BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Hans Arnold · 03.02.2006 · 2 görüntülenme
Avrupa Birliği, açık biçimde tanımlanmış, dış sınırları hem coğrafi hem de tarihi açıdan belirlenmiş Avrupa'dan ibaret bir projedir. Türkiye, projeyi Avrupalı olmaktan çıkarır Avrupa Birliği'ne üye ülkeler arasında bundan sonra gidilecek ortak yol konusunda derin bir tedirginlik olduğu açık. Britanya'nın Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı'nın son günlerinde sergilediği gevşek tutumun yanı sıra, Chirac'ın reddedilen anayasa anlaşmasının bazı bölümlerini daha küçük yeni bir anlaşmayla hayata geçirmeye yönelik önerisi, buna gösterilebilecek güncel ve tipik örnekler. Dönem başkanlığını isteksiz biçimde yürütmek ya da hâlâ tamamlanamayan ortak Avrupa Evi'nin inşası için birkaç münferit uzlaşma yönünde gayret sarf etmek bugün AB'de artık yeterli gelmiyor. Konsensüs şart Irak savaşı nedeniyle bölündüğünden beri biriken Avrupa Birliği'nin şu an yaşadığı zorluklar, Avrupa'nın bundan sonraki uzlaşısı için taşıdığı anlam itibarıyla, 1954'te Avrupa yolunun başlangıcında, Avrupa Savunma Topluluğu (EDC) Projesi başarısızlığa uğradığında yaşanan krizle büyük ölçüde benzeşiyor. Bu kriz, o dönemde Avrupalıların daha çok birliktelik yönünde aldıkları yeni bir ortak gayretle aşılabilmişti. Bugün de, Avrupalıların projelerinin hedef ve esaslarına dair yeni ve yaşayabilir bir konsensüste bir araya gelmelerinin zamanı gelmiştir. Bugünkü durumda ilk etapta yapılması gereken, istikrarlı ve hem eski üyeler hem de geleceğin Avrupa Birliği üyeleri için bağlayıcı bir oybirliğiyle, ortak Avrupa Evi'nin inşasına ilişkin bir karar almak. Bu, şu demektir: Avrupa Birliği'nin nihai dış sınırının belirlenmesi. Esasen bu soru on yıllardan beri çok açıktır ve tüm Avrupa Birliği üyeleri için bağlayıcı olarak düzenlenmiştir. EDC (1958) ve Avrupa Birliği (1993) anlaşmalarına göre, sadece Avrupa ülkeleri üye olmak için başvurabilir. Çünkü Avrupa Birliği, genelde diğer üyeliklere açık çok sayıda başka uluslararası örgütten biri değildir. Avrupa Birliği, çok açık bir tanımlanmış ve dış sınırları ezelden beri hem coğrafi hem de tarihi açıdan belirlenmiş Avrupa'dan ibaret bir projedir. Hepsini toparladığımızda bu, Avrupa'nın, bugüne dek değişmeyen, İkinci Dünya Savaşı'na kadarki sınırıdır. Tek istisna, Polonya'nın doğu sınırının o dönemden beri biraz batıya kaymasıdır. Avrupa Evi'nin inşa edileceği nihai arazi bu durumda bugünkü Avrupa Birliği ile buna ilaveten Bulgaristan, Romanya ve Avrupa Birliği devletleri Slovenya ile Yunanistan arasında kalan güney Avrupalıların bölgesinden oluşmaktadır. ABD baskısı Bu net tablo, ABD'nin Avrupa Birliği devletlerine uyguladığı devasa baskı nedeniyle giderek silikleşmiştir. Böylelikle Anadolu'daki Türkiye'nin alınması hedeflenmektedir. Bu baskı AB devletlerini, neredeyse kendi anlaşmalarını ihlal edecek derecede tutum değişikliğine zorlamıştır. Bu yüzden 1999'daki Helsinki zirvesinde rezil olmamak için, 'Avrupa' sözcüğünün kullanılmasından kaçınılarak, 'Türkiye'nin Birliğin üyesi olması kararlaştırılmıştır' yollu bir ifade kullanılmıştır. Böylece Avrupa Birliği'ne üyelik için şimdiye kadar tartışılmaz sayılan Avrupa'ya aidiyetin artık ilk önkoşul olmadığı, daha ziyade siyasi, ekonomik ve toplumsal kriterlerin yerine getirilmesi gerektiği izlenimi oluşturulmuştur. Görüldüğü kadarıyla Avrupa Birliği projesi, Avrupalılaşmaktan çıkarılmıştır. Sınırlar yıkılabilir Bununla beraber Avrupalılar arasında ezelden bu yana, özellikle Ukrayna'nın sürekli dile getirdiği katılım gayreti nedeniyle, Avrupa Birliği'nin sınırlarının genişlemesinden dolayı yıkılabileceği kaygısı büyüyor. Bu kaygı özellikle Türkiye ile müzakerelerin başlamasından bu yana söz konusu. Avrupa Birliği'ne üye devletler ittifakla, müzakerelerin 10 ila 15 yıl süreceği ve ucu açık yapılacağı tespitinde bulundular. Bu ülkeler böylece, 'uluslararası müzakereler' olarak tanımlanan durum hakkında yeni ve hayli tuhaf bir anlayış icat ettiler. Şu an Türkiye ile AB arasında yapılan işin adı aslında 'istişare'dir. Ancak Avrupalılar, bu yolla aynı zamanda ABD ile acil bir ihtilaf içerisine de düşmeksizin kendilerine siyasal ve zamansal hareket alanı yarattılar. Avrupalılar bu hareket alanını, ortak siyasetlerinin anlaşmalarla sabit kılınan ve vazgeçilmez temeline geri dönebilmek için kullanmalı. Bunu yapamayacak olurlarsa, somut biçimde ele alınan Avrupa Projesi, çokuluslu bir sıradanlık olabilir. O zaman Avrupalılar, giderek artan biçimde üye adayı tarafından sorulanları yanıtlamakta zorluklar yaşayabilir: 'Biz size aidiz ve size gelmek istiyoruz. Neden bize karşısınız?' Örneğin bir sonraki ülke olarak 1987 yılında, adaylık başvurusu Avrupalı bir ülke olmadığı gerekçesiyle geri çevrilen Fas'ın AB'ye alınması gerekir. Sıra İsrail'e gelir Ardından büyük bir ihtimalle, kendisini Avrupalı bir devlet olarak gören, bilindiği üzere Ortadoğu'da yer alan İsrail gelir. İsrail'in başvurusu Ankara'nınkine nazaran, muhtemelen Amerika tarafından daha istekli biçimde desteklenirdi. Avrupa Birliği şu an 15 üyeden 27 üyeye çıkan dahili bir genişlemeyle uzun sürecek ve karmaşık bir uyum süreci içerisinde bulunuyor. Bu durum, siyasi ve hukuki temel sorunlar bir kenara bırakılsa bile, örneğin Türkiye'nin ya da Ukrayna'nın beraberlerinde getirecekleri dış sınırlara müsaade etmemektedir. Uyumun merkezinde, Avrupa Birliği devletlerinin uyum süreci içerisinde ne kadar sıkı veya gevşek olarak birbirlerine bağlanacakları sorusu yatıyor. Avrupa Birliği, siyasi olarak birleşik bir Avrupa hedefi tarafından sırtlanılmış durumda. Ancak birleşmiş bir Avrupa'ya, meselenin özü itibarıyla sadece önceden belirlenmiş sınırlar dahilinde ulaşılabilir. Bu nedenle Avrupalılar, yarım yüzyılda geliştirilen projeyi kararlı biçimde yürütmek istiyorlarsa, bu projenin kesin ve net sınırlarını çizmek durumunda. Suddeutsch Zeitung Alman gazetesi, eski diplomat, 30 Ocak 2006) RadikalAkt: A.P
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.