Siyaset

TÜRKIYE BAŞKA KONU

Alixan Aras · 22.07.2005 · 2 görüntülenme

LE FIGARO

Türkiye ve Avrupa Anayasası hakkındaki referandumlar birbirine karıştırılmamalı. Bu durumda, Avrupa Anayasası başarısızlığa uğrayabilir. Bu risk, 17 Aralık 2004'te AB devlet ve hükümet başkanlarının Türkiye'yle üyelik müzakereleri başlatma kararı almasının ardından artmış durumda.

Anayasa hakkındaki kampanya henüz başlamadan birçok siyasi lider -ki bunlar Türkiye karşıtı bu iki konunun takvimlerinin çakışmasından yararlanarak, Fransızların Türkiye'nin üyeliği hakkındaki çekincelerini kullanarak, Anayasa'ya "Hayır" demenin Türkiye'ye "Hayır" demek anlamına geleceğini öne sürerek anayasayı reddetmeye çağırıyor.

Bilinçli olarak yürütülen bu politika karşısında şunu hatırlatmak gerekir ki, Türkiye'nin fiili üyeliğinden önce, Ankara'nın adaylığı konusunda ne olursa olsun ayrı bir referandum düzenlenecek. Anayasa karşıtlarının inandırmaya çalıştıklarının aksine Türkiye'nin otomatik bir üyeliği olmayacağı gibi, anayasa, oybirliği ilkesini sağlamlaştıracak ve böylece aday ülkelerin üyelik sürecinin durdurulmasını, halihazırdaki kurumların yapabileceğinden daha da kolay hale getirecek.

Şunu da hatırlatalım ki, anayasa anlaşması, üyelikleri reddedilen komşu ülkeler için özel bir ortaklık statüsü de öngörüyor. Ancak bir şey kesin ki, o da anayasanın Türkiye'ye hiçbir şekilde otomatik üyelik hakkı vermediği. Hatta parlamentonun ağırlığını artırarak, şimdiye kadar Komisyon'un tekelinde bulunan genişleme gibi temel konular hakkında daha fazla tartışma yapılmasını sağlayarak AB'ye daha büyük bir demokratik meşruiyet sağlayacak.

Avrupa Anayasası hakkında oy kullanma anı geldiğinde vatandaşlarımızın ve özellikle de Türkiye'nin üyeliğine karşı olanların, meşhur '1987 şartlarının' Ankara'nın üyeliği için hâlâ bir önşart olduğunu hatırlamaları gerek. Bunlar Ermeni soykırımı, Kıbrıs'tan geri çekilme ve insan hakları ile Sünni Müslüman olmayan dini azınlıkların haklarına riayet. Son raporlar bile (Avrupa Komisyonu, Avrupa Parlamentosu raporları), yerine getirmediği takdirde Türkiye'nin AB'ye asla üye olamayacağı bu meşhur '1987 şartlarını' ifade etmeyi unutmadı.

Türkiye, korkunç Ermeni soykırımını inkâr etmeye devam ediyor. İstanbul'da önemli caddelerden biri hâlâ, bu soykırımı düzenleyen Talat Paşa'nın ismini taşıyor. Okul kitaplarında soykırımın varlığı resmi olarak hâlâ inkâr ediliyor. Hatta yakın zamanda, Aralık 2004 başında, Slovak Parlamentosu'nun Ermeni soykırımını tanıması üzerine Ankara Slovakya'yı misillemeyle tehdit etti. Daha kötüsü Ankara, Ermenistan'a ambargoyu kaldırmayı reddediyor.

Türkiye, kendi üyelik sürecine zarar vermek pahasına Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaktan ve Kıbrıs'ın kuzeyinden çekilmekten kaçınıyor. Oysa AB'nin meşru bir üyesini tanımayan bir ülke nasıl AB'ye üye olabilir?

Ankara'nın hâlâ Ortodoks Patriği Bartholomeos'un 'Ekümenik' titrini taşımasına izin vermemesi, Katolik, Protestan vs. kiliselerinin tanınmıyor olması ve Kürdistan'ın durumu, Ankara'nın AB ile aynı hoşgörü ruhuna hâlâ sahip olmadığını gösteriyor.

Bütün bunlar Türkiye'nin üyeliği önünde ciddi engel. Ankara'nın daha aşacak uzun bir yolu var. Ancak o zamana kadar referandumları birbirine karıştırmayalım!

Fransızlar endişeye mahal vermeden anayasayı onaylamalı. Avrupa Birliği'nin uluslararası planda önemli ve tutarlı bir rol oynamasını istiyorsak, Anayasa'yı kabul etmeliyiz.

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.