BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
Sami Þoreþ · 24.02.2007 · 1 görüntülenme
ABD, Türkiye-Kuzey Irak Yönetimi ilişkilerinin doğallaşmasını gerçekten istiyorsa, Türk ordusunu siyasete karışmaması için ikna etmeli. Ordu, reformlara rağmen Irak konusunda hükümete karışmaya devam ediyor Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'nın Kuzey Irak'taki Kürt yönetimiyle işbirliği yapabileceğini düşündüğünü söyleyerek doğru yaptı. Bu söz Türkiye'yle Irak Kürdistan'ı arasındaki buzları kırma konusunda tam anlamıyla istenen çıkış olmasa da, Türk hükümetinin, Kürt ve Irak şartlarıyla ilişkiye geçmek için cesur ve yeni bir politika çizilmesini önemsediğine dair açık ve güçlü bir işaretti. Bazı kinci kişiler, Erdoğan'ın açıklamalarının ekimdeki meclis seçimlerinde Kürt seçmenlerden oy alma amaçlı bir oyundan öteye gitmeyeceğine dikkat çekse de, yeni politika gayet yerinde. Fakat sorun, Ankara'nın tek karar merkezini oluşturmaması. Sorun ayrıca, kararların demokratik yöntemlerle ve farklı düşünceler ortaya konarak alınmamasında. Türkiye'nin tutum belirleme biçimi çoğu zaman, siyasi karar alma araçlarındaki karmaşa ve tezatın derinliğine işaret ediyor. Zira siyasi karar merkezleri üzerinde nüfuza sahip olan ordu, açıklamasının üzerinden iki gün geçmeden Erdoğan'ın sözünü 'bozmakta' ve Irak'taki Kürt partileri PKK'yı desteklemekle suçlamakta gecikmedi. Aslında bu suçlamalar kaygı nedeni değil. Zira Türkiye'de ordu zaten sürekli sert bir dille öne çıkıyor. Asıl sorun ordunun, Ankara'nın Bağdat ve Erbil'le ilişkilerini iyileştirme amaçlı Amerikan çabalarını baltalaması. Bazıları ordunun sözlerinin gerçek Türk tutumunu ifade etmediğini düşünüyor. Çünkü 1960, 1971 ve 1980'de üç darbe yapmış olan ordunun, siyasetçileri politikalarını belirlemekten ve bunları Anayasa çerçevesinde hayata geçirmekten alıkoyma gücüne eskisi kadar sahip değil. Bu bağlamda AB'nin, ordunun siyasetteki nüfuzuna nokta koyması için Ankara'ya yaptığı yoğun baskıya işaret ediliyor. Bu baskılar nihayetinde Meclis'in ordunun yetkilerini sınırlayan yasalar çıkarmasına yol açtı. Fakat AB'yi Türkiye'ye tam üyelik vermekten alıkoyan gerçeklerden biri, reformlara rağmen ordunun Ankara politikalarını belirleme gücüne hâlâ bir miktar sahip olması. Bu güç aslında iç şartlardan değil, Washington'ın Türk ordusuyla sağlam ilişkilerinden kaynaklanıyor. Birçok uzman, ABD'nin Avrupalıların aksine Türkiye, Pakistan, Endonezya ve İsrail gibi ülkelerde ordunun sahip olduğu geniş yetkileri göz ardı ettiği görüşünde. Bu kimselere göre, ABD ordunun bu ülkelerdeki gücünü, koalisyonların sürmesinin, bu ülkelerin terör tehlikesinden, iç bölünmelerden, dış tehlikelerden korunmasının güvencesi olarak görüyor. Ortadoğu, hesapta olmayan çekişmelerin yaşandığı bir uçurumda yaşıyor: İran'ın ABD, Avrupa ülkeleri ve uluslararası toplumla çekişmeleri; Suriye ve Lübnan'daki her an patlayabilecek tıkanıklıklar; İsrail, Filistinliler ve Hamas; terörün Irak ve Afganistan'daki tehlikelerinin artması; kitle imha silahları; biriken ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlar; iktidardaki rejimlerle halkları arasındaki uçurumlar. Tüm bunlar, ABD'nin Türkiye'yle koalisyonunu sağlamlaştırarak ve ordunun Ankara'nın siyasi kararları üzerindeki nüfuzuna nokta koymaya yönelik Avrupa çabalarını destekleyerek, Türkiye'yle ilişkilerini düzeltme yönünde çalışmasını öngörüyor. Bu tür bir Amerikan adımının yokluğunda, Türkiye İslam dünyasında demokratik cazibe noktası olamaz, hoşgörü ve çokseslilik değerlerinin yayılmasında etkili rol oynayamaz. Ayrıca, ABD'ye kendi krizlerinde, savaşlarında ve Ortadoğu'da demokrasinin yayılması çabalarında istenen desteği veremez. Güvenlik için Kürdistan'la ilişki şartErdoğan'ın Irak Kürdistanı'yla sıcak ilişkilerle ilgili sözlerinin doğru zamanda atılmış doğru bir adım olduğu söylenebilir. Zira başbakan ülkesinin en azından coğrafi anlamda Ortadoğu fırtınasının ortasında bulunduğunu biliyor. Ayrıca, bölgenin şu sıkıntılı sürecinde ulusal güvenliğin pekişmesinin, Irak Kürdistanı'yla ilişkilerin doğallaşmasını gerektirdiğinin de farkında. Erdoğan, ordunun uyguladığı şiddet politikasının Türk laikliğini köktenci tehlikelerden koruyamayacağının da farkında. Fakat hem kendi çabalarını, hem da Kuzey Irak Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani'nin, hatta ABD'nin de çabalarını engelleyen sorun, hâlâ Kemalist ideolojinin izini sürdüren ordunun tutumudur. ABD, Türkiye'yle Irak Kürdistanı arasındaki havanın doğallaşmasına ciddi katkı yapmak istiyorsa, en azından Kuzey Irak konusunda Türk siyasetini boğmaktan vazgeçmeye ikna etmek amacıyla orduya baskı yapmalıdır. Washington, bu konuda başarısız olursa, Erdoğan'ın açıklamalarının sadece sözde kalmasını, Türkiye'yle Irak Kürtleri arasındaki anlaşmazlıkların artmasını ve kontrol altına alması zor bir sıkıntılı dönemin yaklaşmasını garipsememeli. (Londra'da Arapça yayımlanan Hayat gazetesi, 20 Şubat 2007)
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.