Siyaset

Türkiye Için Önce Halklar Ikna Edilmeli

Alixan Aras · 22.07.2005 · 2 görüntülenme

Chirac bir anlamda, kendisinden sonra gelecek bütün hükümetleri, Türkiye'nin üyeliği üzerine referandum düzenlemeye mahkûm etti
Nimetlerini rahat rahat çevresine yayan ve giderek daha fazla ülkeyi üyelik çemberine alan bir AB vizyonu, Fransa ve Hollanda'da düzenlenen referandumlara kurban gitti.

40 üyeye varacak, belki Kafkaslar'a kadar uzanabilecek bir birlik hedefi, artık gölgelenmiş durumda.

Avrupa hükümetleri genişleme konusunda öyle çekingen bir hava içinde ki, bu haftaki zirvenin sonuç bildirgesinde bu meseleye neredeyse hiç değinmeme konusunda fikir birliğine vardılar.

Genişleme konusunda kendi aralarındaki tüm görüş ayrılıklarına rağmen kamuoyunu bu fikre soğutmayı elbirliğiyle başardılar; eski üyelerin çoğunda kamuoyu genişlemenin daha yavaş olmasını, hatta mümkünse hiç olmamasını istiyor. Türkiye'nin üyeliği, Fransa ve Hollanda'da referandum oylarının dengesini bile değiştirmiş bir mesele. Avrupa liderlerinin gelecekteki üyelerle müzakere planlarını ve zaman çizelgelerini yeniden değerlendirmeye artık elleri mahkûm.

Üye olmak isteyen ülkeleri üç sınıfa ayırabiliriz. Birbirinden çok farklı bu sınıfların her biriyle sorun yaşanıyor, zira her birinin içinde son derece farklı çıkar ve önyargılar hâkim.

Prensipte, üyeliğe en kolay geçişi Güneydoğu Avrupa sınıfı yapabilecek. Romanya ve Bulgaristan 2007'de AB'ye katılıyor, Hırvatistan umut içinde bekliyor, Yugoslavya'nın devamı olan ülkeler de eninde sonunda bunların arkasından üye olabilmeyi umuyor. Bu, genişlemeden ziyade bir nevi
tamamlanma işlemi. Romanya ve Bulgaristan'a bakıldığında birleşik Avrupa haritasının içindeki bir boşluğun doldurulması, eski Yugoslav ülkelerine bakarsak savaşa herhangi bir biçimde geri dönüş yolunun kapatılması söz konusu.

Genişleme Zorlaşıyor.

Önceki aday ülkelerde olduğu gibi Romanya ve Bulgaristan'ın da bazı koşulları yerine getirmesi gerekiyor, bu nedenle üyeliklerinde kısa bir gecikme yaşanabilir. AB'nin kaçamak sözler ve ertelemelerinin işi iyice içinden çıkılmaz hale getirdiği eski Yugoslavya ülkelerindeki sorunlarsa daha ciddi: Kosova'nın statüsü hâlâ belirsiz, savaş mirasının üstesinden hiçbir şekilde gelinemedi. Yine de 1990'larda yaşanan tüm o travmaların ardından, Balkanlar'da istikrarı AB üyeliğini kullanarak sağlama fikrini Avrupalılara kabul ettirmek için ek bir çaba harcamak gerekmiyor.

AB üyeliği, Ukrayna (ve siyasi bir değişimden geçebilirse Beyaz Rusya) için daha zor ve uzak bir hedef, çünkü bu konuda AB'nin en batılı üyeleriyle en doğulu üyeleri arasında belirgin bir görüş ayrılığı var; doğudakiler Rusya'ya komşu ülkelerin bir an önce AB yörüngesine alınmasından yana. Diğer bir deyişle gerek üyeliğe başvuran ülkelerin gerekse bunları en sıcak karşılayacak üyelerin başlıca motivasyonu, Rusya yüzünden duydukları kaygı. Bu kaygı batıya doğru gidildikçe azalıyor ve kamuoylarının görüşü de bu doğrultuda değişiyor. Gürcistan ve Ermenistan'ın üyeliği ise artık iyice uzak ihtimal, hele son iki referandumdan sonra gerçekten çok zor.

Hepsinden zor kategori ise Türkiye, bunun tek nedeni de Fransız ve Hollandalıların oylarında alenen görülen Türk karşıtı hissiyat değil. Asıl sorun her iki taraftaki belirsizlikler ve ekimde başlaması ve yıllarca sürmesi beklenen müzakerelerde pek çok sürtüşmenin ve belki daha da kötüsünün ortaya çıkmasından çekinilmesi. Jacques Chirac bir yerde, kendisinden sonra gelecek tüm hükümetleri Türkiye'nin üyeliği üzerine referandum düzenlemeye mahkûm etti.

Chirac'ın Hatası

Başlangıçta Türkiye unsurunu AB Anayasası kararından ayrıştırmak amacıyla girişilmiş bir hareketin, bunu başarmak şöyle dursun, gelecekte çok ciddi hasarlar verebilecek bir mayın yerleştirmiş olması ironik bir durum. Keza Türklerin AB üyeliğine desteği de referandumlardan sonra düşüş gösterdi. Ayrıca AB'nin talep ve standartlarına karşı milliyetçi direnişleri de güçlendi Türklerin.

Bu meseleden alınacak ders şu: Türklerin üyeliği kötü bir fikir olmayabilir (o ayrı bir tartışma konusu), ancak halkların önlerine konulanı sorgusuz sualsiz kabul etmekten gına getirdiği bir ortamda, bir işe kalkışmadan önce insanları buna ikna etmelisiniz, tersi işlemiyor. (Başyazı, 15 Haziran 2005)

Radikal

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.