BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Ahmet ALÝM · 02.01.2006 · 2 görüntülenme
Türkiye’de rejim, devlet ve iktidar konusu TC’nin özel koşullarda kurulmasından dolayı kapsamlı bir araştırma ve özelliklede tartışma konusu olmamıştır. Devletin ve iktidar yapısı esastan analiz edilmedikçe alternatifinin yaratılması çok güç olacaktır. Bu yazıda ; TC’yi kuran ve 1920’den beri iktidar olan türk ordusunun iktidarını AB’ye giriş sürecinde nasıl sağladığı ve sürekli hale getirdiği ele alınacaktır.Kompleksin Tanımı ve ABD sistemi ABD başkanı Eisenhoover 8 yıl başkanlıktan sonra 1961 de yaptığı veda konuşmasında Amerikalıları ordu sanayi kompleksine karşı uyanık olmaya çağırmıştı. Eisenhoover tarafından tanımlanan bu kompleks : Pentagon, silah üreticileri ve ABD kongresinden oluşmaktaydı. Eğer bu kompleks ülkede başat konuma gelirse ABD’de demokrasi ve özgürlüklerin tehlikeye gireceği, soğuk savaşın en yoğun olduğu 1960’li yıllarında söylenmişti.Bu uyarıdan 44 yıl sonra, yani 2005’te ABD’nin artık ordu, silah sanayisi, kongre ve think thank şirketleri tarafından yönetildiğini yadsımak mümkün değildir. Eisenhoover’ın tanımladığı ordu, silah üreticleri ve ABD kongresinden oluşan üçlüye bir de dünyadaki gelişmeleri ABD’de bu kesimin çıkarları doğrultusunda analiz ederek yeni stratejiler geliştiren düşünce şirketleri diyebilecegimiz (think thank) dahil olmuştur. ABD artık bu kompleks tarafından yönetilmektedir. Demokrasi ve özgürlüğü dilinden düşürmeyen ABD yönetimi tamamen bu kompleksin çıkarları doğrultusunda özgürlüklerin sürekli olarak kısıtlandığı bir Atina demokrasisine doğru ilerlemektedir.ABD’nin yıllık askeri bütçesi 2004 verilerine göre 417,4 milyar dolardır. Kıyaslama yapabilmek için diğer ülkelerin askeri harcamalarına bakmakta yarar vardır. 15 Avrupa Birliği ülkesininin askeri bütçesi 171 milyar, Rusya’nın 13 milyar, Çin’in 33, Hindistan’nın 12,4 ve Japonya’nın 47 milyar dolardır. Dolayısıyla, dünyanın bu 19 önde gelen ülkesinin askeri bütçesi 276,4 Milyar dolar iken tek başına ABD’nin 417 milyarı aşan askeri bütçesi bu ülkenin silahlanmaya ayırdığı payın ne düzeyde olduğunu göstermektedir. Silah şirketleri üretim birimlerini hemen hemen ABD’nin 51 eyaletine dağıtmış durumdadırlar. Bundan dolayı, her yıl bütçe oylamaları sırasında amerikan senatörleri ABD’nin askeri bütçesine kendi eyaletlerindeki silah fabrikasında çalışanlar ve eyalet ekonomisinin ayakta durabilmesi için olumlu oy vermektedirler. Yapılan tahminlere göre ABD’nin silahlanma harcamaları 5 milyon kişiye iş imkanı sağlamaktadır. Bütün eyaletlere yayılan bu devasa kompleksin işsizlik gibi yada seçimlerde yapılan finansal yardım gibi nedenlerle Amerikan senatörlerini nasıl etkilediği açıktır. Türkçe beyin fırtınası denilen “think thank” şirketleri bu komplekse entegrasyonu ile Ordu sanayi kompleksi çok daha güçlü hale getirilmiş ve bu şirketlere yapılan 100 milyon dolarlık ödemeler ile sistemin sürekliliği ve yeniden üretilmesinde anahtar rolğ oynayan entellektüellerin yeniden üretilmesi sağlanmaktadır. Bush yönetiminin politika ve stratejileri bu şirketler tarafından hazırlandığı açık bir gerçekliktir. Kuruluşundan beri cumhuriyetçi ve demokrat partiler üzerine oturtulmuş Amerikan modelinde artık kimin başkan olduğu önemli değildir, esas politikalar siyaset ordu sanayi kompleksi tarafından belirlenmekte ve yönetimde süreklilik bu şekilde sağlanmaktadır. Neticede ordu sanayi kompleksi ABD’nin derin devlet haline gelerek iktidarı kendi çıkarlarına uygun olarak yönetmektedir. Yıllardır küçük Amerika olmak için yoğun çaba gösteren Türk rejimi artık övünebilir. Zira T.C. artık Amerika gibi Ordu-Sanayi-Koşpleksi tarafından yönetilmekte ve rejimin sürekliliği için gereken emniyet mekanizmaları oluşturulmuştur.Türkiyede Ordu- sanayi KompleksiTürkiye’de derin devlet kavramını uzun süredir kullanmaktadır. Özellikle insan hakları savunucuları ve kürt siyasetçileri derin devlet ile ordu arasında bağlantıyı kurmaktadırlar. Derin devlet tanımlamasını “ordu- sanayi kompleksi” daha iyi açıkladığından bu kavramı biraz açımlanmasının faydalı olacağı açıktır.Demokrat Parti döneminde prestij ve ekonomik kayıplar yaşayan türk ordusu bu süreçten dersler çıkararak bir daha aynı marjinalizasyonu yaşamamak için gerekli önlemleri almıştır. Türkiye’deki ordu Sanayi kompleksi 1960 tan bu yana örgütlenerek sistem içinde sağlam dayanaklar oluşturup derin devlet olarak esas iktidar odağı haline gelmiş ve bunu kalıcılaştırmıştır. 12 eylül 1980 darbesiyle tüm siyasal partiler yasaklanmış, ordunun tüm rakipleri siyasi güç ve akımlar gerekçe göstermeye lüzum duyulmaksızın tasfiye edilmiştir. 1978 Maraş olaylarıdan bu yana Kürdistan’da yürütülen kirli savaş, ordu sanayi komleksinin toplumun tüm hücrelerine nüfuz etmesinde dayanak oluşturmuştur.Bu sürecin en önemli sonucu, iktidarda somut olarak bir diktatör yerine ordu sanayi kompleksinin bulunmasından dolayı, toplumu ve uluslararası kamuoyunu bu sisteme karşı örgütleme sorunudur. Zira, Türkiye’ye komşu ülkelere bakıldığında, İsrail haricinde, kral ya da diktatörler iktidardır. Bundan dolayı, Saddam Hüseyin’e karşı Irak’ta kamuoyu oluşturmak ve dünya kamuoyunu harekete geçirmek zor olmamıştır. Ama Türkiye’de hükümetler 1960, 1971, ve 1980 darbeleri dışında seçimleri kazanan partiler tarafından oluşturulmuştur, ancak bu hükümetlerin izleyecekleri esas politikalar ordu-sanayi kompleksi tarafından belirlendiğini de gözden kaçırmamak gerekmektedir.Tarihsel bir raslantı sonucu ; bu kompleksin sanayi, finans ayağnda belirleyci ve direk bir rol oynayan OYAK’ın kurulması 1960 darbesinden sonra Eisenhoover’in ordu sanayi kompleksini açıkladığı konuşma ile aynı yıla rastlamıştır. KOMPLEKSTE ORDUTürkiyedeki rejim 60’lara kadar totoliter bir görünüm sergilerken 1960 darbesinden sonra darbecilerin rötuşları ile proteryen bir cumhuriyet halini almıştır. 1960 darbesinde sessiz sedasız anayasa ile değiştirilen noktalardan birisi anayasanın 4. maddesidir Bu maddede egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olma maddesi değiştirilerek : “Egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletinindir. Millet egemenliğini anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eli ile kullanılır diyerek egemenliği kullanma konusunda tek organ olan” TBMM” millet egemenliğini kullanan tek yetkili organ olmaktan çıkarılmış , egemenliği kullanan organlardan birisi durumuna getirilmiştir. Ancak Bu kompleksin elemanlarından orduyu öncelikle ele aldığımızda Ordu ; 27 mayıs 1960, 12 mart 1971 ve 12 eylül 1980 de açık darbe yaparak devleti yeniden kendi lehine reorganize ederek konumunu güçlendirmiş ve 28 şubat 1997 Erbakan hükümetini açık darbe yapmadan hükümetten düşürebilecek güce ulaşmıştır. AB’ne üyelik sürecinde Türkiye’nin önüne sürülen Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu, Güney Kürdistan’da ki gelişmeler karşısında alınacak tavır söz konusu olduğunda : Ordunun alınan kararlarda belirleyiciliği ön plana çıkmaktadır. Demokratik bir siyasal sistem içinde ordunun rolu siyasal gücün sadece ve sadece bir enstrümanı iken, Türkiye’de ise ordunun sistemi kendi iradesine tabi kılması söz konusudur.Silahlanma harcamalarında ordu kendi önceliklerini hükümete dikte etmekte ve modernizasyon için büyük harcamalar yapılmaktadır. 1980’li yıllarda ordu fiili olarak silah üreticisi ve ihracatçısı konumuna gelmiştir. Son 20 yılda, Türkiye ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İsrail v.b. ülkelerin önemli alıcıları arasına girmiştir. Önümüzdeki yıllarda bu durumun daha da derinleşerek süreceği açıktır. Zaten Türk ordusu 2000’lerin başında uygulamaya koyduğu 10 yıllık silahlanma programının ortasındadır. Erol Özkoray ordu ne işe yarar adlı yazısındaTürk silahlı kuvvetlerinin bütçeden aldığı payın % 30 olduğunu ileri sürdüğü yazısındaTürkiyenin resmi bütçedeki payı % 11 olarak görülmekle birlikte, buradaki amaç gerçek payı gizlemektir. Ordu, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlıklarından dolaylı fon kullanmaktadır.(bina yapımı, yol yapımı, telekomünikasyon alt yapısı gibi.) Ayrıca Savunma Sanayi Fonu’da ordunun emrindedir. Bu nedenlerden dolayı ordunun harcamaları ile ilgili güvenebileceğimiz kaynaklar yabancıdır. SİPRİ ( Stockholm uluslararası barış Araştırma Enstitüsü) ve İİSS ( Uluslararası Stratejik Araştırma Enstitüsü ) verileri baz olarak alınmıştır. Bu kaynaklara göre, Türk ordusunun bütçesinden aldığı pay % 30 un altında değildir diye yazmaktadır. Orduda üst düzeyde görev yapmış subaylar emekli olduktan sonra, öncelikle KİT’ler ve büyük grupların yönetim kurullarına atanarak emekli maaşları haricinde ek gelirlere sahip olurken sanayi ekonomiye yön vermede karar organlarında söz sahibi olmakta dernekler vakıflar aracılığıyla toplumun tüm hücrelerine nüfuz ederek ayrıcalıklı konumlarının kendilerine sağladığı avantajları aşağıdan yukarıya toplumun her kademesinde kullanarak kendi sistemlerini yerleştirmektedirler.Büyük çoğunluk askeri harcamaların milli savunma bakanlığının denetiminde olduğunu düşünse de realitede milli savunma komisyonunun görüşmeleri gizli celseyle yapılır ve ne sayıştay ne de parlemento askeri harcamaları ordunun elindeki kamu mülkiyetini askeri alımları ve ya askeri kadroların üzerindeki denetim hakkına sahiptir. Türkiye sisteminde ordu Sayıştayın ve parlemento denetiminin dışında bir güçtür. Milli savunma Bakanligi verilerine göre ; Türk silahli kuvvetlerinin personnel durumu aşağidaki gibidir : Kara Kuvvetleri K - Subay Astsubay Uzman Er Mem – Işci Toplam26. 700 27. 200 216 427. 000 6140 487. 256Hava Kuvvetleri K Subay Astsubay Uzman Er Memur-Isci Toplam5 500 21 400 -- 31 000 2 350 60 250Deniz Kuvvetleri K Subay Astsubay Uzman Er Memur-Isci Toplam4 500 10 800 -- 37 000 1 830 54 130JandarmaSubay Astsubay Uzman Er Memur-Isci Toplam2 450 12 000 5 900 120 000 3 100 143 450 TOPLAM Subay Astsubay Uzman Er Memur-Isci Toplam 39 150 71 400 6 116 615 000 13 420 745 086Yani TSK yaklaşık 40 000 subay, 80 000 astsubay ve uzman erbaş, 15 000 memur ve işci ile döneme göre 600 000 ile 700 000 er ve erbaştan ve 60 000 ile 70 000 korucudan oluşmaktadır. 70 milyon nüfusa sahip Türkiye’de her 100 kişiden biri askerlik yapmakta ve askerlik yapan kişi toplumun diğer kesimleri tarafindan finanse edilmektedir. Mesela, 1999’da kişi basina Er ve Erbas kategorisinde yillik ortalama gider 950 milyon TL ile 1,3 milyar TL arasında degişmektedir. Bu gider 2001 yılı sonunda ortalama aylık 200 milyon TL çıktığından asker başına yıllık masraf 2,4 milyar TL’ye ulaşmıştır. Yılda yaklaşık 500 000 kişinin askere alındığı düşünüldüğünde, 15 aylık askerlik süresinin 12 aya inmesi durumunda kamu bütçesinde 2001 yılı rakamları ile 300 trilyon TL’lik tasarufa gidilebicektir. Özellikle 1980’lerden sonra kurulan ve/veya etkinleştirilen Aydınlar Ocağı, ASAM, Avrasya grubu gibi think-thank kurumlarında emekli generaller yerlerini almakta gecikmediler (Böylece Kızıl elma ittifakı faşistler ve sosyal faşistler (Doğu Perinçek vd...), kemalistler, ordu ve emniyeti kapsayacak şekilde oluşmuştur). Aynı zamanda bazı emekli subaylar yazar olarak gazete, dergiler ve televizyonda boy göstermeye başladı. Bunun dışında çok sayıda subay da anı ve uzmanlık alanlarında kitaplar yayınlayarak kamuoyunu ordu sanayi kompleksi lehinde yönlendirmede önemli bir rol oynamaktadır.Türkiye’deki siyasal güçler, partiler ve bürokrasi bu gücün karşısında başından beri teslimiyet içindeydiler ve süreç içinde ordu kendi içine kapalı ve kendini her yönden yeniden üretebilen ayrıcalıklarla ve korumalarla donatılmış istihbarat birimleriyle desteklenmiş, askeri ,siyasi, ekonomik ve ideolojik üstünlükleri elinde tutan bir “yönetici sosyal sınıf ”haline gelerek derin devlet olarak tanımlanan ordu-sanayi kompleksi halini almıştır. Ahmet ALİM02/01/2006
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.