Siyaset

TÜRKİYE YENİ DÜNYADA YERİNİ ALABİLECEKMİ?..

Abdullah Saydin · 05.06.2006 · 1 görüntülenme

Aslında Türkiyenın Dünyasi kendisine dar gelmeye başlamıştır. En azından komşu olmaya hazır olduğu ülkelerle birlikte yaşamaya belki razi edilecektır; ancak Kürtlerle aynı koşulları paylaşmaya hazır değildir.           Bu mutlu, egemen ve üstün ırkın  kendisini kölesi ile eşit koşullarda sayabilmesi için önemli bir şoktan geçırılmesi gerekır. Kendi iradesi ile önüne konulan evrensel değerleri paylaşmasını beklemek saflıktan başka bir şey değildir. Aslında yalnız Kürtler için değil Dünyanın geri kalan halkları içinde en az  nazizm kadar potansiyel bela..  Her ülkenın tarihinde sonuna kadar  kirli geçmişine sahip çıkan Türkiye ile bu şartlarda  birlikte  yada her hangi bir ortaklık çerçevesınde yaşayamayacakları doğrultusunda bilgiler mevcuttur.  Ortak değerlerın yaratılmasına karşılıklı inanılmadığı içinde  ‘ülkeler arasında dostluk olmaz, çıkar ilişkileri olur’ inancı sürekli işlenmeye çalışılır.           Enternasyonalizm yada evrensel değerlerın Türklerle paylaşılamayacağının kanaatı Dünyada hakim iken içerde ön planda tutulan Türklük ve Müslümanlık bir türlü ortak değer haline gelemedi. Müslüman Arapların ve Farsların Türklerle   iyi komşuluk kuramadıkları ve birbirlerının ortak inançlarına dahi şüphe ile baktıkları biliniyor. Mecbur  kalmadıkça yapmadıkları ticari ilişkilerinde  devamlılık yoktur; geçici ve kapitalizmin normlarına uymayan  bir nevi talancı mantıkla yaklaşılmakta oldukları sıkça rastlanır.  Birinci paylaşım savaşında Avrupalıların çizdikleri sınırlar ortadoğuda kimseyi memnun etmemış olacakki Ülkesi paylaşılan Kürdistan dışındada Arap-Fars ve Türklerın kendi aralarında veya İsraille  hala anlaşmazlık içinde oldukları bir gerçektır.            Ortadoğuda, Balkanlarda, Kafkaslarda hatta Kuzey Afrika ve Ortaasyada bile pek sevilmeyen Türklerın  Birinci ve İkinci paylaşım savaşlarında o dönemın koşullarında özellıkle efendi Avrupa ve Rusyanın icazeti ile sahip olduğu statüyü koruyabilmişlerdır. Soğuk savaş yıllarında üstlendikleri Anti komünistlik rolünün karşısında Kürdistanli Milli Kurtuluşçu  güçlerın ittifakı kendisine hiçbir zaman için yar olamayacakları ‘sosyalist blokta  Aramaları heba edilmiş bir çaba olarak algılanıyor. Kısaca Türkiye  50  yıl ABD ile SSCB arasındaki soğuk savaşa göre şekillenmış bir ülke. Tüm gücünün ve insan potansiyelinın 1/3 ni  Kürdlere dayandırarak ve topraklarının ortalama 1/3  i Kürdistandan aktarılarak  ayakta kalmaya çalışan  soğuk savaş artığı bu ülkenın artık Dünyasi değişecektır.           Ortada ne SSCB var nede ABD müteffikliği; artık herkes Kürdlere müteffiktır. Tabiki ‘çıkarları gereği’. Peki buraya nasıl gelindi yada TC tümden defterden silindimi?            Hayır ne TC  nın defteri dürülmüş, nede kimse Kürdlere baba dostudur. Sadece yeni  Dünya dengeleri ve yeni rollerın dağıtılmakta olduğu günümüzün koşullarına bir göz artmakta yarar var. Öncelıkle Türkiye doğal enerjisini dışardan temin eden bağımlı bir ülkedır. Komşusu İran ve Azerbeycan kadar bile  şansa sahip değildir. İç dinamikleri ile kendi ekonomisinin çarklarını dönderemeyen bu ülkenın  sanayı ürünlerının  hiçbir dalında rekabet gücü yoktur. Ünüversitelerinden ve eğitim kurumlarından kalifiye eleman yetışmemesının  en büyük nedeni tek şablonlu Kemalist ideolojidır. Yetişebilen elemanların dışarıda cazip şartlarda iş buldukları hatta giderek sanayiciyide arkasına takarak fabrikalarını Romanya-Bulgaristan-Çek veya Slovakya gibi ülkelerde kurduktan sonra o ülkelerın istıhdam politikalarına yardımcı olduklarının rakamlarını istatistiki bilgilere dayandırabiliriz.             Güney Kürdistan başta OYAK olmak üzere birçok holdingin iş yaptıkları komşu kapısı oldu. Buna rağmen hem ekonomisinden nemalanırlar, hemde kuyularını kazmaya açıkça devam ederler. Sanırırm bu konuyuda ayrıca değerlendırmekte yarar var.            Üretım ekonomisi değerlerinin oluşmadığı bu ülkede yağma ve talana dayalı sistemde cılızde olsa modern ekonominin Avrupali taklitçileri her şeye rağmen varlıklarını sürdürürler. Ancak kayıt dışı ekonomi ve kara paranın gücü karşısında zavallı pozisyonundadırlar.            Uluslararası  isttistiklerden edınılen bilgilerle ifade edecek olursak Dünya uyuşturucu (genellıkle esrar-eroin ve çeşitli haplar)  ticaretının %80 lık kısmı Türkiye üzerınden ve Türk mafyalarınca sağlanır. Kafkaslardan, Balkanlardan, özellıkle dağılan eski SSCB ülkelerınden getırtılen kadınlar   Türkiye üzerınden Dünyanın her yerine ve içerde pazarlanarak  yaygınlaştırılan fuhuş gelırı en yüksek sektörler arasından saymak mümkün. 10.02.2006 tar. Milliyet gazetesıne göre  günlük kazançları 2000 dolara kadar çıkan hayat kadınlarından 2005 yılında TC  3 milyar 600 milyon gelır elde etmıiştır. Her yıl dışardan getırtılenler hariç 5000 Türkiyeli kadın fuhuşa zorlanmakta  iken bunların ancak onda birinin kaçabildiği tesbit edılmiştır. Üçte ikisi yaşları 18 ile 24 arasında ve anne olduğu açıklanan bu kadınların kurtuluşu için Dünya çapında bazi kampanyalar başlatılmışken destek olmanın  gereğınede inaniyorum.            Resmi belgelere göre Dünyada   kişi başına en büyük vergiyi veren ülkelerın başında yer alan Türkiyenın  topladıklar ve ‘kamu sktöründen’ kazandıkları gelırlerle oluşturulan bütçenın   %60 lık payi askeri harcamalar için ayrılmaktadır. Hal böyle iken yine Dünyanın en büyük ordularından birisine sahip Türkiyenın silah ve modern techizatlara ayırdıkları rakamlar  milyar dolarlarla ifade edilecek büyüklüktedır. Peki bu kadar para kime veriliyor, nerede veriliyor, ne alınıyor, nerelere harcaniyor. Belli değil, askeri sır ve bilgileri yasaktır. Dolaysiyle  bu ‘sır küpünde’ yolsuzluğun binlercesi  kendi aralarında rütbesıne göre üleşilerek anlaşılıyor oldukları zaman zaman memnun olmayanların ifşaatından öğreniyoruz. Ayrıca  TC nın en büyük sermaye gurubu sayılan OYAK dışında  1.TUSAŞ (Uçak yapan Havacılık ve Uzay sanayı 1984 kuruldu parça üretiyor), 2. ASELSAN  1975 (Ortakları TSKV ve AXA_Oyak. tır), 3.HAVELSAN, ROKETSAN vb ismini burada sayamayacağım kadar kurumdan nemalanan  Asker Sivil bürokrasi.            ABD ve Avrupalı silah tüccarları ile Dünyanın önde gelen uyuşturucu ve fuhuş mafyasının gözdesi durumundaki Türkiyeden Avrupalı Sivil kurumlar ve halk ile ABD li lobiler rahatsız. Iran ve Suriyenın  bir şekilde susturulmaları gündemde iken Türkiye ile kimse uğraşmaz. Ancak tozlu raflarda unutulan defterler teker teker indiriliyor. Ermeni soykırımı hesabi bitmeden Rum Pontus soykırımı için anıtlar dikilmeye faaliyetler çoğalmaya başladı. Kürtlere soykırım yapıldımı yoksa katliamlar düzeyindemi kaldı doğrusu tartışmaya değer bir konu. Kürtlerde soysuz o kadar çokki TC nın soykırım uygulamasına gerek yok; soysuzlaştırdıklarını yanına alıp mankurt gibi savaştırır. Yoksa bu kadar zülümle bugüne kadar yaşarmiydi.            1946 yılında NATO ya girmeden önce İnönünün ünlü deyişi ile  ‘yeni bir Dünya kurulur Türkiyede orada yerini alır’ sözünden tam 60 yıl geçtıkten sonra  bir daha kurulan bu yeni Dünya Türkiyeye dar gelmeye başladı çünkü Kürtler Milletler alemindeki yerlerini aliyorlar. Dün yeşil kuşak vardı bugün yok, dün çıkarları Türkiye ile birlikte olmayı gereken ülkeler bugün çıkarları Kürtlerle bir arada olmayi gerektırıyor.            Çark döndükçe çürümüşlerın ayıklandıklarını parlayanların değer olarak tarih sahnesindeki yerlerini aldıklarını görüyoruz. Yazık keşke ‘ya ben var olacağım ya Kürd ler’ demesede birlikte yaşamasını bilselerdi. Bunun artık ne kadar imkansız olduğunu yukarda çektiğimiz fotoğrafta ortaya  koymaya çalıştık; TC nın tek söz sahibi kurumu bu fotoğrafı okumayacağını biliyorum keşke bunlara   siyam ikizi gibi yapışan reformist kürd aydınları okuyabilseler.                   Silah Tüccarların, uyuşturucu mafyalarının insafı ve  insani değerleri olamaz. Birbirlerinin altından ne zaman haliyi çekecekleride bilinmez,  yahudinin defterleri raftan indiğine göre birilerinin sonu yakındır. Umarım bu hengamede el ayak içinde gitmeyiz.                              01.06.2006        

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.