BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Robin Botani · 28.01.2007 · 1 görüntülenme
Ben Türkiye’de yaşanan son gelişmeleri zevkle ve sevinerek takip etmekteyim.. Türk halkı gün geçtikçe ABD’ye ve AB’ye karşı tavır alarak ve söz konusu çevrelere düşmanlık yaparak iyi bir yolda ilerlemektedir...Bu yaşanan sürecin daha da gelişerek güçlenmesi gerekir..Çünkü, bugüne kadar Batı dünyasında ve Amerika’da Türklere ve Türkiye’ye yönelik çok farklı ve olumlu deĝerlendirmeler yapılıyor.. Türkiye’nin Batı yanlısı olduĝu, „laik“ olduĝu söylemi her tarafta yaygındı..Aslında Türkiye’ye yönelik yapılan tüm olumlu deĝerlendirmeler „soĝuk savaş“ döneminin ürünüydü... Türkiye’nin NATO üyesi bir ülke olarak bölgede oynadıĝı rolü göz önüne alan Batılı siyasi çevreler çok haksız bir şekilde bu ülkeye büyük payeler biçtiler..Ama, soĝuk savaş sona erdikten sonra, tüm Batılı güçler biraz daha ciddi bir şekilde Türkiye’ye, devlet yapısına, dinsel ve ulusal sorunlara, askerlerin pozisyonuna, hak ve özgürlüklere baktılar..Türkiye’yi bu şekilde sürekli gözlem altında tutmalarının esas nedeni ise bu ülkenin AB’ye üye olma arzusundan kaynaklanıyordu.. Batılı güçler Türk devletini mercek altına aldıkları zaman tam bir felaketle karşılaştılar. Türkiye’nin Avrupa ile Avrupa’nın siyasi, ekonomik, kültürel ve hukuki hiç bir benzerliĝi yoktu..Batılılar, çoĝrafik yapısından ve stratejik konumundan dolayı Türkiye gibi bir ülkeye ihtiyaç duyuyorlardı.. Bundan dolayı onlar Türkiye’nin önüne bir dizi alanda ev ödevi koydular..Ama, Türkiye ev ödevlerini yapmıyor ve kaytarıyordu..Çeşitli temel dallardaki hocalar, Türkiye’yi sınıflarından attılar.. Belki önümüzdeki süreçlerde başarır umuduyla beklemeye bıraktılar.. Aslında AB ülkeleri Türkiye’yi fazla korkutmamak için çok basit ev ödevleri vermişlerdi.. Fakat, Türkiye’nin tarihsel ve toplumsal bünyesi onuda kaldırmıyordu.Ama daha dün Doĝu blokundan kopan bir çok ülke hemen kısa süre içinde ev ödevlerini yaptılar ve AB’ye üye oldular..Türkiye AB’ye 40 yıldan beri üye olmak istiyor ve Avrupa Birliĝi üyeleri içinde zaman bazında rekor kırmıştır.Bu gidişle Türkiye AB’nin „ebedi ve daimi aday üyesi“ olarak kalacaktır.Soĝuk savaştan sonra dünyanın bir çok ülkesi Türkiye’nin 20.yüzyılın başında gerçekleştirdiĝi ve öncüsü olduĝu jenosidlerden biri olan „Ermeni Soykırımını“ gündeme getirerek mahkum ettiler..Türkiye bu konuda tüm dünyaya karşı tavır aldı ve hâlâda bu inkarcı tutumundan ısrar ediyor.Türkler son 100 yıl içinde bugün kendilerine „Anayurt“ olarak adlandırdıkları toprak üzerinde Kürdler hariç tüm halkları yokettiler, geriye kalanlarıda asimile etmeyi başardılar.. Kürdler ise Türkler tarafından kendilerine karşı yapılan soykırımlardan kurtulmalarının esas nedeni Kürdistan’ın coĝrafik durumu ve sayısal olarak büyük bir halk oluşundan kaynaklanıyordu..Kürdler bugün kendi toprakları üzerinde, homojen ulusal hak talep edebilecek tek halk konumundadır..Diĝer tüm halklar, Ermeniler, Asuriler, Yunanların tümü „tarihi haksızlıklara“ uĝradılar, sorunları dönüşü olmayan bir noktaya getirildi.Türk devleti, Kürdlerin ulusal varlıĝını ve duruşunu potansiyel bir iç ve dış düşman olarak görüyor. Çünkü, Türkiye üzerinde kurulduĝu toprakları kendisine ait olmayan ve „tarihsel vatanı ve yurdu“ olabileceĝini içselleştiremiyor, kendisini hâlâ işgalci olarak görüyor ve her an gerçek sahiplerinin kendisinden yurtlarını alabilecekleri korkusuyla yaşıyor.Ikincisi ise zorla herkese empoze ettikleri „Ne Mutlu Türküm Diyene“ ve „Bir Türk Dünya’ya Bedel“ gibi ırkçı ve faşist söylemlere raĝmen, tarihsel olarak oluşmuş ve kısmen homojen, istikrarlı ve sayısal olarak yoĝun bir Türk milletinin bu topraklar üzerinde olmayışı korkutuyor.. Türklük adına bir araya getirilen kesimler zora dayalı ve büyük oranda devşirme bir yapılanmadır.Üçüncüsü ise devşirme yapılanmalar, kendi ulusal ve tarihsel kimliklerini reddettiklerinden dolayı, karşılarına kısmen homojenlik gösteren çevrelerden ve kimliklerden nefret ederler. Bu son sözünü ettiĝim kategori Türkiye’de çok yaygın bir konumdadır.. Bu kesim kendisinden, köklerinden, tarihsel kimliĝinden nefret eder, Türk’ten daha fazla Türk olmaya çalışır..Son Hrant Dink cinayetinin tetikçisinin geldiĝi bölge Karadeniz, şehir ise Trabzondur.. Bazı uzmanlar bu bölgedeki insanların bu kadar aşırı Türk ıkçısı olmalarının altında yatan gerçek o bölgenin „Potnos Cumhuriyetinin Merkezı“ olmasıyla doĝrudan ilintilidir, diyorlar. Çünkü bu insanlar kendi gerçekliklerinden kaçtıkları ölçüde var olan kimliĝe daha fazla sarılırlar..Hrant Dink’in ölümünden söz edilmişken bir hususa dikkat çekmek istiyorum.. Geçenlerde Istanbul’da Hrank Dink topraĝa verildir.. 100.000 cıvarında insanın cenaze törenine katıldıĝı söyleniyor.... Acaba gerçekten Türklerin bu törene katılım oranı neydi?Kürdlerin cenaze töreninin bel kemiĝini oluşturduĝu kesin... Ermenilerde büyük oranda katılmıştı.. Türk sol çevrelerinin esas kitleleri Kürdlerden oluşuyor..Acaba Türklerin oranı neydi?Türk Başbakanı, Dışişler Bakanı, CHP vb partilerin başkanları, Genel Kurmay Başkanı cenaze törenine katılmadı..Çünkü tüm bu kesimler yarattıkları ve teşvik ettikleri„Türk milletinin“ istemlerini göz önüne bulundurlar..Eĝer „aziz milletleri“ katılmış olsaydı, hepsi kortejlerin başına geçip seçim propagandalarını yaparlardı....Türkler ve Türklük adına iktidarı ellerinde bulunduranlar, Kürdleri, Kürdlerin özgürlüĝünü ve devlet kurma girişimlerini kendi mezar kazıcıları olarak görüyorlar..Türk devletinin hemen hemen tüm kırmızı çizgileri Kürdlere endeksli durumdadır.. Çünkü, Kürdler Türklüĝün prokust çarkına yatmak ismeyen, kendi varlıĝı inkâr etmek istemeyen ve kendi ulusal kimliĝini inkâr ederek „birinci sınıf Türk“ olmak istemediklerinden dolayi Türk devletinin ezeli ve ebedi düşmanları durumundadırlar..Eskiden beri var olan ve özellikle de son dönemlerde yoĝunlaşan Türk devletinin Güney Kürdistan’a ilişkin tehditleri ve saldırgan tutumunun altında yatan gerçek buradan kaynaklanıyor.Şimdi Güney Kürdistan’ın ABD ile olan ilişkileri, AB’nin üyelik şartlarını yerine getirmediĝinden dolayı Türkiye üzerindeki baskıları ve dünyada Ermeni jenosidini kabul etme yönündeki faaliyetler Türk devletini çılgına çeviriyor..Türk devlet yetkilileri var olan yukarıdaki gerçekleri kabul etme yerine dış güçleri „Türk düşmanı“ ve iç güçleri ise „vatan haini“ ilan ederek durumu idare etmeye çalışıyor..Ama, bu arada korkunç denebilecek ve adeta histeriye kapılmış, anti Amerikancı, anti Batıcı, anti Kürd ve Anti Ermeni olan bir toplumu oluşturdular..Sözüm ona seksen yıldan beri yönünü Batıya çeviren Türkiye ve devşirmeleri bugün yönünü Ortadoĝu’ya ve ortaçaĝ artıkları olan Arap ve islami devletlere çevirmiş durumdadır. Türkiye’nin bu durumunu Ralph Peters dün New York Post gazetesinde „Türkiye’nin intiharı“ ana başlıĝı altında „eski müttefikimiz kendi kendisini imha ediyor“ adı altında veriyor.Aslında Türk devletinin gerçek yüzünü ortaya çıkaran, rönesansını yaşıyan ve dünya özgür halkları arasında yerini almak istiyen Kürd milletidir.Türkiye, Özgür Kürdistanı yok etmek için El Qaide ve Baas artıklarıyla, Iran, Suriye ve çaĝ dışı tüm Ortadoĝu gericiliĝiyle birleşerek anti Kürd şer cephesini oluşturmaya çalışıyor.Türk toplumu ise yönünü Ortadoĝu’daki bu güçlere çevirmiş durumdadır..Zaten Erdoĝan „Irak’ın durumu kendileri için AB’den daha önemli olduĝunu“ söylediĝi zaman bu gerçekliĝi ifade etmişti.Ama, Kürd toplumu Kürdistan‘ın 4 parçasında yönünü Avrupa’ya ve Batı çevirmiş durumdadır.. Bu gerçekliĝi bir çok yerli ve yabancı gözlemci görüyor ve tespit ediyor. Güney Kürdistanlıların Irak cehenneminde gösterdikleri başarılar, oluşturmaya çalıştıkları açık, laik ve demokratik sistem hem Kürd düşmanları ve hem de Kürd dostları tarafından ilgiyle izleniyor..Sonuç olarak Türk devleti ve resmi ideolojisiyle şekillendirdiĝi toplumu bir kaç yıl içinde Batıya karşı Ortadoĝu karanlıĝına doĝru ilerlemeleri iyi bir gelişmedir.. Türkleri bu noktada teşvik etmek gerekir ki taşlar yerine otursun diye..Robin Botani28.01.07
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.