BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Sheref Lasher · 05.02.2006 · 2 görüntülenme
Son yüzeli yıllık tarihsel kesit içinde ulusal sorun içerik ve biçim olarak dördüncü evresine girdiğini belirtmiştir. Birinci evrede batı Avrupa da ulusal devletlerin kuruluş evresi, yani ulusların doğuş evresi, ikinci evresi emperyalizmle birlikte başlıyan, doğu Avrupada çok uluslu devletlerin doğuşu ve empryalistleşen Batı Avrupanın dünyayı sömürgeler şeklinde paylaşması dönemidir. Ücüncü evre, SSCB kuruluşu ve sömürgelerin uluslaşması ve kurtuluş hareketlerinin başlaması sosyalist sistemin desteği ile ulusal devletlerini kurması dönemidir. İçinde bulunduğumuz dördüncü evre ise sosyalist sistemin çöküşü, kapitalist dünyanın yeniden şekillenmesi uluslararasılaşan sermayenin işgücünün metanın ve siyasetin kültürün yeniden merkezileşerek örgütlenmesidir.Kısaca globalizm olarak bilinen bu dönemin temel özelligi, çıkarların, çatışmaların, itifakların yerel düzeyden çıkıp uluslararası düzleyde olmasıdır. Bu dönemde ulusal çıkarlar, ulusal hakimiyet, ulusal sermaye ulusal mallar anlamını giderek yitirmektedir. Dünya tek Pazar haline gelmiş ve ekonomik ve siyasi çıkarlar iç içe geçmiştir. Batının kapitalist sermeyesi artık ulusal temelde adlandırılamaz. Bir Alman bankasından, bir fransız şirketinden bahsedilemez çünkü her biri uluslararası grupların birleşmesi ile oluşmuştur. Bankaların, şirketlerin merkezlerinin Londrada, Frankfurt da, Tokyo veya Nevyorkda olması bu gerçeği değiştirmez. Sermayenin uluslararasılaşması malların ve işgücünün de uluslararasılaşması sonucunu doğuşmuştur. Bir malın üretimi artık ulusal sınırları aşmış, bir malın her parçası değişik ülklerde üretilmektedir ve işgücü artık sermayenin yoğunlaştığı merkezlere kaymaktadır. Bugün milyonlarca yabancı işcinin Avrupa ya nakledilmesi, veya uluslararası sermayenin emeğin yoğun ve ucuz olduğu merkezlere kayması bu sürecin bir sonucudur.Bu gün paris belediyesinin muhasebe işleri hongkongda yapılıyorsa, Almanyanın günlük trafigi altı bin km uzaklıkta yönlendiriliyorsa, Irakta bir karışıklık dünya piyasalarını etkiliyorsa bu dünyanın artık ulusal sınırları aşıp uluslararasılaştığını, dünyanın herhangi bir bölgesindeki gelişmelerin diger bölgeleri direk etktilediğini gösterir ve dünyanın birbirinden kopuk ulusal pazarlarından bahsedilemiyeceğini aksine tek bir pazarından bahsedilebileceğini gistermektedir.Dünya ekonomik olarak tek bir Pazar haline gelirken, siyasi olarak parçalanmışlık içindedir. Tek pazarın 232 hakimi, yani devleti vardır. Yarı bağımzız devletleri sayarsak bugün dünyanın 310 hakiminden bahsedilebilir. Ama bu dünya pazarının gerçek hakimleri ABD,AB, Rusya, Çin ve Japonya olarak belirtebiliriz. Bu ülkeler dünya pazarlarının yüzde 90 nına hakimdirler ama siyasi olarak dünyanın dünyanın yüzde 70 ini yerek güçler diyebileceğimiz devlet şeklinde örgütlenmiş güçlerle paylaşmak zorundadırlar. Az gelişmiş ülkelerin burjuvazisi ve hakim güçleri kendi lehlerine bu adaletsiz durumun ortadan kaldırılması gerektigini paylaşımdan daha fazla pay verilmesi gerektiğini belirtmektedirler ve ulusal duyguları bu temelde körükliyerek kitle desteklerini güçlendirmekterdirler. Eğer günümüzde ulusal sorundan bahsedilirse, ki aslında büyük uluslararası kapitalist güçlerle küçük yerel kapitalist güçlerin çıkar çatısması olarak görmek gerekir, içinde bulunduğumuz dönemin tipik karakteristik ulusal sorunu olarak adlandırabiliriz.Kürt ulusal hareketi ise çok daha farklı bir zeminde yükselmekte ve geçmiş dönemlerin ulusal sorunu olan sömürgeciliğin tasfiyesini hedeflemektedir ve günümüzde uluslararası büyük kapitalistgüçlerlerle yerel kapitalist milliyetçi güçlerin, çıkar çatışmasında yerini doğru belirliyerek yol almaya çalışmaktadır. Kürt sorunu, günümüzün ulusal sorunu olarak adlandırılabicek olan az gelişmiş ülkelerin büyük kapitalist güçlere karşı mücadelesi gibi ele alınamaz. Kürt sorunu kapitalist çıkar gruplarının mücadelesi değildir. Kürt sorunu kişi olarak, halk olarak, ulus olarak var olup olmama sorunudur. Dilini, kültürünü, toprağını ekonomik değerlerini koruma sorunudur. Kürdistanı sömürgeleştiren güçler Kürt varlığını ordadan kaldırmayı hedeflemişlerdir. Klasik sömürgelerde bile asimilasyon kürdistandaki gibi güçlü olmamıştır. Kürdistanda asimilasyonun ötesinde soykırım sözkonusudur. Soykırımın olduğu bir ülkede. Köylerin yıkıldığı, nüfusun büyük çoğunluğunun üretimden koparıldığı, herkesin yaşam endişesi içinde olduğu bir ülkede, ulusal hareketin amacı, sömürgeciliğin tasfiyesi ve kişisel ve ulusal olarak yaşam alanı yaratabilmektir. Bu mücadelede sınıf mücadelesinin öne çıkarılması olanaksızlaştırılmış her kürt aynı akıbeti aynı hedefi paylaşmak zorunluğunda bırakılmıştır. Kuzey Kürdistanda kürt işadamlarının akıbeti, Güney Kürdistanda enfalde kürt zenginlerinin akıbeti, Sadamın saldırısı karşısında zengin ve yoksul kürtlerin ellerinde torbaları ile komşu ülkelere kaçışı gibi örneklerini çoğaltabileceğimiz bir ortamda kürt ulsal hareketi, kim olursa olsun varlıklarını tanıyan, saygı gösteren bütün güçlerle dostuk ilişkisini geliştirerek, sömürgecilerin bu yokediş saldırılarını durdurmak ve ulusal bağımsızlğı kazanmaktır.Geçmişte kürt hareketi bu konuda hata işledi ve bedelini ağır ödedir. Birinci dünya savaşında, kürtler Türklerin ve arapların yanında, onların siyasi eğemenliğinde İngiliz ve Fransızlarla savaştılar ve Irak, İran, türkiye ve Suriye tarafından sömürgeleştirilerek soykırımlara uğrattılar, bu günde bu sömürgeci güçlerin, dünyanın eğemen kapitalist güçleri ile çelişkeleri ve çatışmaları keskinleşince kürtlerden aynı işbirlikçi tavrı beklemeleri anlaşılır değildir. Hele solculuk adına bunu beklemeleri anlaşılır değildir. Kürtler yaşam mücadelesi veriyor, Pazar mücadelesi değil, Bunların kürtlerden istediği, büyük kapitalist güçlerle olan kavgalarında kürtleri, kendi Pazar kavgaları için kurban etmedir. Kürtler bu sefer dorğruyu yolu seçtiler ve yerek kapitalist sömürgecilerin pesine takilip onların çirkin emellerine hizmez etmediler.Hiç kimse kürtleri ABD nin işbirlikçileri olarak suçluyamaz, bunu söyliyenler kendileri ABD nin işbirlikçileridir. Kürtler ulusal varlıklarını ve ulusal özgürlüklerini kazanmak için her kim ki elini uzatırsa tutmak zorundadırlar . Gelecek bir kürdistanın kapitalist bir kürdistan olacağı da kaçınılmazdır, ama bugün kürt işsçisi , köylüsü , emekçisi, bujuvazisi türk arap ve farsilerin soykırımına uğramakta, kürt olarak yaşam hakkı tanınmamaktıdır. Burada öncelikle yaşam hakının garantilenmesi, kültürünün, dilinin gelişitirilmesi, kişi ve gurupların kendi emeği ile yarataığı zenginliklerini sahiplenmesi, yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarının kürdistan hakının çıkarlarına değerlendirilmesi, kendi geleceğini planlayabilecen, mutlu özgür ve demokratik birey ve toplumun yaratılması amaçlanmaktadır. Kürt hareketinin bu aşamadaki amaçları bunlardır ve evelemirde sömürgeciliğin tasfiyesidir. Kürt sermayesinin oluşması, bölgesel çıkar çatışmalarına girmesi bugünün değil yarının sorunudur. Kürtler ulusal demokratik devrimini kapitalist sistem içinde çözebilirler, diger ulusların çözdüğü kadar.Özetle, kürt sorunu, geçmişte kalan ulusal sorunun,sömürgeciliğin, günümüze aktarılan bir sorunudur, çözümü de günümünüz tek dünya sistemi olan kapitalist sistem içinde günün politik ve ekonomik konjoktürel koşullarına uygun olmak zorundadır. Yerel ve ulusal değerlerini, uluslararasılaşan siyasetin, ekonominin , kültürün normlarıyla sentezliyerek kendi değerlerini yaratmalıdır.
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.