Siyaset

TÜRKIYE SINIR AŞMAMALI

Alixan Aras · 22.07.2005 · 2 görüntülenme

Toprak bütünlüğünü korumak elbette Türkiye\'nin hakkı. Fakat Irak Kürdistanı veya Kerkük\'le ilgili verilecek karar, hiçbir biçimde AB yolundaki Türkiye\'nin işi değil

Avrupa Birliği\'nin Türkiye ile üyelik müzakerelerine Ekim 2005\'te başlama kararı, gerek AB gerekse Başbakan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye için muazzam bir başarıydı.

Karar AB açısından, Avrupalı liderlerin asırlara dayanan önyargıların üstesinden gelebildiklerinin göstergesiydi. İslam\'ın, terörizmle olmasa bile, köktendincilikle yaygın biçimde özdeşleştirildiği 11 Eylül sonrası dönemde daha da güçlenen önyargılardı bunlar. Söz konusu karar, Türkiye\'nin bir dizi evrensel değer, yani Kopenhag Kriterleri temelinde, diğer adaylarla eşit muamele göreceğini de ortaya koymuş oldu.

Türkiye\'deki insan haklarının birçok veçhesiyle, bilhassa da azınlık meseleleriyle ilgili daha yapılması gerekenler olduğuna kuşku yok. Fakat Hıristiyan olmayan bir ülke olmasından dolayı Türkiye\'ye yönelik olarak sergilenen mantıksız ve olumsuz yaklaşımın terk edildiği ve üstesinden gelindiği de açık.
Bu Türkiye için de aynı ölçüde bir başarı. Türkiye\'nin modernleşmeye yönelik gelişimi Kemal Atatürk\'le başlamadı; mazisi 19 yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu\'ndaki Tanzimat (Reform) hareketine dayanıyor. Bu hareketin güçlüklerle karşılaşıp pek başarılı olamadığı doğru, fakat Türkiye\'nin Avrupa\'ya uzanan yolu dün inşa edilmiş değildi.

Müslüman köklere sahip AKP\'nin başını çektiği hükümet, bu yönde ilerledi ve Erdoğan liderliğinde, daha önceki hükümetlerin kaçındığı bir dizi etkileyici reforma imza attı. AKP\'nin başarısı, bu eğilimlerin Türk siyasi söylemindeki derinliğinin ve sağlamlığının da kanıtıydı. Ancak Irak\'taki son gelişmeler bu gidişatı gölgeleme ve Türkiye\'nin geçmişindeki uzun süre önce terk edildiği düşünülen bazı yaklaşımları geri getirme ihtimalini gündeme getiriyor.

Irak seçimleri Kuzey Irak\'taki Kürtleri, bugün Kürt bölgesini oluşturan üç eyalette daha güçlü bir özerkliğe sahip olma iddiaları bakımından epey cesaretlendirdi. Iraklı Kürtlerin, sadece Saddam iktidarı değil, bütün Irak rejimleri tarafından maruz bırakıldığı vahşet ve katliamlar düşünüldüğünde, bu durum gayet iyi anlaşılabilir. Aynı ölçüde Iraklı Kürtlerin Kerkük\'ün Kürt bölgesine dahil edilmesi talebine de sempatiyle yaklaşılabilir (bu kent Saddam iktidarında, bir etnik temizlik, sürgün ve Arap yerleşimlerin iskânı stratejisiyle \'Araplaştırıldı\').

Seçimde Birleşik Kürt Listesi, Kerkük\'ü de içine alan Tamin eyaletindeki oyların yüzde 58\'ini alırken, Türkmen azınlığı temsil eden liste yüzde 16 oranında oy topladı.
Seçimlerden bu yana Türk hükümeti Irak Kürdistanı\'ndaki gelişmelerle ilgili tehditkâr sesler çıkarıyor; Erdoğan da sürpriz bir açıklama yaparak, Kerkük\'ün \'patlaması\' halinde bedelini ABD\'nin ödeyeceğini söyledi.

Ankara\'nın, Irak Kürdistanı\'ndaki gelişmelerin Türkiye\'nin Kürt nüfusunun yaşadığı güneydoğu şehirlerine sirayet edebileceği yönündeki meşru kaygıları anlaşılabilir. Fakat bizzat Erdoğan hükümetinin adil biçimde ve akıllıca kavradığı gibi, Türkiye\'deki etnik Kürtlerin tavrı, Ankara\'nın bu topluluğun Türkiye Cumhuriyeti içindeki kültürel ve tarihsel kimliğini yaşama talebini ne düzeyde tatmin edeceğine bağlı; Erdoğan hükümeti bu konuda da seleflerinden daha liberal bir yaklaşım içinde olduğunu gösterdi.

Yanı sıra Türkiye\'nin, Kuzey Irak\'taki Türkmen azınlığa ne şekilde muamele edileceği konusunda da endişeleri var.

Fakat kesinlikle kabul edilemez (ve AB ile üyelik müzakerelerini sekteye uğratabilecek) olan şey, Türkiye\'nin komşu bir ülkenin içişlerine müdahale etmek gibi kaba bir girişimde bulunması. Irak Kürdistanı\'nın statüsü, Irak siyasi sistemi tarafından karar verilecek bir mesele: Kimse bunun
kolay bir sorun olduğu yanılsaması içinde değil; kaldı ki, seçimler küçük bir umut ışığı yakmış olsa bile, Irak\'taki gelişmelerin nasıl bir seyir izleyeceği de meçhul.

Bununla birlikte, AB üyeliğine ciddi şekilde talip olduğunu iddia eden bir ülke, o an ne kadar rahatsız olursa olsun, bir başka ülkenin kendi iç meselelerini çözme biçimine dair veto hakkı olduğunu iddia edemez. Türkiye bu gelişmelerden memnun olabilir veya olmayabilir. Toprak bütünlüğünü korumak da meşru hakkıdır. Fakat Irak Kürdistanı veya Kerkük\'le ilgili verilecek karar, hele Avrupalı bir söylem içindeyken hiçbir şekilde Türkiye\'nin işi değil. Elbette 19. yüzyılın imparatorluk normlarına göre davranıp AB üyeliği umudunu topyekûn ortadan kaldırmayı tercih etmediği sürece. Böyle bir tercih Türkiye için, AB için ve Ortadoğu için trajedi olacaktır.

(Kudüs\'teki İbrani Üniversitesi\'nde siyaset bilimi profesörü, 15 Şubat 2005)

The Jarusalem Post

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.