BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Zerdeþt Seyda* · 20.05.2006 · 1 görüntülenme
Göçmen Kürdler sorununa Açıklık kazandırmak için ışık tutmaya çalıştığımız birtakım genellemeden hareketle tartışmaya açmaya çalışacağız. Önemli olan somut ve bilimsel verilerle konuyu kamuoyunun gündemine taşımak istatiksel bilgiler için ilgili kurumları harekete geçırmektır. . Türkiyedeki göçmenler –özellıkle metrepollere göç edenler arasından- entegre olanlar hatta en iyi uyum sağlayanlar peyder pey asimile olarak eski yapılarını köyün geriliklerine gömdüler. Ortaya çıkan yeni kimlik (her yeninin ispatında olduğu gibi) zamanla sistemle öylesine uyumlu hale geldiki Türk ırkçılığının en şiddetli savunucularını bunlar arasından aramak yanlış olmaz. Entegre olmaktan zorluk çekenler varoşlarda çeşitli organizeli veya bireysel suç örgütlerının tabanından itibaren ana iskeletını oluşturdular. Daha önce asimile olarak Türk ırkçısı kimliğine bürünen Laz-Çerkez-Gürcü-Tatar-Boşnak-Karapapak-Terekeme, (sayıları azda olsa) Ermeni vb. etnik aidiyet milli iradesını Türk yönetımıne teslim ettıkten sonra süreçle edindiği maddi değerler giderek üst katmanlardan bir yerden mevkide edınerek taraftar rolünü devam etırdıler. Gariptır ‘Varlığı Türk varlığına armağan’ olmuşlar arasından etnik kimliğini devam ettırmek için direnene pek rastlanmaz . Maddi çıkar kaynakli dini ve Türk milliyetçi aidiyet ile ispatlanan kimlikle metrepollerde çeşitli Kemalist siyasi partilere bölünmüş ancak devletın organizasyonuyla ve denetımlı ‘sivsil toplum kuruluşlariyla’da bağlı olmanın diyeti , kimliksiz ve etik değerlerden uzak geleceğını garanti altına almıştır. Burada Kürdlerın milli bir dava ile ortaya çıkıp oyun bozanlık etmeleri haliyle asimile olmuş etnitiselerın yarasına neşter sayılmazmı? Statükocu pay sahibi Türk olmayan zatın ‘Türk milliyetçiliği’ damarı yada ayranı kabarmış bir şekilde en önde ayağa kalkan Kürde saldırmasında anlaşılmayacak bir durum yoktur. Ayrıca varoşlarda yaşanacak yer ve ekmeğini büyütme kavgasındada karşısına devlete yar olmayan bu Kürd çıkarsa elbetteki çaresıne bakılmalıdır. Deneyımlı devlet şunun çok iyi farkında elınden her şeyi alınmış varoşlardan itibaren şehrın en işlek yerıne kadar sızmış artık yerleşık dünün göçmen Kürdüne ne Ermeni veya Pontus soykırımına benzer bir soykırım ve nede 6-7 eylül olayları gibi bir yağma , talan tezgahları kurulamaz. Peki yok etmek için ne yapar? Yapacağı tek şey asimilasyonun şidetini artırarak hızla yok etmesını sağlamaktır. Okullar, medya , askeri kurumlar dışında bunu sağlayan çok çeşitli kurum vardır. Göç etme zorunda olduğu metrepolde çetin bir mücadeleyle barınak sağlayan, iş edınen Kürdün denetımı, geldiği yerın özellığıne ve mezhepsel yapısına göre sağlanır. Başta Alevileri ele alalım. Aleviler İttihatçı-Kemalist ve dolaysiyle kati devletçi yapı ile uyumlu genellıkle bürokrasi ile iç içe bir ayağı orduda, diğer ayağı sendikalarda ve diğer yönetım mekanizmalarında en has emir kulu haline getırıldıklerini gözlemlemek mümkün. Bütün alevi odalarında ve cem evlerınde baş köşeye Hz. Ali ve M.K.Atatürkün fotoğraflarını mutlaka bir arada görmek artık tek tip manzaradır. Genellıkle solda CHP,DSP,SHP,İP vb partilerın dışında 70 li yılların kalıntısı çeşitli Marksist sol fraksiyonlarda varlık gösterırler. Bu paralelde tabiki sendikalarda, Atatürkçü Düşünce Derneklerınde, cem evlerınde vb. alevi dernek vakıflarında örgütlüdürler. Suni yada Şafii Kürdle diyaloğu zorunlu şartlar dışında yoktur. Akrabalık bağları ve diğer sosyal ilişkileri Türk Alevilerle daha rahat sağlar. Süreç içerisinde TC nın geleneksel devlet yapısı ile öylesine örtüşürki bir bakarsınız ‘Anadolu Aleviliği’ hoşgörüsünün ve benzeri insani meziyyetlerın yerini ceberut resmi ağızlara ve baskıcı anlayışlara bırakmıştır. Ne pirini- seyidini bilir nede katliama uğramış milli kurtuluş mücadelesini. Foteri, kıravatı, takım elbiseyi ilk önce benımsemıştır. Sömürgecilerin ilk asimilasyon yuvası okullara herkesten önce koşmuştur. Dilini, kültürünü unutmaya dünden razi bu yeni ücube Türkiyede Kemalizmin omurgasını oluşturmaktadır. Anadoluda Kemalizme tek kitlesel halk desteği bunlardır. Türk Silahli Kuvvetleri de bu kesime fazla güvenmemekle beraber yedeğına almasını becermıştır. Kolayca köşe başlarını tuttuklarından ve devletten yeterınce nemalandıklarından dolayı risk taşıyan gayri meşru işlere çok az bulaşırlar, meşru olmayan zemindede yine devletın resmi makamları ile iç içe kotrollu ve ihtiyatlıdırlar. Oransal olarak rakam veremeyeceğım ancak (özellıkle Dersimli) çok az bir kesimi Apocu olarak kalmıştır. Sırf muhalefet olsun diye değil kemalizmın yeni versiyonu ve yeni rant ilişkisi olarak Apocu olmaya hala devam eden varsada düzenle kopuşu sağlayamadıklarını görüyoruz. Dersımın eski palavra meydanından kalanları saymasak; 12 Eylül zindanlarından arta kalan ve artık yaşlanan kuşağın içinden KUKM ne bağlı sayıları belli hala çırpınan iyi niyetli unsurların çabaları saygındır ancak ürünleri hepimizle birliktede ortadadır. Bu manzaraya rağmen devleti oluşturan birtakım mevziler öylesıne tutulmuşki alevilerın oralara yaklaşması bile söz konusu değildir. Bazı kaynaklardan edındığım bilgilere göre 81 ilin valileri arasından bir tek alevi yoktur, çeşitli kurumların dağılmış 400 genel müdüründen bir tanesi bile alevi değildir. Ordunun general veya yönetım kademesını bilmiyorum ancak buradada asıl kararları etkileyen unsurlar arasından alevi yoktur. Kaldiki Türkiyede yaşayan 25 milyon (sürekli tekrarlanan sayıyı bende zikrediyorum) alevinin istemediği Diyanet İşleri Başkanlığı için keselerınden para alınarak devlet bütçesi oluşturulmakta; bununlada çocuklarına zorunlu suni mezhebının din dersi verılmektedırler. Burada artık Aleviliğin bir dinsel yada meshepsel özelliği kalmıyor, kimse kendisini kandırmasın; teslim olmuş, sindirilmiş, parçalanmış şekliyle onada ya ‘alevi kökenliler’ yada ‘sembolik anlamda hala kendini alevi sayanlar’ dersek sanırım doğru bir tabir kullanmış oluruz.Alevilik üzerındeki çark Osmanlıdan günümüze dönmekte ve öğütmeye devam etmektedır. Tarihsel süreci ile birlikte konuyu ayrıca genışce ele almakta yarar var. Sistemın bu sadık bekçilerının yaralarını fazla deşmeden genel anlamda göç eden Kürdler üzerınden biraz daha yoğunlaşalım. Metrepolde Kürdlere ne oldu, nereye gittiler? Evrensel anlamda göç denılınce Kürdistan ilk akla gelen ülke olmalıdır. Tarih boyunca demografik dengeleriyle bu kadar çok oynanan başka bir ülke varmıdır, ben bilmiyorum. Ermeni soykırımı ve Ermeni diasporası, Süryani,Keldani,Aşurilerın gördükleri zülümler ve göçertılmeleri. Yirminci asrın başlarından günümüze kadar ’29 serhıldan’ ve bunların yenilgi neticeleri ile göç ettırılen Kürdler. Kitlesel anlamda Kürd göçerler için bir değerlendırme yapılacaksa 1920 öncesi sürgünlerden bahsetmeyeceğız, o ayrı bir araştırma konusu. Kaldiki silah zoruyla yada yalnızca isyanlar sonucu göçler olmamıştır. Sömürge şartlarında ekonomik, siyasal ve diğer sosyal nedenlerle göçüde değerlendırmek gerektığıne inanıyorum. Sebab ne olursa olsun göçmek kaçmaya benzer yada kaçmanın bir adıdır, diğer bir adıda canını kurtarmakmıdır acaba?. Teslim olmanın bir şeklidir demeye dilim varmıyor ancak göçer eski bağlarını koparmış yeni ipler peşıne düşmüştür artık; hangi durakta mola verır kendiside bilmez. Sürüklendiği yerde tedirgindir,yarını yoktur, yarınlar hayal ederken önüne çıkan her fırsatı yetenekleri elverdiğince değerlendirecektır. Göç birazda çağa artık damgasını vuran kentlileşmedır. Modern bir yapıya entegre olmuş, daha kolay yaşam; refah içinde geleceğın garantisi üstelık devlet garantisi altında onun sistemıne uyma… Bunlarda madalyonun öbür yanı, aslında konu genış şekliyle ele alınabilinir ancak çeşitli bilim çevreleri ve medya zaten sürekli aynı konuyu işlemiyormu? Türk ve tek ırk olması koşulu ve ayak uyduran Kürdü Türk saymak şartiyle ile Uygar ülkelerde var olan birtakım demokratik haklardan kendisi kadar değilsede yararlanabilir ilkesiylede batılı bir imaj için vitrinini süslemektedırler. 1950 li yıllara kadar Anadoluda nüfusun büyük bir çoğunluğu tarıma bağlı olduğundan , kafa ve kol emeğine bağlı sanayi henüz gelışmediğinden göç olayı fazla yaşanmıyordu. 1925 , 1938 ve l930 lardaki Agri ve Zilan serhıldanlarından sonra sürgünler veya göç etmek zorunda kalanlar şehir merkezlerınden ziyade kırsal alanlarda ikamet ettırılmışlerdır. Hatta şunu söylemek mümkün 1950 lerden önce Büyük Şef yada Milli Şef diktatörlükleri dönemınde tüm nüfus hareketleri öylesine devletın kontrolu altındadırki Ankaranın Kızılayına yada Ulus meydanına ( köylüdür anlamına gelen) kasketli insanlar yolda bile geçemezlerdi. Kıravatlı takım elbiseli olması, kadınsa tayyör-etek ve fular gibi resmi giysili olması şarttı. Aksi taktirde uygun kiyafetli değildir diye nezarete atılırdı. Bu durumda yerel kiyafetlerinın üzerıne zorla giydırılen şapkalı Kürdün buralarda yaşama şansı yoktu. Durum ulaşım imkanı zaten zor olan İzmir veya İstanbul içinde ayniydi. 1950 DP nın iktıdarı ve ABD nın Marşal planı ile birlikte metrepollerde canlanan sanayı beraberınde yerel olarak işçi ihtiyacını karşılamaz durumda iken Kürdistanda kabaran Nufusu görmemezlık edemezdı. Böylece Türkiye ucuz emek cennetının yolunu çoğunlukla göçen Kürdlerın sayesınde bulmuş oldu. Önceleri metrepole geldıkten sonra giderek buraya uyum sağlayan ve iş edınen daha sonra kendi evi olan göçerlerden başlarsak;. dili yasak kültürü yasak yada ‘ayip sayılan’ Kürdün sokak hakimiyeti ve üstünlük iddiasındaki Türk dili ve Kültürünün egemenlığınde kaybolması yıllar aldı. Birçok şeye karşı direnen Kürdler metrepollerdeki ‘Beyaz Katliama’ direnemedıler. Dolaysiyle 50 li ve 60 li yıllarda göç edenlerın büyük bir çoğunluğu asimile olup kendilerini Türk olarak ifade ettıler. Bunlardan ahı gitmiş vahı kalmış bazı ihtiyarlar hala kendisine Kürdüm desede milli aidiyetınden fazla birşey kalmamış olduğunu görürüz. Kendisi cami cemaatıne mensup RP veya AKP ye oy veren emekli, çocukları ya devlete kapılanmış veya esnaf olarak asgari imkanlara sahip; sistemın bu parçasının tükenış seruvanini bir başka açıdanda ele almakta isabet olur… 1970 lı yıllar Kürdistan için maceralarla dolu gelışmelerın başlangıç yıllarıdır. Sosyal ve siyasal nedenlerden kaynaklı göçler hızlanır. Kürdistanın demografik hareketliliğin en hızlı yıllarıdır. Umut ve ekmek şehirlerde aranır; çoraklaşmış tarla çoğalan aileye yetmiyor. Kimsede gelişmişliği, fabrikayı imkani köye getırmedığıne göre kendisi göç edecektır. Öğrenci hareketleri, karşı koyuş demokrasinin sesi gelmekte iken baskı korkusu bastırılmakta ve yollara düşülmekte olan yıllar. Umutlar ve sevdalara devletın baskıları darbeler ve siyasi alt üst oluşlar birbirini izlemekte hiçbir şey göçün önüne engel teşkil etmemektedır. İstanbul-İzmir-Ankara-Adana-Mersin-Bursa nın nufusu 10 yıl içinde bir değil bazen birkaç katı artarak devasa kentler halıne geldıkleri yıllar. Varoşlarda gecekondulaşma ile başlayan yaşam, kendi çevresınden başlamak koşulu ile en ücra köşelere kadar seyyar satıcılık, bakallık, çeşitli üretım atölyeleri vs. ile yaratılan ekonomik düzen. Devletın denetımınden çıkmak üzere toplumsal yaraya dönüşmeden kendi gelişimi içindeki bu topluluktan artık korkuluyordu. Denetımsız ekonomiyi ve ‘toplumsal kargaşayı’ düzene koymak bahanesiyle 12 Eylül 1980 Cuntası sivil sömürgeci güçlerın işine son verdi. Sayiları milyonları bulan insanlar zindanlara atıldı onlarca idam binlerce faili mechul cinayet ve iyice sistemleştırılen amansız işkence Türkiyenın tek hakimi olmaya başladı. 80 li yıllar kap karanlık. Kürdistanın milli kurtuluş mücadelesı ve Türkiyenın Sosyalist devrım mücadelesi hayalleri binlerce gençle birlikte söndürülmek istendi. Kimse bir şey yapamiyordu. Burada yeni bir göç dalgasi ya metropollerde kaybolarak gizlenmek veya cezaevindeki akrabasına yakın olmak içindi. Her şeye rağmen Avrupaya kaçabilenler şanslı sayılırlardı. Yıllar içinde her cezaevinden çıkan soluğu Avrupada eski arkadaşının yanında alıyordu. Avrupa 1980 li yıllarda askeri cuntadan kaçanların barınağı olmuştu. Orada ne yer ne içerler nasıl yaşarlar çok iyi bilmiyorum ancak bildiğim tek bir şey var hepside Yahya Kemalın ‘sessız gemisi’ olup gittiler. ‘Yıllar geçti dönen yok seferınden’. Kürd diasporası konusunu değerlendırebilmek için yeterli donanıma sahip değilim. Ancak Türkiye metropollerındeki ezici çoğunluğu ele alarak bir statü için düşüncelerımı aktarabilirim. 1970 ve 80 yılları değerlendırmek oldukça önemli bu tarihi kesiti önümüze koymadan gelelcekle ilgili karanlığa doğru yol alamayız. 1984 te karanlığa sıkılan kurşun ve silahlı güç olma geleneğı Kuzeybatı Kürdistan için çok önemli bir gelişmeydi. Apocuların siyasal deneyimi ile yanlış yerde harcanmasaydı bu başlangıçla Kurtuluş ya gerçekleşmış veya gerçekleşmek üzereydi. Devletın gerillayi hedef alarak Kürdistanda başlattığı savaşi 1990 lı yıllarda yaklaşık 4000 köyün zorunlu boşaltılmasına, 3 milyon Kürdün Türkiye metrepollerine göç etmesişne ve 30 bine yakın halktan ve gerilladan Kürdün ölmesine neden olmuştur. ‘Kirli savaşın’ bu bilançosu binlerce kişinın yeniden cezaevlerinde işkence görmesine, kayıplara ve ailelerın parçalanmasına yol açmıştı. Bu son savaşın kısa bilançosu içerisinden yeni ‘zorunlu Kürt göçmenlerın’ durumları oldukça vahimdır. Köyü yakılmış, kendini sokakta bulmuş hiçbir korunağı olmayan beş parasız köylünün yönü Türkiye metrepolleri. Karısının ve çocuklarının canını kurtarabilen şehirde bunlar için ekmek bulma ve barınma derdıne düşmüştür. Dededen kalma yüzlerce yıllık görenekle yaptığı tarım veya hayvancılıktan başka çok az şey biliyor dolaysiyle bilgi ve birikimi olanlara boyun eğmek zorunda hisediyor. Çoğunlukla sayıları milyonları bulan ve nüfusun %15 ının işsız olduğu bir ülkede ne yapabilirki ? Hamallık bile mafyanın denetımınde, iyi taşıyıcı olamayan ve komisyon ödemeyen hamal adayı semte veya iş merkezıne giremiyor. İş ve işçi bulma kurumu tümüyle işlevsız, işsızlık sigortası yok sokak hakimiyeti devletın kotrolündeki mafyanın elındedır. Birkaçını saymaya çalışalım Arazi mafyasi, emlak mafyası, otopark mafyasi, hal mafyası, Pazar ve Pazar yeri mafyası, uyuşturucu mafyası, eğlence yerleri mafyası gibi. Hatta her meslekteki mesleki faaliyetlerınden ve o meslekle ilgili iş edınmede bile mafyalaşma vardır. Uygar anlamda sivil kurumlarını yaratma, organizeli çağdaş bir toplum yaratma yerine orman kanunları ve güç gösterileri ile elde edilen mevzilerle kurulan düzende yer almaya aday Göçmen Kürde düşen görev elerını önüne kilitleyerek birilerine gerdan kırması-boyun bükmesi düşüyor. Herhangi bir Meslek erbabı olmadığı için öncelıkle mafyaya kaba güç kullanımı için yetıştırılır. Hatta Kürde bırakılan nadir seçeneklerden Hırsızlığın, kapkaçın ve çöplükte kağıt toplama işi ile dilenciliğin bile organizeli mafya guruplarının elınde olduğunu araştırmaya açık ispatlamış bulunuyoruz. Fuhuş yapmak üzere sokağa çıkanın organize içinde yer alması an meselesıdır, kendi başına yapamaz nerede çalışacağı komisyonunu kime nasıl vereceğı kendisine tebliğ edılır. Yoksa çizgi dışına çıkanın cesedi bir çöplükte bulunur. Haracını vermekte kusurlu görülen taksicilerın arabaları içinde öldürüldüklerının yüzlerce örneğinın yaşandığı biliniyor. Ülkücü milliyetçilerın denetımındeki mafya guruplarının alt kademesınde görev Göç etmış Kürdlere veriliyor;tabi kırıntılarda. Fabrika işçisine veya iş güç sahibi insana verecek değiller ya az ücretle en vahşi görüntüyü nasıl sağlayacaksa onu yapıyor. Devletın ‘güvenlık güçleri’ askeri polisi ‘bağımsız’ mahkemeleri bu organizasyonların içinde yerel bazda yada üst mahkeme genel müdürlük-genel Kurmay gibi ülke bazında görevdedır. Devletın rızası olmadan kuş uçmayacağını herkesın malumudur. Zaman zaman yüzüne gözüne bulaştırıp açık verenler veya susurluktaki gibi kaza ile ortaya çıkanların dışında gözlerınızın içine baka baka devlet adınada olsa suç işleyıp elini kolunu sallayarak uzaklaşırlar. Geçmış yıllarda İtalyada yada ABD de olduğu gibi devletın bürokratik mekanizması elde edilen nemalardan faydalanmaktadırlar. Aslında mafyada olsa istıhdam tümüyle arz talep meselesidir. Gayri meşru yaşam koşulları Kürdler için tek seçenekmidir acaba diğer Kürdlerın içine düştükleri durum nasıldır? Karşılıklı ele alarak değerlendırmekte yarar var. Ülkesınde iyi kötü bir düzeni olan ve kıyıda köşede biriktırdıkleri veya son satabildiklerini girişim için kullanabilen, daha önce göç etmış yakınının da yardımıyle olanaklara kavuşmada biraz daha şanslı kesımın olanaklarını örgütlü çeşitli cemaatler sağlar. Bilindiği gibi 12 Eylül öncesi solda yer alanlar ( Devrimci Kürd Gençliğide bunlarla beraberdi) önlerıne koydukları hedefler arasında mülk sahibi olmak, iş sahibi olmak gibi bir sorunları yoktu; üstelık balyoz gibi tepelerıne inen cunta darmadağınık olmalarını sağladı kaçan kurtulurken ölümden kurtulanlar onlarca yıl hapishanelerde ömür tüketti. Cezaevınden çıkınca ideallerınden vazgeçmış olsa bile ne yapacağını şaşırmıştı. Din pompalanmış toplumun diğer kesımlerıne egemen kılınmış milliyetçi Türklerın ‘ fikri ikdıdarda iken başları hapislerde kalmıştı’. Dolaysiyle atı alan üsküdarı geçmekte iken cezaevınden çıkan solcularla göçmen Kürdlere bunların egemenlığı altında bir yerlerde kendilerine uyan bir yaşam tarzı düşüyordu. Nur cemaatı bölünmüş olsada kılıktan kılığa girerek öncelıkle okul ve eğitimde egemen olmuş Dünyaya Türklüğü ve Müslümanlığı yaymak üzere Fetullah Gülenın yetıştırdığı talebeler görevlendırılmıştı bile. Eğitim mafyası Gülencilerın denetımınde , kimse okul veya dersanelerden bahsedemez.Kemalistlerın hazmetmesi zor olsada sistem sinsice çalışıyordu. Kendilerının Türkleştırdıkleri Saidi Kürdiyi tekrar Kürtlere Türk diye lanse ediyorlardı ve bununla inceden inceye Türk Irkçılığını damardan enjekte ediyorlardı. ,ayrıca unutulmması gereken önemli bir noktada her Gülencinin aynı zamanda Türk ırkçısı olduğu gerçeğidir, islamiyetın yanı sıra Dünyaya bu ırkı meziyetlerini tanıtım amacının dışındada götürdüklerıne şahit oluyoruz. Afrikalı siyahlara Türk Milli marşını ve Atatürkün Gençlığe hitabesini Türkçe ezberleten zihniyetın televizyonlarda reklamı yapılınca niyetleri konusunda yeterli açıklıkta değimlidir? Türk Silahlı Kuvvetlerınden icazetli , bu din bezirganlarının yurt dışında ajanlık faaliyetleri içinde yetıştırıldıklerını topladıkları bilgileri devletın çeşitli kademeleri ile paylaşıp birtakım çalışmalara yön verdıklerını biliyoruz. Özellıkle göç etmış Kürdlerın yeteneklı çocuklarına burs vererek bünyelerınde çalıştırdıkları,imkanlar sunarak organizasyonlarının parçası halıne getırdıklerini istatistiki bilgilerle de ortaya koymak mümkündür. Yalnızca Gülenciler değil Cami cemaatının Kadiri ve Nakşibendi tarikatına dahil olanlarla Tıllolu, Bitlisli, Norşinli şeyhlerın metrepollerde bazı yerlerı denetımleri altına almış müritleri semt semt yada cami cami bölünerek faaliyet alanlarını organizeli bir şekilkde götürürler. Zaten Kürdistan kökenli bu tarikatlarda büyük çoğunluğu ile Kürdler yer alırlar ancak Kürt milliyetciliği ile ilgileri yoktur. Aksine Kürt milliyetçiliğini İslam ve tarikat için tehlike sayarak vebadan kaçar gibi kaçarlar. Varoşlarda hızla yükselen camilerın denetımı ve fahri imamı tarikat mensuplarına verılır yada kadrolu imam yöre şeyhının elını öperek göreve başlar. Tarikat çizgisinın dışına çıkması işinı kaybettırır. Türkiyede Diyanet işleri Başkanlığı ve birkaç bilinen cami görevlisi dışında fazla Kemalist Din adamı yoktur.Bunlarda çoğunlukla iki yüzlüdürler resmi yetkililere Kemalizmi överler, peygamber mertebesıne çıkarırlar arkasından şeyhten daha büyük olmadığını söylerler hatta dinsız olduğunu fısıldayanlar vardır. Nakşibendilik en gelişkin tarikattır Türkiyedeki Merkezi İstanbuldur. Oradan bütün illere fetvalar ve icazetler gider. Dünya ölçeğındeki lideri Kuzey Kıbrıslı Bir Türk Irkçısıdır, Rauf Denktaşında Şeyhidır. Kemalistlerın en büyük Nakşibendi şeyhleri olan Şeyh Sait-Melekanlı Şeyh Abdullah ve Çanlı Şeyh Ahmedı idam ettıklerının lafını bile etmezler, konu ile ilgili bilgisi olanları sustururlar konuşmalarının caiz olmadığını söylerler. Düzenle uyumlu şeyhler müritlerden, Devlet yada partiler şeyhlerden ve müritlerinden nemalanarak ve oy alışverışınde bulunarak birbirlerını idare ederken zaman zaman Anıtkabire secde götürmektende çekinmezler. İşte Türkiyede metrepollere göç eden Kürdlerın Müslüman Türk Kardeşi ile bir araya geldiği yer Tarikatlar ve toplandıkları camilerdır. Buralarda dini eğitim ve tarikatla ilgili bilgi ve bağlılığın yanı sıra hangi partiyi destekleyecekleri, hangi liderın mitinginde ne yapacakları, hangi yerlerden alışverış yapacakları kim ve neresi için nasıl bir ekonomik organizasyon gerektığı konular açıklığa kavuşturulur. Kararlar alınır yeni siyasi belirlenır ve Allah adına uygulanır. Kürd milli renginın her türlüsünün terörizm ve kafirlik sayıldığı tarikatlara Kürd milli kimliği ile sızmak imkansız olduğu gibi olanlarada fırsat verilemez. Bakmayın siz takkedır türbandır hırlaşmalarına Kemalistlerle birbirlerini idare ederler. Alevi tabanın yetmediği yerde Kürtlere karşı bu tarikatların organizasyonunu anında devreye sokmakla mahirdırler. AKP-DYP-FP-MHP-BBP-Anavatan Partisi gibi partiler yukarda ismini zikrettiğimiz tarikatlara dayanarak oy toplarlar. Parti binaları aynı zamanda tarikat koordinasyon merkezleridir. Türkiye Gazetesının Işıkçılar kesımını-Yeni Asya, Yeni Nesil,İskender Hoca Cemaatı gibi nurcu versiyonları ile Adnan Hoca_Aczimendiler ve Diyarbakır Batman Adıyaman kaynaklı Menzilciler- İlimciler gibi hizbüllah kesımlerını sayabiliriz. Hizbil kotra olarak ta faaliyet gösterenleri doğrudan Yurtsever Kürd milliyetçilerıne karşı silah kullandırıldıkları ise bir gerçek. . Veya Apocularla birlikte aynı oyun içinde oynatıldılar dersek yanlış olmaz. Kürdistandan Apocu ve Devlet kapışmasından Göçertılen Kürtlerın Tarikat/Cemaat-Devlet ve Mafya arasında kaldığını yaşayabilmek için iradesını bu üçlüye teslim ederek ayakta kalmaya çalıştığı açıktır. Geldığı yerde Kürd olduğu için sömürgeci güçlerden baskı gördü, kendisini ifade etmeye çalıştığı andan itibaren ye yok edıldı ya göçe zorlandı. Üçlü tuzağı görebiliyordu , tarikattan,devletten ve gayrimeşru yaşama uzak kalmak için direndi; kimi zaman kışı geçırmek için naylondan çadırda barındı, mevsimlik işçi olarak çalıştı. 90 lı yıllarda pek gecekondu yaptırmıyorlardı, yapanın ertesi gün başına yıkıyorlardı. Arazilerın tümünü kapmışlardı, Kürdistan için çakıl taşı edebiyatı yapanlar metrepollerde bir avuç gökyüzünü veya bir nefes havanın bile bedelını canı ile istiyorlardı. Bu yıllarda Göçmen Kürdler artık nasıl beyaz katliama uğrayacaklarını düşünmüyorlardı; nasıl devlet-mafya-tarikat üçlüsüne teslim olup intıharını kendi elleriyle hemen gerçekleştıreceğını düşünüyorlardı. Böylelıkle bedelsız kendisi heba olacak cesedı üçlünün elınde oyuncak olarak kalacaktı. Türkiye metrepollerınde göçebe Kürtlerın moral değerleri elınden alınmış pazarlanan köle misali din canbazlarına, mafya babalarına ve Kemalist diktatörlere satılmışlardı. Artık yapabilecekleri tek şey yeni yaşamında mevki sahibi olmaksa bununda başka bedelleri vardı onuda geleceğını satarak alabiliyordu. Türkleşmek yetmez geleceğini ve hayalının bedeli ancak kademe yükselmesıne neden olabilir. Apocuların metrepollerde gösterılen ilgi kadar oy almadıklarının altında yukarda saydığımız nedenler yatar. Metrepolde jandarma ve Apocuların baskısı yoktur, bir başka yüzüyle hizmet veren Devlet-(Dininın teminatı) Tarikat/Cemaat ile geleceği için Mafya vardır. Korku belası eskiden yapacağı katkılar ve vereceğı oyun rengi artık değişmiştır. Türkiyede spordan siyasete her yerde ve her alanda kendini gösteren ve renkten renge girerek can almaya dahi yeltenen linççi öfkeli kalabalıkların ipi partilerın arkasında duran bu üçlüdedır. Halkların kardeşliği yıllardır gerçekleşmedi bu gidişle böyle sahte bir söylem gerçekleşmeyecekte ancak Diyarbakırlı-Mardinli hırsızla Afyonlu yada Yozgatlı polisin iş ortaklığı mevcuttur. Bu devlet tarikatın koruyucusu, gayrimeşru yaşamın himayecisidir. Yoksa bu kadar hamaset ve böbürlenme olurmuydu? 20.05.2006 Zerdeşt Seyda
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.