Siyaset

TÜRKIYE AYRI ANAYASA AYRI

Alixan Aras · 22.07.2005 · 2 görüntülenme

LE FIGARO

Türkiye\'nin AB\'ye üyeliği sorunlu bir konu. Türkiye laiklikten uzaklaşıyor, kadınların durumu iyi değil, komşularıyla ilişkileri kötü...
Avrupa anayasa anlaşması üzerine yapılacak referandum 2005 yılının, belki de önümüzdeki beş yılın siyasi gündemini belirleyecek. Ekonomik ve parasal birliği tamamladıktan sonra Avrupa yeni bir aşamaya, siyaset ve savunma birliğine geçiyor. Ülkemiz açısından en iyisi referandumdan mümkünse açık farkla \'evet\' cevabı çıkması olacak. Avrupa 60 yıldır barış getiriyor, oysa ondan önceki 60 yılda topraklarımızda ardı ardına gelen yıkıcı savaşlardan başka bir şey yaşanmamıştı.

İstikrarsız ve yapıları değişen bir dünyada barışın hâlâ ne kadar kırılgan olduğunu hatırlamak için Balkanlar\'a bakmamız yeter.
Avrupa daha fazla servet ve daha iyi yaşam standartları getirdi, dahası avronun oluşturulması Fransa\'da 1997-2001 arası sosyalist sıkıntıların ardından muhtemelen moneter bir krizin çıkmasını önledi. Avrupa anayasa anlaşması ayrıca, Avrupa Parlamentosu\'na gerçek bir güç verecek ve ulusal parlamentoların kontrolünü güçlendirecek. Teknokratlar ve ulusların seçilmiş siyasetçileri arasında rol dağılımı daha iyi yapılabilecek. Anayasanın reddedilmesiyse, Fransa\'nın Avrupa\'da ve dünyadaki konumu ve sesini ciddi oranda zayıflatacaktır. Neticede anayasa, Fransızlara hiç şüphesiz ilerleme, daha fazla güvenlik ve daha fazla etki getirecek.

Ancak bir yandan da Avrupa\'nın genişlemesinin dizginlenmesi gerekiyor. Sadece birkaç aydan beri yirmi beş ülkeyiz, ki bu bile muazzam bir değişiklik. Bu yeni grup içinde birbirimizi tanımayı, birlikte yaşamayı, kaderlerimizi paylaşmayı ve birlikte yönetmeyi öğrenmek için zamana ihtiyacımız var. Bu iş bir nesil sürebilir. Oysa 1 Ocak 2007\'de Romanya ile Bulgaristan\'ı da gruba ekleyeceğiz, onların arkasından Hırvatistan, Bosna, Makedonya, Sırbistan, Arnavutluk, Kosova ve Karadağ\'ın da gruba katılacağı şimdiden belli. Yani otuz dört, hatta eski SSCB\'nin Slav ülkelerinden Ukrayna, Beyaz Rusya ve Moldova da katılırsa otuz yedi edeceğiz. Otuz yedi, ama hepsi Avrupalı. Türkiye\'nin üyeliğiyse bambaşka bir konu. Böyle bir üyelik gerçekleşirse muazzam sorunlar ve bunların ardından muazzam sonuçlar meydana gelecektir.

Her şeyden önce Türkiye 70 milyon kişi demek, bu da neredeyse AB\'ye yeni katılmış on ülkenin nüfusunun toplamı ediyor. Ama sorun şu ki Türkiye bir Avrupa ülkesi değil. Bir ülkenin topraklarının yüzde 95\'i Asya\'nın Ortadoğu bölgesinde bulunuyorsa, bunu önemsiz bir detay deyip geçiştiremezsiniz. Keza Türkiye özgürlükler konusunda da sorunlu, laik olduğu söylenen ülkede laiklik giderek azalırken, dincilik gitgide artıyor. Aslında Türkiye sadece ordusunun zoru ve otoritesiyle demokratik olan bir ülke. Generalleri devreden çıkaracak olsanız neyle karşılaşacağınızı bile bilmiyorsunuz!

Kadınların statü ve hakları iyileşeceği yerde kötüye gidiyor. Ermeni soykırımının tanınmaması aşırı milliyetçi, otokrat, vaktiyle Almanya ve Japonya\'nın yaptığı gibi demokratik dönüşümünü geçirmemiş bir ülkenin tipik özellikleri. Dahası Türkiye\'nin komşularının çoğuyla ihtilaf veya çatışmaları var:

Suriye, Irak, İran, Ermenistan... Kürdistan\'dan bahsetmiyorum bile.

Zaten tüm bunlar bir yana, tek başına bile yetecek soru şu: nerede duracağız? Diğer bir deyişle Avrupa\'nın yeni sınırları nereler olacak? Türkiye\'ye oranla çok daha yakın olduğumuz Lübnan\'ı ne zaman AB\'ye alacağız? İsrail ile Filistin de kapıyı çalıyor! Fas, Cebelitarık tüneli yapılır yapılmaz aday olacağını açıkladı. Ardından Akdeniz havzasını çevreleyen tüm ülkeler, kara Afrika ülkeleri, Kafkaslar, Rusya... Kulübe hoş geldiniz! Bu İspanyol oteli, kurucuların bize uzun süredir hayalini kurdurdukları Avrupa\'yla ilgisi olmayan, geniş bir serbest bölge olup çıkacak. Tabii ki kapı Türkiye\'nin ve Türklerin suratına kapansın demiyoruz. Gelecekteki Avrupa anayasasının 57. maddesi, her iki tarafın da çıkarına olacak imtiyazlı ortaklıklar kurmamıza izin veriyor. Türkiye\'yle de diğerleriyle de imtiyazlı ortaklık yapalım. Aksi takdirde Türkiye\'nin tam üye olarak kabul edilmesi, uygarlıklar ve kimlikler birliğinin cenaze çanlarını çalmamız demek.

Kampanyaya kanmayın

Neyse ki henüz tarih yazılmış değil. Türkiye Kopenhag Kriterleri\'ni karşılamaktan çok, hem de çok uzak ve zamanı gelince referandumla üyelikleri hakkındaki karar verilecek. Türkiye\'ye daha fazla karşı çıkabilmek için Avrupa anayasasına da karşı kampanyaya girişmiş olanlar hem bizi hem kendilerini kandırıyor. Gerçek bunun tam tersi. Mart ayında milletvekilleri ve senatörler Versailles\'da toplanarak Fransız anayasasında önemli bir değişiklik yapacak. XV. başlığın 88-5 maddesi, \"Bir ülkenin Avrupa Birliği\'ne üyeliği, devlet başkanı tarafından referanduma sunulacaktır\" şeklinde değiştirilecek. Bu zorunluluk 1 Temmuz 2004 tarihinden sonra başlamış müzakereler için, yani Romanya, Bulgaristan ve Hırvatistan\'ın üyeliğe kabulünden sonrası için geçerli olacak.

Yasa, Türkiye\'ninki de dahil olmak üzere bundan sonraki tüm üyelikleri kapsayacak. Yani belirsizliğe düşmeyelim. Hazirandaki referandum sadece Avrupa anayasasının kabulüyle ilgili.

Zamanı gelince Türkiye\'nin üyeliği konusunda da Fransa\'nın kararını söyleyeceğiz. O gün geldiğinde biz hâlâ kurucu ülkelerin en kurucularından biri olduğumuzdan, sesimiz yine aynı güçte çıkacaktır.

(Sağ görüşlü UMP (Halk Hareketi Birliği) partisi milletvekili, Fransız meclisi dış ilişkiler komisyonu üyesi, 9 Şubat 2005)
Akt: Firat Dîcle
Radikal

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.