BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Alixan Aras · 13.10.2005 · 2 görüntülenme
Ben, Türkiye'nin AB'ye girişine karşı oy kullanacağım; tabii bunu yapma şansım olursa. Çünkü iyi niyetler ve siyasi olarak 'doğru' olanlar, cehennemvari bir çevreye sıkışıp kalmışlar. Bizim yanımıza geldiklerinin farkına varmadan biz, Türkleri içimize dahil ederek yol alıyoruz. Birliklerinin, üslerinin ve havaalanlarının NATO'ya dahil olması gerektiği zaman, Türkiye'ye karşı herhangi bir çekince ortaya konulmadığını ve şimdi aynı ülkenin zengin Avrupa Birliği'ne girişini reddetmenin kabul edilemez olduğunu belirtenler, ya ne söyledik- lerini bilmiyorlar ya da kargaşaya oynuyorlar. NATO ve AB, homojen kuruluşlar değildir. Bazılarımızın düşlediği Avrupa, bir pazardan başka bir şeydir. Temel prensiplerimizden vazgeçmediğimiz sürece, Türkleri tasavvur etmenin zor olduğu 'ahlaki birliğin' bir türüdür. 25 üye devlet -hoşlansın ya da hoşlanmasın- Grekolatin kültürde ve Hıristiyan dininde gömülü köklere sahiptir. Türkiye ise Kemal Atatürk tarafından getirilen ve Silahlı Kuvvetler tarafından da tüfek elde savunulan laikliğin yavaş yavaş gerilediği bir ülke olarak, bunaltıcı biçimde Müslümandır.Türkiye 71 milyon nüfusa sahip ve şimdiki ritimle de 2020 yılında 100 milyon olacak. Bu da kendisini, Avrupa Birliği'nin en fazla nüfusa sahip ülkesi yapacak. Sadece, her beş 'Avrupalıdan' biri Türk olmakla kalmayacak. Strasbourg Parlamentosu'nda en fazla sayıdaki ulusal grup, İslami partilerden gelen büyük çoğunluğuyla, 100 Türk milletvekilinden oluşacaktır. Belki ılımlılar, ancak sonuçta Müslümanlar. Ayrıca Konsey'de ve Komisyon'da da çoğunluğa sahip olarak, ortak kararlar sisteminde İspanya'nın sahip olduğu ağırlıktan oldukça fazlası Türkiye'ye verilecek. Coğrafi (Türk topraklarının sadece yüzde 5'i Avrupa'dadır) kültürel ya da dini argümanlar önemli; ancak ikinci sıradalar. Ekonomik sebepler de var. Şu an Avrupalıların ortalama milli geliri 21 bin dolarken, Türklerinki sadece 6 bin 500 dolar. Bu da Helesponto'nun (Çanakkale Boğazı'nın eski adı) bu yakasına doğru bir göçün ve büyük miktarlarda paranın öbür yakaya transferini öngörüyor. Esas şudur ki Avrupa, ortak değerlere dayalı, devamlı genişlemesinin sadece bir felaketle sonuçlanabileceği ortak bir projedir. Türkiye'yi dışarıda tutmak yerine içeride tutmanın daha iyi olduğunu belirtenler tarafından savunulan daha az kötü tez de havada kalıyor: Diğer Müslümanlara örnek ve Kaide'ye karşı da siper olarak işe yarayabilir. Gerçek şu ki Türkiye, İslami terörizme karşı savaşta özünde işbirliği yapıyor, ancak kimse, bunun, insan hakları açısından çok az titiz bir ordu sayesinde olduğunu unutmasın. Çok az 'Avrupalı' bir ordu. ABC, İspanya gazetesi, 5 Ekim 2005Akt: Firat Dîcle
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.