BİR ANTLAŞMA; DÖRT İTTİHATCI BİR BOLŞEVİK
Bîşar Norşîn · 7 ay önce
mehmetmufit · 02.11.2007 · 2 görüntülenme
20. yuzyili büyük acilar ve kayiplarla kaybeden Kurd milleti, 3. millenium’un safaginda Güney Kurdistan’da yakaladigi tarihi momenti devlete dönüstürmenin mücadelesini verdigi bu kosullarda Türk generaller rejimi, bu süreci durdurmak istemektedir. Rejim adeta buna kilitlenmistir. Iç ve dis politikalar bu durum esas alinarak yapilmaktadir. Her kes çok iyi bilmektedir ki; PKK’nin güney Kurdistan’daki varligi bir bahanededir. Bas general Y. Büyükanit her açiklamasinda asil sorunun, güney Kurdistan’da kurulmakta ve insa edilmekte olan „Kurd devleti“ oldugu açikça görülmektedir. Türk generalleri için „tehlike“ söyle siralanmaktadir: 1- Güney Kurdistan Federe devleti, 2- Kerkuk sorunu, 3- PKK sorunu. Generallerin bu yönlü açiklamalarindaki „tehdit ve tehlike“ siralamasi aynen böyledir. En son Y. Büyükanit’in 29 Ekim vesilesiyle yaptigi açiklamada da bir daha asil tehlikenin güney Kurdistan devleti oldugunu, PKK’nin ise „bir tehdit unsuru“ olusturdugunun alti çizilmektedir. Sorun iyi anlasilmali ve açikça belirlenmelidir; Türk generalleri, ne pahasina olursa olsun güneyde temelleri atilan Kurdistan devletinin kurulus ve insasini engellemek istemektedirler. Ve biz kuzeyli vatanseverler bu tehditi son derece ciddiye almaliyiz. Özellikle Saddam’in Baas iktidarinin devrilmesinden bu yana, Türk devleti için sorunun esasi hiç bir zaman PKK olmadi. Bu bakima, PKK’nin kuyruguna takilmis olanlarin ve „Türkiyecilik“ yapanlarin sürekli halkimiza siringa etmeye çalistiklarinin aksine bir durum vardir. PKK sadece Türk generallerinin irçi-fasist propagandalarinda ve siyasetlerinin olusturulmasinda iç ve dis kamuoyunun manipule edilmesi için bir enstrumandir. Sonuçta PKK, Türk devletinin plan ve hesaplari dogrultusunda hareket etmektedir. A. Öcalan’in yakalanmasini takiben PKK’nin güney Kurdistan’a çekilmesi olayinda bir çoklarimiz, Türk generalleri rejiminin güney Kurdistan’a yönelik ciddi bir planinin oldugunu görmüstü. Tabi bizler açisindan, asil sorun bunun görülmesi degildir, mesele buna ragmen bir seçenegin yaratilmamis olmasidir. Buda sorunun bir baska kismini olusturmaktadir. Türk generalleri bu asamaya oldukça planli ve hesapli geldiler; önce PKK’ye A. Öcalan’in „direktiviyle“ yeniden savas karari çikarttirdilar. Akabinden Y. Büyükanit ekibinin orduya ve iktidar erkine hakim olmasi gerçeklestirildi. Bu surede, Türk halk kitleleri yogunca irçi-fasist propagandayla generallerin savas hazirliklari dogrultusunda hazir hale getirildi. Simdi ise basta ABD olamak üzere, bölge devletleriyle güç gösterisinde bulunularak pazarliklar yapilmaktadir. Bu pazarliklarin esasi ABD ve Türk generaller rejimi arasinda gerçeklesmektedir. Faturasi ise güney Kurdistan’a ve savunmasiz kuzey Kurdlerine çikarilmak isteniyor. Türk kafatasçi fasist generalleri Kurd milletinden ve güney Kurdistan’dan ne istiyor? Onlarin planlarinin bosa çikarilmasi için bu soruya Kurdistanî vatanseverlerin net cevap vermeleri gerekiyor.Öncelikle olayin gelisimine bakmak lazim. Türk devlet erkinin tepesindeki en güçlü kisi olan general Yasar Büyükanit’in, bir önceki hükümetin milli savunma bakani Vecdi Gönül’ün ve ardindan o dönemin dis isleri bakani Abdullah Gül’ün zemin hazirlamak için Subat 07 tarihinde resmi görüsmelerini takiben ABD’ye gitmis olmasinin bir çok boyutunun oldugu görülmektedir.Ama önce sunu hatirlatmak gerekir ki ; bütün bu resmi « ziyaret » ve görüsmelerin, 24 Ocak’ta « Türkiye Büyük Millet Meclisi »nde yapilan « Gizli Oturum »un dogrudan karari ve devami olarak gündeme alinmistir. Bilindigi gibi, tamamiyla basina ve kamuoyuna kapali olarak yapilan « gizli oturum »un bas ve esas gündemi Güney Kurdistan olusturmustur. Bu sorunu görüsmek üzere Turk Millet Meclisi böylece dört sene içinde 5. kez « gizli oturum »unu gerçeklestirmis oldu. Türk generallerinin ve diger irkçi-fasist sivil siyasetçilerinin kendi deyimleriyle « Kurd sorunu » Turkiye’nin milli meselesi ve stratejik sorununu olusturmaktadir. O bakima, ABD’nin ikna edilmeye çalisilmasi onlar bakimindan sonderece önem tasimaktadir. Esasinda söz konu olan, kamuoyu ve medya organlarindan gizlenen, siyasi boyutlarini ancak tahmin edebildigimiz ABD ile olan pazarliklardir. Savasçi Türk generalinin bütün çabalarina ragmen ABD’den istediklerini alamadigi görülmektedir. ABD ile olan « stratejik ortaklik » artik karsilikli çikarlara cevap veremez olmustur. ABD’nin ortadogu politikasi, Kurd düsmani Türk generallerinin dar ve irkçi siyasetleriyle çatisma noktasina gelmistir. Bu çatisma 1991 Körfez savasindan beri var ve degisik biçimler ve yogunluklar kazanarak bu güne kadar sürmüstür. ABD ile olan pazarliklarin üç boyutu vardir : Birincisi ; güney Kurdistan meselesidir. Ikincisi ; Ermeni jenosidinin ABD tarafindan taninmasinin yolunun açilmis olmasi sorunudur. Üçüncüsü ; Iran boyutudur. Ermeni jenosidinin taninmasi ve Iran « sorunu » etrafinda dönen bütün pazarliklarin faturasini Türk generalleri güney Kurdistan’a çikarmak ve bu arada, kuzey Kurdlerinide tamamiyla sindirmek istemektedirler. Y. Büyükanit ekibinin iktidar erkine tamamiyla hakim olmasindan beri hazirlanmakta olan savas ortaminin iç ve dis politik sebepleri vardir ; iç sebebler esas planda , AKP’nin seçimlerle hükümet olmasiyla baslayan ve gittikçe iç siyasi dengeleri yerinden oynatan yeni siyasi ortamin olusmaya yüz tutmasina bagli olarak açiga çikmistir. Açiga çikmistir diyorum çünkü, Ittihat’i Teraki’nin devami olan Kemalist çizgiye muhalif olan Anadolu sermayesine ve burjuvasina dayanan bir baska siyasi cereyan her zaman var olmustur. AKP bu cereyanin güçlü kitleleri de arkalamayi becermis bir versiyonu seklinde tezahur etmesidir. Burada sorun sudur ; AKP, Türk ordusunun basinda bulundugu « Milli Mutabakat » politikasinda çatlakliklarin ve zayiflamalarin olusmasina neden oldugu için generallerin tehdit ve santajlarina maruz kalmistir. Bu bakima, generallerin fasist-irkçi çikislarini sadece « Kurd meselesi »ne baglamak, madalyonun öbür yüzünü görmemek olur. Bu tür yüzeysel bir yaklasim, hakim Türk siyasetindeki çalkantilarin, çeliskilerin ve çatismalarin görülmesini ve dolayisiyla karsi mukabil politikarin olusturulmasini engeller.Kurdistanî durusa sahip olan devrimci vatanserler bakimindan bu sorunun su tarzda yanitlanmasi gerekiyor ; AKP ile Türk generallerin çatisma içinde olmalari ve Kurdistan ulusal kurtulus hareketine karsi olusturulmus olan Türk « Milli Mutabakat » politikasinda bir çatlagin olusmasi Kurdistan’in menfaatinedir. Ama simdi, savas ortaminin yeniden olusturulmasi sayesinde fasist generaller ipleri ellerine alarak, T. Özal döneminde oldugu gibi bir durumun ortaya çikmasini engellemistir. Dikkat edilsin, ne zaman savas ve kargasalik ortami nisbeten durulmussa hakim Turk politikasinda çalkantilarda o zaman bas göstermistir. Buna sebeb olabilen bir baska siyasi durum ise Kurdistan ulusal kurtulus hareketinin güçlülügüdür. Ne var ki ; bu gunku siyasi konjukturde söz konusu çeliski ve « çatismada », PKK’nin eliyle « Kurd hareketi », Türk generallerin politikarinda sadece bir enstruman rolünü oynamaktadir. Dolayiisyla AKP ile ordu arasindaki çeliskilerin ve « çatismalarin » derinlesmesi kesintiye ugrayarak generallerin yeniden siyasi duruma hakim olmalari gerçeklesmistir. Silahlarin konustugu savas ortaminda baska ne gibi bir sonuç ortaya çikabilirdiki ?Kurdistan ulusal kurtulus hareketi bakimindan bas düsman, hakim ulus erkini elinde bulunduran ve sömürgeciligi asil yasatan Türk ordusudur, hükümet olan partiler digildir. O bakima, Türk ordusunun iktidarini zayiflatan, ona zorluklar çikaran, « ayak bagi » olma konumuna gelen bütün çeliski ve çatismalari desteklemek gerekiyor. Bu perspektiften hareketle konusursak, peki « Kurd hareketi » ne yapti ? Hükümet-ordu çeliskisini derinlestirecegine, AKP-generaller arasindaki « çatismalarin » zeminini güçlendirecegine, ordu ve generallerin çikarlarina çalismistir. Böylece, Türk generalleri iki cephede konumlarini güçlendirmeyi basardilar, birincisi ; iç politikada ipleri tekrardan daha güçlü bir biçimde ele geçirmistir, ikincisi ; güney Kurdistan’a saldirmanin zeminini olusturmustur. Bir tek cümleyle özetlemeye çalisirsak, millet ve ülke olma esaslarina dayali milli politikalarin terk edilmesinin yol açtigi sonuçlardan birisidir bu.Böylece iç politikaya hakimiyeti saglamis olan generaller, dis politikada istediklerini elde etme dogrultusunda daha rahat hareket etme olanagina kavusmus oldular. 1-Türk devleti, güney Kurdistan’da devlet olmanin alt yapisini kurma sürecini engellemek istemektedir. 2- Kerkuk referandumunu tamamiyla gömmek istemektedir. 3- PKK ile güney Kurdistan federe devletini çatistirmak istemektedir. 4- Güney Kurdistan’in kuzeyde etkilerini kirmak, gelismekte olan çok yönlü iliskilerini sekteye ugratmak maksadiyla Kurdistan federe devletine kuzeye iliskin jandarma rolünü yüklemek istemektedir. 5- Güney Kurdistan federe devletiyle olan pazarliklarinda Türk generalleri ayrica ekonomik imtiyazlar istemektedir. 1992’den beri çapulcu zihniyetiyle güney Kurdistan’la olan sinir ticareti sayesinde palazlanan generaller daha fazlasini istemektedirler. Iran sorununda ve Ermeni jenosidi meselesinde ABD ile olan pazarliklarinda güney Kurdistan esastir. Öyle görülüyorki, Turk devleti bu pazarliklarda, bütünüyle olmasada kismi bir takim kazançlar elde edecektir. Ermeni jenosidinin ABD’de resmi olarak kabul edilmesini Bush yönetimi araciligiyla simdilik erteletebildi. Buna mukabil olarak ABD’ye Iran sorununda destek vermeyi taahüt ettigini düsünüyorum. Türk devleti, PKK’yi bahane ederek güney Kurdistan’i tehdit etmektedir, güney Kurdistan üzerindende Iran’a karsi konumlanmak istemektedir. ABD ile olan pazarliklarinda Iran’a karsi Bush yönetiminin politikasina angaje olmasi karsiliksiz olmayacagina göre, muhtemelen Ermeni jenosidinin ABD kongresinde oylamaya sunulmasinin engellenmesi ve güney Kurdistan’in yükselisinin frenlenmesi Bush yönetiminden istenmektedir. Hadise, bu isteklerin boyutuna ve kapsamina iliskindir. Türk generalleriyle pazarlikta, ABD Kurdistan’i ne kadar koruyacaktir? Simdilik Turkiye gözden çikarilmadigina göre tavize zorlanan kesimin Kurdistan yönetimi oldugunu görmek gerekiyor. Belli ki; Türk generalleri istediklerini alamadiklarindan ve Kurdistan federe devletinin direnç göstermesinden dolayi, sinira büyük askeri armada yigarak baskilari arttirarak caydirma ve yildirma hesaplariyla tavize zorlamaktadir. Ayni zamanda, bütün bir Kurdistan terörize edilerek destabilise edilmek isteniyor. Iran ve Suriye’den destek istenmesinin Kurdleri tavize zorlamanin bir baska yoludur. Ne var ki; güney Kurdistan yönetimi de öyle kolay pes etmeyecektir. Onunda elinde birtakim kartlar mevcuttur. Mecbur kalmadikça bu kartlari sabirla elinde tutacaktir. Güney Kurdistan siyasi önderligi öyle sanildigi gibi çaresiz ve eskisi gibi zayif konumda degildir. Ortadogu’da nasil siyaset yapilmasi gerekiyorsa güneylilerde öyle yapmaktadirlar.Bütün bu hizli gelismelerde eksikligi olan Kuzey Kurdistan’da bir baska alternatifin ne yazik ki yaratilamamis olmasidir. Sartlari ve imkanlari nisbeten daha uygun oldugu kosullarda birlesip ciddi bir seçenege yöneleceklerine bu dogrultuda çaba içinde olanlarin basarisizligi için çalisanlar elbette günün birinde Kurd milleti ve tarih önünde mahkum olacaklardir. Ve esasen, son sözler henüz söylenmemistir. 30.10.2007Mehmet Mufit
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.