3. iddiaya gelindiğinde , Arap devletleri 85 yıldır, Türk ve İran ise 500 yıldır kürtlere savaş açmış durumdadır. Bu gerçekliği göz ardı ederek, kurulacak bir devletin bu halklarla savaşa yol açacağını ileri sürmek açıkça olguları ters yüz etmek ve iflah olmaz bir kürt düşmanlığını dillendirmekten öte bir şey değildir.
Ulusların kaderlerini tayin hakkı 1. dünya savaşından sonra Wilsonun Cemiyeti Akvama kabul ettirdiği 14 prensipten bir tanesidir. Günümüzde ulusların kaderlerini tayin hakkı temel insan haklarının başında gelmektedir. Bu temel hakkın kürtler ve Kürdistan söz konusu olduğunda tartışılması, kabul edilemez bir durumdur.
Kürdistanın bağımsızlığını kazanması, bölgede sömürgeci devletlerin saldırılarına neden olacaksa Bağımsız bir Kürt devletini savunmak sadece Güneyli kürtlere kalmayacak bir konudur. Kendilerini dünyanın dört bir parçasında kürt olarak tanımlayan her kesin üzerine düşeni yapmasını gerektirir.Başta ezilen ulus temsilcileri olmak üzere, Dünyadaki devrimcilerinde böyle bir savunmaya uluslararası dayanışma birlikleri ile katılmalarını gerektirir. Çünkü söz konusu olan sömürge ve ezilen bir ulusun sömürgecilere karşı direnişi temelinde haklı bir savaşı olacaktır. Devrimci teori her türden ezilen ulus direnişini haklı savaş kategorisinde değerlendirerek onları desteklemeyi öngörmektedir. Bu konuda, tarihi örnek Lenin tarafından Afganistan özelinde verilmiştir. Lenin İngiliz emperyalizmine karşı direnen feodal karakterli kral önderliğindeki direnişi bile desteklemiştir.Bundan dolayı, Kürdistanın kuruluşunu bölgede savaşlara yol açacak gerekçesi ile red etmek sömürgecilere ait bir tezdir.
Neticede, Güney Kürdistanda oluşabilecek bir devlet tüm kürtler, demokrat ve devrimci güçler tarafından desteklenmek zorundadır. Bu oluşuma karar verecek olanlar Kürdistan halkıdır. Herkesin saygı göstermesi gereken referandum sonuçlarına göre ortaya çıkan kürt halkının gerçek iradesi ve bağımsızlık talebidir ve bu irade tamamen ulusların kendi kaderlerini tayin ilkesine uyumludur. En önemlisi bir ülkenin bağımsızlığı söz konusu olduğunda belirleyi olan iç dinamikler söz konusu olduğunda 30 ocak seçimleri sırasında ise kürt halkı tavrını açıkça ortaya koymuştur..Bugün Güney Kürdistan bağımsızlıktan yana olan iç dinamikleri ilk defa dış dinamiklerle çakıştığıni için sömürgecilerin rüyaları kaçmaktadır. Ama karanlık güçler aydınlığa yürüyen bir BAĞIMSIZ KÜRDİSTANI engelleyemeyeceklerdir.
i.
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.