Siyaset

Türkiye'yi siyasi kültürü engelliyor

Stephen Schwartz · 17.11.2006 · 1 görüntülenme

Türkiye'nin AB standartlarına uymakta zorlanmasının en önemli nedeni Müslüman olması değil, radikal laikliğin mirasını oluşturan üç unsur: Türklüğe dair resmi ideoloji, azınlık haklarının tanınmaması ve ordunun siyasette söz sahibi olmaktan vazgeçmemesi Türkiye'nin Müslüman kimliği yüzünden AB'de yeri olmadığını ve Avrupa'nın kendisini Hıristiyan mirasıyla tanımlaması gerektiğini ileri sürmek çok basit. Bu durumda Arnavutluk, Bosna-Hersek veya bağımsız bir Kosova da mı daima AB dışında kalacak? Pek muhtemelen hayır. Gerçek şu ki, Avrupa'ya yaklaşımında Türkiye'nin önündeki engel, çoğunluğun inancından çok siyasi kültüründeki radikal laikliğin mirasını oluşturan üç unsurdur. Bunlar, Türklüğe dair resmi ideoloji, azınlıkların etnik ve dini haklarının sistematik reddi ve ordunun hükümet üzerindeki aşırı etkisi. Papa tartışma yaratacak Üstelik Türk siyaseti son dönemde AKP lideri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yükselişiyle birlikte İslamcılığa yöneldi. Her ne kadar ufalanmaya başlayan ulusal-laik mirasa karşı olsa da, Erdoğan'ın yönelimi birey ve azınlık hakları da dahil geniş kapsamlı siyasi reformlar için yeterince hızlı değil. Yine de, Erdoğan AB'ye önemli tavizler verdi; yargı sisteminde değişiklikler yaptı ve işgal altındaki Kıbrıs'ta uzlaşmaya dair girişimlerde bulundu. Ancak AKP'nin hızlı ilerleme için taşıdığı coşku çabuk tükendi. AB'nin geçen hafta açıkladığı Türkiye'ye dair ilerleme raporu, etnik ve dini azınlıkların haklarıyla Kıbrıs konusunda ayak sürüdüğü için Ankara'yı eleştiriyor. Durum aslında ayak sürümekten de kötü. Türkiye hiç ilerlemiyor. Geçtiğimiz iki yıl içinde sözlü ve yazılı söylemi resmi Türklük tanımı üzerinden düzenleyen kanunlar kabul edildi. Türklük siyasi bir çerçevede ve tarihi olaylara atıflarla belirlendi. Anadolu Ermenilerinin tarihi veya Ekümenik Patrik Bartholomeus tarafından temsil edilen Ortodoks Hıristiyanların durumu hakkında samimi bir tartışmaya girmek resmen 'Türk karşıtlığı' sayılıyor. Papa 16. Benediktus'un kasım sonunda ekümenik Patrik'e yapmayı planladığı ziyaret de yeni tartışmaları alevlendirebilir, zira Patrik'in başında bulunduğu kilisenin Türkiye'de neredeyse hiçbir hakkı yok. Ne Ruhban Okulu'nu işletebiliyor ne de dini kitaplar basabiliyor. Bu Avrupa'nın dinlerarası karşılıklı saygı modeline hiç benzemiyor. Azınlık mevzusu da Türkiye'nin yönetim şekliyle Avrupa ilkeleri arasındaki mesafeyi iyice dramatikleştiriyor. Kürtler Türkiye nüfusunun en az beşte birini meydana getiriyor. Türk değil Hint-Avrupa kökenli bu halkın bölgedeki varlığı tıpkı Rumlar ve Ermeniler gibi Türklerin gelmesinden öncesine dayanıyor. Türkiye'de Kürtler elikanlı bir dizi terörist de çıkardı, bir dönem Romanya diktatörü Nikolay Çavuşevsku'yla saf tutmuş aşırı komünist bir grup niteliğindeki PKK'nın ünlü Abdullah Öcalan'ı gibi. Ancak Kürtlerin çoğu, ılımlılıkları örnek teşkil eden Irak Kürdistanı'ndaki akrabalarından daha radikal değil. Avrupalıları memnun etmek için yapılan göstermelik birkaç girişim dışında Türkiye hâlâ Kürtlerin kültürel ve dilsel haklarından faydalanmasını yadsıyor. İspanya'nın Katalan, Bask ve diğer etnik kültürleri ve dillerini tanıma konusunda nereye vardığına veya Britanya'daki İskoç ve Gallilerin özerklik için ne derece önemli kazanımlar elde ettiğine bakarsak, Türkiye'nin azınlıklar mevzusunda Avrupa kriterlerini yerine getirmek için çok yol alması gerektiği görülüyor. Ekümenik Patrikhane'nin durumu ve Ermenilere yönelik zulmün hatıraları hâlâ tahrik edici konularsa, Türkiye'de bir başka azınlık grubu oluşturan Alevilerin halinin daha da dramatik olduğu öne sürülebilir; zira Aleviler Müslüman. Sufi-Şii Müslüman inancındaki Türk ve Kürt kökenli Aleviler, 18 milyonluk nüfuslarıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin dörtte birini meydana getiriyorlar. Dini gelenekleri ve toplumsal tavırları küresel İslam cemaati içindeki ruhani çeşitliliği yansıtıyor. Referans kitapları genellikle Türklerin yüzde 99'unun Sünni olduğu yönündeki resmi Türk iddiasına yer verse de, Aleviler Sünni İslam'ın kurallarını takip etmez. Bunun yerine Şii mezhebindeki 12 imam inancını izlerler. Alevi kadınlar örtünmez ve erkeklerle birlikte ibadet eder. Aleviler ilahi bir yaratıcıdan ziyade, 'Hakk'a' tapar ve Hakk'ın tüm insanların yüreklerinde bulunduğuna inanır. İnançları İslam öncesi Türk dininin, Sufi pratiğinin ve dünyevi adaletsizliğe yönelik karşı koyuşun bir sentezi niteliğindedir. Son dönemde Alevilere yönelik zulüm vakaları arasında 1993'te Sivas'taki bir otelin Sünni aşırılarca ateşe verilmesi sonucu 37 kişinin öldüğü toplu kıyım da var. Söz konusu bu linç eyleminin bahanesiyse, Alevi bir kültür grubunun Salman Rüşdi'nin ifade özgürlüğünü savunan yazar Aziz Nesin'i dinlemek için toplanmasıydı. Erdoğan'ın partisinin yönetim kadrosunda hiçbir Alevi bulunmazken, Aleviler de başbakanın kendilerini Müslüman olarak tanımlamaktan kaçınmaya çalıştığına inanıyor.'Vahabileşme' tehlikesi var Erdoğan iktidarı altında Aleviler Suudi Arabistan'daki resmi Vahabi mezhebine çok benzeyen hükümet destekli yeni bir Sünni köktendinciliğinin yükselmesinden korkuyorlar ki, Türkiye'de Vahabilerin hep Osmanlı düşmanı olarak tanımlandığı düşünülürse bu şoke edici bir ihtimal. Türk Sünniliğinin Vahabileşmesi nasıl gerçekleşebilir? Korkutucu derecede basit bir şekilde: Erdoğan yeni bir resmi Sünniliği güçlendirirse, bu durum Türkiye'deki dini eğitimin yetersizliğini, teolojinin yerlerde gezinmesini ve dini kültürdeki Vahabilerin kolayca doldurabileceği boşluğu gözler önüne serer. Bu, laik rejim sırasında veya sonrasında İslami hislerin canlanması karşısında Vahabilerin tipik tavrıdır. Bunu Cezayir'de, Balkanlar'da, Orta Asya'da, Nijerya'da, Malezya'da, Kafkaslar'da ve Irak'ta gördük. Çoğu yerde Vahabileştirme çabaları başarı elde edemedi ama, ancak ciddi miktarda kan döküldükten sonra. Türkiye köktendinciler için en cezbedici ödül olacaktır. Her halükârda, Aleviler doğrudan bir baskıya maruz kalmasalar da ikinci sınıf vatandaş statüsüne katlanmaya devam edecek gibi görünüyor; Türk kültürel hayatında son derece önemli olmalarına rağmen. Türkiye Aleviler gibi Müslüman azınlıklar için kötü bir ortam ve muhtemelen daha da kötüleşiyor; aynı durum daha küçük Müslüman olmayan cemaatler için de geçerli. Irak'ta gördüğümüz üzere de Müslümanlar arasında bir savaş, Müslümanlarla gayrimüslümler arasındakinden çok daha kanlı yaşanabilir. Orduyu ikna etmek zor Türkiye-Avrupa bütünleşmesi için tüm bu engeller yeterli değilse, bir de Türk ordusunun ortaya koyduğu devasa sorun mevcut. TSK daha önceki bir dönemin tek ayakta kalanı: Askerler hâlâ köklerini Atatürk'ün militan laikliğinden alan resmi ideolojinin bekçisi gibi hareket ediyor. Tıpkı 1960 ve 1970'lerdeki Kültür Devrimi sırasında güç kazanmaya çalışan Mao'nun kurduğu Halk Kurtuluş Ordusu veya askeri profesyonelliğinin soykırımsal maceralara karışmasını engellemediği eski Yugoslav ordusu gibi, Türk ordusu da sürekli siyasete müdahale etme ve seçilmiş lideri darbeyle görevden alma hakkını iddia etti. Ancak Çin ordusu böyle bir şeye bugün kalkışmayacak ve Yugoslav ordusunun aynı şeyleri yapacak gücü yok. Türk ordusuysa hâlâ istediği zaman pazularını sıkabileceğine inanıyor. Batı Avrupa'daki son ideolojik askeri kurumu, yani Franco sonrası İspanya'dakini, siyasi hayatı etkilemekten tamamen men edeli çeyrek yüzyıl oldu. Fakat Türk ordusu daha 1997 gibi yakın bir dönemde başbakan Necmettin Erbakan'ı istifaya zorlayarak sivil alana müdahale etti. Erbakan, Erdoğan'ın İslamcı seleflerinden ama ordunun onu uzaklaştırmak için yaptığı baskı Avrupalı demokratik sorumluluk anlayışıyla uyuşmuyor. Türkiye, İspanya örneğini izlemez ve ordusunu siyasete karışmaktan tamamen alıkoymazsa, AB'ye katılması uygun görülemez. Türkiye'de bugün orduyu devletten ayırmak, dinle devlet arasındaki ayrımı korumaktan daha acil. Ancak bu nasıl barışçıl biçimde yapılabilir? Ordunun ayrıcalıklarını korumak için karşı tepki vermeceğine dair belirtiler az. Amerikalıların Türk siyasetine dair farklı itirazları olabilir, özellikle de Ankara'nın Irak'ın kurtarılmasına yardım etmemesi ve ülkede Amerikan karşıtlığının patlamasının ardından. Fakat Avrupa standartları açısından ne Atatürk'ün kurduğu militarist laik ülke, ne de onun yerini alma tehdidindeki militan Sünnilik temelinde yükselen ülke hoş karşılanacaktır. Türkiye'nin, Brüksel'deki bürokratlar, Avrupalı siyasiler veya Amerikalı dostlarını tatmin etmek için olduğu kadar, vatandaşları için de yapması gereken kritik tercihler var.   The weekly / Standard(Washington'daki İslami Çoğulculuk Merkezi'nin başkanı, 20 Kasım 2006)Radikalakt:R.G

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.