BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
GERD HOHLER · 24.02.2006 · 2 görüntülenme
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, kendisi ve ülkesi için eski bir rolü yeniden keşfetti: Şark ile Garp arasındaki arabuluculuk. İlk olarak Hz. Muhammed karikatürleri tartışmalarında hakemlik yapmak isteyen Erdoğan, şimdi ise Hamas ile Batı arasında ve İran'ın nükleer programı tartışmalarında da arabuluculuk yapmak istiyor. Bu, anlaşılabilir bir istek. Karikatür tartışması Türkiye'de on binlerce insanı sokağa döküyor. Bu tartışmanın tırmanması durumunda ülkenin AB başvurusu hasar görebilir. İsrail'le yakın bağları olan Türkiye, Yakındoğu barış sürecinin başarısızlığa uğramasına da ilgi duyuyor olamaz. Ve İran ile yaşanan nükleer krizin tırmanmasına ise kesinlikle ilgi duymuyor. Zira mollaların, Batı'yı ekonomik yaptırımlar uygulamaya ya da askeri bir müdahalede bulunmaya zorlamaları durumunda Türkiye, en büyük petrol tedarikçisini ve ikinci en büyük gaz sevkıyatçısını kaybetmiş olurdu. Yani Türk Başbakanı'nın adından çok bahsedilen kültürler diyaloğunun ötesinde arabulucu olarak hizmet etmek isteyişinin elle tutulur nedenleri var. Erdoğan gezgin gibi Erdoğan hakikaten iki dünya arasında gidip gelen bir gezgin gibi. İslamcı köktendincilikten Batılı değerlerin tipik bir savunucusu haline geldi. Görüldüğü kadarıyla dönüşen Müslüman Erdoğan, ülkesini AB'ye seleflerine göre daha kararlı ve hızlı bir şekilde götürüyor. Erdoğan, AB'nin Türkiye'yi üyeliğe alarak kültürler çatışması tehdidine karşı koruyabileceğini ve 'çeşitlilik içinde birlik' idealini gerçekleştirebileceğini söylüyor. Bazı Avrupalılar da aynı görüşteler. Türkiye'nin 'köprü vazifesini' hatırlatmaktan yorulmuyorlar. Tablo bir bütünlük arz ediyor, herkes anlıyor. Ancak bu, tablonun doğru olduğu anlamına gelmez. Türkiye'nin köprü vazifesi neden ibaret olmalıdır? Gerçekten de fanatik Müslümanlar üzerinde etkili olabilir, terörü destekleyen ülkeleri mantıklı davranmaya sevk edebilir mi? Zira sadece nüfuzu olan ülkeler arabuluculuk yapabilir. Ve Türkiye Müslüman ülkelerde oldukça az nüfuza sahip. Bu ülkelerde Türkiye, Batı'ya uzanan köprü olarak değil, nefret edilen ABD'nin ve NATO'nun köprü başı olarak algılanıyor. Türkiye'nin sahip olduğu dünyevi anayasa ve hukuk düzeni, ulaşılmaya çalışılan bir örnek olarak görülmüyor. Bunun haricinde Türklerin Arap komşularında tarihi bir yükle mücadele etmeleri gerekiyor: Buralarda Osmanlı İmparatorluğu döneminden bu yana yabancı efendilere karşı şüphecilik hâkim. Ankara'nın İsraille olan yakın askeri ve siyasi işbirliği ise ilaveten şüpheye neden oluyor. Bölünmüşlük çok fazla Erdoğan bu nedenle kendi ifadeleriyle ülkesi ve kendisi için zorlu bir gerilim ortamında bir 'kültürler ittifakı' kurma gayreti gösteriyor. Erdoğan, siyasi kariyerinde başka hiçbir politikacının yapamayacağı bir şekilde Türk toplumunun içinde bulunduğu tezatlıkları yansıtıyor. Türk toplumu, Müslüman Şark kültürü ile öncülüğü devletin kurucusu Atatürk tarafından yapılan Batıcılık arasında bölünmüş durumda. Küçük ve Batı'ya yönelmiş seçkin zümre ülkeyi AB'ye taşımak istiyor. Ancak giderek güçlenen Türk milliyetçileri ve dinci çevreler AB'ye katılımın adını bile duymak istemiyorlar. Anketlerin ortaya koyduğu kadarıyla geniş halk kitlelerinde de üyeliğe verilen destek azalıyor. Ülkenin Batı'ya daha ne kadar uzun bir yolu olduğunu ise, eleştirel aydınlara karşı açılan davalar ve etnik-dini azınlıklara uygulanan sert ayrımcılık gösteriyor. İçsel olarak bu kadar bölünmüş bir ülke köprü olamaz. Erdoğan'ın arabulucu olmaya uygunluğu da şüpheli. Zira Erdoğan'ın gerçek niyeti hâlâ netlik kazanmadı. Ve onun bir Avrupalıya dönüşmesine herkes inanmıyor. Bazıları Erdoğan'ın AB adaylığı gölgesinde Türkiye'yi gizlice İslamlaştırmaya gayret ettiğine inanıyor. (18 Şubat 2006) Frankfurter Rundschau
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.