BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Alixan Aras · 12.01.2006 · 2 görüntülenme
KOMPLEKSTE SİLAH SANAYİİGenelkurmay ikinci başkanı Edip Başer NATO üst düzey komutanlarının katıldığı Ankarada düzenlenen İpekyolu 2000 seminerinde “Türkiye güvenlik tüketicisi değil güvenlik üreticisi bir ülkedir ” demişti. Yerli silah sanayii üretimi için 15 yılda 150 milyar dolarlık yatırım projesi hazırlayıp uygulamaya koyan Türk ordusu dünyanın 4’üncü büyük ithaltçısı konumuna yükselmiştir. Ordu sanayi kompleksin sanayi ayağına baktığımızda Cumhuriyet’in kurulmasını izleyen yıllarda devletleşme döneminde kurulan sanayi esas olarak askeri öncelikler göre Ankara ile İstanbul arasında ve /veya türklere göre güvenlikli yerlerde konuşlandırılmıştır. 1930’larda bir helikopter montaj tesisi Kayseri’de kurulmuştur. Bunun da stratejik nedeni Kürdistan’daki isyanlar karşı kullanılacak helikopterlerin isyan bölgelerine yakın bir merkezde olması gerekliliğidir. Bu dönemde devlet bizzat girişimci olduğundan ve yatırımlar ordunun ihtiyaçları doğrultusunda yapıldığından orduyla uyum sorunu olmamıştır. Türkiyede bir yerli silah sanayii oluşturma fikri hatırlanacağı üzere Kıbrıs’ın işgalinden önceki harekat 1964 Kıbrıs harekatı esnasında gündeme gelmiştir. Çünkü işgal günlerinde, Başkan Johnson’un İnönü’ye ABD’nin rızası olmadan Amerikan silahlarının kullanılamayacağı ültimatomunu çekmiştir. Bu olaydan sonra, Türk Donanma Vakfı acilen kurulmuş ve askeri gemi inşaa etmek maksadıyla bağış kampanyaları açılmıştır. Silah sektörünün geniş kar marjlarından dolayı sanayii çevreleri derhal kollarını sıvamış ve mantar gibi türeyen askeri vakıflara katılma yarışına girmişler, böylece ordunun yüksek kademeleriyle özel sektör arasında ilişkiler geliştirmiştir. Özel sektörle işbirliklerinin geliştirilip planlanıp koordine edilmesi için SAGEB Savunma Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi de kurulmuştur.1966-68 yıllarında Genelkurmay Lojistik Başkanlığını yapmış ve daha sonra hava kuvvetleri komutanı olmuş Muhsin Batur’un öncülüğünde 1970de uçak sanayi kurmak için halktan para toplanarak, işadamlarından Kazım Taşkent ve Koç’un katılımı ile Türk Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı ( THKGV) kurulmuş ve halkın milli duyguları sömürülerek vakfa yüklü miktarlarda bağışlar elde edilmiştir. Ancak ne hikmetse ABD ye bağımlılıktan kurtulmak amacı ile başlatılan bu proje giderek tam tersi yönde gelişmiş ve ABD’li silah tekelleri ile çeşitli ortak yatırımlara girişilmiştir. Özellikle, 12 eylül darbesi sonrasında TUSAŞ ile ABD’nin General Dynamics havacılık şirketi ile 160 adet F-16 uçağının yapımına girişilmiştir. Türkiye’de Koç, Sabancı, Alarko, Ercan, Tekfen, Profilo grupları dışardan ise British Aeroscape, British Royal, Westinghouse, Plessy, Alwia, General Elektric, Dornier, Gec- Marconi, AEG, Thyysen-Hansel, Kraus Maffei, Sankey,Panhart, FMC, INI, Mercedes, MAN, Cadillac, Gaje, Ford, Thomson, Aydın Corporation gibi şirket ve gruplar Türk askeri sanayi kompleksi içinde yerlerini almışlardır. Böylece devlet, ordu, özel sektör ve yabancı sermaye koalisyonu oluşturularak ekonomik anlamda belirleyici büyüklüğe ulaşılmıştır.Özel sektör 1980’li yıllara kadar silah sanayine üretici olarak girmemiştir. Çünkü T.C’nin kurucuları, cumhuriyetin ilk yıllarında devletçilik çerçevesinde ordunun ihtiyaçlarını ithalat ve kısmi olarak içerde KİT’ler kanalıyla üretmeyi esas almışlardır. Bu politika daha çok ithalat yapan tüccarları zenginleştirmiştir. 24 ocak 1980 kararlarından sonra özelleştirme ve serberst girişim politikaları çerçevesinde özel sektörün silah sanayine girişine tanık olunmuştur. Bu dönemde, serbest piyasa ekonomisi her ne kadar yüceltilse de önemli yatırımlar bizzat ordunun kendisi tarafından yapılmıştır. Bu dönemin en önemli tesisleri ordu ve vakıfları tarafından oluşturulan TAI ile Aselsan iken özel sektörde NUROL ön plana çıkmaktadır. Kürt direnişine karşı yürütülen savaşa yaklaşık 150 milyar dolar harcandığı dikkate alınırsa silah endüstrisi ve silah tüccarlarının bu kompleksteki rolleri daha iyi anlaşılacaktır. Son günlerde ordu içinde rüşvet skandalları ve yargılamalar bu durumu teyit etmektedir. Ayrıca 2000’li yıllarda yürürlüğe konulan modernizasyon için 10 yılda 150 milyar dolar daha harcancağı hesaba alındığında bu sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin pozisyonlarını daha da güçlendirdikleri açıktır.Türk ordusu güvenlik sorunun ancak gizlilik uygulandığında gerçekleşeceğini devlete kabul ettirerek haksız ve örtülü rekabeti silah temininde bir kural haline getirmiştir. Bu kural yabancı silah üreticilerinin Türkiye’deki üreticilere göre daha avantajlı bir pozisyona ulaşmalarına olanak sağlamaktadır. Türkiye’deki yerli üreticiler söz konusu olduğunda ise tercih kamu kuruluşlarından yana yapılmaktadır. Bu durumda, Genelkurmay Başkanlığı kamu sektörunun KİT statüsü yerine TSKGV bünyesinde vakıf şirketleri şeklinde örgütlenmelerini sağladıktan sonra, Kamu ihale Kanununda belirtilen savunma, güvenlik ve istihbarat faktörlerine göre alımlarında kamu ağırlıklı şirketler söz konusu olduğunda ihalesiz alım hakkı istisnasi çerçevesinde alımlar direk olarak yapılmaktadır.Kompleks ve TSKGV70’ lı yıllarda kurulan vakıflar, 1987 yılında 3388 sayılı yasa ile birleştirilerek TSKGV adını alması ile bu vakıfların gücü daha net olarak ortaya çıkmıştır. Elektronikte Aselsan’ın % 84.6’ı, Hava elektroniğinde Havelsan’ın % 98.9 ‘si, askeri pil alanında Aspilsan,ın % 97.7’si, elektrik alanında İşbir’in % 99.6’sı, roket füze imalatında Roketsan’ın % 55’i hava araçlarında TUSAŞ’ın % 45’i ,TAI’nin % 54.5’ı, uçak motorunda TEI’nin % 3’u, motorlu araçlarda Mercedes-Benz’in % 5’i, tankercilikte DİTAŞ’ın % 20’si, telekomunikasyon alanında NETAŞ’ın % 15’i, Tapasan’nın %25’i, Türktıpsan’nın %20’si bu vakıfa aittir. Vakıf tüm bu ortaklıklarında Türk Polis Teşkilatı Güçlendirme vakfindan GAMA’ya, Kutlutaş’tan, General elektriğe, DAİM-CHRYSLERD’en NORTHERN TELECOM’a kadar bir çok yerel ya da multinasyonal şirketle ortaklık içerisindedir. İstanbul sanayi odası verilerine göre 2001 yılının en çok kar eden 50 şirketinden 5’i TSKGV’nin ortak olduğu şirketlerdendir. TAİ( 19), TUSAŞ(31), NETAŞ (41) sıralarında idi. Bu vakfın gelirlerini artırmak amacıyla sigara, alkollü içkiler, şans oyunları, petrol ve diğer yakıtlar üzerindenden vergi kesintileri yapılmaktadır. Kompleksin sanayii ayağında başlıca aktörler ; sanayici (silah ve savunma ürünleri üreticileri), müteahit (projeyi aldiktan sonra gerçekleştirenler) ile tüccarlardır. Bu 3 aktörden üçüncü grup ağırlıklı olup ve belirleyici olanıdır. Türkiye’nin savunma harcamalarında aracılık yapan 600 civarindaki şirketin büyük çoğunluğu Ankara’da faaliyet göstermekte olup, çok sayıda emekli subay istihdam etmektedir. Silah harcamalarının da dışalımların payı % 80’i bulan Türkiye’nin, yıllık dış alımları 2,4 ile 4 milyar dolar arasında değişmektedir. Bu alanda tüccarların komisyonlarının % 10 dolaylarında olduğu göz önüne alındığında aracı firmaların komisyonlarının 240 ile 400 milyon dolar arasında olduğu görülmektedir. Yani, ordu emekli ettiği subaylara iş alanı ve gelir yaratarak onları organik olarak kendine bağlı olarak tutmaktadır.KOMPLEKS VE OYAK“Türk ordusu yalnız NATO’nun ikinci büyük ordusuna değil aynı zamanda ülkenin en başarılı iş imparatorluklarından birisine de sahiptir” diye yazan Finansal Times bu tespiti temelsiz yapmamıştır. İstanbul Sanayi odasının yayınladığı en büyük 500 firma araştırmasında 2003 yılında iki kamu iktisadi devlet teşekkülünü saymazsak OYAK- Renault Türkiye’nin özel sektörde firması, ikinci büyük, genelde 4. büyük firmasıdır. Yani, 1960 Darbesinin ardından kurulan OYAK (Ordu Yardımlaşma Kurumu) devletin imkanları ve, pek çok sermaye grubunun katılımlarıyla kısa zamanda Türkiye’nin en büyük holdinglerinden birisi haline gelmiştir. 1.3.1961 kurulan OYAK Devlet ve özel sektör imkanlarını sınırsız kullanarak vergilerden muaf tutularak Genelkurmay bünyesinde banka mevzuatlarını izleyen (EMIM)gibi kurumlar kurarak yerli ve yabancı iştirakler geliştirmiş ve Türk Ordusu ile OYAK kendisi için bir baskı grup haline gelmiştir. OYAK’ın kurduğu kurumlar ve organizasyonlar aracılığı ile ordu komuta kademesi yukarıdan aşağıya doğrudan kapitalist ilişkiler ağının içine çekilmiş subayların sınıfsal konumları değiştirilmiştir.Türk ordusunun ayırt edici özelliklerinden birisi kendisinin bilfiil ekonomide tayin edici girişimcilerden birisi haline gelmesidir. 1961’de kurulan OYAK günümüzde, otomobil (Renault) üretiminde, çimento üretiminde ve gıda endüstrisinnin çeşitli dallarında oligopolistik bir pozisyondadır. Açıklayacak olursak; çimento sektöründe Türkiye’nin devlerinden Sabancı Holding ile otomobil sektöründe ise Koç Holding ile yarışmaktadır. Bu bilgilerin ışığında, OYAK Türkiye’de Pazar ekonomisini yönlendiren aktörlerden birisi haline gelmiştir. Dünya’da bankası olan ender ordulardan birisi Türk ordusudur. Sigortacılık sektöründe dünyanın en büyük sigorta şirketlerinden AXA ile ortak çalışmaktadır: ayrıca lojistik anlamda da Avrupa düzeyinde faaliyet gösteren bir şirkete sahiptir. OYAK Türkiye ekonomisinbin en büyük gruplarından birisi haline gelirken KİT’lere tanınan bazı muafiyetlerden faydalanmış, subvansiyon ve vergi muafiyetleri bu gelişimi kolaylaştırmıştır. Yani Ordu-sanayi kompleksi Türkiye özelinde sadece silah sanayisi ile sınırlı değildir. OYAK gibi bir grup sayesinde sanayinin bazı sektörleri, ticaret, hizmet (bankacılık ve sigortacılık) sektörlerini içeren bir boyut kazanarak çok daha kapsamlı ve belirleyici bir pozisyona gelmiştir. (Renault 2004 yılında 1 milyar doları aşan ihracatı ile en fazla ihracat yapan şirket olmuştur.).Devam edecek...Ahmet ALİMFransa, 12/01/2006
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.