BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Bawer · 20.12.2006 · 2 görüntülenme
ADİL HARMANCI
Eski DEP'li Orhan Doğan, Kürt sorunu konusunda geçtiğimiz gün Sabah Yazarı Mahmut Övür'e konuşurken, "Kürtlerin kutusunun içinde ayrılık siyaseti vardı. Artık entegrasyon siyaseti güdüyoruz. En büyük değişim bu. Ayrılık siyasetinden entegrasyona geçtik. Sorunun, ülke bütünlüğünü koruyarak üniter yapı içinde çözümüne gelen bir Kürt değişimi var. Bu Kürt aydınlanması önemli değil mi?" diye sormuş.
Türkiye'deki Kürt sorununu Güney Afrika, İspanya ve İrlanda'daki sorunlara benzeten Doğan, şöyle devam etmiş: "Türkiye'nin bir Gandi'si bir Zapatero'su, Desmond Tutu'su olsaydı belki bu harekete gerek kalmazdı. Güney Afrika'da bir papaz, İspanya ve IRA barışında bir rahip rol aldı. Biz bir imam bulamadık. Ama Mehmet Ağar Türkiye'nin G. Afrika'daki De Klerk'i olabilir. Ben başaracağına inanıyorum, biraz güç vermek lazım. Desteklemek lazım. De Klerk, G. Afrika Genelkurmayı'nın en etkili ismiydi. Oradaki uygulamaların sorumlusuydu. Sonra devlet başkanı oldu. İlk kez Afrika Ulusal Kongresi üyeleriyle 'ben görüşmeye hazırım' dedi. Gitti Mandela ile cezaevinde görüştü. Dedi ki, 'sabotaj eylemlerini durdur.' Türkiye Klerk'ini arıyor. Mehmet Ağar da buna en büyük aday. Yaşar Kemal ise Türkiye'nin Desmond Tutu'su olmalı."Şimdi öncelikle, şunu söylemek gerekir ki, her ülkede, ya da her ulusal ya da sınıfsal sorunların yaşandığı yerlerde aklı başında yöneticiler, söz sahibi 'adam gibi adamlar' olursa sorunlar zaten olmaz.
O nedenledir ki, Güney Afrika'da, İspanya'da ve İrlanda'da sorunlar ortaya çıkmıştı, ki halen de İrlanda ve İspanya'da bir belirsizlik sözkonusu, herşey tam olarak çözüme kavuşmuş da değil.
Dolayısıyla Türkiye'de de böyle bir sorunun vuku bulması çok doğal. İnsanların dağlara sürüklenmesi, silahlanmalarına neden olunması çok normal. Hatta 29 isyan çok normal. Çünkü, aklıselim yöneticilerimiz hiç mi hiç olmadı. Olsaydı, İsmet İnönü Sevr'de Kürtleri inkar edeceğine sorun çözülür ve isyana isyan eklenmez, bugünlere gelmezdik.
İnönü'den sonra gelen her devlet adamı Kürtleri yok saymaya, görmemeye devam etti.Kürtlerin verdiği silahlı mücadele Turgut Özal, Tansu Çiller, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Mesut Yılmaz, Tayyip Erdoğan'a bildiğimiz sözleri söyletti ama, sorunun çözümü konusunda hiç birinin ciddiye alınır bir pratik adımı olmadı.
Geldiğimiz noktada, 'Türkiye'nin De Klerki' diyerek Mehmet Ağar'ı 'çözüm adamı' diye sunuyoruz. Sadece Elazığ'dan oy alabilen Ağar'ı kendi kafamızda yüzde on barajı aşmış geleceğin başbakanı ilan ediyoruz. Genelkurmay'ın üstüne çıkarıyoruz ve 'çözüm bu ellerde' diye kamuoyumuzu iknaya çalışıyoruz.Oysa baktığımız zaman, Güney Afrika'da De Klerk ortaya çıkmadan önce, dünya emperyalizmi SSCB başta olmak üzere dünyadaki sosyalizmin sonunu getirmişti. Şili'deki Pinoche'nin de ayağını denk almasını sağlayan Emperyalizm, Güney Afrika'ya siyahlarla masaya oturmayı dayatmıştı. Güney Afrika, İrlanda ve İspanya'da ortaya çıkan iyi niyet gösterilerinde ABD'nin çok açık bir etkisi vardı. Şimdi siz eğer Türkiye'yi ve Mehmet Ağar'ı dünyadan bağımsız birer olgu olarak ele alırsanız; Güney Afrika, İspanya ve İrlanda'da yaşananlara, 'bir başına olmuş bitmiş işler' gözüyle bakarsanız, tabi ki, Türkiye'de bir 'imam' dahi bulamazsınız. Çünkü, hiç bir imam kahraman değildir, De Klerk de kahraman değildi.
Türkiye'de imamlar, Kürt sorununun haklılığını izah edecek durumda değiller, De Klerk de, siyahlara yapılan haksızlığı açıklamak üzere Güney Afrika Genelkurmay'ında yer almıyordu zaten. Mandela'nın cezaevinde yattığı yıllarda, ırk ayrımı o sıralar dünyada lanetleniyordu. Çünkü o sorunun bir benzeri daha önce ABD'de yaşanmış ve son zamanlarda da Ku Klux Klan faşist örgütü tarafından siyahlara yeniden dayatılıyordu. Bu durum, 'Yeni Dünya Düzeni' kurmaya soyunan ABD'nin Güney Afrika'daki siyah-beyaz sorununa el atmasına da yol açmıştı. Dolayısıyla orada bir 'iyi ruhlu' De Klerk, bir de Mandela isminde bir kahraman yaratıldı.
Türkiye'de 'imamların' ve Mehmet Ağar'ların De Klerk olabilmesi için, Kürtlere yapılan haksızlığın dünya kamuoyunda yankı bulması lazım. Bunun için Kürtlerin de, Mandela gücünde bir varlık ve ciddiyet göstermesi lazım. Kürtler kendilerini önce dünyaya kabul ettirmeli. Avrupa'ya giderken, 'kardeşlik' ve 'barış' edebiyatına yatacaklarına kendilerini izah etmeli, 'Biz de Kıbrıs'taki Türk kadar, Kerkük'teki Tükmen kadar değer görmek istiyoruz' diyebilmeliler. Eğer bu cesareti gösteremiyorlarsa, bir bildiriye attıkları imzalarına sahip çıkamıyorlarsa boşuna De Klerk'ler aramasınlar.
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.