Siyaset

Türk-Sovyetik Kimlik, Yeni Toplumsal Harç Arayışları Serdar Roşan

26.02.2013 · 2 görüntülenme

Türk-Sovyetik Kimlik, Yeni Toplumsal Harç Arayışları  Serdar Roşan

Türkiye’deki resmi ideolojinin zaman zaman siyasal ve toplumsal gelişmelerin zorlamasıyla ideolojik seslenmelerinde kimi değişikliklere başvurduğu veya başvurmak zorunda kaldığı, türkçülük ve türk-islam sentezlerindeki çerçeve ve kapsamın verili duruma göre esnekleştirildiği tecrübe ile bilinmektedir.

Geçen yüzyılın ikinci çeyreğinde homojen bir ulus yaratmanın paradigmasıyla ideolojik bir alan oluşturan türkçüler, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki diğer etnik ve milli toplumsal kesimlerin ideolojik bilinç zayıflığından da faydalanarak, türkçülüğü etnik bir grubun tarihi geçmişine bağlı bir ideolojik alan olarak kurguladılar. Tarihi, biyolojiyi ideolojik emelleri için araç olarak kullanmaktan çekinmediler. Ünlü Güneş Dil teorileri, kafatasları ölçümleri, türke hizmetkarlık görevleri, damarlardaki asil kan vs ırkçı düşünce ve uygulamalar bu dönemin ürünleridir.
Türk iktidar sisteminin ideolojik toplumsal çimentosu, kurgulanan milletin temel harcı kuşkusuz Türk milliyetçiliğidir. Devletin yeniden yapılandığı 20-30’lu yıllarda, türklük şuurunun halen kitleler nezdinde zayıf oluşu nedeniyle, milliyetçi yöneticiler, türklük bilincinin kitlelere sirayet etmesi çabasında her alanda katı bir türkçü tutum içinde oldular.

Bugünkü koşullarda Türk aydın ve siyaset takımının Türk devleti ve onun toplumsal çimentosu ile ilgili ideolojik tavrı, temelde birbirleriyle çakışan bir durum arz etmekle birlikte, söylem itibarıyla iki faklı çizgi şeklinde seyir etmektedir. Öz itibarıyla geleneksel türkçü devlet politikasında temel bir değişiklik yok. Farklılık türkçülüğün günümüz koşullarında nasıl tarif edileceği ile ilgili. Geçmişte inkar ve cebir politikasıyla beslenen Türklük olgusu, uzun süreli direnç odaklarının varlığı, daha doğru bir ifadeyle Kürt milliyetçiliğinin gelişimiyle günümüz koşullarında etnik düzeyde kalacak kimlik veya kimliklerin kabulüyle bağlanmak istenmektedir. Bu etnik kimlik veya kimliklerin kabul edilmesi Türk siyasetçilerinin söyleminde ‘etnik kimlik şereftir’ veya milletimiz ‘Kürt, Türk, Laz, Çerkez vb’ kimliklerin toplamından ibarettir şeklinde ifade edilmektedir. Bu söylem bir ölçüde devletin yeniden yapılandırıldığı dönemdeki ‘enasıri-islam’ ifadesini çağrıştırmaktadır.

Soğuk savaşın sona ermesi, Sovyet blokunun çökmesi, Ordadoğudaki gelişmeler, Güney Kürdistan’daki Kürt federe devleti, Kuzey Kurdistan’daki Kürt mücadelesi, Kürtlerde gelişen milli şuur, Türk iktidar sistemindeki nispi değişiklikler... Türkiyenin enerji ihtiyacı.... Bunların tümü, Türk yöneticilerini, elit kesimlerini, aydın ve stratejistlerini yeni bir ideolojik çerçeve arayışına sevketmektedir.

Bu arayış yelpazesinde bazı Türk partileri (CHP-MHP) geleneksel türkçü çizgide ısrar ederken, bazıları da (AKP ve bir ölçüde BDP) yeni koşullara uygun bir türklük tanımının gerektiği noktasında bir çaba içinde görünmektedirler. CHP katı kemalist türkçülük ile ılımlı kemalist türkçülük arasında gidip gelmektedir. AKP ise Türk devletinin bekası ve toplumsal harcının kalıcılığı için, toplumsal harçta islami renk veya islami ideolojinin ağır basmasını uygun bulmaktadır.

Değişik ideolojilerin olduğunu biliyoruz. İnsanlar tarihlerini yaparken ve toplum içinde nasıl bir hayat yaşamak istediklerini kurgularken idelojiye ihtiyaç duyarlar; ideolojîler sayesinde toplumsal aktivitelerde bilinçli üyeler olarak yer edinirler. Yada böylesi bir kurgulamada ideolojiler iş görür. İdeolojiler insanları, toplumları birleştirebildiği gibi, ayrışmalarını da sağlarlar. Bu çatışma, farklılk ve ayrılık çekişmesinde insan grupları bilinçli unsurlar olarak hareket etmek zaruriyetini ideolojik seslenmelerle elde ederler.

İdeolojilerin seslenme biçimleri, bunların hitab etme alanı farklılık gösterir. Geniş bir toplumsal alana hitab eden ideolojiler, genel olarak toplumun her kesiminden insanları etkiler ve bunların toplum veya birey üzerindeki etkisi daha uzun süreli ve daha bir kalıcıdır. Bu tür ideolojilerin tarihsel arka planı daha köklüdür.

Örneğin Türkleri, Almanları, Japonları veya diğer milletleri veya toplumları ortak bir siyasal birim içinde tutan toplumsal harç nedir? Hiç şüphesiz günümüz dünyasında bu toplumsal harç, değişik alanlarda tanım farklılıkları arz etsede, esasta millet mefumayla örtüşen ideolojik sahadır, milliyetçiliktir. Türk, Alman veya Japon toplumlarında değişik toplumsal sınıf ve tabakalar, fikir akımları, siyasi partiler, sivil örgütler, kısacası akla gelebilecek tüm siyasal, sosyal ve kültürel yapılanmaların ortak yanı milli bir boyuta sahip olması ve bunun paylaşımıdır. Başka hiç bir ideolojinın uzun vadede bu toplumları bir arada tutmasının kudreti yoktu ve yok. Dünyadaki tüm siyasi ve toplumsal kurumlar bu ideolojik harcın ürünleridir. Böylesi bir hegemonyaya malik bir ideolojinin köklü unsurlara, zengin bir tarihsel geçmişe, kültür kodlarına sahip olması kaçınılmazdır. Ve yakından baktığımızda bu renkliliği sağlayan unsurların madi olgu olarak var olduğunu görürüz. Bir toplumun uzun bir zaman diliminde belirli bir coğrafyada yaşaması, tüm kültürel faaliyetlerini orada sürdürmesi, ortak bir dili kullanması, duygu ve düşüncede dil vasıtasıyla ortak ruhi bir şekillenmenin kendisini örf, adet ve geleneklerde göstermesi ve bütün bunların toplumun bilincinde yer etmesi vs.

Şu noktayı da eklemekte yarar var: Tarihsel kapsayıcı konumu olan milliyetçiliğin gerekli ve görünür durumu milli bir devletin oluşumuyla genel olarak sona erer.

Kürt ve Türk toplumlarının ekseriyeti müslüman. Kendi iktidar sistemlerini sürdürmek için ortak bir toplumsal harç arayışında olan Türk yöneticiler doğal olarak Kürt ve Türk toplumlarının müşterek paydası olan islam ideolojisine başvurması sadece kestirme bir yol olmasından kaynaklanmıyor, aynı zamanda yukarda da belirttiğimiz gibi Türkler açısından denenmiş ve meyveleri toplanmış bir yoldur. Türkler Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması sonrasında devleti yeniden tanzim ettiklerinde aynı yola başvurmuşlardı. Kürt milli bilincinin çok cılız olduğu koşullarda, Türkler yeni bir devletle ortaya çıkarken, Kürt ulusu büyük bir tarihi haksızlığa uğramış ve siyasetten statusüz kalmış yada bırakılmıştı.

Bütün olumsuz şartlara rağmen Kürtler sert bir direnç gösterdiler, tarihi haksızlığın giderilmesi için mücadele ettiler. Günümüzde Kürt milli şuuru küçümsenmeyecek bir düzeye varmış bulunmaktadır. Türkler şimdi bu gelişen ve günden güne olgunlaşan Kürt milli bilincinin, Türklük şemsiyesi altında tutulması için değişik planları öne sürüyorlar. Yeni üst kimlik arayışları, siyasi entegrasyon vb. girişim ve arayışların tümü Türk iktidar ve egemenlik sisteminin sürdürülmesi çabasıdır.

Kürt tarafına gelince: Milli şuur kimi konularda bir ölçüde gelişmekle birlikte, Kürt aydın ve siyaset sınıfı, Kürt ve Kürdistan davası özgülünde hayati bir öneme sahip olan toplumsal harcın zaruriyetini kavramış olmaktan halen uzaktır. Bir milletin milli haklarının mücadelesini vermekte olduğunu idia eden takımın, Kürt toplumunun iktidar sistemini belirleyecek bir ideolojik formasyondan uzak oluşu bir yana, siyasal iktidarın çimentosu vazifesini görmesi muktedir ideolojiyi küsümseyici bir tutum içinde olması hem trajik hem düşündürücüdür. Ve öz itibarıyla Kürtler açısından ‘milliyetçi değilim’ söyleminin anlamı, Kürt millet olgusunun red edilmesidir.

Kürt siyaset sınıfının böyle davranmasının nedenlerinden biri, dayandığı toplumsal kesimin zaafıdır. Bu siyaset ekibinin dayandığı toplumsal kesim olan köylülük her yerde olduğu gibi Kürdistan özgülünde de siyasal amaçlarını ifade etmekte muktedir olmaktan uzaktır. Köylülüğün bu toplumsal karekterini bilen yada sezen Kürt siyasetçileri, umursamaz bir şekilde siyasal hedef ve stratejileri nerdeyse günlük olarak değiştirmekte bir sakınca görmemektedir.
Herşeye rağmen dünyadaki deneyimleri gözönüne getirip Türk egemenlik sisteminin çaba ve arayışlarına baktığımızda, bu arayışların nafile olduğu, olacağı, görülecektir; bu çabanın kalıcı olamayacağı açıktır. Daha güçlü bir konumda olmalarına rağmen Sovyetler Birliğinin yeni kimlik arayışı uzun erimli deneyimine rağmen fiyaskoyla sonuçlandı. Tarihi ve kültürel köklerden mahrum, toplumsal bir karşıtlığı olmayan plan ve projelerin hayat bulmayacağı, acı bir şekilde, bizzat hayatın gerçekliği tarafından ortaya konuldu. Türk aydın ve siyaset takımının Türk milletini yeniden tarif etmenin telaşıyla çok yönlü bir çaba içinde olması anlaşılır bir durumdur, ama bunun toplumsal madi temeli ve karşıtlığı yok.

Bu nedenle iki milletin toplumsal realitesi, iktidar ortaklığı, yada eşit statükoya sahip olmaları esasına dayanmayan tüm çözüm yolları, sovyetik kimliğin kaderini paylaşarak, eninde sonunda onun vardığı yere varacağını, en azından Kürtlerin son yüzyıllık mücadelesine bakarak dile getirdiğimizde, yanılıp yanılmadığımızı zaman gösterecek.

25.02.2013
srosan21@gmail.com

İlgili

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.