BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
YORGOS BURDARAS · 20.08.2006 · 1 görüntülenme
Lübnan'daki BM Gücü'nde yer almayı planlayan Ankara, Ortadoğu dramından en büyük çıkarları koparmaya çalışacakUluslararası toplum, Lübnan'da 'savaşmamanın' dayanma süresini saniyesi saniyesine sayarken, Ankara, İsrail ile Hizbullah arasındaki yıkıcı savaşın enkazı üzerinde kendi hesaplarını yapıyor. Gürültülü doğu komşumuz, kendisini, savaşın ertesi gününün en önemli oyuncularından biri olarak gösterirken, uluslararası medya ve karar merkezleri de aynı yönde tavır sergiliyor. Ülkenin (Erdoğan hükümetinin güçlü silahı) Müslüman niteliği ve (birkaç günden beri Orgeneral Büyükanıt'ın komutanlığı altında olan) Türk Silahlı Kuvvetleri'nin gücü, Türkiye'nin Ortadoğu'da oynamak istediği ihtiraslı rolün iki unsurunu oluşturuyor. Şartlar yerine geldi Türk hükümeti, Güney Lübnan barış gücüne fiilen katılmak istediğini baştan beri açıkça ifade etmiş, ancak oluşturulacak gücün BM kararına dayanması ve ateşkes ilan edilmesi şartını öne sürmüştü. Silahların susmasının kolayca kırılabilir olduğu görülse de, Türkiye'nin öne sürdüğü her iki şart da gerçekleşti. Bu durumda, Ankara'nın sahip olduğu ve kendisini barış gücüne komutanlık için en güçlü aday olarak gösteren üstünlükler neler? Müslüman bir ülkenin askerleri olarak Türk askerlerinin herhangi bir Batılı Hıristiyan'a (hatta Avrupalıya dahi) göre Hizbullah tarafından daha çok kabul edilebileceği ve barış gücüne katılmak isteyen diğer Müslüman ülke askerleriyle işbirliği yapabilecekleri düşünülüyor. Ankara'nın İsrail'le de iyi ilişkileri var ve askeri üsleri hassas bölgeye daha yakın. Lübnan barış gücünün idaresinde Türk çözümünü destekleyen Batılılar, bu ülkenin silahlı kuvvetlerinin Somali ve Bosna gibi barış misyonlarına katılmış olmasından dolayı deneyimini öne sürüyor. Ancak, adı geçen ordunun saldırganlığı ve 1974'den beri, BM güçlerini Kıbrıs'ta bağlı tuttuğundan kimse bahsetmiyor. Türk komutanların Kuzey Irak planlarının geniş bir bölgenin "istikrarı" adına artı bir tehdit oluşturduğundan da bahsedilmiyor. Türkiye'nin, barış gücünün başında bulunmasının hararetli destekleyicileri arasında sadece ABD değil, diğer gerilim noktalarında yüksek bedellerle meşgul olan başka ülkeler de var. Bunların arasında, yeni çatışmalar başladığı takdirde iki ateş arasında kalmak veya aşırı İslamcıların hedefi olmak istemeyen Avrupalılar da var. Her zaman olduğu gibi, Türk tarafı bu hareketi için karşılık arayışı içinde ve bu nedenle taleplerde bulunuyor. Batı'nın vermekte tereddüt etmeyeceği, AB sürecinde daha fazla taviz talebinde bulunuyor. Bu konu, 25'lerin Türkiye'nin katılım sürecini değerlendirecekleri ekim ve aralık aylarının en kritik konusunu oluşturacak. Irak'taki PKK Kürtleri konusu da perde arkası görüşmelerin ajandasının en önemli konusunu oluşturuyor. Burada yıllardır devam eden Kıbrıs sorunundan da bahsetmiyoruz. Diğer bir deyişle, Ankara Ortadoğu dramından en büyük çıkarları koparmaya çalışacak. Bu durumun geniş bölgede gelişmeleri ve bunun uzantısında Yunanistan ile ilişkilerini nasıl etkileyeceğini zaman gösterecek. Yunan Kathimerini gazetesi, 15 Ağustos 2006Radikal Akt: F.D
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.